Ren, tapınakta geçirdiği ilk gecenin sabahında yorgun ama huzursuz uyandı. Rüyasında sürekli aynı ses yankılanıyordu: "Kaçamazsın, Ren. Karanlık seni bulacak." Sanki karanlık, yalnızca onun içinde değil, aynı zamanda dış dünyada bir biçimde somutlaşıyordu.
Kaida, sabahın erken saatlerinde onu tapınağın eğitim alanına götürdü. "Burada sadece hayatta kalmayı değil, aynı zamanda karanlığı anlamayı öğreneceksin," dedi. "Karanlık, seni ele geçirmek ister, ama sen ona hükmedersen, gücün sınırsız olur."
Ren, diğer üyelerin eğitimlerini izledi. Kimisi silahlarla dövüşüyordu, kimisi ise enerjilerini odaklayarak karanlık gücün farklı şekillerde kullanılabileceğini gösteriyordu. Ancak Ren, hâlâ tereddütlüydü. Bu gücü gerçekten kontrol edebilir miydi, yoksa sonunda onun esiri mi olacaktı?
İlk Görev
Tapınaktaki üçüncü gününde, Kaida, Ren'e ve birkaç yeni üye arkadaşı olan Arin ve Mae'ye bir görev verdi. Yakındaki bir köyden tuhaf haberler geliyordu. Köylüler, geceleri bir gölge figürünün belirdiğini ve insanları kaçırdığını söylüyordu. Ren, bu durumun bir şekilde kendi geçmişine bağlı olabileceğini düşündü.
Üçlü, gün boyu orman boyunca ilerleyerek köye ulaştı. Köy, terk edilmiş gibiydi; yalnızca birkaç cesur köylü onları karşıladı ve olayları anlatmaya başladı. "Gölge," dediler. "O bir hayalet gibi. Ne yakalayabiliyoruz ne de ondan saklanabiliyoruz."
Ren, bu tarifin zihninde geçmişte karşılaştığı bir varlığı canlandırdığını fark etti. Kendi içindeki karanlık, bir şekilde dış dünyaya taşmış olabilir miydi?
Gölgeyle Karşılaşma
Gece olduğunda, Ren, Arin ve Mae, köyün meydanında pusuya yattılar. Beklerken, Ren’in zihninde yine o tanıdık ses yankılandı: "Beni bulmaya mı geldin, Ren? Yoksa tekrar kaçacak mısın?" Tam o anda, meydanda soğuk bir rüzgâr esti, ve gölge belirdi.
Gölge figürü, Ren’e doğru ilerledi. Ancak Arin ve Mae bir şey görmüyordu. "Ren, kime bakıyorsun? Burada kimse yok!" diye bağırdı Mae.
Ren, bu gölgenin yalnızca kendisinin algılayabildiği bir şey olduğunu anladı. Gölge, birden onun karşısında durdu ve sanki konuşurmuş gibi bir ses duyuldu: "Beni unutabileceğini mi sandın? Karanlık benim, Ren. Ve sen beni yaratansın."
Kendi Karanlığıyla Savaş
Bu sözler Ren’i sarstı. Kaida’nın söyledikleri aklına geldi: "Karanlık seni kontrol etmek ister ama ona hükmedersen…" Ren, derin bir nefes aldı ve bu gölgenin üzerine yürümeye karar verdi. Korkularıyla yüzleşmekten başka seçeneği yoktu.
Gölge, saldırıya geçti, ancak Ren geri adım atmadı. Kendi içindeki öfkeyi ve korkuyu bastırmaya çalışırken, aynı zamanda bu enerjiyi yönlendirmeyi denedi. Gölgeyle mücadelesi, fiziksel değil, tamamen zihinsel bir savaştı.
Sonunda, Ren, gölgeyi tamamen yok edemeyeceğini, ancak onun gücünü kendi kontrolüne alabileceğini fark etti. Gölgeyi içine çektiğinde, bir anda dünya sessizleşti.
Yeni Bir Başlangıç
Sabah olduğunda, köylüler tekrar meydanda toplanmıştı. Ren, gece boyunca yaşananları açıklayamadı, ancak köydeki huzur geri dönmüştü. Kaida’nın öğretileri gerçekti: Karanlık yok edilemezdi, ama onu anlamak ve kontrol etmek mümkündü.
Bu olay, Ren’in artık geri dönülemeyecek bir yola girdiğinin göstergesiydi. Artık sadece kendi geçmişinden değil, bu karanlığın dünyadaki izlerinden de sorumluydu. Ama yalnız değildi. Kaida, Arin, Mae ve diğerleriyle birlikte, hem karanlıkla hem de bu karanlığın arkasındaki güçlerle savaşmaya hazırdı