Bölüm 5
Medya: Soldaki Pistte Meyra,Çınar ve Barlas. Sağdaki okurken anlayacaksınız♥️
Bölüm şarkıları
-Billie Eilish -NDA
-Shakira- Ojos Asi
-Billie Eilish -hotline(edit)
-Göksel -gittiğinde
Sessizliği seçen, zaten her şeyi söylemiştir
-Dostoyevski.
Çaresizlik,içimi son üç senedir yakıp kavuran bir his.
Şuanda ise bir adam için içimi yakıyordu. Çaresizdim. Yanımda kimse yoktu. Çaresizdim. Yardım dileniyordum. Çaresizdim. Kapana kısılmış gibiydim.
Santino'nun yarı baygın halde kanlar akan bedenine bakarken vücudumu bir titreme almıştı.
Ellerimi saçlarımdan geçirdim. "Sakin ol Meyra. Sakin ol" dedim kendi kendime.
Yarı baygın gözleri bana bakıyordu. "Beni arabaya kadar hafif desteklersen hallederiz" dedi sesi boğuktu.
Alışık olmadığım durumlarda bulunmakta üstüme üstlük yoktu. Hayat hep bir yerden savururdu beni sanki. Ailem için çıktığım yolda, başıma getirileri fazlasıyla çalkantılıydı.
Derin nefes alıp,stresten terleyen avuç içlerimle kolundan tuttum. Omzundan hafifçe destek vererek kaldırdım.
"Siktir." diye boğuk,acılı bir sesle söylendi Santino.
"Elini yarana bastır!" dedim sinirle. Yarı baygın gözleriyle bana baktı. Bir yandan onu yürütmeye çalışıyordum,bir yandan bildiğim duaları sıralıyordum. Bu adama bir şey olursa çoğu şey cevapsız kalıcaktı biliyordum.
Ona dönüp baktığımda hafif bir tebessümü vardı yüzünde.
Tek kaşımı kaldırıp 'Ne var?' dercesine başımı salladım. Muzip şekilde gülüp başını iki yana salladı kafasını cevirdi.
Benimle uğraşmak mı hoşuna gidiyordu? Yoksa fazla kan kaybından bazı yetilerini mi yitirmeye başlıyordu?
Sabır diler gibi kafamı havaya dikip derin nefes aldım. Elini yarasına bastırıyordu,yüz ifadesinden bir şey anlamak zordu.
Sanki her gün vuruluyordu!
"Her gün vuruluyormuş gibi rahatsın?" dedim dayanamayıp. "Her gün değil ama sık yaşananlardan" dediğinde ağzım açık bir an durdum. "Nasıl hayattasın?" ilk ağzımdan çıkan cümle bu oldu refleks gibi.
Bu dediğim onu güldürmüştü. "İyi doktor tanıdıklarım var diyelim." Ağzımı açacağımı farkedip araya girdi "Gidene kadar susabilir misin? Kan kaybediyorum daha doruğun evine gitmemiz gerek. Ölmek planlarımın arasında şuan yok. Yapmam gereken bazı şeyler var." diyip beni baştan aşağıya süzdü.
Kaşlarımı çattım "Abaza ölüm döşeğindesin resmen ama hala aklın fesatlıkta!" diye söylenerek,koluna daha da asıldım;adımlarımı hızlandırdım.
Arabaya gelince derin bir 'oh' çektim. Sanki birkaç dakikalık yolu bir saatte gelmiş gibiydim. Yükünü bana vermesede ayı gibi bir adamdı.
"Anahtar?" dedim sorgularcasına.
Bezgin bir surat ifadesiyle bana bakıp başıyla cebini işaret etti.
Her ne kadar yakın olmak için bedenim çığlıklar atsada ruhum 'uzak dur' diye telkinler veriyordu. Bu durumda ruhumu bosverip aklımı kullandım. Elimi cebine attığımda hızlıca anahtarı aldım.Herhangi bir temasımız ateş içinde yanıyormuşum hissiyatı veriyordu.
Anahtarın tuşuna basıp kapıları açtım. Arka koltuğun kapısını açıp içeri yavaşca ittirerek oturttum.
Oturttum da sayılmazdı. Kendini atmıştı koltuğa.
Seri şekilde sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım. Arkaya aynadan bakıp "Yolu tarif edebilecek misin? Yoksa navigasyon aç gidelim bir an önce buradan" telefonunu alıp konumu açtı,bana uzattı.
Yüzünden terler akıyordu. Durumunun kötü olduğunu anlayabiliyordum. Çünkü fazla zaman kaybetmiştik,kan kaybı artmıştı.
Telefonu hışımla aldım bir elimde telefonu tutarken,diğer elimle direksiyonu sabit tutup sürmeye çalışıyordum titreyen ellerimse hiç yardımcı olmuyordu. Yunanistan'da trafik olmamasına şükrettim. "Santino?" dedim uzun süredir sesi çıkmıyordu. Tanıdığım kadarıyla sessiz değildi.
"Hım" diye mırıldandı. Gözleri kapalı sık nefes alıyordu.
"Benimle konuş,uyuma sakın yaklaştık bak." Gözlerini çok az açtı. Kısık gözlerle bana baktı. Ruhuma işliyordu. Beni benden iyi tanıyormuş gibi bakıyordu. Ürküyordum bazen.
Göz kontağımızı kesip yola odaklandım. "Annenle baban nasıl tanıştı,annen italyan diye biliyorum" saçma sapan bir soru sorduğumu farkettim. Ama nefesi düzelmişti.
Güldü. Yarım bir gülüştü. "Nasıl kafanı dağıtacağımı bilemedim. Kusura bakma özelin." diye bir açıklama yapma ihtiyacında bulundum.
Dediğime bir şey demeden "Babam, yaklaşık 29-30 sene önce" derin nefes aldı. "Bir kış zamanı İtalyaya gidiyor tabi o zamanlar 20'lerinde genç ve çapkın. İş için gidiyor ama her gece farklı biriyle o zamana kadar ciddi bir ilişki ne duymamış bile. Anlayacağın her şey laylaylom. Babası yani dedem tehlikeli işler sevmezdi. Sadece şirket vardı durumları yine iyiydi tabi babamda o parayı yemekte ustaymış klasik zengin şımarık bir delikanlıymış." öksürüp gözlerini kapadı.
"Kaldığı üçüncü gece bir mekana gidiyor. Tabi bütün seçkin kişiler,zenginler orada takılıyor. Babamda gece ki eğlencesini arıyormuş. Oturmuş margaritasını içerken dans eden biri çarpmış gözüne." dudaklarında bir gülümseme oluştu. Benimse dinlemek hoşuma gidiyordu. Hikaye gibiydi,yol bitti biticekti.
"Sapsarı saçlar,mükemmel denilecek bir vücut bembeyaz bir elbise giymiş genç bir kadın. Babam o an büyülenmiş. Sanki evren durmuş,zaman durmuş,insanlar susmuş; ikisi kalmış gibi hissetmiş. Kadın kendi yerinde sallanıyor yanındaki kız arkadaşlarına gülüyormuş.
Babam tüm gece izlemiş onu. Başka kadınlara bakmamış aklına bile gelmemiş. Sonrasında kadın arkadaşlarıyla mekandan çıkmak için hazırlanmaya başlamış. Beyaz bir kürk giyiyormuş kadın. Melek gibiydi diyor hala anlattığında. Babam tabiki durmamış o kadını o gün istemiş ama yatağında ısıtacak bir beden olarak değil. Ruhuna işleyecek bir kalp olarak istemiş. Bir tomar para bırakmış barmene. 'İyi ki geldim' dercesine. Peşlerinden çıkmış. Annem arkadaşlarıyla vedalaşmış tek başına yürümeye başlamış kaldırımda. Babamda arkasından yürüyüp evine kadar bırakmış annem bilmeden. " O sırada doruğun evinin önüne geldik. Hikaye yarım kaldığı için buruktum ama durumu ciddileşiyordu.
"Sözün olsun devamını sonra bir gün dinlicem. Babanın annene olan aşkı saf bir aşk. Umarım bir gün aynısını yaşarım" diye mırıldandım.
Arabayı kapıda gelişi güzel bırakıp kapıyı açıp çıkarttım. Korumalar gorunce hızlıca Santino'yu aldılar,içeri götürdüler. Doruk panik içinde bize baktı. Oradan oraya dönüp duruyordu deli danalar gibi.
Gözlerimi devirip içeri geçtim bende. Santino'yu hızlıca evdeki ameliyathane gibi bir yere aldılar.Çınarın tanıdık doktorlarıydı sanırım ilgilenenler çünkü illegal bir iş yapıyorlardı.
Kapının arkasında Çınar'la beklerken doktorlar sürekli girip çıkıyor. Seri hareketlerle ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlardı. İçeriden sürekli yüksek sesli konuşmalar geliyordu. Durumu çok ağır değildi ama ağırdı yine. Yoldayken zaman kaybetmiştik istemeden. Ellerimi başımın arasına aldım. Kimdi bunu yapan? Neden yapmıştı? Nereden biliyordu orada olacağımızı? Aklımda dönen sorulara cevap bulabilecek kişi içeride yatan Santinodan başkası değildi!
Ellerimi başımdan çekip Çınara baktım göz ucuyla gördüklerimle kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. AĞLIYORDU!
"Niye ağlıyorsun,yaşıyor sadece durumu biraz ağır." dedim sakince.
Kızarmış mavi gözleri masum geldi. "Duygusal biriyim kızım ben. Korumalarla geziyorum falan ama en ufak şeye ağlarım. Daha geçen kedi videosuna ağladım." dediğinde gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
"Başka ne huyların var acaba merak ediyorum." yaşlı gözlerini silip bir anda böbürlenerek "Düzenli cilt bakımına giderim ve lazere gidiyorum?" kendimi tutamayıp güldüm. "Sen sarısın nasıl görüyor lazer senin tüylerini?" dedim merakla.
"Kızım benim saçım sakallarım sarı. Onun dışında bacaklarım falan koyu renk. Bak hatta d-" diyip bacağını açarken "Ay yok hayır kalsın! Gözlerime bu ihaneti yapmak istemiyorum."
Bana alınmış gibi baktı. Ama fazla umursamadan gözlerini devirip kalçasını döndü.
Küslüğü uzun süremeden doktor kapıdan çıktı.
Çınar'la birlikte ayaklandım.
"Durumu iyi bir sorun kalmadı. Kurşun sağ göğüsüne denk gelmiş. Herhangi bir damara veya sorun teşkil edicek bir bölgede değil. Kurşunu çıkardık. Sadece çok kan kaybetmiş. Kan takviyesi yapıp,durumu normalledik. Bir iki saate uyanır.Birkaç gün hareket etmezse de iyi olur. Çınar bey sizinle konuşabilir miyiz?" dedi.
Çınar başını salladı. O umursamaz hali geri gelmişti.
Doktorla birlikte gittiler. Üstümden yük kalkmış gibiydi. Ama dinlenicek olması onunla daha fazla vakit ve zamanın uzaması demekti!
Sıkıntıyla elimin içiyle kafama yavaşla vurdum.
Bir ileri bir geri volta attım. Odanın kapısına gelince ufak camdan içerisi gözüküyordu.
Durdum istemsizce. Vicdanımın sesi miydi? Bilmiyorum. Ama içimde haykıran ses 'Bak senin için orada yatıyor. Bencilliği bırak Meyra!' diyordu.
Santino'ya bir serum bağlanmıştı. Üst kısmı çıplak,göğüsünün sağ kısmı sargılıydı. Adamı edepsiz gibi süzmemek için gözlerimi yüzüne çevirdim. Saçlarının o kusursuz şekli gitmiş dalgalanmış doğal haline gelmişti. Yüzüne birkaç tutam düşmüş. Dudakları hafif aralık,keyifli bir uykudaymış gibi görünüyordu.
Dövmeleri vardı.Kollarında bir çok dövmesi varken,karnında kasığına uzanan bir akrep dövmesi vardı.
"Akrepseksüel midir nedir her yerde akrep. Dövmesi akrep,mekanı akrep yuvası allah akıl versin" diye söylendim kendi kendime.
Daha fazla durmak saçma geldiğinden 'belkide uyandığında onu beklediğimi bilmesini istemediğimden' ameliyathaneye benzer yerden çıktım. Çınar ortalarda yoktu. Hatta ev bomboştu sanki. Odama yürüdüm.
Yorgundum. Aslında umudumun yakılmasından dolayı yorgundum. Annem ve babamsız geçen yıllarım için yorgundum. Yaşadıklarımdan dolayı büyümek zorunda kaldığım için yorgundum.
Kapıyı açtım, içeri sakin adımlarla girip kapıyı kapadım.
Ev sakindi. Telefonumu elime alıp Alçin'i aradım. Onu ve abimi çok özlemistim iki günde bensiz nasıl idare ediyorlardı? Özellik Alçin. Okul, ev nasıl yapıyordu? Yemek umarım Çağın yapıyordur diye düşündüm içli içli telefonun açılmasını beklerken.
"Abla?" diye telefondan sesi gelince rahatlıkla nefes verdim. "Kuzum napıyorsun? İyi misin? Aç kalmıyorsun dimi? Alçin abim sana iyi bakıyor dimi, ben yokum diye seni ihmal etmiyor? Derslerin na-" soluksuzca konusurken araya girdi gülerek.
"Abla sakin ol. İyiyim abimde iyi şimdi ben kahve içiyorum arkadaşlarla. Abim her gece geliyor eve. Açta açıkta değiliz sen ne zaman dönüceksin? Seni çok özledim" dudaklarımda boktan geçen günüme rağmen tebessüm oluştu.
"Bende seni çok özledim kuzum biraz işlerim uzayabilir. Tuna'yla hiç konuştun mu? Şirketle konuşması için mesaj atmıştım ama dönmemiş?" Kahvesini höpürterek içtiğini duydum. Bu kızın bu kahveyi böyle içme alışkanlığı beni delirtiyordu!
"Alçin düzgün iç şu kahveyi ablacım" dedim homurtarak.
Hoşuna gitmiş gibi kıkırdadı. "Tuna abi dün geldi bize abimle konuşuyorlardı salonda iş güç her zaman ki gibi sonra Delfin abla geldi oturdular biraz ben uyudum sonrasını bilmiyorum." dedi.
"Tamam ablacım dikkat et. Abimi öp benim için. Yakında dönücem söyle ona dün aramış duymadım vakit bulunca geri arayacağım." vedalaşıp telefonu kapattık.
Üstüme bordo renkli şortlu takım olan pijamalarımı giydim. Ayakkabılarımı özenle valizimin oraya koydum,siyah hafif topuklu terliklerimi giyip çıktım odadan.
Santino 'nun kaldığı ameliyathane tipli yere yürümeye başladım belkide uyanmıştı?
Kapıdan hafifçe görünen yere doğru baktım. İçerideydi. Uyanmıştı yukarıya doğru bakıyor bir şeyler düşünüyor gibiydi.
Kapıyı hiç bir belirti vermeden açtım. Santino vücudunu hafifçe doğrulttu. Gözlerimin içine baktı. Gözlerimiz buluşunca üşüyordum ardından bir yanma sarıyordu vücudumu. Parmak uçlarımdan,saç diplerime kadar.
Boğazımı temizleyip yanına yaklaştım. Adımlarımla beraber oda vücudumu süzdü. Adem elması oynadı yavaşca. "Nasılsın ?" sorduğum soruyu saçma bulup yüzümü buruşturdum. "Yani ağrın var mı demek istedim." diyerek açıkladım.
Dudaklarını yaladı. "İyiyim. Dedim ilk defa yaşamıyorum sadece çok kan kaybettim." ne yapacağımı bilemez şekilde etrafa baktım. O sırada oda ayaklandı çok yüklenmis olacak ki kendine sendeledi. Onu tuttum. Burunlarımız temas edince yutkundum. Refleks olarak belimi tuttu elleri.
Yakınlığımız nefesimi hızlandırdı.
Saniyelik süren anımız,yıllar gibi geldi bana.
Bu adamla aramızdaki çekim bir gün sonumu yazacaktı. Bunu biliyordum. Ama bunu bilmem bile içimdekş harı dindirmiyordu. Aksine öyle bir çekimdi ki bile bile lav dolu bir volkana atlayıp kendini diri diri yakmaktı bu.
Bedeni bana biraz daha yaklaşınca uzaklaşıcak gücü kendimde bulup yavaşça ellerimi çektim.
"İyisin sen iyi. Gelmişsin kendine belli" diyip gözlerine baktım.
Bana çapkınca gülümsedi. "O kadar iyiyim ki istersen gösterebilirim?" gözlerim aşağılara kaymak için beynimle savaş veriyordu.
"Çok fazla dövmen var." diyerek konuyu dağıttım.
Anlamıştı ama anlamamazlıktan geldi.
"Evet parlayan ışık. Hepsinin bir anlamı var. Bir ara tek tek incelersin" diyip bana göz kırptı. Kapıya doğru yürüdü.
"İncelemek tercihlerim arasında değil."peşinden gidip kapıyı açtım ona. Bu onu güldürmüştü. "Atalarımız büyük konuşma demişler." dediğini taklit ederek arkasından yürüyordum.
Salona geldiğimizde kendini koltuğa bıraktı. "Aç mısın?"
Mutfağa yürürken seslendim ona.
"Açım" dedi. "Kalk yap o zaman bende açım?" dedim.
Bana şaşkınca baktı. "Yavrum bu yaralı halimle" bedenini gösterdi."Bu vucuduma kıyacak mısın hakikatten?" Bu hali beni güldürdü. "İyi tamam. Bir şeyler hazırlıcam Çınar yer mi?" Salondan resmen bağırarak konuştu.
"O hep yer ne olsa yer kücükken solucan yiyordu aç kalınca" Yüzümü buruşturdum. Midem bulanmıştı. Bunların sülalede tek düzgün biri yoktu.
Dolabı açtım içerisinde olan sebzelere baktım.
Brokoli çorbası yapacaktım. Birde Tavuk soteyle pilav.
Gerekli tüm malzemeleri aldım. Brokoli çorbası icin hazırlıklara başladım. Zaman öyle hızlı akmıştı ki mutfakta bayadır burada olduğumun farkındaydım. Salondan televizyon sesleri geliyordu. Onun dışı Santinodan ses yoktu.
Bütün yemekler bittiğinde üstüme yemek kokusu sinmişti.
Ama bu mutfağa yayılan enfes koku icin değerdi!
Ellerimi havluyla kurulayıp arkamı döndüm. O sırada kapı pervazına kalçasını yaslamıs,kollarını birbirine kavusturmus beni pür dikkat izleyen Santino'yu gördüm.
Korkuyla yerimden sıçradım. "Napıyorsun? Beni korkuttun!" dedim sinirle.
Kafasını arkaya atarak kahkaha attı. Sonra yüzüme bakıp "O kadar çok odaklandın ki, yarım saattir seni izliyorum farkında bile değilsin." kaşlarımı çattım.
Ellerimi belime koydum. "Hem suçlu hem güçlüsün Santino" Bana doğru sağlam adımlarla yürüyordu. BANA DOĞRU YÜRÜYORDU!
Hafifçe bende geriye doğru yürüdüm. Kalçam mutfak mermerine çarptı. Oda önümde dikilip beni sıkıştırdı. Ellerini arkamdaki mermere koydu. Kafasını eğdi.
"Ne zaman Barlas diyeceksin?" dedi sessizce.
"Ha?" diye bi ses çıktı dudaklarımdan. "Bana Barlas de. O iki dudağının arasından bu ismi duymak istiyorum."
Başımı iki yana salladım cevap olarak. Sanki dilim tutulmuştu.
"Demen için napmalıyım?" Parmağını boynuma sürttü. Gözlerimi kırpıştırdım. Mum gibi ericektim adamın karşısında resmen.
"Hiç bişey" dedim nefes nefese sesim boğuk çıkmıştı arzudan.
"Hımmm." diyip boynumdaki parmaklarını köprücük kemiğime ilerletti. Göğüs çatalıma doğru ilerlerken konuştum.
"Sana inanıp,güvendiğimde söyleyeceğim söz veriyorum." dedim sessizce. Parmakları durdu. Ama içimden 'devam ettir,devam etsin' diye yardım çığlıkları atıyordu.
"Hey çifte arız- Noluyor be burda!" diyen çırlamayla Santino'yu ittim. Çınar kapıda sanki karşısında sevişmisiz gibi bize bakıyordu. "Mutfağımda." diyip bize doğru bir adım attı. "Benim şahsi mutfağımda." bir adım daha. "Özel alanım ve nahmahremim de." her cümlesinde bir adım atarak yaklaşıyordu. "Birbirinizi mi elliyordunuz?!" sonda sesini iyice inceltti çırtlak bir ses çıkarttı.
Santino yavaşça kafasına vurdu.
"Mal mal konuşma Çınar. Yemek dökülmüştü üstüne onu hallediyorduk." dedi sakince. Çınar ikimize baktı bir kaç kere. "Siz beni salak sanıyorsunuz herhalde? Az daha gelmeseydiniz tam şurada" olduğum yeri işaret etti. "Birbirinizin oluyordunuz." Utanan biri değildim. Ama bu çocuğun böyle sanki bizi iş üstünde yakalıyormuş gibi konuşması beni bile utandırıyordu.
"Yemek yapmış bize otur seni bekledik yemek için." YALAN.
Yemek lafını duyunca gözlerinden parıltılar geçti Çınarın.Masaya zıpladı adeta. Ama gözlerini kısıp işaret ve orta parmağını önce kendi gözlerine sonrada Santino'yla ikimize yöneltti. Gözüm üstünüzde diyordu aklınca.
Yemekleri düzgünce servisleyip masaya koydum. Çınar olayı unutmuştu yada unutmuş gibi takılıyordu.
İkisinin ortasında kalan sandalyeye oturdum. Santino sessizce yemeğini yiyordu. Arada bana bakıyordu herhalde yaptığım şaheserin güzelliğine inanamamıştı.
Çınar, onu dememe gerek bile yok öyle bir iştahı vardı ki ikinci kez tavuk doldurmaya gitmişti.
"Sence bu saldırı kimin altından çıktı?" dedim bir anda.
Santino peçeteyle ağzını silip bana baktı. "Tahminlerim var ama halledeceğim." Bir kaşımı havaya kaldırdım. "O tahminlerini bana da söyle."
"Kesin olmayan şeylerle seni yormak istemiyorum. Birkaç kişiyle irtibattayım. Barmen ölmüş yani şuanlık görgü tanıdığı arıyorum o gece orada çalışanlardan." dedi sıkıntıyla.
İçimden bi ses saklıyor diyordu bişeyleri. Hep de doğru çıkmıştır.
Başımı salladım uzatmak istemiyordum. "Peki ne kadar daha buradayız?"
"Burada işimiz bitti yarın dönebiliriz istersen" diyip masadan kalkıp bulaşıklarını makineye koydu.
"Keşke bir süre daha kalsaydınız. Şu kadarcık günde alıştım size özellikle Meyra'ya" dedi Çınar laf sokar gibi.
"Ya Çınar deme öyle. Seni İstanbul'da evime bekliyorum. Abim ve kız kardeşimle tanışırsın." gözleri parladı bir anda.
"Kız kardeşin mi bakiyim kardeşine,hiç dememiştin Meyracığım oda senin gibiyse" diyip ıslık çaldı. Santino çatık kaşlarıyla kuzenine sonrada bana baktı. "Gevzek" diye ağzında geveledi ama ben duymuştum.
"O küçük Çınar sana kardeşimden uzak dur şu adamla" elimle Santino'yu işaret ettim. "Akraba olan kimseye bizden biri gitmez üzgünüm" dedim dudağımı büküp.
"Cugino seni reddedebiliyor muyum akrabalıktan yada mia ziamı*?(Halamı*)
Kendimi tutamayıp kahkaha attım. "Tutuyla arkadaş olsaydın çok iyi anlaşırdın Çınar." gözlerinden kalpler çıktı. "Tutu kim oda mı kız yoksa" dedi çapkınca.
Santino Tuna'yı tanıyor olacak ki dudaklarından gülmeye yakın bi ses çıktı.
Yanaklarım kızarmıştı benimde. "Şey hayır canım o erkek Tuna benim çocukluk arkadaşım. En yakın arkadaşım hatta. Aynı mentalitedesiniz İstanbulda sizi tanıştıracağım geldiğinde." bir anda surat ifadesi değişti. Bana kalcasını dönüp "Ne yani en yakın bestin bestişkon ben değil miyim? Beni aldattın mı beni beni Çınarını?" sesi tripliydi.
Neye uğradığımı şaşırmışcasına Santino'ya baktım. O ise bu durumdan haz alıyormuşcasına omuzlarını silkip bana güldü.
Şuan o düzgün,inci gibi olan dişlerini yumruk atıp kırmak istiyordum.
Çınar ayağa kalkmış söylenmeye devam ediyordu elleri belinde. Ayağa kalkıp omuzlarını tuttum. "Senin yerin ayrı çınçın" dedim gülümseyerek.
Gözlerini kırpıştırdı ağzı hafif aralık şekilde bana baktı.
"En sevdiğim ismimi takılan lakap bu oldu zilli." diyip bana sarıldı. "Yalnız ben zilliyi pek sevmedim" diye homurdansamda sarılısına karsılık verdim.
O hafif duygusal anımızdan sonra hep birlikte salona geçtik.
☀️
Alçin Güneş'den,
Fakültedeydim. Hukuk dersleri gerçekten zamanımın çoğunu kapsıyordu. Gerek sınavlarıyla,gerek ders programıyla. Zamanımın çoğunu derste geçiriyordum resmen.
Ablam gideli iki gün olmuştu. Abim sürekli evde olsada akşamları çıkıyordu.
Oda yoğundu Tuna abiyle sürekli konuşuyorlardı. Açıkcası polislik işlerindeki durumlar ilgimi çekmiyordu.
Fakültede her zaman oturduğumuz kafede arkadaşım Esilayla oturuyordum. Fakülte genişti. İktisadi ve idari bölümler,Hukuk,iletişim ve eğitim aynı yerdeydi bizim fakültede. O yüzden aslında sevdiğim,sevmediğim herkesle aynı yerde bulunuyordum.
Elimde white mocham vardı. Tatlı şeyleri seven biriydim açıkcası ailede uyumsuzluklarımdan biriydi bu huyum. Ablam sert kahve severdi, Çağın ise tam türk olduğunu belli edercesine çay içerdi. Kahve ise tek türk kahvesi içerdi.
"Alçin beni dinliyor musun?" diye bana seslenen arkadaşıma döndüm.
"Ha şey evet dalmışım kusura bakma ne diyordun?"
Halime kıkırdadı. Çok kibar bir kızdı ablamın favori arkadaşımdı. "Geçen gün kafedeki çocuk bak şurda hani senin ufak tartıştığın" diyip başıyla bi yeri işaret etti.
Kumral saçları,uzun boyu ve hafif yapılı vucuduyla duruyordu yine.
Yanında arkadaş grubu vardı geçen seferki.
Gözlerimi devirip Elisaya baktım. "Aynı okuldaydık doğru! Aynı bölümde değiliz şükürler olsun." Elisa arada sırada o tarafa baksada bana döndü. "Açıkcası ben galiba önceden onu şey böl- Ay sana bakıyor Alçin!" diye bağırdı bir yandan omzumu dürtüklüyordu.
Panikle elini tuttum."Şşt sessiz ol herkes bize bakıcak çok meraklıymışım gibi görünücem." Elisada hakvermis olucak ki başını salladı.
"Gel hadi kalkalım ders başlayacak" dedim. Kahvemi dikleyip bitirdim. Dudaklarıma yapışan köpüğü yaladım.
Elisa elinde kahvesiyle koluma girdi. Kol kola giderken kapı girişinde yine onu gördüm. Koluna çarpıp geçtim. Geçebileceğimi sandım yada.
Bir anda kolumu tutup ona doğru dönmemi sağladı.
"Kolumu bırak ne edüğü belirsiz" dedim dişlerimin arasından.
Bu halim bu çocuğu cidden güldürüyordu.
"Sen şu kafedeki kızsın dimi ismin neydi?" dedi çapkınca arkadaşları ise gülerek bakıyordu.
"İsmimi o zamanda dememiştim şuanda gerek yok" diyip kolumu sertçe çektim.
" Fazla önyargılısın. Aslında sana trip atması gereken benim tarçın. İsmimi sormadın ama Bora ben işletme bölümü son sınıf öğrencisiyim." dedi pişmiş pişmiş.
"Umurumda değil. Gidelim Elisa" diyip Elisanın kolunu tutup yürümeye başladım fakülteye. Telefonumun sesi kulağıma ulaştı bir anda. Karışık çantamın daha doğrusu bavul diyordum ona telefonumu bulmaya çalıştım.
En sonunda ulaştığımda arayana baktım. 'Abiiimmm' yazıyordu.
Telefonu açıp konuştum "Efendim abi" gürültülü bir yerden sesleri geliyordu. "Alçin bu gece geliyor mu Meyra?" kaşlarım havalandı. "Siz hiç konuşmadınız mı?" dedim şaşkınlıkla. "Vakit bulamadım dönücek mi dönmücek mi onu de bana." geleceğini onaylayan sesler çıkardım. "Ha tamam ben Tuna'ylayım bu gece o zaman." tamam diyip telefonu kapattım. Bir haller vardı bunlarda ama hayırlısı.
☀️
Meyra Güneş
Şuan ne mi yapıyorduk? Özel bir pistte Santino'yla Yunanistandan dönmeye çalışıyorduk. Çalışıyorduk evet çünkü Çınar'ın ağlamalarından dolayı bir türlü gidemedik.
"Oğlum bir sus artık. Allah aşkına bitmedi mi gözyaşın?" Santino'nun 100. serzenişiydi bu.
Çınar kelimeler arasında hıçkırarak "Ben-sizi-çok-özlicem." diyerek ağlamaya devam etti. Ona sarılıp kulağına "Bak eğer ağlamazsan en kısa sürede Alçin'le gelicem" diyerek kardeşimi birazcık ufacık kullandım.
O salya sümük ağlayan çocuk yok oldu bir anda.
"Tamam hadi git kış kış" diyip eliyle beni uçağa itti resmen. Kahkahalarla gülmeye başladım. Santino ise sabır dilercesine havaya bakıyordu. Benden önce uçağa geçip geçen sefer oturduğu koltuğuna oturdu. Çınarla son kez sarıldım.
Uçağa geçip Santino'nun karşısına oturdum. Camdan Çınarı görebiliyordum. Uçak kalkarken koşarak korumasının elindeki su şisesini aldı. Uçağın arkasından suyu attı. Gülmemi tutamıyordum bu cocuk gercekten alemdi! "Stupido" diyen italyan aksanlı sesini duydum. Çınara bakıyordu oda.
Gülüşümü durdurup ona baktım "Ne dedin çocuğa?" Bana bakıp gülümsedi kirpiklerini kırpıştırdı. "Çok tatlı dedim" buna tabiki inanmamıştım. Yapmacık şekilde gülüp gözlerimi devirdim.
"Yarın bir işin var mı?" diyerek soru yöneltti. O sırada garson o bir şey demeden viskisini önüne bıraktı.
"Neden beni yemeğe mi çıkartıcaksın?" diyerek sorusuna sorumu sordum.
Bana baktı baş parmağını dudağında hafifçe gezdirip boydan beni süzdü. Altımda kısa kot şortum. Üstümde ise beyaz bol bir gömlek vardı. İçine sütyen giymemiştim dört düğmesi açıktı. Ayaklarımdada leoparlı topuklu terliklerim vardı. Bakışları göğüsümde dolandı sonra gözlerime ulaştı.
Bakışlarıyla bedenimi yakıp geçmişti.
"Seni yemeğe çıkarsam sadece evimde ağırlardım." dedi boğukça. Parmakları dokunmak istiyordu ama onun yerine kadehini sımsıkı damarları çatlayacak kadar sıkı tutuyordu.
Dudaklarımı yaladım. "Beni önce güzel bir yemekle kandırıp daha sonra yatağına mı atıcaksın Santino?" dedim sesim istemsizce değişik bir tonda çıkıyordu daha sessiz ve tahrik ediciydi.
Güldü. Açıkcası yarım bir gülüştü hoşuna gitmiş gibi.
"Seni yatağa atmak istiyorum bu sakladığım bir şey değil. Seni sadece yatağa atmakla kalmak istemiyorum. Her santimini,vucudunun her uzvunu hissetmek istiyorum. Kalbindeki hızlanmanın sebebi olmak,yatağımı güzelleştirirken titremelerine tanık olmak istiyorum. Senin benim için yaratıldığını ispatlamak istiyorum parlayan ışık anlatabildim mi?"
Boğazıma oturan yumruyla birlikte tüylerim diken diken oldu. Adam basbaya benimle yatmak istediğini söylüyordu. Evet onunla bir gece geçirmek her kadın isterdi. Özgüveni,duruşu da insanı kendine çekiyordu. Ama yanlıştı ikimiz arasında gerçekleşmeyecek şeylerden biriydi.
Terlemiş gibi elimle kendime hava yaptım. "Burası çok sıcak,klima yok mu ya bu uçakta? Paranı harcayamadın mı cimri adam?" diye söylendim.
Bir anda elindeki viskiye uzanıp tek dikişte bitirdim. Boğazımda ilerleyen sıvı midemi yaktı. Yüzümü buruşturdum ama iyi gelmişti. Zihnimi açmıştı resmen.
"Yarın boşum,yemek yiceksek boş değilim" diye mırıldandım.
"Yemek yemeyeceğiz henüz. Bu barla ilgili özellikle barmenle alakalı bir şeyler duydum. Kamera görüntüsü geçmiş bizimkiler eline. Tabi hepsi kayıp o geceye bir tek içeri girdiğin görüntü birde bir tane daha görüntün var. Hafif karanlık ama az çok belli oluyor. Yarın seni scorpionda ağırlamak isterim." dedi yeni gelen viskisini tekledi masaya bıraktı. Hostes kız doldurucakken durdurdu.
Heyecanla baktım ona. "Ciddi misin? Sonunda bir şeylere ilerleyebildim. O geceye karşı her şey flu yani en scorpionla alakalı hatırladığım şey bardan çıkışımdı abim almaya gelmişti." düşünceli bakışlarım masaya sabitlendi. "Hani o gece naptım ne ettim bilmiyorum. İşin kötü yanı arkadaşlarımda hatırlamıyor hiç biriyle o günden sonra görüşmedik bile doğru düzgün. Herkes dağıldı. Sen o gece orda mıydın yani beni hiç gördün mü?" Son sorumla bana baktı. Gözlerinden hiç bir hissini anlayamıyordum.
"Hayır. Orada değildim olsaydım seni asla kaçırmazdım."
Bu cümle beni güldürdü. "Hiç vazgeçmiyorsun gerçekten" oda bana bakıp güldü. "Ben bir şeyi istiyorsam hiç vazgeçmem bunu unutma"
"Çok hırslısın bu normal değil sana psikoloğumun numarasını verebilirim?" dedim şakayla karışık.
Bu sefer gözlerini deviren o oldu.
"Hiç gerek yok defalarca terapi almış birisiyim. Bence herkes almalı sağlık için önemli burası" diyip işaret parmağıyla kafasını işaret etti.
Aklıma gelen randevumla avucumun iciyle alnıma vurdum. "Ah aptal kafam psikologumdan randevu almayı aksattım." diyip telaşla telefonu elime aldım.
"Hale, nasılsın umarım iyisindir günlerdir ülke dışındaydım yarın işten sonra bir seans yapabilir miyiz?" diyip yolladım. Hale mesajlara genelde hızlı cevap verirdi. Hususi numarası olduğu için kendi kliniğinin mesajlarına sekreteri verirdi oda ne zaman görürse.
"Tabiki canım. Bekliyorum o zaman." demişti mesajıma cevap olarak. Bir şey cevap yazmadan tam telefonu kapatıcaktım aklıma Tuna geldi.
"İstanbula dönüyorum. Yarım saate oradayım. Akşam bize yemeğe gel sana günlerdir beni aramamanın hesabını sorucam." diye yazıp telefonu kapattım.
Ona gerçekten sinirlenmeye başlıyordum. Akavalardan biriyleydim evet etik gözükmüyordu ama bende keyfimden bu adamla değildim sonuçta.
Bana hiç bir bilgiyi anlatmıyorlardı bende mecburen kendim cevaplarımı bulmaya çabalıyordum.
Bunun içinde kimse beni suçlayamazdı açıkcası.
"Yarın kaçta biter işin?" dedi bir yandan telefona bakıyordu.
"Sabah işteyim bayadır gitmiyorum ayıp olucak dönmem gerekli daha fazla tolerans gostermezler. Sonrasında psikolog randevumum var yani akşam sekizde işim biter." dedim düşünceli şekilde.
"Tamam gelip alıcam ama psikologunun konumu at tam sekizde olacağım."
"Gelmene gerek yok ben hallederim taksiler ne güne var?" sabırla derin nefes aldı,telefonu masaya bıraktı.
"Benim seni alıp mekana gitmemle taksinin alıp getirmesi aynı süre ve aynı şey değil. Ben alacağım seni dedim bir defada tamam de zorlaştırma bi bildiğim var" dedi sakince.
"İyi peki" diyip kollarımı kavuşturup uçağın camından baktım.
Uçak yavaşça alçalıyordu. İnicektik. "Sonunda"Uçak inişi tamamlayınca heyecanla kemerimi açtım. Kapılar ve merdivenler eş zamanlı açıldı.
Merdivenlerden indim koşarak. Yere ayak bastığımda "Şükürler olsun! Memleket gibisi yok. Ne o öyle yunanlar,gevurlarla aynı yerde kaldım. Kebabı özledim. Baklavayı,sarmayı! Türkiyem canım ülkem." diye feryat figan ettim.
"Bide Ölürüm türkiyem söyle tam olsun. Alt tarafı iki gün kaldık oradayken hiç özledim demiyordun." dedi söylenerek peşimden inen Santino.
" Sen ne anlarsın yarı gevur. Ben has bir türküm özledim ülkemi. Doğru hatırlattın o şarkıyı söyleyeyim." Omuzlarımı dikleştirdim,gözlerimi kapadım.
"Baş koymuşum Türkiyemin Yolu-" bir anda ağzıma kapanan elle sesim boğuk şekilde çıkmaya başladı. Anında gözlerimi açtığımda bana çatık kaşlarla bakan Santinoyu gördüm. "Sus bizi rezil ediceksin. Görende zorla götürdük sanar." elimle elini ittirdim.
"Napıyorsun nefessiz kalıcaktım sayende." Bana hayrete düşmüş gibi bakmaya başladı.
"İnanılmazsın. Olayları büyütme konusunda özellikle önüne geçilmezsin gerçekten." Onu o yüz ifadesiyle görünce gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
"Bana bir taksi çağırır mısın eve bırakma. Abim evdedir seni zaten sevmiyor daha da sıkıntı olmasını istemiyorum." yüzünü toparlayıp bir korumaya seslendi.
"Hanımefendinin valizini al evine bırak yanına iki kişi daha al. Kalanlarla ben geçerim mekana. Anlaşıldı mı?" dedi otoriter bir sesle. Hanımefendi diyordu Meyra asla demiyordu.
Robot gibi onayladılar korumalar Santinoyu.
Valizimi biri aldı,arabaya koydu. "Görüşürüz o zaman...yarın" dedim biraz üstüme burukluk çöktü istemsizce üç gündür onlaydım sonuçta başka bir sebepten değildi alışmıştım istemsizce.
"Görüşeceğiz parlayan ışık." Bir anda belimi tutup sarıldı sıkı sıkı. Kollarım iki yanıma düşmüştü.
"Dikkat et kendine yarına kadar." diye fısıldadı kulağıma. Sonra kollarını çekti arkasını dönüp onun için hazırlanan araca bindi.
Arkasında sazan gibi kalmış beni bırakarak hemde."Meyra hanım gidelim mi?" diyen korumayla kendime geldim. Başımı sallayıp araca bindim.
İstanbulun özlediğim sokaklarında geçti araba. Huzurla çoğu kez gözlerimi yumdum. Eve gidince nasıl bir halde bulucaktım veya ne haldeydi bizimkiler bilmiyordum. Alçin evdeydi abimde evdedir diye düşündüm. "Ne kadar süredir çalışıyorsunuz Santinoyla?" diye sordum korumalara canım sıkılmıştı.
"5 senedir efendim." Başımı cama yasladım dışarıyı izlerken onlara sorular soruyordum. "Hiç mi sıkılmadınız? Aileniz yok mu?" Adamlar sabırla sorularıma cevap veriyordu. "Var efendim ben evliyim" dedi saçı üç numara olan arabayı o kullanıyordu. Santino'nun konuştuğu sağındaki "Benim yok efendim küçükken yurda bırakmışlar beni."
Benim sağımda kalan ise en yapılı olanlarıydı. Sessizdi hiç konuştuğunu görmedim.
Bende onları zorlamak istemedim. Kalan yolculuğum boyunca düşünmekle meşguldüm.
Evimin olduğu sokağa gelince evin iki geri evindeyken arabayı durdurttum. Arabadan indim. Valizimi yapılı olan indirdi önüme bıraktı,geri arabaya bindi. "O neden hiç konuşmuyor?" diye mırıldandım diğerlerine.
"Efendim dilsiz o ismi Salih. Duyuyor ama konuşamıyor." diyerek açıklık getirdi.
Hüzünle içim kasıldı resmen.
"Üzgünüm. Kusuruma bakmayın teşekkürler." diyip valizimi elime alıp eve yürümeye başladım. Ben eve girene kadar gitmeyeceklerdi biliyordum. Kapıyı çaldım içeriden Alçin 'in "Geldiiim" diye bağırmasını duydum.
Kapıyı açtığında şaşkınlıktan gözleri büyüdü geleceğimi de biliyordu aslında.
"Ablaa?!" diyip boynuma sarıldı.
Gülümsedim bu haline ama hemende karşılık verdim. "Kızım biliyordun geleceğimi noluyor yoksa abim sana naptı şu iki üç günde de bana böyle özlem duydun." dedim şaka yaparak.
"Ay abla. Çağın eve doğru düzgün gelmedi geldiğinde bile Tuna'ylaydı bugünde kalıcakmıs. Seni arayacaktı müsait olunca." dedi kulağıma doğru.
Kollarından çıktım. Kaşlarımı çatarak "Ne demek beni müsait olunca arayacakmış? Kardeşi geliyor adam Tunada kalıyor ikisindede haller var zaten anlamadım çıkar kokusu." diye söylenerek içeri geçtim. Kapıyı arkamdan kapadı Alçin.
"Yemek var mı kınalım? Yapayım mı kuzuma?" diyerek odama valizimi bıraktım. Birkaç gündür olmamam bile konforumu özletmişti. Tek alanıma çok düşkündüm.
Evet eğlendim ama tek olmak tam bir nimetti gerçekten!
Valizimi gelişi güzel odaya bıraktım. Pembe şortlu pijama takımımı dolabımdan alıp giydim. Mutfaktan gelen seslerle yürüdüm. "Yani yemek kalmamış" diyip dudağını büküp elinde tencerenin dibini gösterenler kardeşimi görünce içim ısındı.
"Ne çekiyor canın söyle bakıyım. Bu gece abla kardeş gecesi yapalım abimsiz." Arada nadirende olsa yaptığımız bir aktiviteydi ve müthişti. Tam bir kız neşesiydi!
Düşünür gibi yaptı. "Çok zor bir şey yapmayalım makarna? Ama krema soslu ve mantarlı" diyip dudaklarını yaladı.
Yanaklarını avuçlayıp öptüm sulu sulu. "Hemen yapar ablası bu kuzuya ki" şımartmayı seviyordum kardeşimi,hakediyordu en çok o hakediyordu.
Birlikte yemeği hazırlamaya başladık. Bölüm ayrımları yaptık. O süreçtede bana okuldaki kaçırdığım olayları anlattı. Bora diye bi çocukla aralarındaki atışma dizilerde olanlar cinstendi. Alçin mantarları kesti ben makarnayı sosladım en sonunda enfes bir makarna önümüzdeydi.
"Çok açım çok" diyip paldır küldür başladı yemeğe bende açıkcası acıkmıstım en son ne zaman yediğimi hatırlamıyordum.
"Yunanistanda Santinonun kuzeni Çınarlaydık. Çok tatlı biri Tutu'yla cok iyi anlasırlar tam ikizi gibi. Seni de çok beğendi. Alçin diyince çoğu şeyi yapıyor." dedim lokmalarımın arasından gülerek.
"Ay abla yok onlardan biri mi asla. Zaten şaka yapıyordur ama tanışmak isterim Tuna abi gibiyse kesinlikle bestie oluruz"
"Bende aynısını dedim aşkım. Hem sen daha küçücüksün benim gözümde." dedim dalgın dalgın.
"Ne küçüğü abla ya! Yeterince büyüğüm." burnunu kırıştırarak baktı.
'Aynen' dercesine elimi salladım. Oflayıp yemeğini yemeye devam etti. Geri kalanında Alçin telefonundan adını feriha koydum açtı. Her sene düzensiz bir zaman dilimde başladığım klasik bir diziydi.
"Ya bu Rıza'dan nefret ediyorum nefret!" Alçin bir yandan söyleniyordu. Video izlerken konuşma huyu vardı.
Tabağımı elime alıp temizledim muslukta. Makineye koydum. Alçine baktığımda hala video izliyordu. "İçeri geçiyorum kınalı yapıncak işini bitir gel." diye seslenip salona geçtim. Koltuğa yayıldım. Yorulmuştum Alçine de olanları anlatıp uyuyacaktım.
"Abla bir gelişme oldu mu şey... o geceyle ilgili ?" zar zor sorduğunun farkındaydım.
Yanımı başımla gösterip "geç otur" yanıma oturup gözlerimin içine merakla baktı birazda umutla.
"Yaklaşmıştık. Hatta çok yakındık o gece bana içicek veren barmeni bulmuştuk. Gittiğimizde yangın vardı evinde. Sonrasında biri keskin nişancı gibi beni işaret aldı. " nefesini tuttuğunu gördüm. "Santino önüme atlayıp siper oldu. Vuruldu benim için. Yarası ağır değildi şükürler olsun ki. Sonrasında birkaç şey bulmuş sanırım yarın Scorpion'a gidip görüşücem işlerimden sonra." dedim.
Nefesini verdi. Şaşkınca bana baktı "Ne yani bir kaç günlük tanıdığı kadının önüne mi atladı? Bu adam sana karşı boş değil olmasın abla?" beynimden vurulmuşa döndüm. Histerik bir şekilde güldüm." Saçmalama Alçin yok öyle bir şey." Ayağa kalktım kaçma vaktim gelmişti ondan mı kaçıyordum kafamdakilerden mi bilmiyordum.
"Saçmalık yoktur öyle bişey olsa bilirim." sayıklayarak yürümeye başladım odama. "Ben yatıyorum sende yat olur olmadık şeyler düşünmeye başladın yine." Alçin bana kafayı yemişsin der gibi bakıyordu.
El sallayıp hole çıktım. Koşar adımlarla odama girdim ışığı bile yakmadan pikeyi açıp içine girdim üstüme örttüm.
Alçin sayesinde kafamda benimde olur olmadık şeyler dönüp duruyordu.
"Yoktur ya,yoktur dimi öyle bişey? Yoktur yoktur." son kez kendi kendime sayıklayıp günün yorgunluğundan dolayı yavaşça gözlerim kapandı. Uyku beni içine çekti.
Alarm sesinin iğrenç tınısı yine başımda çalınca gerçek rutine döndüğümü hissettim.
Gözlerimi açmadan tek elimle telefona rastgele basıp alarmı kapadım. Gözlerimi yavaşça araladım. Yataktan çıkıp gardırobun karşısına geçtim. Bugun hem işe uygun hem psikologa hemde scorpion'a uygun bir şeyler giymem gerekti. Sıkıntıyla başımı ovuşturdum.
Sarı uzun kollu ama ince olan V sekilde gelen kısa elbisemi aldım. Üstüme tutup aynada baktım gayet uygundu. Onu üstüme giydim altına siyah parmak arası ama topuklu olan terliklerimi geçirdim. Siyah küçük bir çanta alıp,banyoya geçtim. Makyajımı nude ve clean tuttum. Saçlarımı doğal dalgasına bırakıp güneş gözlüğümü kafama takıp taksiyi aradım.
Taksici gelene kadar Alçin'le kendime mısır gevreği doldurdum. Onu hızlıca yedim. Alçin o sırada kalkmıştı günaydınlaştık kasemi bitiremeden taksici aradı. Kaseyi masaya bıraktım Alçin toplardı.
Koşar adımlarla kapıdan çıktım. Anahtarımı çantama atıp gözlüğümü kafamdan çıkarıp taktım.
Taksinin kapısını açıp içeri geçtim. "Aleg şirkete lütfen" diyip telefonumdan Tuna'yı aradım tripleri yetmişti!
İkinci çalışta açtı. "Efendim yavrum?"
"Tutu sen nerdesin?! Günlerdir mesajlarıma cevap yok,aramak yok ,sormak yok ne işler peşindesin? Sen beni aramadan duramazsın!" isyanımla güldü.
"Oy sen beni mi özledin şekerlik?" dedi kendince tatlı tatlı.
"Sana çok dargınım. O abim denen haydutta yanındaysa onada bana affetmem için bir şeyler yapmanız lazım. Yeni sezon çantalar çıkmış haberiniz olsun."
"Anlaşıldı. Akşama sizin evde hepsi elinde matmazel." dedi.
"Akşam geç gelicem dönerken söylerim." karşı tarafta birkaç hışırtı geldi.
"Niye? Nerede olucaksın akşam?" diye sorguladı.
"Scorpion'a gidicem Santinoyla işim var." diyerek kısa kestim. Onlarla uğraşamazdım bir ton nutuk vericeklerdi.
"Meyra bak y-" lafını kesip araya girdim. "Tamam Tutu bende seni seviyorum baybay" diyip yüzüne kapattım.
Geri kalan yolda başımı cama yaslayarak geçirdim. Şirketin önüne gelince parayı ödeyip indim. Şirketide özlemiştim ne yalan söyliyim. En son burdakilerle oturup ettiğimiz sohbet aklımdaydı.
Şirkette her zaman olduğu gibi gülümseyerek herkese selam verdim. Setin olduğu kısma geldiğimde kapıyı heyecanla açtım garip şekilde. Mustafa beni görünce çığlık attı koşarak gelip sarıldı. Sümeyye de sese doğru merak edip baktığında oda beni görüp çığlık attı sarıldı yanıma gelip.
Bende gülümseyerek karşılık verdim.
"Sizi özledim" diye itiraf ettim yalan değildi.
"Bizde!" diyerek aynı anda bağırdılar. Üçümüzde güldük bu duruma.
Birbirimizden ayrıldık. "Hadi vakit kaybetmeden sabah programına girelim sonra yemekte konuşuruz." diyip kameranın olduğu kısma yani beyaz masama geçtim. Geçerken diğerlerine baş selamı verdim.
Mikrofon,kulaklık takıldı tek,tek.
Kameralar ayarlandı,ışıklar açıldı,üstüm başım düzeltildi.
"Evet üç,iki,bir sendeyiz Meyra!" diyen klasik sesle girişimi yaptım.
"Herkese iyi,mutlu,sağlıklı ve huzurlu bir gün dilerim. Günaydınlar Ben Meyra Güneş. Bugune girişimizi Antalyada yaşanan yangın ve sonrasında Muğla,Balıkesir ve bir çok şehrimizde devamı gelen süreci konuşacağız.."
"Paydos!" sesiyle maskemi söküp atmıştım.
"Müthişti Meyra!" dedi Kameranlardan biri gülümsemekle yetindim.
Mustafa bi koluma,Sümeyye bir koluma girdi. "Yemek vakti!" Gerçekten saat 3 olmuştu. İki saate psikologa gidicektim. Oradanda 7 de çıkardım muhtemelen. Geçen sefer gittiğimiz yere gittik.
Ben bir sezar salata söyledim. Sümeyye kekikli tavuk Mustafa ise iskender söylemişti. Bizim masa uyumu diye de.
"Eee noldu ben yokken? Sümeyye gelişmeler var mı?" dedim imayla.
Sümeyyenin anında yanakları al,al oldu. "Ne gelişmesi Meyracım?" diye sordu sesi içine kaçmış gibiydi.
Mustafa anında önü dürtükleyip "Ömeri diyor ömeri yanıkcım?" dedi onla aynı tonda.
Gülmemek için yanaklarımı dişledim. Sümeyyeyi zor duruma düşürmek istemiyordum. Öksürüp boğazını temizledi. "Yani açıkcası bir durum yok. Ben sadece beğeniyorum benden haberi bile yoktur."dedi üzgünce.
Bu haline bende üzüldüm. İçine kapanık bir kızdı. Çokta güzeldi sadece özgüveni kırıktı. Masanın üstündeki elini tuttum. "Ömer çokta abartılı biri değil. Evet maddi olarak güçlü hemde çok güçlü ama biriyle bir şeyler içinde bulunacaksan maddiyat önemli olmaz. Senin içinde dışında çok güzel Sümeyye. Kendini hor görmeyi bırak,değerini farket. Ya bi kere aynaya bak güzelliğini gör. Emin ol sen kendine güvendiğinde her istediğin kapı kendiliğinden açılıcak." Bana minnettar gözlerle baktı.
"Teşekkür ederim Meyra. İyi ki varsın" diyip diğer elini elimin üstüne koydu.
Mustafa daralmış gibi "Ay yeter be içimi şişirdiniz" diyip diğer olayları anlatmaya başladı. Yemeklerimiz geldi,yemekleri yiyip kalktık. Onlar şirkete geçti. Bende yoldan geçen bir taksiyi durdurup psikologuma gitmeye başladım.
Kısa zamanda çok şey yaşamış gibi hissediyordum.
Haleninde şaşıracağına emindim.
En son mezarlıktan önce konuşmuştum. Üstündende epey geçmişti. Yoğunluktan sağlığımı aksatmıştım resmen.
Düşüncelerimle boğuşurken taksi durdu. Ücreti ödeyip inip kliniğe baktım. İş yerime yakın bir yerdeydi. Saatte 17.15 olmuştu biraz geç kalmıştım.
Aceleyle kapıyı çaldım. Kapıyı asistanı adını yanlış hatırlamıyorsam Sanemdi o açmıştı. Yüzümde hafif bir gülümsemeyle "Merhaba Hale beni bekliyordu." Kapıdan yavasca cekildi. "Hoşgeldiniz Meyra hanım Hale hanım odasında iyi seanslar dilerim." dedi oda bana.
Kapıdan içeri girdim Halenin odasına yürüdüm. Kapıyı üç kez tıklattım.
İçeri girdiğimde Hale her zamanki sevimli ifadesiyle bana bakıyordu. Ayağa kalkıp yanıma yürüdü. "Hoşgeldin seni özlemişim kaçak" diyip sarıldı. İki gündürde bana sarılan sarılana(!)
Bende karşılık verdim. "Koşturmacadan bir türlü gelemedim. İlk fırsattada yanına geldim cidden." Kollarını çekti masasına yürüdü,yürürkende dediğime cevap verdi. "Bu seanstan sonra düzenli çalışalım ama olur mu?"
Onayladığımı gösterircesine başımı salladım.
Her zaman oturduğum deri sandalyeye geçtim. "Ee anlat bakalım en son gerçekleri arıyordun ne değişti o günden sonra?"
Arkama yaslandım uzun bir seans olucaktı.
"Açıkcası o gün mezarlığa gittim...." Sonra ona mezarlıktaki karşılasmamı,scorpionda yaşadıklarımı,aile içinde yaşadıklarımı,Yunanistanı,baristayı,bugunu,dunu kısaca her şeyi detaylıca anlattım.
"En sonda işte buradayım çıkışta yine Scorpiondayım." dedim son olarak.
Bana düşünceli şekilde baktı. "Meyra cidden Barlas'ın senin deyiminle Santinonun duyguları var mı sana? Varsa da sen kaçıyor olabilir misin bunlardan?" dediğinde şaşırdım. Açıkcası o kadar şeyden tek sıkıntı bu herif ve hisleri miydi?
"Bence yok. Libidosu yüksek ve arzuladığını belli eden bir adam. Aramızda bir çekim var bunu reddetmek imkansız. Ama hayır bana karşı hisleri yok. Olsaydı da kaçmazdım sonuçta hissi olan ben değilim." dedim içten bir şekilde.
"Anladım." diyip defterine not aldı. Benim için kullandığı defter pembeydi ben seçmiştim.
"Aslında son zamanlardan beri ilerleme katetmişsin. Seni kutluyorum canım. Ama bu olaylara kendini kaptırıp sürekli ümit besleme. Yıkılışın fazla ağır olur o zaman. Hep içinde bir acaba olsun. Sağlığın için." anladığımı belli eden sesler çıkardım.
"Seans saatimizi çok az aşmışız önemi yok. 1 ay sonraya bekliyorum seni. Aksatma lütfen." dedi.
Bende ayağa kalktım. "Görüşürüz,aksatmıcam kendine iyi bak." diyip kapıya yürüdüm. Telefonumu çıkardığımda Santinodan mesajı gördüm "Kapıdayım." atalı on beş dakika olmuştu. Normalde iki saat süren seansım üçe çıkmıştı. on beş dakika da bekletmiş olmuştum Santinoyu.
Kapıdan çıktığımda ılık esen rüzgar yüzüme çarptı. Temiz havaya bayılıyordum.
Karşı kaldırımda arabasına yaslanmış Santinoyu gördüm. Üstünde bordo bir takım elbise vardı. Galatasaray olmuştuk resmen.
Adımlarımı karşıya atarken başını kaldırdı. Beni hissetmiş gibi. Tam önünde durdu adımlarım. "Merhaba" diye mırıldandım. Merhaba mı? Gerçekten mi?
"Merhaba" beni süzdü. "Sarı yakışmış." dedi gülerek.
Kapımı açtı. Centilmenliğine şaşırmıştım hemde şaşırmadım. Kibar bi adamdı kadınlara karşı.
İçeri geçtim. Kapıyı arkamdan kapadı. Yanıma seri adımlarla geçti. Arabanın içi deniz gibi kokuyordu ve nane. Sanırım tıraş losyonuydu. Çünkü sakalları düzenliydi.
"Bekletmişim seni" dedim sessizliğe dayanamayıp. "Önemi yok. Beklerim seni." dedi iğneli bir şekilde. Anlamamıştım ama zorlamadım da.
"Kaç dakikaya varırız?" susmasını şuanlık istemiyordum.
"On veya on beş uyuyacaksan uyu seni kaldırırım." dedi arada bana ve elbiseme bakıyordu.
"Heyecanlı ve gerginim sen görüntüleri izledin mi?" merakla sordum.
"Hıhım. Umarım görünce bazı şeyler gelir aklına karanlık zor seçiliyor ama renklendirme kırmızı video ondan çokta görünmüyor değil. Kendi hacker ekibime buldurttum. Diğerlerine de uğraşıyorlar o geceye ait ama çok zor. " Bana baktı uzun uzun. "Kimse arkasındaki taşaklı biri muhtemelen iyi korunuyor videolar." dedi.
Dudaklarımı yaladım. Gözlerimi de bir kaç kez kırpıştırdım.
"Kim benle ve ailemle uğraşır hala anlamıyorum ama umarım videolarda azda olsa gözüme çarpan bir şeyler olur." dedim sakince.
"Umarım parlayan ışık,umarım." geriye kalan beş,on dakikada konuşmadık yorgunduk sanırım.
"Geldik hadi gel" dedi. Kapısını açarken o bende kendi kapımı açıp dışarı çıktım. Yine bir ton kuyruk vardı kapıda güvenlik sistemleri yüksekti.
Ben nasıl böyle bir yerde bilincimi kaybedebildim o zaman? Böyle düşününce ondan şüpheleniyordum.
Anahtarını bir korumaya verdi. Gözleri etrafı tarıyordu atmaca gibi.
Sanki tek bir sorun olsa canına okuyacakmıs gibi o kisinin.
Birlikte ayrı bir kapıdan girdik. Bu kapıyı ilk kez görüyordum. Siyah demirli bir kapıydı. İçerisine girince kırmızı ışıklar yine gözümü aldı. İnsanlar deli gibi dans ediyor,içtikce içiyordu. Alkoller havalarda uçuşuyordu resmen.
Ama yinede herkes kendi halindeydi. Yan masadan kimse diğer masaya yan gözle bakmıyordu. Tanışmak isteyenler iki kişinin rızasıyla tanışıyordu bunu o gecede anlamıştım henüz bilincim gitmeden. Asıl garibime giden tuvaletlerde yabancılarda olduğu gibi seks kabini bulunmasıydı.
Adam gerçekten zevklere önem veren biriydi her anlamda.
Santinonun olduğuna emin olduğum bir locaya doğru yürüdük birlikte. Herkes ona selam veriyordu. Sanki krallarıydı alt tarafı sahibiydi.
Masaya geçince yanına oturdum.
Eliyle garsona işaret etti. Ona bir viski bana da kokteyl getirdiler. Önümüzde çerezler ve bir sürü atıştırmalık vardı. Sahibi olmak bu demekti herhalde bende mi bir gece klubu acsam?
"Hadi videoyu izleyelim." dedim sabırsızca.
Bana bakıp viskisini yudumladı. "Emin misin son kararın mı?" böyle sorunca yutkundum. "Kasetim falan mı var o videoda tabiki eminim." bu dediğime güldü. Yüzüne vuran ışıklarla fazla albenili duruyordu.
Eliyle korumaya bir işaret verdi. Bir anda bir laptop geldi masaya. Viski bardağını masaya bıraktı. Laptoptan bir kaç şeye bastı. O sırada kendimi rahatlatmak için kokteylimi içtim.
Laptobu bana çevirdi. Ekran karanlıktı ama video oynatma tuşu vardı. Ona baktım. Başıyla oynat dercesine laptobu gösterdi. Tuşa bastım.
Ekranda beyaz parlak o gün ki elbisem vardı. İçeri
giriyordum mutluydum. Gerçekten mutluydum. Yüzüm kameradan farkedilecek sekilde parlaktı. On saniyelik bir videoydu çokta bir şey yoktu bunda. O gün burada olduğumu ispatlardı sadece.
"Bunda pekte bişey yok." Viskiyi dudaklarına götürürken bana cevap verdi. "Yana kaydır ve oynat" gözlerini üstümden ayırmıyordu.
Yana kaydırıp tüm güvenimle bastım tuşa. Ben vardım ekranda ama tek farklılık dans ediyordum kırmızı ısıklarla çevrili bara yakın bir yerde. Arkamda. Arkamda biri vardı. "Siktir" diye mırıldandım.
Biriyle dans ediyordum ama daha çok erotik dans gibiydi.Kollarımı kaldırmıştım o kişininde yüzü görünmüyordu çünkü boynuma yüzünü gömmüş belimi tutuyordu. Tek göze çarpan parlak takım elbisesiydi. On saniyelik bir videoydu buda. Gözlerim kapalıydı benimde halimden memnundum yani.
O sırada barı bir müzik doldurdu.
Ayer conocí un cielo sin sol y un hombre sin suelo
Un santo en prisión y una canción triste sin dueño
(Dün güneşsiz bir gökyüzü ve yurtsuz bir adama rastladım./Hapsedilmiş bir aziz ve isimsiz hüzünlü bir şarkıyla karşılaştım.)
Y conocí tus ojos negros
( Ve senin siyah gözlerinle karşılaştım.)
Bi an beynimde bir an canlandı. O dans ettiğim videodaki gecedeki bir ana siyah gözlere bakıyordum. O gözler bana hayranlıkla bakıyordu ve arzuyla.
Tanıdığım bir yüze benziyordu bir o kadarda yabancıydı.
Y ahora sí que no puedo vivir sin ellos yo
(Ve artık onlar olmadan yaşamam.)
Le pido al cielo solo un deseo
(Gökyüzünden tek bir dileğim var)
Que en tus ojos yo pueda vivir
(Oda sonsuza dek gözlerinde yaşamak)
Bedenimde gezinen eller,salladığım kalçalarım ve sürekli gülüşlerimin olduğu anlar beynime hücum ediyordu o geceyle ilgili. Bana hatırla diyordu.
Viajé de Baréin hasta Beirut
(Bahreynden Beyruta kadar gezdim)
Fui desde el norte hasta el Polo Sur
(Kuzey kutbundan Güney kutbuna gittim.)
Kulağıma değen nefes ve şarkıyı söyleyen bir ses bana söylüyordu o ses aksanlı bir şekilde. Aynı zamanda karnımı okşuyordu elleri.
Y no encontré ojos así
(Ve bir daha böyle gözlere rastlamadım.)
Como los que tienes tú
(Senin gözlerin gibisine)
Son cümlesiyle dudaklarımda bir gülümseme olmuştu. O sırada yan tarafımda aynı şarkıyı mırıldanan Santinoya baktım. Bana bakıyordu. Çantamı alıp kaçarcasına oradan insanları iterek çıkmaya çalıştım.
Şokla sarsılan bedenim kaybol buradan diyordu!
Olabilir miydi böyle bir şey? Gerçekten o kadar yakınımda ? Hayır tamamen rastlantı dedim kendime.
İnsanları tek tek iterek ana kapıdan çıktım. Derin nefesler alıp veriyordum. Başım dönüyordu. Sersem adımlarla duvara doğru çöktüm. İstemsizce akan gözyaşlarımı hissediyordum. Türbülanstaydım sanki.
Ellerim titriyordu o anlar gözümden önünden çekilmiyordu. Kimdi gerçekten o? O gece belimi kavrayan kimdi?
Yanıma yaklaşan adım seslerimi duyuyordum ama kalkıp bakmadım bile.
Yanıma biri eğildi. "İyi misin?" diyen yabancı erkek sesiyle kafamı kaldırdım.
Esmer bir adam vardı. "Değilim. Eve gitmek istiyorum" dedim ağlamaklı bir sesle. Bana baktı hafifçe güldü. "Seni bırakabilirim?" Ayağa kalktım gözlerimi silip. "İyi bir fikir mi bilmiyorum seni tanımıyorum."
Bana anlayışlı bir yüz ifadesiyle baktı.
"Pekala ben Aral. Aral Emiroğlu" gözlerimi kırpıştırdım. "Meyra ben evime değilde en yakın taksi durağına bırakabilir misin?" dedim yıkılmış bir halde.
Dudağını dişleyip bıraktı.
"Tabi gel" diyip önden yürüdü. Başımı kaldırmadan yürüyordum. Scorpiona son gelişim,santinoyu son görüşüm olucaktı.
Kırmızı bir Mustangin onune geldik tam mekanın onundeydi. Daha doğrusu Santinoyla girdiğim kapının onunde.
Anahtarla arabayı açtı. Arabanın kapısını benim için açtı. Araba geçtim. Yanıma sessizce yerleşti. Taksiciye bırakacağı için ve benim kimseyle en azından tanıdığım kimseyle uğraşacak halim olmadığımdan izin vermiştim. Hayatta yapmayacağım şeylerden biriydi.
Araba çalışırken içimden bir ses kapıya bak dedi. Baktığımda onu gördüm. Barlas Santino Akava. Bana bakıyordu ama sadece bakmak değil ateş ediyordu bana.
Yanımda oturan Arala bakarken yüz ifadesi sertleşti.
Ellerini sıktı. Elinde olsa öldürücek gibiydi. Arala baktığımda ona gülerek baktı daha çok dalga geçer gibi.
Araba hareket etmeye başlayınca bana baktı. Başını iki yana sallayıp kapıya doğru döndü. Bense arkasından bakakaldım sadece.
Herkese selam. Baya zaman oldu. Yks,Sınav, İş hayatı derken vakit bulamadım bu bölümde en uzun yazdığım bölümdü sanırım 7000 küsür kelime umarım dolu dolu beğeneceğiniz bir bölüm olur. Vakit buldukça yazmaya çalışıcam. Eleştirilere açığım. Keyifli okumalar.
İg:Zeynepcaglsr