!uyarı! Bu bölüm bazı okuyucuların rahatsız olabileceği (cinsellik, cinsel şiddet, kirli konuşma vb.) sahneler içermektedir. (Aynı zamanda şunu belirtmek isterim ki, hamilelik durumunda cinsel ilişkiye girmek -çok sert ve korunmasız davranılmadığı sürece- bebek için bir tehlike yaratmaz.) kesinlikle smut sessizliği istemiyorum, bunu önceden söyleyeyim. çünkü gerçekten uzun bir bölüm oldu, ki belki de kitabın bu zamana kadarki en uzun bölümü. rica ediyorum smut sessizliği olmasın. ✵ ✵ ✵ •Io ve Zeus• Christian Friedrich Eckstein, 1840 Io, Argos'ta yaşayan, Hera'nın tapınağında rahibe olan güzeller güzeli, ölümlü bir kadındır. Tanrıların kralı Zeus, Io'ya âşık olur ve onunla birlikte olmak ister. Fakat Zeus'un eşi Hera, kocasının sadakatsizliklerini genelde fark eder. Ve Zeus, Hera'dan saklanmak için Io'yu bembeyaz bir ineğe dönüştürür. Lakin Hera akıllı bir kadındır. Elbette hileyi fark eder ve Zeus'tan bu ineği kendisine hediye etmesini ister. Zeus ise çaresiz kabul eder. Hera, ineğe göz kulak olması için sağ kolu olan dev Argus Panoptes'e emanet eder. Argus ona sadıktır, hiç uyumaz, sürekli gözleriyle Io'yu gözetler. Zeus ise bir umut, Io'nun kurtulmasını ister ve habercisi Hermes'i gönderir. Hermes, müzik ve hikâyelerle Argus'u uyutur, ardından onu öldürür. Bunun üzerine yas tutan Hera, Argus'un gözlerini alıp en sevdiği kuşun, tavus kuşunun tüylerine yerleştirir. Bu yüzden tavus kuşunun kuyruğunda göz desenleri olduğuna inanılmaktadır. Aradan bir süre geçse de Hera öfkesini dindirmez, Io'nun peşine sürekli bir at sineği olan Gadfly'i musallat eder. Io, sinekten kaçarken bütün dünyayı dolaşır: Yunanistan'dan Anadolu'ya, oradan Mısır'a kadar sürüklenir. En sonunda Mısır'a varır. Orada Zeus onun üzerinden laneti kaldırır ve Io tekrar insana dönüşür. Mısır'da Zeus'un oğlu Epaphus'u doğurur. Bu soy daha sonra pek çok kahramana -Herakles de buna dahildir- kadar uzanır. Bu efsane aynı zamanda şehvet, kıskançlık ve dönüşüm temalarını bir arada barındırdığı için sanat tarihinde çok sık işlenmiştir. ✵ ✵ ✵ Win Untouchable (Dokunulmazı Kazanmak) ✵ ✵ ✵ Bölüm 32 •Io'nun Şarabından Bir Yudum Alalım• ✵ ✵ ✵ 6 AY ÖNCE kahraman bakış açısı geçmiş zaman Taehyung gittikten sonra uzun bir süre sessizce oturmaya devam etmiştim o taburede. Ağlayasım bile gelmemişti. Öyle ki, ağlamaya bile yorgun hissediyordum sanki. İçimi rahatlatan ama bir yandan da her vakit ukte bıraktıran bir şeyler vardı. Boş hissediyordum. Ardından annem yanıma geldi, akşam onunla kalmamı istedi. Aslında bu benim için en iyi seçenek olurdu. Keza tekrardan köşke dönmeye hazır hissettiğim söylenemezdi. Victor'un tepkisini tam anlamıyla kestiremiyordum. Ama sabah tekrar pastaneye geldiğimizde, daha gün yeni ağarmışken pastane kapısındaki bir adımlık merdivende sus pus oturan Victor'u gördüğümde hazır olup olmamamın ne kadar gereksiz olduğunu anladım. Ben ne kadar kaçarsam kaçayım, peşimden gelecekti. Beni boşluktan çekip çıkaracaktı. Yardım eli uzatacaktı. Öyle ki annemle tanışmışlar, sohbet etmişlerdi. Annem sürekli olarak ona ne kadar yakışıklı olduğunu söylüyor, bana kaş göz yaparak beğendiğinden bahsediyordu. Ama ona katılmamak olmazdı. Bir büyüğüyle konuşurken, öyle saygılı ve efendiydi ki hayran olmamak elde değildi. Köşke tekrar geldiğimizde ise tepkisinin değişmeyeceğini bir defa daha kanıtladı. "Beni..." Öyle bir derin bir iç çekti ki Victor, bir an tüm bedenimde hissettim sıcak havasını. "Öyle korkuttun ki, anlatamam." Bana ait olan odadaki beyaz satenlerle örtülü yatağımda daha belirginleşmemiş karnıma dikkat ederek uzanırken, yüz üstü yanıma uzanmış deltam yanağını göğsümün üzerine bırakmıştı. Bir eliyle belimi okşuyor, diğer elinin uzun parmaklarıyla ise başını yasladığı kolumda geziniyordu. Dedikleriyle kıkırdamadan edemedim. "Korkulacak bir şey yoktu. Abartma Victor." Yüzünü yüzüme doğru kaldırdı. Çeneme seri bir öpücük kondurdu. "Nasıl abartmayayım? Jimin yüzlerce mesaj yollamış, almış başını gitmişsin. Zaten telefon çekmiyordu, çok sonra alabildim mesajları. Gerçekten o kadar çok korktum ki." Ses tonundan bile belli ediyordu tedirginliğini. Ama şu anda burada, kolları arasında bulunmamdan hoşnut gibiydi. Kaldırdığı yüzü sağolsun, dudaklarını yüzümün her bir noktasına değdirmeden edemiyordu. "Ya Victor!" Kıkırdadı mızmızlanmamla. Tekrardan kafasını göğsüme koyduğunda aramızda ufak bir sessizlik çöktü. Ama rahatsız edici değildi bu sessizlik. Huzur vericiydi. Sanki bir yaz akşamı sahil kenarında uzaktaki mekanların ışıkları vururken, ayın ışığına daha yakın olmanın getirdiği huzur gibiydi. Ya da zorlu bir günün ardından tam sıcacık yatağına girmişken, Tanrı sana iyi bir uyku bahşetmek için yağmur damlalarını camına değdiğinde yaşanan bir huzurdu. Evimdeydim. Huzurluydum. "Güzelim?" "Hm?" diye karşılık verdim tavana bakarken. Victor çenemin altını okşuyordu parmak uçlarıyla yavaşça. "Sence annen beni sevdi mi?" Kıkırdadım dediğiyle. Öyle bir kıkırdamıştım ki gözlerim görünmeyecek şekilde kısılmış, varlığından rahatsız olduğum çıkık ön dişlerim göz önüne serilince elimi dudaklarıma siper etmiştim. "Çok sevdi hem de!" diye karşılık verdiğim sırada, hala dudaklarımda olan elimi kavradı Victor. Usulca indirdi aşağıya. Avuç içimi öptü. "Dişlerin çok tatlı. Tavşan gibi. Sen gülünce resmen içimde kelebekler tepiniyor." Onun adına belki gerçek ama benim içim palavra olan iltifatıyla alayla göz devirdim. "Tabii. Ne demezsin." diye fısıldadığımda Victor bir anda yatakta doğrulmuştu. "Ne? Bana inanmıyor musun!" Dudaklarımı birbirine bastırıp bedenimi onu göremeyeceğim şekilde yana yatırmaya yeltendiğimde buna izin vermedi ve bir anda bedenini üstümde buldum. Bacakları da kolları da iki yanımda bulundu. Şaşkınlıkla gülerken dudaklarını dudaklarıma bastıran adamı uzaklaştıracağım sırada bir eliyle bileklerimi tuttu ve kafamın üzerinde birleştirdi. Alt dudağımı dişleri arasına çekerken birbirine çarpan kamelyalarımız kasıklarıma sert bir darbeyi savurmuş, ister istemez titreyen bacaklarımı iki yana ayırmamı sağlamıştı. Ki tam da o sırada bunu beklemiş gibi bir bacağını kasıklarımın altına getiren deltam dizini yaramazca oynattığında dudaklarım arasından bir üzüm yaprağını savuran ilkbahar rüzgârı gibi akıp giden inleme, onun iki dudağı arasına karıştı. Dilini damağıma vurdu acımadan. Gözlerimi yummuş ondan gelen hamleleri beklerken, gözlerim önünde canlanıp durdu onun elleri arasına nasıl kavuracağım. İki bileğimi kavradığı kolunu kırıp yatağa yaslamışken, boştaki elini çeneme götürüp yavaşça araladı dudaklarımı kendisi için, yetmezmiş gibi. Dudaklarımız usulca ayrıldığında sivri diliyle aralarında oluşan sıvılarımızın inşa ettiği köprüyü yıktı. Gözlerimin buluştuğunda ise, sanki onun kıvrak dilini kıskanmış gibi dudaklarım arasından uzadı dilim. Onun dudaklarının misafir etmesi için iyice çıkarttım ağzımdan. Dudaklarının üzerinde sağdan sola doğru filtrumunda az da olsa oyalanarak ıslak bi yol çizdim. Boğuk sesinden gelen inlemesi kulaklarımda yankılanırken, çenemi oynatarak bir dudağımla üst dudak içindeki kamelyasını dürttüğümde dudakları arasından terbiyesizce sözler döküldü. Gün içinde sayamadığım kez yaptığım gibi tekrardan kıkırdadım burunlarımızı birbirine sürterken. Çenemdeki eli oradan indi. Belime doğru gitti. Belimin arasına ilerlediğinde ister istemez kavislendi belim onun şekillendirdiği gibi. O sırada kasıklarımı dürtükleyen diz kapağı oradan ayrılmış bedenini desteklemeye başlamışken, ansızın yerimde sekeceğim bir şekilde sertçe vurdu kasıklarıma doğru kasıklarını. Ağzım öyle bir aralanmış, öyle tiz bir inleme dökülmüştü ki ağzımdan kendimin bile erekte olmaya yakın olacağını söyleyebilirdim. Aramızdaki kumaş engeline rağmen sertliğini iliklerime dek hissettiğimden ikinci bir vuruş geldiğinde deliğimin hiç olmadığı kadar kasıldığına bir bir şahit oldum. Dudaklarım üzerinde dinlenen dudakları bir şeyler demek için aralandığında, ezilmekten moraracağına emin olduğum bilek içlerim bile umrumda değildi. Ağzından dökülecek bir kaç kelimeyi bekliyordum. "Jeongguk'um... Güzel Jeongguk'um." Boğuk sesi nefes nefese dudaklarım arasından sızıp geçerken kaşlarımı kaldırdım devamını bekler gibi. Birbirimizin dudakları arasında mekik dokuyan gözlerimiz, havalanan kaşlarımı seçebildi mi, emin değildim. Keza o ateş saçan irisleri dudaklarımdan ayrıldığında gözlerime, içimi sikinin şeklini alacağı şekilde dağıtmak ister gibi bakıyordu. Öyle ki bu karanlık yanının neden ortaya çıktığını anlamama neden olan bazı etmenler belirdi kısa süre içinde. Burnuma kızgın vanilya feromonları doldu sanki ciğerlerimi sökmek istermişçesine. Delta kurdu resmen çağırdı omegamı yanına. Kızgınlığa giriyorum omegam, hadi, sun bana kendini, dedi kulağının dibine doğru. "Kızgınlığa giriyorum." diye fısıldadığında kafamı salladım çoktan anladığım bir gerçekle. Dudaklarına ufak bir öpücük daha kondurdum. "Bileklerimi bırak." Sesimi yumuşak tutmaya özen gösteriyordum. Lakin kızgınlıktaki bir delta kurdun istemeyeceği ufak detaylardan birisiydi emir almak. Kaşları çatıldı. İster istemez dudaklarım kıvrıldı. "Hadi ama deltam... Bırak onları. Seni rahatlatayım." Bileklerimden ayrıldığı gibi belime uzanan eli kasıklarımızı tekrardan birbirimize vurmasını desteklerken, dudaklarımı büzerek acıyan bileklerimi ovuşturdum diğer bir elimle. Elim göğsünü sürüne sürüne kasıklarına inerken ıslak bir öpüşme daha başlamıştı aramızda. Ama bu sefer öncekinden de hoyrattı hamlelerimiz. Ki Victor'un dili çeneme dek taşarken, üst dudağını zar zor yakalayıp ağzımın içine çeken ben bu hızı karşılamakta ilk defa böylesine zorlanıyordum. Sert olmasına rağmen canımı yakmaktan korkan dişleri tenimi usuldan geçerken, sertliğini parmak boğumlarımdan taşacak şekilde sıktığımda o usulluğun nasıl da vahşileştiğini adım adım hissettim. Piercingimi dişleri arasında ezdiğinde, metalin arasında sıkışıp kalan hassas etim dişlerim arasından kısık bir tıslama duyulmasına neden oldu. Uzun uzvunu baştan aşağı okşarken altındaki pantolondan bir defa daha nefret ettim. Ki o da benim altımdaki bebe mavisi gecelikten nefret etmiş olacak ki, sıyrılan şortumdan taşan kalçalarıma ulaşmak adına kavradığı gibi göğsüme yapıştırdı bacaklarımı. Karnımdaki ufaklığı da unutmuyorduk tabi her bir adımımızda. Bacaklarımı göğsüme doğru kırarken, baldırlarımı baştan sona gezinen elleri sikini avuçlayan elimi buldu. Beni yönlendirmekten zevk alır gibi geriye attı başını. Üzerimde yükseldi, dizleri üzerine geçti. Sanki pozisyondan memnun kalmamış gibi bacaklarımı tekrardan kaldırdı omuzlarına yerleştirdi. Dizimin arkasından tutarken ayak bileğimden bacak içime dek yavaş yavaş gezindirdi dudaklarını. Git gide kasıklarıma yakınlaşırken bacak içlerimi dişlemeye başlamasıyla gözlerimi yumdum ister istemez, dudaklarım ısırdım. Ellerim kırmızı tutamlarına ulaştı, parmaklarım arasına doldurdum, hoyratça çekiştirdim. Adıyla inlememden zevk aldığını biliyordum. Keza kısık iniltilerim arasından her bir isminin dökülüşünde, daha bir artıyordu vanilya kokusu odanın içinde. Sanki duvarlara çarpıp da üzerime yöneliyordu o keskin koku. Evet, keskindi. Fazlasıyla yumuşak olan bir vanilya kokusu ne kadar keskin olabilirse, o kadar keskindi. Bacak içimde kendine ait izler bırakan deltam dilinin hareketlerini, sanki içimde yaratacağı depremin bana bir ön fragmanını izletmek ister gibi sertçe uygularken; buna daha fazla dayanamayacağımı anladım ve bacaklarımı boynuna doladım. Bana aşağıdan bakan gözlerine karşın sırıtırken başını bacaklarımdan çekmeden vücudumu yüz üstü döndürmem ve doğrulmam bir olmuştu. Şimdi tam da boynu ve göğsü arasında oturuyor, ona üstten bakıyordum. "Siktir Jeongguk." Şaşkın bakışları sonradan sırıtmaya dönüştüğünde, kıkırdadım istek dışı. Başının iki yanındaki bacaklarımdan destekle kalçamı havalandırarak alt bedenine doğru ilerlemeye başladım ve kasıkları üzerinde durdum. Kalçamı pantolonundan belli olan, sağ bacak içine doğru yatırdığı aletinin üzerine yavaşça bırakıp, sürtünürken ellerimi belirgin karın kaslarına götürdüm. "Ne tarafa süreyim?" Elini, kalçalarımı oynatırken öne doğru eğilen başıma doğru yükseltti. Parmak uçlarını yüzümde gezindirdi. "Hadi bebeğim. Duvara sür beni." İmâsıyla aralanan dudaklarım arasından sesli bir nefes çektiğimde kafamı salladım. Kalçamı tam da uzunluğu iki lobumun arasına kalacak şekilde kıvırdım. Pantolon engeline rağmen ucunun seğirdiğini hatta deliğimi, üzerinde sanki buz sürülmüş gibi kasılacağı şekilde dürtüklediğini hissedebiliyordum. Öyle ki ıslanıyor, ıslandıkça sıvılarım kalçalarım dek sıyrılan şortumun kumaşı üzerinde dağılıyor, huylanmamı sağlıyordu. Kalçamı kaldırıp sertçe tekrarı oturduğumda Victor öyle bir inlemişti ki, kulaklarımın kilise tüm günahlarını çıkartmış gibi, sabah güneşiyle kutsandığını düşünmüştüm bir anlığına. Ellerinin birini belime diğerine kalçama götürüp oturup kalkmama yardımcı olurken, bu sefer de o bir şeylere dayanamamış olacak ki bir hışımla kaldırdı bedenimi üzerinden. Dizlerimi kırıp onlar üzerine pek rahatsız bir şekilde otururken, anlamsızca ona baktığımda yataktan ayrılmıştı bile. Gözlerini gözlerimden bir saniye çekmeden hızla kemerini çözmeye başlarken yatağın ucuna doğru ilerleyip, ayaklarımı yere indirdim. Kemerini çözdüğünde, ellerimi uzatıp fermuarını indirmesine yardımcı oluyordum. Lakin tüm bunları fazlasıyla yavaşça ve gözlerine sırıtan gözlerle bakıyorken yapıyor olmam onu sinirlendirmiş olacak ki, sesli beş nefes çekip pantolonunu iç çamaşırıyla birlikle dizlerine dek indirmesi bir olmuştu. Dudaklarımı birbirine bastırıp feromonlarımı bol keseden salgılayarak gözlerine bakmaya başladığımda, iki parmağını dudaklarıma götürdü. "Aç şu siktiğimin ağzını." Kirli konuşması beni kesinlikle havaya uçuruyordu. Öyle ki, tüm gece onun kişisel orospusu bile olabilirdim. Hiç gücenmezdim. İliklerime dek kullanabilirdi beni, günah dolu terbiyesiz düşüncelerine alet edebilirdi. İstediği gibi araladığım dudaklarım arasından nefesimi salarken, gözlerimi karşımdaki aletine indirdiğimde yutkunmadan edememiştim. Açıkçası bu manzara her ne kadar ağzımı sulandırsa da, gözümü de korkutmamış değildi. Bebeğe bir zarar gelmezdi umarım, diye düşünüyordum. Elimi sızdıran ucuna götürdüm ve usulca sıvazladım başından sonuna dek. Islaklığı her bir köşesine dağıtırken, burnuma dolan vanilya kokulu zevk sıvısından nasibimi almak ister gibi çıkarttığım dilimi gezindirdim ucunda. Avucuma sardığım penisini havalandırırken testislerine indi dudaklarım. Ağzımın içine misafir ettim her iki topunu da. Victor kafasını tekrardan arkaya atıp, buklelerime tutunduğuna göre hoşuna gidiyor olmalıydı. Toplarını dişlerime dikkat ederek ağzımın içinde iyice ıslatırken, tok bir sesle geri saldığımda hayalarının gözlerim önünde titriyor oluşu ıpıslak olmuş şortumdan taşan sıvımın deliğimden bacak içime dek süzülüyor oluşunun da bir başlangıcıydı aslında. Zira o ellerim arasında seğirdikçe, doldurulmak adına kasım kasım kasılan deliğim de bir o kadar seğiriyordu kalçalarım arasındayken. Sıcak yuvam için iyi hazırlanmalıydı. Testislerinden ayrılıp tekrardan aletini dudaklarıma hizalarken göz temasımızı bozmadan dilimi çıkartmış, bana üstten uçmuş gibi bakan adamın saçlarımdaki ellerinden destekle aletini ağzıma ittirmesini beklemiştim. Ki öyle de olmuştu. Beklemeden tek seferde, başından sonuna dek, burnum kasıklarıyla sertçe çarpışana dek, boğazıma dek vurmuştu boğazıma. Hamileliğin de getirisiyle öğürme reflekslerim tavan olduğundan sessizce öğürdüğümde, durmak yerine daha bi hoşuna gitmiş gibi tekrardan vurmaya başladı boğazıma. Ağzımda doldurulmadık tek bir milim bırakmadı. Çenem kasıklarına çarpmadığı sürece de çekmedi kendini. Bir de utanmadan sırıta sırta boğazımdaki sertliğinin ucunu okşadı tenim üzerinden. "Boğazın bile şeklimi alırken, deliğinin alacağı şeklimi düşünemiyorum inci çiçeğim." diye hırıltılı sesi kulaklarıma dolarken, aletini bir anda ağzımdan çıkarttığında nefes nefese kalmıştım adeta. Elim zorlanan boğazıma gittiğinde bakışlarımı ona doğru yükselttim. Gözleri aralık dudaklarımdan dökülen sıvısında gezindi. "Söylesene, deliğinden de böyle bal damlıyor mu?" Benzetmesiyle boğazımdaki ağrıyla rağmen kıkırdadığımda uzatmadan penisini sıvazlamaya devam ettim. Yüzümü yana eğdim. "Denemeden bilemezsin." Onu tekrardan ağzıma buyur ettiğimde yüzümde gülümseyen gözleriyle gezinişi yüzümü ister istemez kızartmıştı. "Merak etme bebeğim, denemediğim tek bir şeyin kalmayacak. Seni-" Kafamı ileri geri götürerek boğazıma çarptırmaya başladığımda, kalan yerleri de ellerim yardımıyla sıvazlıyorken, sözleri kesilmişti bir saniyeliğine. "Seni tüketene kadar sikeceğim, Jeongguk." Boştaki kalçamı ister istemez oynatırken, o boşluk hissi deliğimi fazla kaşındırmış olsa gerek daha fazla sabredemeyerek bir elimi arkamdan şortumun içerisine gönderdim. Elim daha deliğimi bile bulmadan kalçalarıma dek ıpıslak olduğumu hissetmiş, elimin gitmesiyle havalanan saten kumaşın arasına giren hava kalçalarıma bir anlığına ufak bir serinliğin girmesini sağlamıştı. İki parmağımla iyice yaydım ıslaklığı. O sırada yanak içlerimi beceren Victor, deliğimi hazırlamayı es geçerek gözlerinin içine baka baka kendisini parmaklayan omegasını görünce daha bir hızlanmaya başlamıştı ağzımın içinde. Ağzıma gelmeyi mi düşünüyordu bilmiyordum, ama ondan gelecek her şeye razı gibiydim o an. Her bir yanıma imzasını atabilirdi, her milimimi boyayabilirdi. Kısa bir süre içinde ağzımın içinden çıktı ve yüzüme baka baka aralık ağzından kısa kısa nefesler alırken kendisini çekmeye başladı. Tam da aletinin ucunda dilimi çıkartmışken, ondan gelecek doğmamış çocuklarını bekliyordum. Ki o da saniyeler ardından inlemeleri artarken dilimin üzerine kendisini bırakmaya başlamış, vanilya aromalı menilerini mideme yollarken dudaklarımı yumduğumdan, kalanları da yüzümün kalan köşelerine attırmaya başlamıştı. Dudaklarımın üstüne ve az kalsın gözüme sıçrayacakken gözümü kapatmamla gülmeden edememiştim. Bu sırada beliren sağ gamzemi dürtükledi boştaki elinin işaret parmağıyla, orayı sanki mezar kazar dibi kazarken, penisinin ucunu iyice yakınlaştırdı oluşan oyuntuya. İçerisini doldurmak ister gibi kendisini bırakırken, aniden beliren sırıtmasını görünce aklına bir şeylerin geldiğini anladım. Dudaklarımı araladı ve tam da çıkık ön dişlerimin üzerine attırdı son demlerini de. Gözleri sanki bir tarihi eseri inceliyormuş misali hayranlıkla büyümüşken kıkırdadı kendi kendine. Kafasını iki yana salladı. "Bekle böyle. Hareket etme." Ne olduğunu anlamasam da hareket etmeden ne yaptığını izlerken, yatağın üzerinden telefonunu aldığını gördüm. Bir kaç şeyle uğraştı, ardından ise kamerasını doğrulttu yüzüme doğru. Hava yavaştan kararmaya başladığından, flaşı açtı. Gözlerim ister istemez büyürken ışık onları ağrıtmıştı. Lakin ekrandaki manzara güzel görünüyor gibiydi. Keza Victor gözlerim önünde, ekrana bakarken tekrar erekte olmuştu. Telefondan fotoğraf çekme ses geldiğinde, dizlerimin önünde eğildi ve ekranı bana döndürdü. Hala daha ağzımdan akan menilerinin, tam da dişlerimin üzerinde olduğu bir kareydi. "Şuna bak. Bu tavşan dişlerin menilerimi böyle güzelce süslerken, nasıl olur da omegam beğenmez onları?" Asıl menileri dişlerimi süslendiğinden, kurduğu cümlenin yanlışlığına gülmeden edemedim. Ellerimi boynuna sarıp dudaklarımızı birleştirirken, kendimi geriye doğru bırakarak üzerimde yer almasını sağladım. O da ilk pozisyonumuza döndü ve üzerimde öylece dururken, bacaklarımı beline sarmaladı. Üzerindeki tişörtünden de kurtulup anadan doğma önüme dizilirken, bu sefer aramızda sadece tek bir kumaş engeli oluşu daha da canlı hissettirdi doyumsuz deliğime. Aletini kayganlaşan şortum üzerinde kalça aramda ileri geri ilerletiyor, dudaklarımız ön sevişmeyi çoktan geçmiş gibi duruyordu. Keza dili boğazıma dek vurduğundan, aletini ağzımdan çekip çekmediğini bile kavrayamamış gibi hissetmiştim o an. "Ahh Victor-" Yüzümü boynuma gömüp kokumu içine çekerken, hızla kurtuldu üzerimdeki aynı renk, bebe mavisi saten askılıdan. Boynumdan çıkıklaşmış göğüs uçlarıma doğru ilerledi dudakları. Göğüs uçlarım üzerinde biriktirdi ağzındaki kaygan sıvısını. Dilini halka hareketlerle oynattı pembe tepeciklerimin üzerinde. Hem feromonları, hem hamilelik, hem de uzun süredir sevişmemiş olmanın hassaslığıyla çeşme gibi zevk suyumu deliğimde akıtırken, gözlerimin de tuzlu gözyaşlarını akıtıyor oluşunu es geçmiştim. Elleri arasında, dili altında adeta zemherinin baş günahkarı gibi çığlık çığlığa kavruluyordum. Sanki elleri ateşten, dili kömürdendi. Her bir yanımla ilgilenirken, gözlerimden ayrılmayan o gözleri ise... Ah onlar kesinlikle çıradan başka bir şey değildi. Dudakları pembe tepeciklerimi çerçevelerken ellerini yavaşça şortumun lastiklerine indi ve bir hışımla ayırdı bacaklarımdan. Bir kenara atmasıyla, iki elinin de bacaklarını kavrayıp göğsüme doğru yükseltmesi ve ıpıslak deliğimi gözler önüne sermesi bir olmuştu. "Sikeyim. Beline kadar taşıyorsun." dedi havalanan kalçalarım sayesinde, yer çekimine meydan okuyamadan belime doğru inen zevk sıvıma karşılık olarak. Sırtını kamburlaştırıp eğildi deliğime doğru, kalçamı kendisine doğru kaldırırken tam diliyle yuvamı talan etmeye başlamıştı ki; aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. Ardından kalçalarımı bıraktı yatağa yavaşça. "Bu pozisyon biraz tehlikeli. Daha üç ayı doldurmadın bile." Bana doğru konuşsa da daha çok kendi kendine konuşuyor gibiydi. Onu kafamı sallamakla yetinmiş, onun ellerine göre şekil almıştım. Ki elleri de bedenimi yüz üstü döndürüp o şekilde kalçalarımı kaldırdığında, ona itaat etmeye devam ediyordum. Resmen domalmışken kafamı arkamdaki bedene çevirdiğimde, ellerini kalçalarıma yerleştirip iki yana ayırıyor olduğunu gördüm. Dilini beklemeden içime doğru gönderdi o anda. Alnımda uzun bir damarın belirdiğine emin olacak kadar kasmıştım kendimi. Dili duvarlarımı öyle kavramıştı ki, başımdan parmak uçlarıma dek titrememi engelleyemedim. Deliğim sanki içine su doldurulmuşçasına akıttı ağzının içine doğru. Bir de itaatimle yetinememiş gibi araladığım bacak aramdaki sertleşmiş aletime ulaşıp çekiştirmeye başladığında, elimin altındaki çarşafları yırtmak istercesine sıkıyordum. Ağzım kapanmak bilmiyordu, öyle uçmuştum ki dudaklarımdan akıp saten kumaşlar üzerinde dağılan salyalarımı bile önleyemiyordum. Çığlık çığlığa inlemekten başka yapabildiğim bir şey yoktu. Keza Victor dilini öyle iyi kullanıyordu ki, sadece o yumuşak dokuyla bile hassas noktamı bulabiliyor, hiç sektirmeden aynı noktaya onlarca kez vurabiliyordu. Arkamdan gelsem de önümden gelmemem adına aletimin ucunu baş parmağıyla tıkarken, elimi kızıl tutamlarına daldırıp çekiştiriyordum. Mızmızlanmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu. Üzerimde öyle bir baskınlık kurmuştu ki, adını inlemek dışında kullanmaya dilim varmıyordu. Şişip patlayacakmış gibi hissettiren penisindeki eline uzanıp, uzaklaştırmaya çalıştım, lakin nafileydi. Bırakmıyordu. Kızarmış olduğuna emin olduğun ıslak gözlerimi arkamdaki adama döndürdüm. İzin vermesi için daha bi tatlı gözükmeye uğraştım, dudaklarımı büzerken. "Victor... lütfen aşkım." Dilini deliğimden uzaklaştırırken, dudaklarıyla adeta vakumladığı alan boşluk hissiyle yanıp kavurmuştu. Öyle ki hissetmiş gibi tekrar doldurdu ansızın iki parmağıyla. Beni işaret ve orta parmağıyla silah işareti yaparak parmaklarken, hala bırakmadığı aletim parmağına karşı bile direnememiş, avucunun içerisinde içi su dolu bir balon misali patlamıştı. "Ahhh!" Çığlıklarım duvarlarda yankılanıp kulağıma ulaşırken yanağımı kumaşa yasladım. Kalçalarımı daha bi havalandığında deltam bundan zevk almış gibi sert bir şaplak attı onlara. Beş parmağının izi çıktığına emindim. Ve tüm bunları yaparken, bu iş için programlanmış bir robot gibi üçüncü parmağını da kattı işin içine. Yüzünü kalçalarımdan uzaklaştırdı yavaşça. Bir şeyleri izlediğini hissedince yüzümü kaldırmasam da gözlerimi döndürdüm ay gibi parıldayan çehresine. Deliğimden bacak içlerime doğru akıp giden çilek ve kiraz kokulu sıvımı izlerken, göz bebekleri parıldıyordu adeta. "Omegam, dehşet bir şeysin." Bu sözleri aklıma bir anlığına ilk, daha doğrusu ikinci karşılaşmamızı getirdi aklıma. Tuvalet köşesinde kolları arasında kıstırıldığımda, kulağıma fısıldadığı sözler geçmişe dönmüşüm gibi yankılandı beynimde. "Omegam, dehşet bir şeysin." "Sadece benimsin. " Öyleydim. Artık yalnızca ona aittim. "Bayılıyorum sana." Parmaklarının gitgellerini kesmezken kalça yanaklarıma öpücükler konduruyordu. Dişlerinin izinin kaldığına emin olsam da dişlerini kullanmaktan çekinmiş gibi değildi. Ölüp cehennemi gördükten sonra dirilen nadir insanlardan birisinin, Tanrı yoluna bahşedilen bir hayatına başladığı gibi aceleyle ibadet ediyordu yuvama. Ardından parmaklarını çekti içimden. Hep olduğu gibi tekrardan boşluk hissiyle dolup taştı benliğim. Lakin kasılıp duran deliğime baka baka kendini çeken deltamın aletini yuvama sürtüyor oluşu, bu boşluk hissini azaltmamda büyüm bir etkendi. Kalın uzvunun ucunu deliğimi dürtüklemek adına sürterken, sabırsızca iki yana salladım kalçalarımı. Bu da anında aletimin karnıma çarpacağı kadar büyük bir şaplak daha yememe neden oldu. Çok geçmeden içime doğru kaydı Victor. Yavaş yavaş doldurdu duvarlarımı. Tırnaklarım avuç içlerime baskı yaparken, iyi hazırlandığım için acıdan çok zevk veren girişim iniltilerimin kumaş üzerinde dağılmasına neden oluyordu. "Ohh... siktir, hâlâ daracıksın." Ellerini kalça yanaklarıma götürüp yavaş fakat sesli bir ritimle kasıklarını kasıklarıma çarptırırken, fazla kavislendiğinden dolayı ağrımaya başlayan sırtıma yöneldi bir elim. Bel gamzelerimin yakınlarını ovuştururken, sevgilim bunu anlamış gibi içimdeki ritmini bozmadan, saçlarımdan kavradığı gibi sırtımı göğsüne çarptırmıştı. Anında dudakları dudaklarımı bulduğumda, ona karşılık verebilecek kadar takatlı hissetmediğimden yalnızca dudaklarımı aralayabilmiştim. Kalçalarımı kendisine doğru çıkıklaştırırken elini karın boşluğumdan belli olan vuruşlarına götürdü. O sırada aklıma tekrardan bir kaç düşünce takılınca dudaklarından hafifçe uzaklaştım ve kısık sesimle sessizliğimizi bozdum. "V." İlk defa ona böyle seslendiğimden midir, bilemiyorum, gözleri şaşırmış gibi aralandı. Bacaklarımı okşuyordu o sırada elleri. "Efendim güzelliğim?" Tekrar içime sertçe vurduğunda dudaklarına doğru inledim. Kaşlarım öyle bir havalanmıştı ki, içimdeki doluluğa hayret ediyordum. "Bebek-" Kasıkları kasıklarımı sertçe bulduğunda sesim kesildi kısa bir süreliğine. "Bebeğe bir şey olmaz, değil mi?" Dili dudak kenarımda gezinirken, onun da o an aklına gelmiş gibi duraksadı. Ardından vuruşlarını ritmini bozmasa da, yavaşlatmaya başlamıştı. İçime tamamen gömülmese de, deliğim adeta yırtılacak gibi hissetmeme engel olamıyordum. "Sorun yok, dikkatli olacağım. Sen keyfine bak bebeğim, tamam mı?" Tekrardan boynumdaki eli yardımıyla yüzümü kendisine çevirip dudaklarımızı birleştirdiğinde, kafa sallanmakta yetinmiştim yalnızca. Ucuna dek çıkıp tekrardan içime gömüldüğünde, başımdan parmak uçlarıma dek sanki elektrik çarpmışçasına titremiştim. Kızgınlığında daha da büyükleşen aleti deliğimi kendisine göre şekillendirirken ve karışan zevk sıvılarımız içimi bir havuz gibi doldururken çığlıklarımı tutabilmek elimde değildi. Kolları arasında, dudaklarına doğru hıçkıra hıçkıra ağlarken aldığım zevk öyle uç bir noktaydı ki dorukların da zirvesinde hissediyordum sanki. Beynim bulanıyor, gözlerim kayıp duruyordu. Eğer ki o kollarını bedenime sarmalamıyor olsaydı, yüz üstü yatağa gömülmem bir olacaktı. Ne bacaklarım, ne kollarım tutuyordu. İliklerime dek sömürülmüş gibi hissediyordum. O sırada boynumdaki tutuşu sertleşti, ellerim ister istemez kemikli ellerine kaydı. Nefes darlığı sağolsun dudaklarım sonuna dek aralanmışken, onun ağzından gelen nefesle hayata tutunuyordum. Zorlandığım için kıpkırmızı yüzümü incelerse, alnımda oluşan damarların, kendi boynundaki kalın damarların yanında esamesinin bile okunmadığını apaçık anlayabilirdi. Sevmeye kıyamadığını söylediği şekilli buklelerimi düşmanı gibi çekiştirirken geriye düşen başımı omzuna yasladı. Aralık dudaklarım arasına öpüşmemiz sırasında birbirine karışan salyalarımızı bıraktı. Ardından içime gömüldüğü gibi boynuma da gömüldü. Bir elini göğüs uçlarımı çekiştirdi, diğeri artan inlemelerimle gelmeye yakın olduğumu anlamış gibi aletime doğru uzandı. Elinin hızı normalinden de hızlıyken, terlediğim için alnıma yapışan saçlarımı geriye doğru attım. Elime gelen saçlar arasında kızıllıklar da vardı, resmen bir bütün olmuştuk. Tekrardan ucuna kadar çekilip içine gömüldü dikkatli hamleleriyle. Feromonlarımız tüm odayı sarmışken, seslerimizin tüm köşkü sarmaladığına yemin edebilirdim. Keza öylesine çok inliyordum ki, boğazımın hele de biraz önce zorlanmanın üzerine, yarına sağ çıkmayacağına emindim. Seslerimiz kısılmıştı. Kanım, terim, gözyaşlarım birbirine girmişti. O dur durak demeden duvarlarımı ezip geçerken, prostatıma doğru sanki o noktayı kendi elleriyle koymuş gibi bulurken; ona teslim olmamak elde değildi. "Victor! Victor Ahh! Orası- Ahmm durma!" İki eli de tekrar belimin iki yanını bulunca, zaten bedenimi taşıyamayan bacaklarım yükünü yatağa doğru bırakmış, kalçalarım nasibini almak istercesine havalanmıştı. Deltam tam da aynı noktama dakikalarca; durmadan, bir kez olsun sektirmeden vururken, kapanmamak için direnen gözlerim sona yaklaşmamla yukarıya doğru kaydı usulca. Tenin tene çarpma sesleri duvarlardan yankılanıp kulaklarımda yayılırken, Victor da sonlara yaklaşıyor olmalı ki hırıltılı inlemeleri arttı. Hızını sanki hiç hızlı değilmiş gibi son süratine getirirken, belki de hayatım boyunca ulaşamadığım bir desibele ulaşıyordum o saniyelerde. "İçin öyle kaygan ki- Ohh, sikeyim, delirmeme yemin ediyorum az kaldı!" Git gide daha da kayganlaşan deliğim, şiştikçe şişen aletim bana yıldızları saydırırken; ciddi anlamda duvara sürüyordum bile. Kendimi çekemeden boşalacağım zannederken, elini aletime atıp yardımcı olan deltama bir teşekkür borcum olduğunu aklıma yazdım. Keza tekrardan hem avucuna hem koca sikine doğru kendimi öyle bir bırakmıştım ki, bana yaşamadığımı yaşatmıştı. Tüm vücudum dur durak demeden, elektrik akımına kapılmışçasına titriyordu. Deliğim öyle bir kasılmıştı ki, onun da bu darlığa daha fazla dayanamadan aletini içimden çıkartması bir olmuştu. Ona doğru dönecek gücü bulamasam da, ilk darlığından eser bırakmadığı akıtan deliğime bakarak kendisini çektiğini anlayabilmiştim. Çok geçmeden tam da deliğimin üzerine kendisini hizaladı ve o tahriş olmuş köşeye imzasını attı. Boğuk inlemesi belki de gözlerim kapanmadan önceki son sesler olurken, parmaklarını arkama götürüp bacak içlerime süzülen bal damlalarını içime doldurduğunu hissedebiliyordum. Bir kaç saniyelik sessizliğin ardından daha fazla dayanamadım ve bedenimi yana doğru bıraktım. Ki o da yanıma uzandırıp saçlarımı seviyorken, yüzümün farklı köşelerini ufak öpücükler kondurmaya başlamıştı. "İyi uykular, inci çiçeğim." Gözlerim kapalı olsa da durabiliyordum. Dudaklarıma doğru bastırdı dudaklarını. "Seni seviyorum." Ardından ise sesini duymaz oldum. Feromonları ciğerlerime dolarken uzun bir uykunun kollarına bıraktım kendimi. • • • bölüm sonu. uzun süredir smut yazmamıştım herhangi bir ficime. umarım beğenmişsinizdir. bu fice yaraşır bir smut lazımdı, artık olduğu kadar. yazım yanlışları varsa kusuruma bakmayın. ve umuyorum ki smut sessizliği yaşanmamıştır, finale de son bir bölüm kalmışken (iki bölüm olabilir, kesin değil) etkileşimsiz geçmeyin lütfen. bir sonraki bölümde görüşmek üzere💖
Bölüm 32
32
6 yorum
Ya taehungumu ben alabilir miyim?Baştan beti ikisinin olmasını istiyordum çünkü.Ama yine de yazın ve emeğin için sağol.Eğer bir yorum yapmam gerekirse taekook neden olmadı ya ciddi bir şekilde ağlıyorum şu an içim azlık buruk kaldı.Sağ olll🎀🎀
Ya taehungumu ben alabilir miyim?Baştan beti ikisinin olmasını istiyordum çünkü.Ama yine de yazın ve emeğin için sağol.Eğer bir yorum yapmam gerekirse taekook neden olmadı ya ciddi bir şekilde ağlıyorum şu an içim azlık buruk kaldı.Sağ olll🎀🎀
Ya taehungumu ben alabilir miyim?Baştan beti ikisinin olmasını istiyordum çünkü.Ama yine de yazın ve emeğin için sağol.Eğer bir yorum yapmam gerekirse taekook neden olmadı ya ciddi bir şekilde ağlıyorum şu an içim azlık buruk kaldı.Sağ olll🎀🎀
Prki baştaki hikayenin biraz da olsa WU daki olayları genel olarak andırması>>>
2YanıtPrki baştaki hikayenin biraz da olsa WU daki olayları genel olarak andırması>>>
Gelmiş fav yazarımın doğaüstü kitabının yeni bölümü 💕🎉🎉
1Yanıt
