X
Kim Taehyung isminde birisini tanıyor musun?
V
İlk mesaj atan taraf olmanız gururumu okşarken mesajın içeriğiyle yerle bir oluyorum.
Bana ikilemler içinde bir hayat sunuyorsunuz.
Ve yine ikilemde bırakıyorsunuz çünkü minnet mi etsem lanet mi, emin olamıyorum.
X
Hala soruma cevap vermedin.
Bırak şu edebiyatı.
V
Beni bulmak için bir yöntem mi bu da?
Kaç gündür konuşmuyoruz, belki de beni bulmuşsunuzdur çoktan.
Neden kendime bir açık yaratayım?
Edebiyat yapmak daha mantıklıyken?
X
Onun hasta olduğunu öğrendim.
Mutlu musun şimdi?
Rakibin hakkında değerli bir bilgi olsa gerek.
V
Grip mevsimi.
Herkes hasta olur.
Bunun beni neşelendirecek bir yanı yok.
X
Beni geçiştirmeye devam edeceksen öğrenci işlerine gideceğim.
Kim Taehyung'ın numarasını alacağım ve seni sonsuza kadar engelleyeceğim.
V
Ne hastalığını öğrendiniz ki? :)
X
Ne güzel geriye takıyorsun öyle.
Keşke daha önce tehdit etseydim.
V
Hastalık diyordunuz.
X
Hasta gizliliği yüzünden tam bir şey söylemediler.
Ama hastalığının adına X demişler.
Bana da çağırışım yapmadı değil :)
Belki de Taehyung'ın çok yakın bir arkadaşısındır.
V
Bunu size doktorlar mı söyledi?
X
Vahiy inmediğine göre?
V
Tanrım...
X
Bir şeyler biliyorsan söyle.
Burada içim içimi yiyor.
Finallerden birkaç hafta öncesinde de çok fazla ateşi vardı.
Yine hastanede karşılaşınca öyle bir şey olduğunu sanmıştım.
V
Ona karşı fazla hassassınız.
Ya ölürse?
Yıllarca acı mı çekeceksiniz?
Bence unutun gitsin.
O da, tıpkı diğer öğrencileriniz gibi, krem rengi sıralarda dirsek çürüten basit bir insan.
Görmezden gelin.
X
Gençliğine vereceğim ve sana kızmayacağım.
V
Ne?
Ne demek istiyorsunuz?
X
Diyorum ki, tüm bu dediklerini genç olmana yoracağım.
Yoksa başka hiç kimsenin bu kadar aptal olabileceğini düşünmüyorum.
V
Ben aptal falan değilim.
Realistim.
X
O zaman bir de şöyle realist ol.
Benim yerime Taehyung'ı, kendinin yerine de beni koy.
Senin GERÇEKTEN sevdiğini iddia ettiğin Taehyung ölecek diyelim.
Ona daha yeni yeni aşık oluyorken, bu yabancı hissi benimsemeye çalışıyorken bir anda ellerinden kayıp gideceğini düşün.
Sence tek kaçış yolu, onun için hissettiğin onca güzel duygudan, yalnızca ufak bir kırıntısı deni rahatsız etti diye vazgeçmek mi gerçekten?
V
Evet.
Bir bardak sütü düşünün.
O berrak renkli sütün içine sadece bir damla siyah bir sıvı dökmeniz, hepsinin kararmasına neden olacaktır.
Sevgi, bir damla nefret ve acıyla kararabilecek saf bir duygudur.
Acı çeke çeke kimse sevmeye devam etmez.
X
O halde bana yazmayı kes.
Bir daha benimle asla konuşma.
Çünkü sevgisini bir damla nefretle bulundurabilecek birisine güvenebileceğimi sanmıyorum.
*X tarafından engellendiniz*
*Artık bu kişiye mesaj atamazsınız*
V
Ne?
(İletilemedi)
GERÇEKTEN ENGELLEDİNİZ Mİ?
(İletilemedi)
Saçmalığın daniskası bu!
(İletilemedi)
Koşarak merdivenleri inen Min Yoongi, bugün yine tüm bahtsızlığını kullanmaktan geri kalmıyordu. Kim Seokjin ile çarpışmış ve iki tarafa savrulmuşlardı. "Ne bu acele, Yoon?" Diye çıkıştı Jin. Uzun zamandır görmediği arkadaşıyla planladığı konuşmanın başlangıcını böyle hayal etmiyordu.
"Acele ettiğim yok, sen niye önüne bakmıyorsun asıl? Burası merdivenin bana göre sağ, sana göre sol tarafı. Tamamıyla sen suçlusun!" Üstünü çırpıyor, kenara fırlamış gözlüklerini ve telefonuna uzanıyordu. İkisinin de kırılmamış olması için tanrıya yalvardı zira bir de bunlarla uğraşmak istemiyordu.
"İlkokul kurallarını hala uygulayan insanların olduğunu unuttuğum için gerçekten özür dilerim, Yoon. Bir dahakine SEN önüne bakmadığın için kesinlikle sağ taraftan çıkacağıma emin olabilirsin!" Nefes nefese, işaret parmağını Yoongi'ye tehditkar bir havayla doğrultmuş olan Jin, sonunda gözlerini kapatmış ve derin bir iç çekmişti. "Ben de sana geliyordum, açıkçası."
Yoongi gözlüklerini düzeltti, telefonunun sağlam oluşuna içten içe şükretti ve yine o bıkkın ifadesini Jin'e doğrulttu. "Niye geliyordun? Yoksa antitezini buldun mu?"
"Tek derdimiz matematik değil, Yoon!" Sesi merdivenlerde yankılanmış, Yoongi'nin tüylerini ürpertmişti. Jin burun direklerini ovarak öfledi ve gözlerini göz kapaklarının arkasına bir süre sakladı. "Aramızdaki bu gerginliği sevmiyorum."
"Ne o? Choi seni kullandı diye bir anda aydınlanma mı yaşadın?" Ağırlığını tek bacağına vermiş, telefonu cebine atmış, dağılmış olan saçlarını bir düzene sokmak adına parmaklarını arasından hızlı hızlı geçirmişti. "Tutma beni, işlerim var."
"Öyle mi? Kim Taehyung'ı mı ayartacaksın yoksa? Asla önüne geçmek istemem, Yoon. Ben gay arkadaşımın sonuna kadar arkasındayım." Alaycı ve öfkeli yüz ifadesi ilk bakışta anlaşılıyordu.
"Bu kadar çekemediğin şey ne?" Ellerini beline yerleştirmiş, tek kaşını kaldırarak tatmim edici bir cevap beklemişti.
"Çekemediğim hiçbir şey yok! Bu apartmanda sadece sen kalıyor değilsin. Hoseok'un yanına yanına gitmek ve ona bir geçmiş olsun dileğinde bulunmak istiyordum ama sen pis bir egoist olarak bunu kendi üzerine yine gönül rahatlığıyla almış olmalısın ki dakikalardır benimle burada kavga edip duruyorsun!"
Yoongi iç geçirmiş, gözlerini devirmişti. Jin'in bu fazla kırıcı hallerine alışıktı. Ardı arkasına sıraladığı bu sert sözlerin gerçekten içinden geçenler olmadığını, sadece onu üzmek için bir bir önüne serildiğini biliyordu. Bu yüzden umursamadı, sadece yanından geçip gitmesi gerektiğini düşündü.
Jin'e çarparak merdivenleri inmeye devam ederken Jin, arkasından büyük bir merak ve öfkeyle bakmıştı. Ona böyle davranmaması gerektiğini, en azından önceki olanlardan sonra özür dileyerek gönlünü alması gerektiğini biliyordu.
Yine de merdivenleri ikişer üçer çıkmaya devam edereken Hoseok'un evine gitti ve kapısını çalıp birkaç adım geride açmasını bekledi.
Hoseok her hasta olduğunda Jin ona besleyici bir çorba yapmayı görev bilirdi. Yoongi ve ikisi onun evine gider, kendi evilermişcesine kullanır ve ardından onun biraz daha toparlandığından emin olduklarında dinlenmesi için bırakırlardı. Şimdi her ne kadar Yoongi'yle araları kötü olsa da yine birbirlerine haber vermişler, yine görevlerini yerine getirmişlerdi. Tek fark, bu sefer yalnız olmalarıydı.
Hoseok yorgun argın kapısını açtı, arkadaşını görmenin mutluluğuyla gülümsedi ama acısı o kadar ağır basıyordu ki bu tatlı tebessüm yavaş yavaş buruklaşmış, ardından tamamen yok olmuştu. "Seni görmek ne güzel, Jin." Diye mırıldandı. Sesi çatallıydı, omuzları üzerinde kalın battaniyesini tek eliyle önünde birleştirmiş halde tutuyordu, hafif kumral teni esmer kesilmişti.
"Seni de öyle. Nasılsın? Doktor ne dedi?" İçeri geçmiş, daha fazla evi soğuk havayla doldurmak istemeyerek kapıyı ardından örtmüştü. "Şu haline bak. Gerçekten çok sorumsuzsun." Battaniyesini düzeltmiş ve arkadaşını tekrar oturma odasındaki koltuğuna yatırdı.
"Bana sorumsuz diyip durmayın! Sen ve Yoongi neden her hasta olduğumda beni suçluyorsunuz, anlamıyorum. Sanki mikroplara 'darılırım ama lütfen gelin' diyip duruyorum." Burnunu çekmiş, gözlerini huzursuzlukla kapatmıştı.
"Az önce onunla karşılaştım." Dedi Jin, oturma odasıyla bitişik olan mutfağa yönelmiş, su kaynatmaya başlarken dolaptaki yiyecekleri de çıkarıyordu. "Koşa koşa iniyordu, çarpıştık ama sonra yine kavga ettik."
"Sizin anlaşma tarzınız o sanıyordum." Dedi Hoseok öksürerek. "Taehyung yüzünden gergin olmalı. Üzerine çok gitmemelisin."
"Taehyung yüzünden yine niye gergin? Çıkma teklifi etmiş de ret mi edilmiş?" Öfleye öfleye çorbayı yapmaya başladı. İlaç poşedi ada tezgahın üzerinde duruyordu ve içinde Yoongi'nin el yazısının olduğu bir not da vardı. İlaçlar hakkında kapsamlı bilgiler vermişti. "Taehyung dışında bir şey düşünemez olmuş resmen!"
"Kim bilir..." diye iç geçirdi Hoseok. "Belki de hasta olduğunu duyunca üzülmüştür. Asistanı olarak almak istiyormuş, biliyor muydun? Doktora 'zaten benim asistanım' gibi bir şey söyledi."
"Doktora mı? Bir de ona mı anlattı? Taehyung'a anlatsa daha kolay olabilirdi, neden tüm dünyaya yayma gereği duymuş, anlamıyorum."
"Hastanede onu da gördük. Çok garip bir hastalığı varmış. Doktorlar da ne olduğunu çözememişler. Bu yüzden bu hastalığa X diyorlarmış. Sence de çok garip değil mi?"
Jin sadece göz devirdi ve çorbasına odaklanmayı seçti. "İyileşir. Gençlerin abartmak konusunda yadsınamaz derecede yetenekleri var."