Bölüme baslamadan önce oy atmayı unutmayın.
Bol bol yorum görmek istiyorum. Yorum yapmayı eş geçmeyin, hayalet okuyucu olmayın.
*
______
...Hayâ ile güzellik hiçbir zaman el ele yürüyemezlermiş.
Johann Wolfgang Von Goethe
-faust-
______
°
Win Untouchable
(Dokunulmazı Kazan.)
°
Bölüm 8
Kendinle Yarışmak
*
*
*
10:57
Jungkook
Gözlerimi araladığım an ilk hissettiğim duygu, acıydı.
Başım sanki patlayacakmış gibi ağrıyordu ve o anlarda bu ağrıdan kurtulmanın tek yolunun kafamı kopartmak olduğunu düşünüyordum.
Gözlerimi etrafta gezdirdiğimde burasının benim odam olmadığını fark ettim. Evimde değildim. Sallanan pamuklu yatağım, uyurken yatağımın başındaki etrafımı sarmalayan beyaz tül yoktu. Fakat burası hiç de yabancı gelmiyordu.
Derin bir nefes aldığım an, burnuma dolan o tatlı vanilya kokusu... Nasıl yabancı gelebilirdi ki?
Aniden duyulan kapı tıklatılması ile sesin merkezine döndüm. Benden bir yanıt beklemeden aralamıştı kapıyı.
Bakışları anında bana dönerken, elindeki beyaz renk tepsi ile gülümseyerek baktı bana. Alt dudağını ağzının içine çekmiş, kaşlarını havalandırmıştı. Onu gördüğüm an, sanki baş ağrımın varlığını unutmuş gibi gülümsemiştim.
Kapıyı aralık bırakarak yanıma doğru geldi ve elindeki tepsiyi yatağın yanı başındaki komidinin üzerine bıraktı. Saniyeliğine bakışlarım oraya kaydığında benim için doyurucu bir kahvaltı hazırladığını görmüştüm. Bu gülümsememin büyümesini sağladı.
Tepsiyi bıraktıktan sonra yatakta yan tarafıma oturdu ve geceden kaldığı belli olan, aynı zamanda aynaya baktığım an özgüvenimin yerle bir olacağına emin olduğum yüzümü süzdü. Ben her ne kadar şu anda görünüşümden rahatsız olsam da, yüzünde gezinen bakışları beni dünyanın 7 harikasından birisi gibi hissettirmişti.
Kollarımı kaldırdım ve boynuna götürüp onu kendime çektim. Elleri anında belimde birleşmiş, bedeni üzerime doğru yığılmıştı. Yüzünü boynuma gömüp sesli bir nefes aldı. Ardından ise boynuma kokulu bir öpücük kondurdu.
"Güzelliğim... Ne zaman uyandın?"
"Çok olmadı." Sesim yeni uyandığım için son derece kısık ve uysal çıkıyordu.
Boynumdan ayrılarak dudaklarıma yaklaştı ve günaydın öpücüğü verdi. Gülümsememle belirdiğini tahmin ettiğim gamzelerime de bir kaç öpücük kondurduktan sonra ellerini belimden çözdü ve tekrar oturur pozisyona geçti.
"Burası senin evin mi?"
Kafasını salladı. Kahvaltı tepsisine uzanırken "Bizim evimiz." dedi ve tepsinin üzerindeki malzemeler arasından minik tabaktaki 2 adet hapı avucuna alıp, büyük bardaktaki suyla beraber uzattı.
Tahminimce akşamdan kalma hapıydı. Bu yüzden sorgulamadan yattığım yatakta doğruldum ve aniden suyu komidine bırakıp biraz önce kafamı koyduğum yastığı sırtıma yerleştiren yakışıklıya, bıyık altından güldüm.
Suyu tekrar kapıp bana uzattı. "Akşam çok fazla içtin..." Yüzü solgun ve mutsuz görünüyordu şimdi. "...Neden seni yalnız bıraktım ki?"
Neden seni yalnız bıraktım ki?
Sesi beynimde yankılanırken, dün geceyi beyin süzgeçinden geçirdim.
Dün gece beraber bara gitmiştik. Bir kaç kadeh şarap içtikten sonra midem bulanmaya başlamıştı. Sonra... Sonra Taehyung'un arkadaşı Namjoon gelmişti. Ben...?
Tuvalete gittim. İstifra ettim. Midemi boşalttıktan sonra yüzümü yıkadım. Hemen sonra Taehyung geldi.
Sonrası yok.
"O kadar sarhoşken, seni yalnız bırakmam hataydı zaten." Hapı alıp suyla beraber mideme gönderirken, dediği sözler ile kaşlarımın çatılmasını engelleyemedim. Bardağı komidine bırakmak yerine Taehyung'a verdiğimde, yavaşça komidine bıraktı ve elini karışmış olduğunu düşündüğüm saçlarıma götürüp düzeltti.
"Dün geceyi..." Bakışları saçlarımdayken, nadiren gözlerime iniyor; hemen ardından çekiyordu. "...Hatırlıyor musun?" Yutkundu.
Bakışlarım yutkunmasıyla beraber oynayan adem elmasına kayarken, elimi oraya götürdüm ve okşadım. "Çok seksi görünüyorsun."
Kıkırdadı.
"En son istifra ettiğimi hatırlıyorum. Sonra ise yığılmış olmalıyım."
Sen geldin.
Kafasını salladı. Kahvaltı tabağını gösterirken, dilimle dudaklarımı ıslattım. Tüm malzemeleri göz süzgeçinden geçirdim. Pule peyniri ve kruvasan dışındaki tüm malzemeler sanki bir İtalyan kahvaltı sofrasından çıkmış gibiydi. Briochi ekmeği, domates ve fesleğen, brasaola pastırması ve mozarella peyniri...
Yemek çubukları yardımıyla bir dilim bresaola alıp, briochi üzerine yerleştirdi ve soslanmış fesleğini de koyduktan sonra sanki kendi elleriyle yedirmeye çalışıyor gibi bana doğru yaklaştırdı. Fakat dudaklarımı aralamadım.
"Aaa yap."
Ağzımı açmayınca kaşları biraz çatılmış, bu sefer de zorla ağzıma sokmaya çalışmıştı. Tam konuşacağım sırada zorla yedirmeye çalışıyor, kafamı sağ sol yaparak sallamamı sağlıyordu. Ellerim beni zorlayan kollarıyla savaşırken, bir yandan da ağzıma siper oluyordu.
"T-Taehyung!"
"Yesene şunu!"
"Bekle- dur!"
Aniden durduğunda elindeki yiyeceği tekrar tepsiye bırakmış, ardından bana dönmeyi es geçerek bakışlarını yere eğmişti. Ellerini dizlerinin üzerine yerleştirdi. "Neden yemiyorsun Jungkook?"
"Çünkü-"
"Mideni mi bulandırıyor yoksa?"
"Hayır, o nereden çıktı?"
"Sevgilinin elinden yemek çok mu zor?"
Sevgilim...
"Sevgilim..."
Hâlâ dediği şeyin etkisinden çıkmaya çalışırken, koskoca deltanın karşımda büzülmüş dudaklarına bakıp kıkırdadım ve ellerimi yanaklarına koyup yüzüme yaklaştırdım. Burnunun ucuna minik bir öpücük kondururken, neyseki aykırı bir tepki vermiyordu.
"Çünkü fesleğene alerjim var, aptal."
*
*
İlâhi bakış açısı.
22:52
Delta elindeki soğumaya başlayan kahveyi yudumlarken -son 1 saatte olduğu gibi- bakışlarını karşısındaki dosyada gezdiriyordu. Masasının diğer tarafındaki kahverengi deri kaplama koltuğa yerleşen genç çocuk ise, yaklaşık 40 dakikadır süren sessizlikten bıkmış olmalı ki, kafasını geriye atarak iç çekiyordu.
"Sadece basit bir dosya... Neden 1 saattir inceliyorsun, anlayamıyorum."
Delta onun kısık sesine her ne kadar karşılık vermeyi düşünmese de, aklına gelen düşünce buna engel olmuştu. Keza işine karışılmasından her zaman nefret eden birisi olmuştu.
"Konu omegam ise değil 1 saat, gerekirse 1 gün incelerim. Seni ilgilendirmeyen meselelere, karışma."
Deltanın bakışları kırmızı tutamları arasından bir an ona kayarken, dilini yanağının iç kısmında gezdirmiş, ardından ise siyah renk kemik gözlüklerini bir kenara bırakarak çocuğa dönmüştü.
Çocuğun göz devirişini buradan bile görebiliyordu.
"Bunlar hiç senlik hareketler değil Victor. Sırf mevzu bahis 'omegan' için hain ikizin ile mi yüzleşeceksin? Ciddi misin sen?"
Hain.
Victor'un aklında beliren yüz yüzünden sinir katsayısı kendi kontrolü dışında yükselmiş, sanki içten içe terlediğini hissetmişti. Yüzü sinirle kasılırken, elini gömleğinin ilk iki düğmesine atıp çözdü. Genç çocuk ise onun bu hâlini yüzündeki alaycı gülümsemeyle izliyordu. Fakat aniden ona dönen sinirli bakışlar ile karşılaşana kadar...
"Bence bu kadar net konuşmamalısın. Hain dediğin insanın sekreterliğini yapıyorken, hemde..." Göz ucuyla çocuğu küçümseyen bakışlarıyla süzdü. "...Asıl hainin kim olduğu apaçık ortada değil mi, Park?"
Çocuğun yüzünde tepkisiz bir ifade bulunurken, elini saçlarına geçirip geriye attı. Dolgun dudakları büzülmüş, yanakları kızarmıştı. Fakat bu modundan çıkması hiç de zor olmadı.
"Orada senin için çalıştığımı biliyorsun Victor. Ben de çok meraklı değilim herhalde; Kim Taehyung ile o şımarık omeganın oynaşmalarını izlemeye-"
Aniden masaya vurulan yumruk cümlesinin devamını getirememesine neden olmuştu. Keza yumruğun sahibi deltaya bakarken, gördüğü tek şey vahşetti. Siyah irislerinden alevler yükseliyordu sanki.
Ve o alevler her yükselişinde, bir ölümü müjdeliyor misali feromon yayılıyordu delta.
Adamın zaten sertleşmiş ifadeye sahip yüzü milimine dek kaskatı kesilmiş, yumruğunun bulunduğu elindeki eklemleri -kullandığı kuvvetin getirisi- bembeyaz olmuştu. Alevden bakışları neyseki çocuğun üzerinde değildi. Zira öyle olsaydı, çocuk bu feromon dalgasına daha fazla dayanamazdı. Adamın feromon öylesine kuvvetliydi ki, her an kendi ciğerleri patlayabilirdi.
Siyah saçlı olan elini -sanki sancıyı alacakmış gibi- çok hızlı atmaya başlayan kalbine götürürken, deltanın sinirli nefes alışverişini duyabiliyordu.
Gitgide yükseleyen ağır feromon kendi kurduna diz çöktürürken, elini zorlanan ciğerlerine götürdü bu sefer de. Ciddi anlamda, öleceğini hissediyordu. Ki dışarıdan bakan birisi onun renk değiştirmeye başlayan tenini kolaylıkla ayırt edebilirdi.
Koltuktan düşerek avuçlarını yere verdi ve deltaya itafen tam olarak anlaşılmayan mırıltılar çıkarttı. Yalvarmak istiyordu fakat yalvaracak nefesini bile kesmişti kırmızı saçlı adam.
Zorla masaya tutundu.
Victor, onu bu şekilde görünce biraz olsun kendini dizginledi ve bir kaç saniyenin ardından feromonlarını azalttı. Tam da o anda çocuktan rahatlamış bir nefes alışveriş sesi duyulurken, delta sadece ona göz ucuyla baktı.
"Omegam hakkında bir daha kötü bir söz söylersen... Sana yemin ediyorum ki, bu sefer işi feromona bırakmam, Jimin."
Seğiren yüz kaslarını ve sinirli feromonlarını dizginlemeye çalışırken, kafasıyla yaptığı işaret ile ısrar etmeden odadan çıkan çocuğun kapıyı çarpışını duymuştu. Bir kaç saniyenin ardından bu deri koltuğun artık ona dar geldiğini hisseder gibi bunalarak kalkmış ve elindeki kahve kupası ile beraber ilerleyerek kendisini gecenin tüm manzarasını ayaklarına seren camdan dışarıyı izlerken bulmuştu.
Havadaki sayısız yıldızın her biri geceyi aydınlatan Ay'ın affına sığınıyor gibi görünse de, Ay'ın parlamak için onlara muhtaç olduğunu bilmiyorlardı.
Güzel omegası, yıldızların içerisinde doğduğu bal sarısına dönüşmüş irislerin arasında, kendisine yabancı olan deltaya muhtaç gözlerle baksa da; parlamak için ona ve Ay'dan tenine muhtaç olan adamı bilmiyordu.
Adamın elindeki tamamen soğumuş kahveden yeni bir yudum alırken, omegayı düşünürken yumuşayan irislerini manzarada gezindiriyor; aklında canlanan anı ile istemsizce gülümsüyordu.
...
"Kim Victor... Kırmızı deltan."
Güzel omeganın hem -her ne kadar etkileyici olsa da- fazlasıyla baskın feromondan, hem de hâlâ sarhoş olan bilincinden dolayı algıları son derece kapalıydı.
Fakat bu ismi duymuş, sızmadan önce tekrarlamıştı.
"Kim Victor... Kırmızı deltam."
...
.
.
.
bölüm sonu.
arkadaşlar bir dakika. jungkookun ficteki karakterine orospu muamelesi yapanlar gelmeden acıklama yapmak istedim.
öncelikle omeganın iki tane ruh eşi varsa, bu durumda kurdunun taehyung'a beslediği etkilenmiş his ve güven durumu aynı şekilde victor'a da besleyecek. bu çok normal bir şey.
sanırım victor'u kurguya katmak gerçekten riskli oldu. dediğim gibi umarım kötü yorumlar yapmazsınız.
hepinizi cok seviyorum.
öptümtrong>



