İçeriğe geç

Who //JİKOOK

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Who //JİKOOK

Bölüm 3

Bölüm 3

Jungkook;

Aradan tam bir hafta geçmişti. Koca bir hafta boyunca ben ve Yoongi, o geceye ait kulüp içi kamera kayıtlarını defalarca, gözlerimizi bir an bile kırpmadan baştan sona izlemiştik. Görüntüler elimizdeydi, hiçbir eksik yoktu ama ne yaptıysak nafileydi; aradığım o sarışın omegaya dair tek bir net iz bile bulamamıştık.

Yoongi, yorgunluktan çökmüş gözlerini ekrandan çekip masanın üzerindeki kahve bardağına uzandı. "Jungkook, bir haftadır aynı döngünün içindeyiz," dedi iç çekerek. "Belki de yanlış hatırlıyorsun. O gecenin yoğun feromon kokusu, içtiğin içkiler... Belki zihnin sana oyun oynuyordur. Sıradan bir omega uyduruyor olabilir misin?"

"Hadi ben yanlış hatırlıyorum Yoongi..." Elimi sertçe masaya vurdum ve ayağa kalktım. Öfkemi bastıramayarak gömleğimin kolunu dirseğime kadar hoyratça sıyırdım. "Peki bu kolumdaki ne o zaman?!"

Kolumda artık iyice belirginleşen, her baktığımda içimi titreten o çiçeği gösterdim. İlk kez gördüğüm bu çiçeği internetten araştırmıştım; adı Gece Kraliçesi çiçeğiymiş. Dikenli bir kaktüste açarmış, sadece yılda bir kez açar ve şafak sökmeden solup gidermiş. Kokusu öyle büyüleyiciymiş ki, parfüm üreticileri bu kokuyu asla kopyalayamıyormuş. Düşüncelerden zor da olsa sıyrıldım ve kolumdaki o izi, inkar etmesi imkansız olan o kanıtı Yoongi'ye doğru uzattım.

Beyaz yaprakların hatları artık tamamen seçiliyordu; her saniye derimin altından ruhumu sızlatıyordu. "Bu çiçek yalan söylemez. O omeganın teni tenime değdi, onu mühürledim." Sürekli bunu söylemek istiyordum onu mühürledim demek istiyordum belkide bu alfamın isteğiydi ruh eşini tüm dünyaya haykırmak istiyordu.

Yoongi kolumdaki çiçeğe bakıp sessizce yutkundu. Haklı olduğumu biliyordu. Gözlerini çaresizce tekrar ekrana çevirdi. "Kayıtlarda her sarışını inceledik Jungkook. Ama senin tarif ettiğin o çocuk hiçbir yerde yok."

"Çünkü boyu kısa," dedim ekrana yaklaşarak o gece gözümğn önüne geldi gerçi hiç gitmiyordu ki o narin ufak tefek bedeninin kollarıma düştüğü an gözlerine baktığım an hep gözümün önündeydi.

Gözlerim bir avcı gibi sahneyi tarıyordu. "O narin ve küçük bedeniyle o uzun boylu Alfaların, o kalabalığın arasında kalıyor. Göremiyoruz çünkü her saniye birilerinin arkasında kayboluyor. Kaydı, tuvalet koridoruna yakın olan kameradan tekrar başlat."

Yoongi dediğimi yaptı. Görüntüyü geriye sarıp ağır çekimde oynatmaya başladı. Dikkatle, her bir pikseli inceleyerek izledik. Tam o sırada, kalabalık bir Alfa grubunun bar tezgahından çekilmesiyle arkalarında bir saniyeliğine bir boşluk oluştu.

"Durdur!" diye kükredim ekrana doğru atılarak. "Geri sar, iki saniye geri sar!"

Yoongi hızla klavyeye dokunup görüntüyü sabitledi. İşte oradaydı. Boyu diğerlerinin arkasında kaldığı için günlerdir gözümüzden kaçan o narin çocuk, tam o saniyede koridorun neon ışığının altına doğru sendeliyordu. Siyah deri ceketi, gümüş zincirleri ve o kısa boyuna tezat oluşturan saçındaki asimetrik örgüler ışıkta parladı.

"Yakınlaştır," dedim, kalbimin göğüs kafesimi dövmeye başladığını hissederken. Sesim sabırsızlıkla kısıldı. "Yoongi, yakınlaştır ve o açıyı temizle. Daha net bir görüntüsünü bul bana."

Yoongi parmaklarını klavyede hızla hareket ettirerek görüntüyü büyüttü. Ekrandaki pikseller tek tek oturduğunda, o büyüleyici, masum yüz hatları nihayet net bir şekilde karşımızdaydı.

"Evet!" dedim, parmağımla ekranı işaret ederek tehlikeli bir zafer gülümsemesiyle. "İşte o! Benim aradığım omega tam olarak bu. Boyu yüzünden günlerdir gözümüzün önünde saklanmış."

Yoongi ekrandaki yüze dikkatle baktı, ardından kaşları hayretle yukarı kalktı. "Jungkook... Bu çocuk... Bu Park Holding'in veliahdı, Park Jiwon'un gözünden sakındığı oğlu Park Jimin değil mi? Onların böyle mekanlarla hiç işi olmaz. Tam bir örnek genç olarak bilinir."

Dudaklarım sabırsız bir tebessümle kıvrıldı. Kolumdaki sızlayan çiçeğin üzerini yavaşça kapattım. Demek ki küçük Park, o gece ailesinden gizli, kuralları çiğneyerek o bara gelmişti. Ve şimdi tenindeki o mühürle birlikte bu devasa sırrı hâlâ ailesinden saklıyor olmalıydı.

"Demek benim gizemli Gece Kraliçem, o kibirli Park ailesinin küçük oğluymuş..." Bakışlarımı Yoongi'ye çevirdim. "Şimdi her şey çok daha eğlenceli olacak. Hemen Park Jiwon'u ara, randevu al. Madem küçük omegamız örnek bir genç ve disiplinli bir ailede büyüdü, o halde önce kaleyi içeriden fethetmeliyim. Önce babasını ele geçirmeliyim."

Yoongi bana bakıp gözlerini devirdi. "Bu bir iş anlaşması değil, evleneceksin oğlum. Önce Jimin ile tanışmalı, onunla konuşmalısın."

Yoongi'ye ters bir bakış attım. "Peki ailesine ne diyeceğim? Yürt dışında yaşıyordum Kore'ye yeni döndüm, bunu herkes biliyor. Jimin evden çıkmayan bir omegaysa onunla nerede tanıştım, nerede gördüm de evlenmeye karar verdim? Bunları nasıl açıklayacağım, bir düşün. O yüzden bu durum dışarıdan basit bir iş anlaşması gibi görünmeli. Jimin ile yalnız kaldığımızda ona çiçekleri gösteririm, bu küçük sırrımızı aramızda saklarız."

Yoongi iç çekti. "Haklısın galiba. Hemen hallediyorum," diyerek odadan çıktı.

Park Jiwon, şehrin en kibirli ve otoriter Alfalarından biriydi. Ancak şu an, kendi ofisinde, masasının diğer tarafında bacak bacak üstüne atmış rahat bir tavırla oturan bana bakarken yüzündeki o sarsılmaz maske hafifçe çatlamıştı.

Oda biliyordu ondan çok daha güçlü çok daha baskın bir alfaydım bu güç ne aldığım eğitimden ne paradan neden pahalı takım elbiselerden geliyordu bu güç benim alfamın bana verdiği güçtü sadece basit bir feramonum ile bile bu adamı dize getirebilir istediğimi yaptırırdım ama yapmadım kurdumu eğitmiştim ne kadar baskın olursa olsun benden izinsiz feramon salgılamayamazdı o bile bana itaat ederdi.

Buz gibi gözlerimi Bay Park'a diktim ve elindeki kalın dosyayı masaya doğru yavaşça ittim.

"Bu nedir Bay Jeon?" dedi Park Jiwon, sesindeki otoriteyi korumaya çalışarak.

"Şehrin liman bölgelerindeki ve yeraltı lojistiğindeki tüm kontrolü Jeon Holding çatısı altında topluyoruz Bay Park," dedim, sesim odada bir kanun gibi yankılanırken. "Ve ben, bu devasa ağın içine Park Holding'i de dahil etmek istiyorum. Sizin tedarik zinciriniz ve benim gücüm birleşirse, bu ülkede önümüzde durabilecek tek bir aile bile kalmaz. Size reddedemeyeceğiniz büyüklükte bir ortaklık teklif ediyorum."

Jiwon dosyayı açıp hızlıca göz gezdirdi. Rakamlar, bölgeler ve teklif edilen kâr marjı dudak uçuklatacak cinstendi. Gözlerindeki o hırslı parıltıyı gördüm. Tam darbeyi vurma zamanı gelmişti.

"Ancak bilirsiniz..." diye devam ettim, sesimi biraz daha derinleştirerek. "İş dünyasında sadece kağıt üzerindeki imzalar yetmez. İhanetin çok kolay olduğu bu devirde, bu kadar büyük bir ortaklığı daha sarsılmaz, daha köklü bir bağla sağlamlaştırmak gerekir."

Park Jiwon kaşlarını çatarak dosyadan başını kaldırdı. "Ne demek istiyorsunuz?"

Elini masanın üzerine koydum, parmaklarımı hafifçe tıkırdattım. "İki aileyi tamamen birleştirmeyi teklif ediyorum Bay Park. Bu ortaklığı sadece imza ile değil, güçlü bir evlilikle taçlandıralım."

Jiwon şaşkınlıkla kalakaldı. "Evlilik mi? Ama benim tek bir evladım var... Oğlum Jimin bir omega ve..."

"Biliyorum," diyerek sözünü kestim, gözlerimdeki o yırtıcı Alfa parıltısını saklama gereği duymadan. "Oğlunuz Park Jimin onu kim tanımaz. Tam bir uslu evlat, sosyetenin göz bebeği... Onunla evlenmek istiyorum Bay Park. Eğer Jimin'i bana verirseniz, Park ailesi bu ülkenin en dokunulmaz, en güçlü ailesi olur. Karar sizin."

Park Jiwon duydukları karşısında derin bir nefes aldı. Karşısında ülkenin en tehlikeli ve en zengin Alfası duruyordu. Dosyadaki rakamlar aklını başından alsa da, bir Alfa lideri olarak ağırlığını koyması ve sosyetedeki kusursuz baba imajını bozmaması gerekiyordu.

Dosyayı yavaşça kapattı, arkasına yaslanarak gözlerimin içine baktı. "Bay Jeon... Bu teklifinizden son derece onur duydum," dedi, sesine yapay ama oldukça saygın bir ton katarak. Bir başkasımbuntavırdan bu sesten etkilenebilirdi.ama beni etkilemesi mümkün değildi "Şehrin en güçlü Alfasının oğlumla evlenmek istemesi Park ailesi için bir şereftir. Ancak bilirsiniz, Jimin benim tek evladım ve onun rızası benim için önemlidir. Bu yüzden size kesin bir cevap vermeden önce... Önce oğlumla konuşmalıyım."

Jiwon'un bu taktiğini yemediğimi belli eden hafif, alaycı bir tebessümle başımı salladım. Park jiwon'un ne kadar aç.gözlğöbir.adam olduğunu biliyordum Bay Park bu kadar büyük bir serveti asla elinin tersiyle itemezdi; Jimin'i bir şekilde ikna edecekti.

"Elbette Bay Park, konuşun," dedim ayağa kalkarak. Ceketimin önünü iliklerken elimi uzattım. "Sizden haber bekleyeceğim."

Park Jiwon da ayağa kalkıp elimi sıktı. O artık tuzağıma düşmüştü; şimdi geriye sadece küçük, nazlı omegamı bu evliliğe ikna etmek kalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.