Günler geçmişti doktorun basit bir enfeksiyon dediği kızarıklık geçememiş hatta dahada kötüleşmişti belimdeki kızarıklık şimdi beyazlaşmaya başlamıştı belkide iltihap ilerliyordu başka bir doktora gitmeye karar verdim aslında bu tip durumlarla annem ilgilenirdi ama şimdi arkadaşları ile uzun bir tatile çıkmıştı yalnızdım babam da zaten aramızda her zaman mesafe vardı sert bir alfaydı beni severdi biliyordum tek oğluydum bana çok düşkündü ama o sert bir alfaydı kendi doğruları kendi kuralları vardı o yüzden bu durumu söylemekten çekindim artık 20 yaşındaydım ve bu sorunu tek başıma çözmeliydim işte şimdi doktorun odasında sedyede uzanmış orta yaşlardaki doktorun birşey söylemesini bekliyordum ama son zamanlarda hangi işim tat gitmişti ki bu gidecekti adam dakikalardur belime bakıyor tek kelime etmiyordu en sonunda şaşkınlıkla konuştu
"Böyle bir şeyi meslek hayatım boyunca ilk defa görüyorum, Bay Park..."
Karşımda duran kır saçlı, tecrübeli doktor, belimdeki kızarıklığı büyüteç benzeri medikal bir cihazla incelerken hayret dolu ses tonu odada yankılandı.
Ben ise muayene sedyesinde, üzerimdeki gömleği yukarı sıyırmış bir halde, korkudan titreyerek onun yüzüne bakıyordum. Günlerdir geçmeyen, aksine her sabah daha da genişleyen o damarlı sızı canımı yakıyordu.
"Çok mu kötü doktor bey?" dedim, sesimin titremesini engelleyemeyerek. "İnternette baktım, tehlikeli bir deri enfeksiyonu ya da ciddi bir alerji olabilir yazıyordu. Doğum günümden beri ne merhem sürdüysem ne ilaç kullandıysam fayda etmedi."
Doktor cihazı yavaşça geri çekti, yüzünde şaşkınlıkla karışık, kocaman ve hayranlık dolu bir tebessüm belirdi. Reçete kağıdını bir kenara itip ellerini önünde birleştirdi.
"Bay Park, bu ne bir enfeksiyon ne de bir alerji," dedi, gözlerinin içi parlayarak. "Bu derinizin altına kazınan....Tebrik ederim, siz ruh eşinizi bulmuşsunuz! Bu ruh eşi çiçeğinin ta kendisi."
"Ne? Ruh eşi mi?" Kulaklarım uğuldadı, duyduğum kelimeleri zihnim reddetti.
"Evet," diyerek başını salladı doktor, sesindeki o hayranlık daha da arttı. "Omega efsanelerinde anlatılan o nadir mühürlerden biri bu. Çiçek henüz tamamen açmamış, çünkü bağınız çok yeni ama kökleri ruhunuza kadar uzanıyor. Çok şanslısınız, günümüzde böyle büyük bir kaderi ve aşkı herkes yaşayamaz. Gerçekten mucizevi bir durum."
Doktorun ağzından çıkan "mucize" ve "şans" kelimeleri, benim üzerime birer beton blok gibi çökmüştü. Ne aşkı, ne şansı? Benim eşim yokki sevgilim bile yok kim bu ruh eşi? Nasıl olur?
Ama...sessim ağlamaklı çıkmıştı benim eşim yok sevgilim yok ilişkim bile yok hatta alfa arkadaşım bile yok mümkün değil bir hata olmalı tekrar bakın lütfen
Doktor bana bakıp gülümsedi şaşkınlığınızı anlıyorum bakın bu çiçeklerin oluşması için ilişkinizin olması gerekmez ruh eşleri birbirlerine ilk dokunuşunda bu çiçekler dokunulan yerde açar diyerek açıkladı
Ne yani bunun aynısından onunda mı belinde var diye sordum sesimdeki şaşkınlığı saklayamadan
Doktor belinde olması şart değil dedi siz nereye dokunduysanız orada çıkar demekki eşiniz sizin belinize dokunmuş
Hayır diyerek ayağa fırladım kimse bana dokunmadı diyorum neden anlamak istemiyorsunuz
Doktor onu ben bilemem dedi belki kazayla dokundu iyi düşünün mutlaka biri olmalı eşinizi bulmanız sizin için önemli çiçek oluştuktan sonra kurdunuz eşini isteyecek eğer ayrı olursanız eşinizi reddederseniz ne yazıkki kurdunuz acı çekerek ölür tabi doğal olarak sizde dedi
Hastaneden nasıl çıktığımı, arabaya nasıl bindiğimi bilemedim. Zihnim darmadağındı. Ağlamaktan önümü göremez bir haldeydşm.çaresşzdşm.ne yapacağımı bilmiyordum biriyle konuşmaya ihtiyacım vardı soluğu doğrudan Taehyung'un evinde aldım.
Kapıyı yardımcısı açar açmaz içeri daldım ve salonda kahvesini içen Taehyung'un önüne kendimi resmen fırlattım.
"Jimin? Ne bu halin, ne oldu?!" diyerek Taehyung elindeki fincanı sehpaya bırakıp panikle ayağa kalktı.
"Taehyung..." hıçkırıklarımın arasından zar zor konuştum, dizlerimin bağı çözülmüştü. Kendimi koltuğa bırakırken ellerimle yüzümü kapattım. "Doktora gittim... O belimdeki şey mikrop değilmiş."
Taehyung yanıma çöküp ellerimi yüzümden çekti, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Ne dediler?"
"Ruh eşi çiçeğiymiş!" diye bağırdım çaresizce. Gözyaşlarım sicim gibi akıyordu. "Doktor beni tebrik etti, 'Çok şanslısınız, büyük bir aşk' dedi! Ama ben deliriyorum Taehyung! Benim bir ruh eşim varmış... Ama kim? Ben şimdi hiç tanımadığım o adama mı mühürlendim? Ne yapacapım ben babama ne deşyeceğim beni öldürür"
Akşam olmuş Taehyung'un omzunda uzunca bir süre ağladıktan sonra çaresizce eve dönmüştüm bir çıkış yolu bulammıştım odama çıkıp yatağıma girip uyumak istiyordum uyumak ve herşeyi unutmak istiyordum uyandıpımda tüm bunların kötü bir rüya olmasını umuyordum ama olmadı yardımcımız babanız sizi çalılma odasında bekliyor dedi
Babam beni hiç çalışma odasına çağırmazdı demekki büyük bir kriz vardı artık başka sorun olsun istemiyordum kötü bir habere daha hitahammülüm yoktu ama gitmekten başka çaremde yoktu
Odaya girdiğimde babam masasının arkasında dik oturuyordu. Yüzündeki o ciddi ve kararlı ifade, sıradan bir aile sohbeti yapmayacağımızın kanıtıydı.
"Otur Jimin," dedi eliyle karşısındaki koltuğu işaret ederek.
Yavaşça oturdum, ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirirken kalbimin ritmi hızlanmıştı. "Bir şey mi oldu baba?"
"Bugün şirket adına çok büyük, hatta holdingin geleceğini tamamen değiştirecek bir görüşme yaptım," diye söze başladı, gözlerini doğrudan gözlerime dikerek. "Jeon Holding'in başındaki Alfa, Jeon Jungkook holdingimize devasa bir ortaklık teklif etti. Ülkenin tüm liman ve lojistik ağını önümüze seriyor."
"Bu... şirket adına harika bir haber," dedim, konunun benimle ne ilgisi olduğunu anlamaya çalışarak.
Babam derin bir nefes aldı, masanın üzerindeki kalemi parmaklarının arasında çevirdi. "Ancak bu ortaklığın sarsılmaz olması için bir şartı var Jimin. İki aileyi birleştirmek istiyor. Yani... Seninle evlenmek istiyor."
Duyduğum kelimeler kulaklarımda uğuldadı. Oturduğum koltukta adeta buz kestim. "Evlilik mi? Benimle mi?"
"Evet," dedi babam, ses tonunu yumuşatmaya çalışarak. "Jeon Jungkook bu ülkenin en güçlü, en nüfuzlu Alfası. Onunla yapılacak bir evlilik seni bu ülkedeki en dokunulmaz omega yapar. Ben ona onur duyduğumu ama önce seninle konuşmam gerektiğini söyledim."
Hayır!" diyerek aniden ayağa fırladım. Vücudum korku ve sinirden titriyordu. "Ben hayatımda adını bile duymadığım, yüzünü görmediğim bir Alfa ile nasıl evlenirim baba?! Ben... ben tanımadığım bir adama ait olmak istemiyorum! Lütfen bunu benden isteme."
Benim bu ani çıkışımla babamın kaşları çatıldı, yüzündeki o yumuşak ifade yerini anında o bildiğim sert otoriteye bıraktı. "Jimin! Karşındaki adam sıradan biri değil. Jeon Jungkook'tan bahsediyoruz. Onun gibi bir Alfanın seninle evlenmek istemesi bir lütuftur. Ben sana rızanı sorarak bir baba olarak nezaket gösterdim ama bu ortaklığın bozulmasına izin veremem!"
"Ama baba...."
"Tartışma bitmiştir Jimin," diyerek sözümü kesti, sesi odayı titretmişti. "Bu evlilik olacak. Kendini buna hazırlasan iyi edersin."
Gözlerimden akan yaşları gizleme gereği duymadan odadan dışarı fırladım. Koridorda hızla koşarken belimdeki o görünmez sızı adeta bir kor gibi yanmaya başladı. Odama girip kapıyı arkamdan kilitlediğimde hıçkırıklara boğuldum.
Aynanın karşısına geçip gömleğimi yukarı sıyırdım. Belimdeki o narin Gece Kraliçesi çiçeği, sanki babamın bahsettiği o yabancı Alfanın ismi geçtikçe daha da canlanmış, yaprakları daha da kızarmıştı. Hayatım ellerimin arasından kayıp gidiyordu. Bir yanda bedenimi ele geçiren o gizemli yabancı, diğer yanda babamın beni zorla evlendirmek istediği tehlikeli bir Alfa vardı. Dudaklarımdan çaresiz bir fısıltı döküldü:
"Ben şimdi ne yapacağım..."