İçeriğe geç

Wedding Singer

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Wedding Singer

Bölüm 2

2

Bir aile olamak için en az kaç kişi olmak yeterli olurdu? Dört mü? yoksa iki kişi bir aile oluşturmak için yeterli olur muydu?

Neyse

Bay Misery, zamanını böyle şeyler düşünerek geçirmek istemiyordu. Şu kahrolası rüzgarın savurduğu şapkasını yerden alıp çatık kaşlarla silkeleyip tekrar başındaki yerine bıraktı. Bu, oldukça kaliteli bir malzemeden yapılmış güzel, siyah bir fötr şapkaydı. Siperlikleri o kadar da geniş değildi. İki yıldır hep başında olmasına rağmen hala yepyeniydi bu şapka. Bay Misery 'nin pek moda tutkunu bir adam olduğu söylenemezdi ama giyimine dikkat ederdi. Kendi için iki - üç yılda bir yeni bir kıyafet alırdı ama aldı mı en iyisinden, en pahalı olanından alırdı. İşte bu güzel siyah şapkasını da iki yıl önce, şehrin önde gelen tüm zenginlerinin alışveriş yaptığı ünlü bir terziden almıştı. Vitrinde görüp çok beğenerek değerinin ne kadar olduğunu düşünmeden pek sevdiği şapkasını aldığı günü anımsayınca gülümsedi.

Şu sırada yürüdüğü genişçe kaldırımda karşıdan gülümseyerek kendisine doğru gelen bir tanışını görünce elini tekrar henüz yeni taktığı şapkasına götürüp şapka selamı verdi. Karşısındaki de aynı şekilde karşılık verdikten sonra biraz duraksayıp sıradan birkaç konudan kısaca konuşup tekrar yollarına devam ettiler. Ama ondan ayrılıp yürümeye devam ederken arkadaşının şu sözü aklına takılmaktan kurtulamadı.

"Ah, sevgili dostum bir gün ziyaretine gelmeyi ben de çok isterim ama bugün minik kızıma sözüm var. "

Dahası da vardı. Ama Misery şu an bu sözlerin devamını düşünemeyecek kadar meşguldü. Zaten şu sözlerin bu kadarını duymak kafasını karıştırmaya yetmişti.

Yirmi yedi yaşındaydı. Ama hala bir aile kurabilmiş değildi. Ah, şu aile kurma meselesi ne can sıkıcı bir şeydi böyle! Nerede olduğu fark etmeden, olur olmadık yerlerde karşısına çıkıp zavallı Misery'yi rahatsız etmek pek hoşuna gidiyordu herhalde. Bir aileye sahip olmaya meraklı değildi. Onu buna zorlayan ebeveynleri de yoktu. Ama yaşadığı şehir, kendi küçük ailelerini kurmuş yaşıtları aile kurmayı kafasında bir zorunluluk haline getiriyordu.

Ah, kimi kandırıyordu ki!

Bir ailesinin olmasını, şu gölge gibi peşinde dolaşan yanlızlıktan kurtulmayı öyle çok istiyordu ki sohbet eden, yan yana yürüyen, birbirlerine bakıp gülümseyen insanlara; sıcak güneşte birbirlerine sokulup uyuklayan kedilere kısacası şu dünyada yanlız olmayan tüm canlılara imrenerek bakıyordu. Ne de olsa yanlızlık tanrıya özgü bir şeydi.

Keşke Misery de şu halini bir kabul edebilse! Aslında içi içini yiyor, tüm insanlar gibi olup aralarına karışmak için büyük bir arzu duyuyor ama bu hislerini kendine bile itraf edemeyecek kadar korkuyordu. Misery bu, kendine açamadığı ve bilmeden içine sakladığı düşüncelerinden habersiz yürümeye devam ederken ben denizin sayıp dökmeleri sayesinde siz okurlar da bu düşüncelerinden kaçan adamın hislerini öğrenmiş oldunuz. Geriye en mühim husus olarak şu kalıyor ki bu hislerin asıl sahibi kendi hislerinden henüz haberdar değil.

Misery, büyük bir yorgunlukla kolları arasında ağzına kadar dolu iki kese kağıdıyla birlikte kapıya bıkkınlıkla baktı. Her iki kese kağıdını da tek kolunun altına alırken öbür eliyle de siyah kumaş pantolonun cebindeki anahtarlarını çıkarmaya çalışıyordu. En sonunda anahtarı deliğe sokup iki kere çevirerek kapıyı ardına kadar açtı. Ayakkabılarını çıkarmadan önce kapının önünde elinde epey ağırlaşmış iki kese kağıdıyla dikilip küçük salonuna baktı. Evin kapısında durup baktığınızda ilk gördüğünüz şey karşıdaki neredeyse birbirine yapışmak üzere olan iki devasa pencereydi. Benim için bu evin en güzel yeri bu iki geniş pencereyle bolca ışık alan bu küçük salondu. Misery'nin düşüncesi de bu yöndeydi. Özellikle şu, pencerenin çok yakınındaki karşılıklı iki tekli koltukta oturup bir şeyler okumayı çok severdi. Nedenini ben bile anlamış değilim ama o bu rahat koltuklardan birine oturup büyük penceresinden içeri dolan aydınlıkta vakit geçirirken huzurlu hissediyordu. Bunu, çenesini yumruk yaptığı eline dayamışken gülümseyen gözlerine bakarak anlayabilirdiniz.

Benim ve Misery'nin pek sevdiği bu salon için başka tasvirler de yapmak gerekirse tekli koltuklardan başka bir de üç dört kişinin rahatça sığabileceği büyük bir koltuk da vardı. Ortaya iran halılarını anımsatan ama yine de avrupai bir havası olan gri ve beyaz desenli mavi bir halı serilmişti. Eğer yanlış hatırlamıyorsam bu halıyı, bir ay kadar önce karşı daireden taşınmak üzere eşiyalarını toplayan yaşlı bir hanfendi gitmeden önce bay Misery'ye hediye etmişti. Lütfen yanlış düşüncelere kapılmak gibi bir hataya düşmeyin. Kadın kesinlikle yükünü hafifletmek için bu halıyı Misery'ye vermemişti.

Bay Misery, bu mütevazi hanfendiyi sık sık ziyaret ederdi. İşte bu ziyaretlerin birinde, güneşli bir yaz ikindisinde kadın, balkonundaki çiçeklerini yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle sularken bay Misery, salonda ona arkası dönük koltuğunda oturmuş, fincanındaki melisa çayından henüz bir yudum alabilmişti. Bu, üzerinde ufak çiçek desenleri olan beyaz ve oldukça sevimli bir fincandı. Ne zaman ziyaretine gelse yaşlı komşusunun ona hep aynı fincanla çay ikram ettiğini farkedince gülümsedi. Misery, çayından iki yudumu üst üste alıp küçük fincanı ıslak dudaklarından uzaklaştırdığı sırada duraksadı. Gözleri eğilmiş yere bakıyorken kaşları çatılmıştı. "Bu halının bu kadar güzel olduğunu daha önce fark etmemiştim." Dedi kendi kendine konuşur gibi. Yaşlı komşusu balkonun açık kapısından ona bakıp gülümseyerek "bence de öyle " deyip tekrar ağır ağır çiçekleri sulamaya devam etti. Bu sebepten olsa gerek Misery, bir akşam komşusunun apar topar gittiğinden habersiz evine döndüğünde kapısında kısa bir notla birlikte bu halıyı bulmuştu.

Yaşlı kadın da tıpkı Misery gibi yanlız yaşıyordu. Tek bir farkları vardı: o kadın evlenip çok sevdiği eşiyle birlikte iki çocuğunun büyüyüp serpilip ardından yuvalarından uçmalarına şahit olmuş, eşiyle bir ömür tükettikten sonra ona veda etmiş şimdi ise altmışlarında bir dul olarak tek başına yaşamaya devam ediyordu. Hâlinden hiç de şikayetçiymiş gibi görünmüyordu. Çünkü ömrünü sevdiği insanlarla yaşayarak geçirmişti. Şimdi de tek yaptığı sessiz sakin gülümseyerek ölümün gelip onu almasını beklemekti.

Dediğim gibi, zavallı bay Misery'ciğimizin şu koca apartmandaki tek muhattabı olan bu kadın da bir ay önce buradan taşınmıştı. Karşı daire şimdi bomboştu. Bay Misery komşusunun yokluğunu hala da hissediyordu.

Her neyse. Asıl konuya dönecek olursak Bay Misery'nin küçük salonu iki tekli koltuk, büyük bir koltuk, ufak tefek bir halı, yuvarlak bir sehpa ve pencerelerin solundaki duvara sabitlenmiş ahşap bir kitaplıktan ibaretti. Zaten küçük olduğundan bu salona daha fazla eşiyayı isteseniz bile sığdıramazdınız.

Onun haricinde iki odası ve bir mutfağı vardı. Mutfağında anlatılacak bir şey yoktu. Sıradan bir mutlaktı işte. Küçük bir penceresi vardı. Bu pencereden de sadece yan binanın boş duvarı görünüyordu.

Misery çabucak kollarının arasındaki iki kese kağıdını da mutfaktaki masaya bıraktı. Şu küçük masanın etrafında sadece tek bir sandalye görmek onu birazcık hüzünlendirmişti. Ah! bir de şu, masanın üzerine duran cam vazodaki solmuş çiçekler yok muydu! Onlar hüznünü daha karamsar bir hale sokmuştu. Ne olurdu sanki kendisi alışverişe çıkmışken şefkatli bir el gelip onları bu solmuşluktan kurtarıp toprakla buluştursa ve Misery elinde torbalar dolusu şeyle evine dönerken balkonundaki saksıları fark edip gülümseyebilse! Ama tüm bu düşleri nafileydi. O yanlızdı işte.

Ceketini ve yeleğini çıkardıktan sonra beyaz gömleğinin kollarını sıvadı. Aldığı sebzeleri ve yeşillikleri bir süzgece koyup güzelce yıkadıktan sonra bir kısmını ayırıp fazlasını buzdolabına koydu. Aldığı beyaz peyniri, taze ekmeği, küçük bir kavanoz zeytini ve çok sevdiği vişne reçelini de yerlerine yerleştirdikten sonra doğrama tahtasını tezgaha koyup yıkadığı sebzeleri doğramaya başladı. Küçük mutfağının küçük penceresinden sızan zayıf gün ışığı solgun yüzüne vururken o kayıtsızca sebzeleri doğramaya devam ediyordu. Mutfağın kapısında durup baktığınızda bay Misery'nin arkası dönük tezgaha doğru eğilmiş, kolunu hafifçe indirip kaldırdığını görürdünüz. Sebzelerden sıyrılıp birden doğrama tahtasına vuran bıçağın sesi boş evde yankılanıyordu.

Bay Misery'yi mutfakta yanlız bırakıp evin diğer yerlerine de bakacak olursak salonun öbür tarafında da Misery'nin odası duruyor. Bu da oldukça basit bir oda. Bir yatak, bir komodin bir giysi dolabı ve bir de büyük güzel bir pencere. Evet hepsi bu kadar. Burada Misery için özel olan hiçbir şey yok. Yatak odasının hemen yanında önceden bahsettiğim ikinci oda var. Burada da bir şey yok. Sadece Misery'nin çok değer verdiği parlak siyah, kuyruklu piaynosu var. Düşününce böyle iyi görünümlü bir enstrümanın eve girer girmez salonda sizi karşılaması daha hoş olurdu ama maalesef daha önce de belirttiğimiz gibi Misery'nin salonu biraz küçük.

Piyanonun hemen yanında taburesi tam karşısında ise bu evin en güzel özelliği olan büyük pencerelerden biri vardı. Misery, taburesine oturup sadece parmaklarını beyaz tuşlara bastırıp bu odanın havasını müzikle bir çırpıda değiştirebilecekken aynı anda penceresinden görünen tepeye dizili çamların

göğe dokunduğu hoş manzarayı da görebilecekti. Bu yüzden piyanosunun salona sığmamasından memnundu.

Birden boş evin içinde kısık bir inleme duyuldu. Sebzeleri doğrayan Misery, öyle dalgındı ki elini kesmişti. Kendi kendine söylenerek bıçağı tezgaha fırlattı ve ekşittiği yüzüyle tüm dikkatini kesilmiş parmağına verdi. Bu, öyle küçümsenecek bir kesik değildi. Kan hiç durmadan akıyordu. Şimdiden parke bile kandan nasibini almıştı.

Hemen elini geçici olarak bir peçeteyle sarıp küçük ilk yardım kitinin içinde ihtiyacı olan şeyleri aramaya başladı. Aradığını bulamamış olacak her şeyi tek eliyle itip sehpadan yere attı. Çöktüğü yerden kalkıp paltosunu kollarına geçirmekle uğraşmadan omuzlarına attı. Mutfakta bıraktığı Cüzdanını ve anahtarını cebine atıp çıkmak üzereyken masadaki solmuş çiçekler yine gözlerine ilişti. Ama bu sefer sadece bakıp gitmedi. Islak çiçekleri saplarından tuttuğu gibi çöp kovasına attı ve kapıyı çarparak yakındaki bir eczaneye gitmek üzere çıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.