İçeriğe geç

Wedding Singer

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Wedding Singer

Bölüm 1

1

28 Ocak 2023

"Düğün şarkıcısı, ne yapacaksın şimdi?

Düğün sona erdi, seninle eve kim dönecek?

Düğün şarkıcısı, olduğunu düşündüğün kişi değilsin gibi görünüyor."

-Matt Maltese

Oradan oraya yürüyen insanlar, devasa avizenin altında parlayan gösterişli kıyafetler, gülüşmeler, kahkahalar, bir dizi uğultu ve hafif bir müzik...

Renkli ve parlak giysiler içindeki üç kadın boyalı yüzlerinde mutlu ifadelerle, birbirlerine acele etmelerini tebihleyen cümleler söyleyerek elleri eteklerine topuklularını zeminde takırdatarak gelin ve damadın yanına sokulup kadraja sığmaya çalışan kalabalığın arasına katıldı. Birbirlerine yaslanmış gelin ve damat dahil herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Kimisi kendine çeki düzen vermeye çalışıyor kimisi ise yanındakine bir şeyler söylüyordu. En sonunda kamerasının arkasında duran kameraman, verdiği komutlarla gelin ve damadın yanına toplanmış bu neşeli kalabalığı bir düzene sokmayı başarıp deklanşöre basmış ve bu anı ölümsüzleştirmişti.

Birkaç kare daha çekildikten sonra kameraman eşiyalarını toparlamaya başladığında herkes dağılmaya başladı. Düğün sona ermişti. Aslında davetlilerin büyük çoğunluğu yaklaşık yarım saat kadar önce salondan ayrılmıştı. Şimdi hala salonda olan davetliler muhtemelen gelin ve damadın birinci dereceden akrabalarıydı.

Gelin, gösterişli gelinliği içinde neşeli bir gülümsemeyle en az onun kadar mutlu görünen eşinin koluna girmiş, fotoğrafçıya fotoğraflarının ne zaman ellerine ulaşabileceği ile ilgili sorular soruyordu. Kadınlar, oldukça şık ve yuvarlak masalara bıraktıkları çantalarını alıp yumuşak kürklerini omuzlarına atıyor; erkekler, paltolarını sırtlarına geçirip gülümseyerek kadınların kollarına girmelerini bekliyorlardı.

Birtakım konuşmalar, bir hızlanıp bir yavaşlayan ayak sesleri arasında, kalan tüm davetliler gitmeden önce bu gecenin gözdesi olan çifti tekrardan tebrik ederken bu küçük kalabalığın arasında sarılmalar ve veda sözcükleri uçuşuyordu. Herkeste omuzları düşürüp gözleri baygınlaştıran hoş bir yorgunluk vardı. Salonun girişinin hemen önünde oluşan bir lüks araba kuyruğu, beyaz eldivenli elleri direksiyonda bekleyen şoförlerle doluydu. Davetliler birer birer genişçe kapıdan çıkıp dışarda kendilerini bekleyen arabalarına doğru yol aldı. Kimileri arabanın kapısını açmış binmeden önce başka bir arabadaki dostuna el sallıyor, birkaç sözcük ediyordu.

En sonunda tüm bu arabalar içindeki biraz yorgun biraz mutlu insanlarla beraber art arda uzaklaştı. Ortalık birden bire sessizleşiverdi. Salonun fazlasıyla parlak olan ışıkları hala yanıyordu. İçerde kimse yoktu. Sadece herkes gittikten sonra sessizce ellerinde süpürge ve çöp poşetleriyle etrafı toplayıp bir sonraki düğüne hazırlayan iki kadın vardı.

Ve bir de siyah paltosunu kollarından geçirmekte olan düğün şarkıcısı. Epey yorgun görünüyordu. Herhalde bu neşeli davetliler onu çok yormuştu. Sanki her an kıvrılıp olduğu yerde uyuyuverecekti.

Üzerine çeki düzen verdikten sonra üzerinde notaların ve birkaç gereksiz kağıdın da olduğu dağınık kağıt yığınını biraz düzeltip rastgele içine attıktan sonra kahverengi deri çantasını eline alıp kendisine ayrılmış hafif yüksekçe platformun üzerindeki kuyruklu piyanosunun başında durdu.

Bugün de bitmişti düğün şarkıcısı için. Bir günü daha sadece insanların en mutlu günlerine uzaktan seyrederek geçirmişti. İşini sevmiyor değildi. Ama bu iş asla dışardan göründüğü gibi basit değildi. Bu, zor ve bir o kadar da çaba gerektiren bir işti. Aslında şu hayatta basit diye yaftalanan hiçbir şey basit değildi. Uzaktan bakıldığında düğün şarkıcısı, her düğünde piyano çalıp şarkı söyleyerek sevdiği işi yapan ve severek yaptığı bu iş sayesinde hem insanları eğlendirip hem de hayatını kazanan biri gibi görünebilir. Ama dediğim gibi hiçbir şey dışardan göründüğü gibi değildir.

İşte bu yüzden düğün şarkıcısı da dışardan göründüğü gibi hayatından memnun ve mutlu bir adam değildi. Çünkü her gün şarkılar söyleyip tanımadığı insanları mutlu edip yaptığı müzikle o insanların aklında sadece ufak, silik bir anı olarak kalırken o hala mutsuz bir adamdı. Her düğünde insanların yüzleri değişiyordu, düğün şarkıcısının söylediği şarkılar da değişiyordu ama şarkıcının kendisi değişmiyordu. Belki bedeni gün geçtikçe biraz daha çöküyordu, ruhu biraz daha olgunlaşıyordu ama ne var ki içini sıkan bu düşünce değişmiyordu : herkesi mutlu ederken ben niye mutsuzum?

Saat 22:48'di. Dışarda kuru bir soğuk vardı. Salonun sıcacık havasından sıyrıldığı an hafif ama buz gibi bir rüzgar yüzünü yıkayıp geçti. Bir süre binanın önünde yola bakarak dikilip durdu. Arabalar önünde süratle geçerken turuncu sokak lambaları arabaların siyah camlarına yansıyıp etrafa saçılıyordu.

Neredeyse boş otobüste, oturduğu bir koltuğa iyice gömülmüş başını cama yaslayarak dışarıyı seyrediyordu. Aslında buna seyretmek de denemezdi. Gözleri yarı açıktı. Ve gözleri olduğu gibi camın ardında değişen manzarayı seyrediyordu. O elinden geldiğince bir şeylere bakıp odaklanmak, onlarla meşgul olmak istiyordu. Ama o yanlızca bakan bir kördü. Ne bir şeye baktığının farkındaydı ne de baktığı şeyin ne olduğundan emindi. Tek yaptığı bilinci yerinde olduğu halde ölü gibi yaşamaktı.

Ama bu konuda onu suçlayamazdık. Çünkü bu durum kesinlikle onun değiştirebileceği türden bir şey değildi. Eğer o an da yüreğiniz çok mühim bir sebepten ötürü sızlayıp sizi hüzünlenmeye itiyorsa ona karşı koyamazsınız çünkü siz yüreğinizin kölesi olan bir varlıksınız. Bir insansınız. Yüreğinizin hissettiğini aklınızla tartıp doğru bulmasanız da yüreğinizin istediğini yaşamaya mahkumsunuz.

Bu yüzden de düğün şarkıcısı, otobüsten indikten sonra, yüreğindeki bu kendisiyle bütünleşmiş kederiyle beraber ağır ağır yürüyüp kaldırımda yankılanan yanlız adımlarının geceyi bölmesine izin verdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.