İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 50 · 10 dk okuma

VURGUN

Bölüm 50

50

Nişan günümüz gelip çattığında sabah sanki hiç uyumamışım gibi dimdirek doğrulmuştum.

Heyecanlı mıydım yoksa korkuyor muydum bilmiyorum. Fakat bir yerlerimin çok mutlu olduğundan emindim.

Yalnızca tedirgindim. Korkuyor da olabilirdim. Geniş bir kalabalık davet edilmişti. Karşılarında bu anı yaşamak daha da gözümü korkutuyordu.

Gözlerimi yumup başımı yatak başlığına yasladım. Bu iki hafta iki gün gibi geçmişti. Nasıl geçtiğini hiç anlamamıştım çünkü hep oradan oraya koşturmuş durmuştum.

Nişanlığım hayalimdeki gibi bir prensesin giyeceği kadar güzel dikilmişti. Küçüklükten beri Clarissa bana hep prenseslerin masallarını okurdu. Bende hep büyüyünce prenses olacağım der dururdum.

Sanırım şövalyeme kavuşmuş , prenses olmaya doğru gidiyordum.

Savaş'ı düşünmek biraz daha moral toplamama yardımcı olurken yavaş yavaş yataktan çıkmıştım. Üzerime penye bir elbise geçirip elimi yüzümü yıkadım ve alt kata indim. Hazırlanan kahvaltı masasına göz atıp yerime oturdum.

Bir kaç dakika içinde annemler gelmişti.

-"Günaydın canım." dedi babam ve başımın üstünü öpüp baş köşeye oturdu.

-"Günaydın." dedim gülümseyerek.

Annem de aynı şekilde karşılık verip oturmuştu.

-"Heyecan var mı diye sormak istemiyorum. Yüzünden belli." dedi babam gülerek.

Başımla onayladım.

-"Çok fazla var. Açıkçası biraz da korkuyorum." dedim içimdekini itiraf edip.

Masanın üzerinde olan elimi tuttu ve sıktı.

-"Çok normal. Ama her şey çok güzel olacak eminim. Keyfini çıkarmaya bak."

Rahat bir nefes almaya çalışıp gözlerimi tabağa indirdim.

Öyle kolay olmuyordu ki.

-"Babana katılıyorum kızım. Rüya gibi bir tören olacak."

Beni kahvaltı boyunca sakinleştirici sözlerle doldurmuşlardı. Uyandığım zamanın aksine biraz iyi hissediyordum.

-"Ben giyinmeye çıkıyorum. Savaş birazdan gelir." dedim masadan kalkarken.

Odama hızlı adımlarla ulaştığımda banyoda dişlerimi fırçalayıp saçlarımı gelişi güzel topuz yaptım. Üzerime bir tayt , tişört ve spor ayakkabı giyindikten sonra geniş çantama lazım olabilecek her şeyi doldurdum.

Nişanın olacağı yerde hazırlanacaktım. Kızlar da benimle beraber orada olacaktı.

Savaş geldiğine dair mesaj attığında iyice elim ayağım birbirine girmişti. Çantamı omzuma asıp elbisemin olduğu kılıfı odaya gelen Clarissa'ya verdim. Ayakkabı çantamı da aldıktan sonra birlikte alta indik ve evden çıktık.

Arabanın dışında bekleyen sevgilime minik bir öpücük kondurdum.

-"Elbiseyi bana verin istersen." Arka kapıdan başını uzatan Rümeysa'yı görünce dediğini yapmak için Clarissa'ya söyledim.

-"Bunları da bagaja atalım." diyerek elimden çantalarımı aldı Savaş.

-"Akşama görüşürüz Clarissa." dedim el sallayıp.

-"Görüşürüz."

Ön kapıyı açıp oturdum. Savaş da oturur oturmaz arabayı çalıştırmıştı.

-"Ee nasılsın güzeller güzeli yengecim ?"

Başımı çevirip Rümeysa'ya gülümsedim.

-"Fazla stresli , sen ?" dediğimde dişlerini göstererek gülümsemişti.

-"Ben daha çok heyecanlıyım. Ama daha sırada düğün var böyle stres yaparsan düğünde ne yapacağız seninle ?"

Ah şuan onu hiç ama hiç düşünemedim.

-"İnan bilmiyorum." dedim nefesimi dışarı üflerken.

Yarım saat içerisinde ulaşmıştık. Mekanı gören bir konuma ahşap kulübeler yapılmıştı ve bizde orada hazırlanacaktık. Savaş karşı odaya eşyalarını bıraktıktan sonra bizim girdiğimize Murat getirmişti.

Camla kaplı cehpeye yürüdüğümde mekanın hazırlığı devam ediyordu.

-"Ala ne zaman gelecek acaba ?" diye sordum geniş yatağa zıplayan Rümeysa'ya.

-"Ben konuşmadım yataktan kalktım geldim." cevabını verince telefonuma uzandım ve yanına yattım.

Biraz dinlenmenin zararı olmaz değil mi ?

Aramıştım ama açmamıştı. Büyük ihtimalle hala uyuyordu.

Rümeysa , Alptekin'e telefonda naz yaparken onu dinleyip sessizce kıkırdıyordum.

-"Abimin yanına geleceksin nereye kaçacağız ?" dedi gözlerini açarak.

Gülmemek için dudaklarımı ısırdığım sırada yatağın karşısında olan kapı açılınca irkilmiştim.

Savaş'ı gördüğümüz gibi yatakta doğrulurken Rümeysa , Alptekin'e sonra ararım diyerek telefonu kapattı.

-"Abi öyle dalınır mı içeriye ? Ya çıplak olsaydık ?!" diye cırladı Rümeysa.

Savaş omzunu kapıya yaslayıp kaşını kaldırdı.

-"Aynı odada ikinizde çıplak olamazsınız değil mi ?"

Omuz silkip yataktan kalktım ve yanına gittim.

-"Bir şey mi oldu sevgilim ?" derken eğilip dudaklarımı sertçe öptü.

Rümeysa'nın karşısında yapmasından ötürü dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı.

-"Yapacak bir şey yoktu size bakmak istedim." dediğinde ben öpücüğüyle sarhoş olmuş şekilde bakıyordum.

-"Pekala siz takılın ben duş alacağım." Rümeysa yataktan kalkıp apar topar banyoya kaçtığında yanak içlerimi ısırıp gülümsememi bastırdım.

Savaş'ı gömleğinden tutup içeri çektikten sonra kapıyı kapatmamla dudaklarına uzanmam aynı saniyede gerçekleşti.

Bunu bekliyormuş gibi elini sağ bacağıma kalçama yakın bir yere yerleştirdi ve kaldırıp sırtımı kapının yanına yasladı.

Saniyeler içerisinde ateşlenen , alevleriyle içimi yakan öpüşmemizi sonlandırırken yüzümde gülümseme vardı. Dudaklarını dudaklarıma bastırıp iç çekti.

-"Bu hallerinin beni baştan çıkardığını söylemiş miydim ?"

Dudaklarıma değen fısıltısıyla utanarak alnımı omzuna yasladım.

Onu görünce kendimi unutuyordum normal değil miydi ?

-"Gitmelisin." dedim dışarıdan gürültü gelince.

Son kez yanağımı öpüp uzaklaştı. Derin bir nefes aldığımda kapıyı açmıştı. Karşımızda arkadaşları duruyordu.

-"Oo damat bey ! Gelin odasına girmen için daha erken değil mi ?!" Oğuldan Savaş'ın omzuna vurup yanlarına çekerken gülümseyip onlara baktım.

Güzel günler yaşıyorduk.

Daha güzelleri gelecekti.

Hepsinde göz gezdirdiğim sıra Alptekin bana biraz fazla bakınca derdini anlamıştım. Hafif kıpırdanınca bana yaklaştı. Bu sırada Savaş Sezai ve Murat ile konuştuğundan dikkati bende değildi.

-"Rümeysa'ya bakınıyorsun sanırım içeride duş alıyor. " diye kısık sesle söyledim.

-"Çıkınca mesaj atsın söylersin olur mu ?" dedi.

Başımla onayladım.

-"Hadi bakalım şu saçı sakalı bir kestirelim beyler."

Hepsi karşı odaya doluşmaya geçtiği sırada bende odaya geri girip kapıyı kapattım.

Rümeysa'nın duştan çıkmasıyla arkasından ben girdim. Uzun uzun tamamen temiz hissettiğimde çıktım. Islak saçlarımı yalnızca havluyla kurutup beyaz kısa bornozu üzerime sardım.

Çok geçmeden kapı gürültüyle açıldığında bir yandan müzik sesi bir yandan ellerinde zilli teflerle kızlar görüldü.

Kahkahalar içerisinde elimi ağzıma kapattım.

Ala en önde kıvırta kıvırta gelirken bir eli karnında diğeri tefle havadaydı.

-"Nedime alayı geldii !!" diye bağırdı şarkının arasında.

Kızlar etrafıma geldiğinde hala kahkaha atıyordum.

-"Vay vay vay ! Vay benim halime !!"

-"Dinlemedim anneciğimi düştüm zalime !!"

Hepsi bir ağızdan şarkıya eşlik edip etrafımda dönerek oynamaya devam ederken onlara inanamaz gözlerle bakıyordum.

-"Siz delisiniz !" dedim gülüşlerim arasında.

Belli ki sese gelen erkekler kapıda göründüğünde bornozumun yakasına elimi attım. Savaş beni görünce kaşlarını çatmış ardından kapıyı çekmiş kapatmıştı.

Onun hallerine içimden eğlenirken dışımdan kızlarla bir kaç dakika daha oynamıştım.

-"Ay var ya enerjiniz beni yükseltti kızlar." dedim nefes nefese yatağa otururken.

Uzun zamandır görüşemediğim kuzenim Esra bile aralarındaydı.

İzel , Sanem , Esra ve Ala full enerji ile karşımdaydı. Ala biraz erken yoruluyordu ama o kadarcık olurdu. Ayrıca Rümeysa ayrı bir desteğimdi. Her konuda.

-"Bize burası yetmedi sanki." diyen İzel'e güldüm.

Banyo kapısının olduğu duvarda dolaplar ve düz bir masa vardı. Zıplayıp üstüne oturduğunda eteğinin kalçasına kadar sıyrılmasını hiç umursamıyor gibiydi.

Gözlerimi Ala'ya çevirip karnını okşadım.

Aynı enerji ile akşama kadar güle oynaya hazırlanırken aslında içimde fırtınalar kopuyordu. Ellerim durmadan titriyor içim içime sığmıyordu.

Saçlarım artık bitmiş elbisemi giymek üzere sandalyeden kalkmıştım. Doğal görünümlü bir saç istemiştim ve istediğim gibi olmuştu.

Benim dışımda kızlar da hazırdı.

-"Kızım sakin olsana ya. Düğünde sana serum taktıracağız galiba bu gidişle."

Sanem'e büyük bir inançla hak verirken sabahlığımı yere bırakıp elbisenin içerisine girdim. Yerden yukarıya kaldırırlarken kollarımı da içine sokmuştum.

-"Of bu kız niye bu kadar güzel ?"

Ala'ya tebessüm edip elbisemin göğüs kulp yerini düzelttim.

Her şey hayal ettiğim gibiydi.

-"Evet ya benimde sinirlerim bozuluyor görümcesi olarak." diye yakındı Rümeysa.

-"Kendime buradan bir damat bulmalıyım. Seni görünce evlenmek isteyen tarafım kabardı." Esra'ya bu defa kahkaha attığımda bana ayakkabılarımı giydiren İzel de gülmüştü.

-"Sen yeter ki iste." diyerek odada bulunan sev boy aynasının önüne yürüdüm.

Elbisem harika görünüyordu. Umarım bende içinde öyle görünüyorumdur.

-"Kızlar ben çok fenayım." dedim elimi göğsüme bastırıp.

Arkamda sırayla dizilmiş aynadan beni hayran bakışlarla izliyorlardı.

-"Savaş da seni görünce fena olacak demedi deme." dedi Sanem.

Bu sözüyle gevşeyip kıkırdarken odanın kapısı tıklatıldı.

Önüme dönmüştüm fakat önümde kızlar olduğu için arkada kalıyordum.

-"Damat beyimiz gelmiş !" diye bağırdı İzel.

Aldığım nefesi geri veremezken kızların iki yana kayması ile Savaş'la göz göze geldik.

Nefes kesici.

Takımıyla o kadar yakışıklıydı ki iç çekişim kaçınılmazdı. Ellerimi eteğime sarıp titreyen nefesimi zorla dışarı üfledim.

-"Hayatıma böyle bakacağım bir adam istiyorum." Esra'nın mırıltısı kızları güldürürken bir kaç adım attım.

Savaş da uzun adımlarıyla yanıma geldi. Benim yanımda renkli elbiseleriyle kızlar , onun arkasında ise simsiyah takımlarıyla beyler duruyordu.

Gülümseyen gözlerim sert ve çekici çehresinde gezindi.

Aksesuarları onun sert tavrının bir parçası olarak çok yakışmıştı.

Ah muazzam !

Gözleri ayrı bir duyguyla bakıyordu. Bakışları duygulandıran cinstendi.

Uzanıp ellerimi tuttuktan sonra parmaklarımın üstüne dudaklarını değdirdi.

-"Yengem çok güzel olmamış mı sencede abi ?" Rümeysa kaşlarını kaldırarak sevimli bir tavırla sormuştu.

Savaş sertçe yutkundu. Gözlerini benden ayırmadan bakmaya devam etti.

-"Çok. Çok güzel olmuşsun." dedi duraksayarak.

Hem gözlerim hem dudaklarım gülümserken elinin içini okşadım.

-"Teşekkür ederim." diye mırıldandım. Bütün hepsi bizi izlediği için bir yanım çok utanmıştı.

-"Eee gidelim mi ? Eşlik edebilir miyim ?" Oğulcan'ın sesiyle ellerimi Savaş'tan çekip derin bir nefes aldım.

Elini uzattığı Esra utangaç tebessümüyle itiraz etmedi ve elini tuttu. Oğulcan da karizmatik göz kırpması ile elini koluna yerleştirmiş önden çıkmıştı.Onları takip eden Ala ve eniştem oldu. Alptekin de Rümeysa'ya içi geçer gibi bakmış elini kavramıştı.

Sezai de bütün kibarlığını kullanarak Sanem'i etkisi altına alarak çıkarttı.

Tam Savaş'a gülümseyecektim ki Murat'a gözlerim kaydı. Gündelik gömlek ve pantolonun aksine giydiği koyu lacivert takımıyla bir hayli yakışıklı görünüyordu.

İzel'e baktığımda ise dudaklarını ısırmış yerlere bakıyordu.

-"Murat sana eşlik edebilir. Değil mi ?" dedim içimdeki çöpçatanı ortaya koyarak.

Hemen gözlerini gözlerime dikmişti. İçinden saydırdığına emindim.

Murat boğazını temizleyip

-"Şey...tabi." dedi.

İkisinin tavırları gözüme çok tatlı gelmişti.

Peşlerinden odadan çıktık. Savaş'a kayan hülyalı bakışlarımdan dolayı merdivenden düşmemek için dua ediyordum. Eteklerimi toplamama yardım ettikten sonra kulübeden dışarı çıktık.

Nişana iki saat vardı ve şimdi fotoğraf çekilecektik.

Yeşilliklerin arasında hem baş başa hem arkadaşlarımız eğlenceli bir çekim gerçekleştirdik. Son olarak konuklar için yapılan fotoğraf kısmında birbirinden komik pozlar vermek için oraya geçtik.

Savaş çoğunda bıkkınlıkla zorla poz veriyordu. Ama dayanması için ikna etmiştim.

Kızlar da partnerleriyle uyum içerisinde olunca tadından yenmeyen bir ortam oluşmuştu. Son pozumuzda hepimiz şampanya kadehlerimizi havaya kaldırarak en mutlu gülümsememizi göstermiştik.

Mekan işletmecisi konuklar gelene kadar gevşememiz için eski nostaljik parçalardan açmışlardı.

Gülümsemekten deli gibi yorulmuş olsam bile bulutların üstünde bir mutluluk yaşıyordum. Asla şikayet etmeyecektim.

Kadehimi kenara bırakıp Rümeysa'nın uzattığı ellerini tuttum ve yerimde bedenimi oynatmaya başladım.

-"Orda her kiminleysen belki sevgilinleysen "

-"Söyle kumralım için sızlamaz mı ?"

-"Bilmem hatırlar mısın gözlerim ne renkti ?"

-"Söyle kumralım benim adım neydi ?"

Kahkahalarımız ağaçların arasına karışıp kaybolurken yan tarafta kolona yaslanmış içkisini yudumlayan Savaş'a baktım.

Rümeysa'yı kızlara bırakıp yanına ilerlediğimde bardağını bırakmış belime sarılmıştı.

-"Gözlerimle görmeme rağmen inanamıyorum desem ?"

Dudağımı ısırıp yanağını okşadım.

-"Bende hala böyle kusursuz bir adam gerçek olabilir mi diye düşünüyordum." dedim.

Dudağının kenarı yukarı kıvrıldı ve alnıma dudaklarını bastırdı. Aynı zamanda gözlerimi huzurla kapattım.

-"Hayatımın mucizesi...çok aşığım sana çok."

Burnum sızlamaya başlayınca yanağından elimi çekip gözlerimi araladım.

-"Beni ağlatma ! Kirpiklerim düşecek !" diye yaşlanmış gözlerimle ona kızdığımda bembeyaz dişleriyle gülümsemişti.

-"Yüzüne en çok gülümseme yakışıyor sevgilim. Gözünden düşen her damla hangi sebepten olursa olsun nefretim oluyor." diyince daha fazla duygulanmıştım.

Dudaklarımı dudaklarına bastırıp minik bir öpücük verdim.

Ardından kızların çağırmasıyla geri adım attım ve yüzümdeki huzurlu gülümseme ile yanlarına döndüm.

Çok geçmeden tamamen romantik olarak dekore edilmiş bu mekan konuklarımızla dolmaya başlamıştı. Akşamın geri kalanı bizim için rüya gibi geçmişti.

'

Nişanımız bütün cemiyetin dilinde dolaştığı bir hafta geçirmiştik. Bütün geceler yüzüme yayılan aptal sırıtışla uyumaya çalışıyor sonra kendime sataşıyordum.

Bir haftadan sonra ise nişanlı olmanın tadını çıkartarak geçirmiştim. Nişanlı olarak geçirdiğimiz üçüncü ayımızda aylardan Kasım'daydık. Havaların soğumasıyla etkinliklerimiz kısıtlanmıştı.

Yine bir gün öğle saatlerinde restorana geçiyordum ki gelen telefonla dünyam alt üst olmuştu.

Arslan eniştem nefes nefese bağırarak " Ala doğuruyor !" dediği için soluğumu veremeden hastane yoluna girmiştim.

Yolda giderken ilk iş Savaş'ı aradım. Eniştemden farksız telaşımla haber verince o da hemen kapatıp yola girdi.

Gelebildiğim en hızlı şekilde hastaneye varıp eniştemi aradım. Yerini öğrenip gittiğimde Zerrin teyze ve Selim amca ile birlikte beklediklerini gördüm.

Gözlerinde çaresizlik ve korku vardı.

Hızla koşup ona sarıldığımda o da sıkıca sarılmıştı.

-"Çok kötüydü ona bir şey olacak diye aklımı kaybedeceğim !"

Sırtını sıvazlayıp konuşacağım sırada içeriden Ala'nın avaz avaz duyulan çığlığı ile hepimiz soluksuz kalmıştık.

Tuhaf bir bekleyişteydik.

Sevinsek mi üzülsek mi bilmiyorduk ama Ala'nın acı çığlıkları yüreğimizi dağlıyordu.

Uzun sürmüştü.

Savaş'ın omzundan başımı kaldırıp nefesimi üfledim. Bu sırada büyük otomatik kapı açılınca aynı anda ayağa fırladık.

Doktok olarak tahmin ettiğim adam maskesini indirdiğinde yüzü gülüyordu.

-"Hayırlı olsun inatçı ama güzel mi güzel bir kızınız oldu." der demez eniştem ellerini yüzüne bastırdı.

Dudağıma kadar akan tuzlu göz yaşlarımı silip Zerrin teyzeye sarıldım.

Savaş da sıkıca enişteme sarılıyordu.

Saniyeler içerisinde hemşirenin kucağında yeşil örtünün arasında sarılı olarak çıkan minik meleğimizi fark ettik.

Bu haliyle bile o kadar güzeldi ki istemsizce ağlamaya devam ettim.

Ah bizim minik Ezra'mız.

Teyzesinin pamuğu bembeyazdı.

Eniştemi ilk kez ağlarken görürken minik kızının parmaklarını öpüp geri çekildi. Sonra hemşire uzaklaşıp gitmişti.

Yüzümü sildim ve Savaş'ın kollarının arasına girdim. Başımın üstüne dudaklarını bastırıp sarıldı.

Çok geçmeden derin bir uykuda olan Ala'yı yorgunluğu geçmesi için odaya almışlardı. O uyanana dek yaptığımız tek şey cam bir duvarın arkasında yatan Ezra'yı gidip gelip izlemek olmuştu.

Bu mucizeler bizim şükretmemiz için en güzel varoluşlardı.

•••

Herkese merhabaa ❤

Ellinci bölümümüzü burada hep birlikte kutlayalım bence güzel bir başarı 🎆🎇🎉

Bölümü beğendiniz mi ? Düşüncelerinizi duymayı merakla bekliyorum 🌸

Bölüm sonu

1 yorum