Ren’in içindeki karanlık güç giderek büyüyordu. Gözlerinde eski halinden hiçbir iz yoktu. Bir zamanlar iyilik arayışıyla yola çıkan genç adam, şimdi sadece kan ve acıyı hissetmeye başlıyordu. İçindeki gölgeyi kontrol etmek, her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Ne zaman durmak istese, ona fısıldayan ses onu sürüklüyordu. “Yavaşla. Durdurmak seni öldürür. Savaş.”
Bir sabah, Kaida ve diğerleri tapınağın yakınlarındaki köylerden birine gitmek üzere yola çıktılar. Ren, onlardan ayrı bir şekilde, daha önce keşfettiği, karanlıkla yoğrulmuş bir bölgeye gitmeye karar verdi. O bölge, zamanında büyük bir katliama sahne olmuştu; ama artık orada sadece ölüm ve yıkım vardı. Tükenmiş cesetlerin, kurumuş nehirlerin, terkedilmiş kalıntıların ortasında yalnız kalmaya karar verdi.
Ölülerin Sesi
Ormanın derinliklerine indikçe, Ren’in gözüne çarpan ilk şey, kararmış gökyüzü oldu. Hava ağır ve soluktu, sanki dünyanın nefesi kesilmişti. Havadar bir kasvet, onun her adımını takip ediyordu. Oradaki ölülerin nefesini hissettiğini düşündü, ama belki de sadece zihnindeki korku ve karanlık büyüyordu.
Yavaşça ilerledi, ama sonra bir şey fark etti: Ayak izleri. Kanla kararmış toprak üzerinde, bir çığlık gibi yankılanıyordu. Adımlarını sıklaştırdı ve bir kaya setinin arkasına geçerek, karanlık bölgeye adım attı. Gözleri, ilerledikçe kaybolmuş bedenlerin, tahrip olmuş ruhların siluetlerini gördü. Fakat bu sefer, daha farklıydı. Bir şey onu izliyordu.
Vahşi İntikam
Kısa süre sonra, ormanın içinden bir çığlık yükseldi. Ren, arkasına dönüp birkaç adım attı. Fakat bir anda o gülümsemesi, ona olan güveni her şeyin önündeydi. O an, gözleri karardı. Fakat bu defa sadece düşünceleri değil, kontrol de kaybolmuştu. Kendi vücudu ona ait değildi. İçindeki güç, daha önce hiç hissetmediği bir şekilde yükselmeye başladı. Savaş başlamıştı.
İlk kurbanı, yakaladığı bir ava dönüşmüştü. Domuzlardan daha büyük, daha vahşi ve insana benzer bir yaratık. Kanı her yere sıçrarken, Ren’in gözleri dolmuştu. Her darbesiyle yarattığı tahribat onu tatmin ediyordu. Sanki ruhu, her kan damlası ile biraz daha kayboluyor, her darbeyle bir adım daha karanlığa kayıyordu.
Bedenler yere serildi, kan nehir gibi akıyordu. Ren’in etrafı, karanlıkla çevrilmişti ve ormanın derinliklerine gömülen bu yaratıkların hepsi onun için sadece birer hedef haline gelmişti. Diğerlerine acı çektirirken, içinde bir huzur hissetti. O an, kendisini tüm ruhsal varlığını onlara karşı savaşarak buluyordu. Kendine ait tek dünya, şimdi vahşetle şekilleniyordu.
Gölgelerin Çıkışı
Bir süre sonra, ormanın içi sessizleşti. Geriye sadece Ren ve kanlı kalıntılar kaldı. Zihni bulanık, gözleri ise kırmızıydı. Etrafındaki ölü bedenlere bakarken, bir şeyin farkına vardı. O kadar öfkeliydi ki, artık bir noktada geri dönmek imkansızdı. Birçok yaratık, ona zarar vermek için gelmişti, ama Ren, her birini birer birer yok etmişti. Fakat hala hissettiği bir eksiklik vardı.
İçindeki şey, onu sürekli daha ileriye itiyordu. Hedefler artık yoktu. Birkaç saat önce yaptığı katliam, onun için bir başlangıç gibiydi. Şimdi karanlık, ona daha güçlü bir şekilde hükmetmeye başlamıştı.
Arin ve Mae, Ren’i aramaya karar verdiler. Kaida, onlara onu bulmaları için izin verdi, ancak her geçen dakika, Ren’in daha derinlere çekildiğini anlamıştı. O, artık Kaida ve grubunun bir parçası değildi. İçindeki karanlıkla daha güçlü bağlar kurmuştu.
İçindeki Karanlıkla
Yavaşça ormanın derinliklerinden dönerken, Ren, geri dönmek zorunda olduğunu hissetti. Tapınakta Kaida, ona doğru adımlarını atarken gözlerinde bir korku vardı. Ama Ren, onlara doğru bir adım daha attığında, içindeki bu gölgeye ne kadar alıştığını fark etti. Karanlık bir güç, onun içinde daha fazla kök salıyordu. Her geçen
gün, daha da vahşileşiyordu.