İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 48 · 10 dk okuma

VURGUN

Bölüm 48

48

Elindeki demeti kucağıma aldıktan sonra gelen herkese güler yüzümle hoşgeldiniz demiştim. Akrabalarını tanımıyordum fakat iki kadın ve üç erkek dışında geldiğini gördüğüm Mehmet amcayla Çiçek teyzeye çok mutlu olmuştum. En sona kalan arkadaşları ile Rümeysa elinde çikolata dolu şık bir gümüş tepsi ile geldi.

Dudaklarını birbirine bastırıp beni baştan aşağı süzdü.

-"Bu ne güzellik yengecim ?!" dedi ve çikolatayı çalışanlardan birisine uzattı.

Ona da sarıldıktan sonra kızlarla beraber merakından dolayı salona koşmuşlardı.

Ortada kalakaldığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Çiçeği bırakmak için mutfağa ilerledim.

-"Şükran abla ben şimdi içeri gitmeyeceğim değil mi ?" diye sorarken Clarissa elimden çiçekleri almıştı.

-"Yok kahveleri dağıtmak için gideceksin kızım. Gel otur sen şöyle yüzün gözün bembeyaz olmuş. "

Sık sık aldığım düzensiz nefeslerle mutfak masasına oturup sakinleşmeye çalıştım.

Olmuyor !

Çok ama çok heyecanlıyım.

-"Yüzükleri getirdim ! Tepsiye koyalım mı ?" Mutfağa giren Rümeysa ile biraz daha rahatladım.

-"Yüzük almayı unutmuşuz Rümeysa inanabiliyor musun ? Savaş düşünmeseydi ne yapacaktık ?" dedim dehşet içinde.

Yüzünü düşürüp kadife kutuyu verdi.

-"Sorma annemin de son anda aklına geldi. Telaştan unutmuştuk. Az kalsın kalp krizi geçirecekti."

Yüzük kutusunu açmamla kulaklarım başka bir şeyi duyamaz oldu.

O kadar güzeldi ki.

-"Abim de zevkli adam vesselam. "

Rümeysa'ya bütün kalbimle katılırken parmağımı yüzüklerde gezdirdim. Hayran bakışlarım Clarissa'nın elimden almasıyla son bulmuştu.

-"Takıldıktan sonra bakarsın tepsiye yerleştirelim. "

Hayal kırıklığıyla yüzüklerime uzaktan uzağa baktım. Çok güzellerdi ve daha çok incelemek istiyordum !

Ah bir an önce parmağıma takılsın istiyorum...

-"Ben geçiyorum içerisinin atmosferi efsane. Abimi ilk kez ter dökerken izlemek Alptekin'le bana zevk veriyor !" Kıkırdayarak kaçtığında keşke bende görebilsem dedim.

Bir tanecik sevdiğim kim bilir nasıl stres yaşıyordur.

Tırnaklarımı ritmik şekilde masaya vurup ses çıkarırken bir yandan dizlerimi sallıyordum. Heyecandan bütün bedenimin titrediğine şahit oluyordum ve nasıl sakinleşeceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Dakikalar geçtikçe Ala hızlı adımlarla geldi. Giyindiği toz pembe elbiseden kendini belli eden karnını okşayıp ayağa kalktım.

-"Kahvelere başlayalım." Talimatını verdikten sonra elbisemi çekiştirerek düzeltti.

-"Bir tane adam var görmen lazım. Macit diye birisi ve Savaş'a inanılmaz bağlı. Ona babası gibi içeride sahip çıkıyor. Kimdir nedir bilmiyorum ama baya hakiki adam." dediğinde kim olduğunu merak etmiştim. Kapıda karşıladığım birisi olmalıydı ama hiç kimsenin yüzü şuan gözümün önüne gelmiyordu.

-"Kim ki acaba ?" diyince dudağını büktü.

-"Savaş'a tuzlu kahve yapıyoruz !" Bir anda sırıtıp tezgaha yaklaştı.

-"Ya hayır ben istemiyorum." dedim onu tutarak.

Gözlerini kısarak pis pis bakış attı.

-"Öyle kolay değil kız almak ! Sus karışma sen."

Sessizce kızmasıyla pes edip sustum. Çok geçmeden mutfağa kızlarla beraber iki tane kız kuzenim daha gelmişti. Allah'tan mutfak büyüktü de bana daraltı gelmiyordu.

-"Damat bey de çok yakışıklı." diyip kaşını kaldıran Simge'ye güldüm.

-"Sahipli ama canım !" dedim ima ile gülerek.

Takılıyor bile olsa benim sevgilime yakışıklı diyemezdi.

-"Erkek kardeşi varsa onu da ben alıyım ne dersin ?" dedi sırıtarak.

-"Şansına küs. Dünya üzerinde en mükemmeli bir tane yaratılmış." dememle bütün mutfak salondan duyulacak kadar yüksek sesle kahkahaya boğulmuştu.

Simge yalandan somurtup kahvelere yardım etmeye girişmişti.

Terleyen avuçlarımı peçeteyle sildim ve Ala'nın uzattığı ufak altın sarısı tepsiyi aldım.

-"Kahvesi tuzlu , suyu şekerli. Rümeysa kayıtta olacak her gün açıp izleyeceğim." Söyledikleri beni artık şaşırtmıyordu.

Şok olmak yerine içeri gireceğim için aşırı stresliydim. Umarım insanların üzerine düşmezdim.

-"Bende hemen arkandayım. Derin bir nefes al dik yürü." İzel kahve dolu büyük tepsiyle arkamdaki yerini almıştı.

Eşit adımlarla salona ilerledik. Başımı kaldırmamla tenim ürperdi. Artık ateş basmıyor soğuk terler döküyordum.

Kalabalık salonun gözleri üzerimdeyken bana gülümseyen gözlerle bakan Leyla teyzeye ufak bir tebessüm ettim. Heyecandan yerinde duramadığını buradan bile anlıyordum.

Yönümü babam ve başka bir adamın arasında oturan Savaş'a çevirdim. Keskin bakışları yoğun şekilde beni izliyordu.

Of bakmasana öyle be adam !

Nefesimi tutup hafifçe eğildim ve ona uzattım. Suyunu da önündeki sehpaya koyarak geri çekildim. İzel de bir yandan kahveleri dağıtıyordu.

Ama bütün salonun bakışları sırıtarak Savaş'ta idi.

Kahveden aldığı yudumla kaşları çatılacak gibi oldu ama bozuntuya vermedi. Bana ' görürsün sen ' dercesine baktıktan sonra aldığı nefesle kahveyi tek seferde dikleyip içti.

Gülmemek için başımı eğdim.

Herkes aynı anda kahkaha attı. Bir sonrakini görmek için yeniden başımı kaldırdım. Anında suya sarılmıştı.

Onu içmesiyle de bu defa kaşları çatıldı ve öksürmeye başladı. Bütün ruhum ona üzülüp büzüşürken babam kıyamadı ve kendi suyunu ona verdi.

-"Helal olsun be !" diye bağıran Oğulcan içten içe çok büyük eğleniyordu. Alptekin ve diğer arkadaşı Sezai'de öyle.

-"Elinden zehir olsa içer benim oğlum." Yanındaki adam bana bakıp Savaş'ın sırtını sıvazladı.

Tanımasam bile o babacan tavrı fazlasıyla sıcak gelmişti.

Gülümsedim.

Hareket edip ona doğru yürüdüm ve fincan ile su bardağını aldım.

-"Afiyet olsun. " diye mırıldandım onun duyacağı yükseklikte.

-"Ellerinize sağlık." diyip bana iğneleyici halde bakış gönderdi.

Tepsiyi mutfağa götürürken o adamın gür sesini duyabiliyordum.

-"Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınızı oğluma istiyorum."

Hayır hayır başım dönmüyor. Evet iyisin Alisa ! Çok iyi olmalısın !

-"Gençler birbirini görmüş sevmiş. Bize de bir ömür boyu mutluluk dilemek düşer. Verdim gitti !"

Ardından duyulan babamın sesiyle alkışlar ortalığı ayağa kaldırmıştı. Kızların geri açılması ile titreyen dizlerimi harekete geçirdim. Savaş da bu sırada ayağa kalkmıştı. Sırasıyla bütün aile büyüklerimizin ellerini öptük.

Leyla teyze yüzümü okşamış hemen bırakmamıştı. Çekildiğimde gözlerinden akan yaşı sildiğini görünce benimde ağlayasım gelmişti.

İnşallah hep mutluluktan ağlardık.

Savaş'la göz göze geldiğimizde yan yana durduk. Bizim için hazırlanmış herkes açısından görünen kısıma geçtik.

Ala elinde yüzük tepsisiyle gelince beni isteyen adam ayağa kalkmıştı.

-"Madem öyle yüzükleri ben takayım. Gelinimizin tarafından birisi de kessin." demişti.

Gözlerim salonda gezindi. Akrabalarımız arasında en sözü geçen amcam olunca o ayaklanmıştı.

Tir tir titreyen elimi uzattım. İsminin Macit olduğunu artık bildiğim adam elimi nazikçe tuttu ve yüzüğü geçirdi. Yan gözle baktığımda Savaş'ın da elinin titriyor oluşu bana stresimi unutturmuştu.

Benim kadar heyecanını belli ediyordu. Şaşırmıştım.

Yüzüklerimizi takan Macit bey gitmeden benim yanımda durdu. Amcam tepsiden makası aldı ve gülümsedi.

-"Allah bir ömür boyu yüzünüzü güldürmeyi nasip etsin. İnşallah kısa sürede de Allah tamamını erdirir. Hadi Bismillah !"

Kırmızı kurdeleyi keser kesmez tekrardan alkış sesleri yükseldi. Amcama sarılıp teşekkür ettikten sonra diğer adama döndüm. Hiç çekinmeden sarıldım. O da sarıldı.

-"Allah mesut etsin güzel kızım. " Yaşlı görünüyordu ama dimdikti güçlüydü.

-"Çok teşekkür ederim." diye mırıldandım.

Leyla teyze kalkıp önümüze geldiğinde ikimize de ayrı ayrı sarılıp öptü. Sonra Rümeysa elinde küçük çantalarla geldi.

Ne olduğunu bilmeden bakıyordum.

İlk kutudan iki kalın altın bilezik çıkarmıştı.

Beklemiyordum fakat belli etmeden ifadesiz duruyordum. Daha önce altın bilezik takmadığımı söylememe gerek yok değil mi ?

Ayrıca böyle bir gelenek var mıydı onu da bilmiyordum. Eğer Leyloş yapıyorda doğrudur.

Bilezikleri koluma geçirip diğer kutuyu açtı.

Parıl parıl parıldayan değerli taşlarla döşeli kolyeyi Rümeysa'nın yardımıyla taktı.

-"Teşekkür ederim." dedim ne diyeceğimi bilemeyince.

Sonrası hızlı gelişmişti. Herkes tek tek fotoğraf çekilmek istiyordu. Savaş'ın en sevmediği olay olduğundan kendini sıkarak yanımda boy gösteriyordu.

Sıra ikramlıklara geldiğinde ufaktan salondan kaçtık. Mutfağa girer girmez Savaş mutfaktan açılan bahçe kapısına gidip bir sigara yaktı.

-"Hadi yine iyisin !" Ala dalga geçerek bilezikleri işaret edince gözlerimi devirdim.

Onlar gözüme çarpmıyordu. Asıl gözümü alamadığım yüzüğümdü.

-"Bir bardak su alabilir miyim ?" dedim Clarissa'ya.

Sonra sandalyeye çöktüm. Stres çok yoruyordu.

-"Hayırlı olsun." Mutfaktan içeriye girenlerle ayağa kalktım.

-"Çok sağol." dedim Alptekin'e sarılıp. Sırayla Oğulcan'a Sezai'ye ve enişteme sarıldım.

Beni hemen bırakmadan sırtımı sıvazladı.

-"Çok mutlu olun. "

-"İnşallah. " dedim fısıldayarak.

Gülümsedi ve diğerleriyle sigara içmeye çıktı.

-"Bak o kadar telaşa değdi mi ? Bitti gitti. " İzel'in cümlesiyle ona sadece gözlerimi kıpırdatarak baktım.

-"Bunu bana sen mi diyorsun ?! Geç kalacağız diye neler dedin !"

Elini havada savurdu.

-"Aman olur o kadar canım."

Yeniden sandalyeye çöktüğümde kasmaktan bedenimin ağırdığını hissettim. İsteme böyleyse diğerlerini düşünemiyordum.

-"Bir hafta sonra nişan olsun diyorlar." diyerek mutfağa giren Rümeysa gözlerimi büyütmeme sebep oldu.

-"Ne ?!" dedim sesimi alçak tutmaya çalışıp.

Omzunu silkti.

-"Ne bileyim sözden bir hafta sonra nişan olsun diyorlar. Seçkin amca da kabul etti."

Elimi alnıma atıp uzun bir soluk aldım.

Ben bu yorgunluğu stresi üzerimden bir ay da ancak atarım derken şimdi bu nereden çıkmıştı ?!

-"Evde mi yapmayı düşünüyorsun ?"

Elimi indirip Ala'ya bezginlik ile baktım.

-"Ala şuan bunu öğrendim sindirmeye çalışıyorum sen ne soruyorsun ?"

-"Sanki kötü bir şey. Daha güzel işte !" diye karşılık verdi.

-"Neymiş o hayatım ?" Bahçeden gelen eniştem Ala'ya sarılınca gözlerimi başka yere çevirdim.

Yangından mal mı kaçırıyorlardı ? Biraz daha ileri tarihe atabilirdik. İkinci bir stres dalgasını yaşamam çok zor olacaktı.

-"Bir şey mi oldu ?" Omzumda aşina olduğum elleri hissettiğimde başımı kaldırdım.

-"Bir hafta sonra nişanınız var abicim." dedi Rümeysa , Alptekin'in yanındaki yerini alırken.

Savaş elini çekip pantolonunun cebine koydu.

-"Nasıl yani ? Ne demek bir hafta sonra ?"

-"Bence de acelemiz mi vardı ? Ben daha bunun stresini yaşıyorum !" dedim yüzümü düşürerek.

-"İnsanların adetleri öyle demek ki kuşum dert etme. Yine birlikte hallederiz. Ama düğününüz için lütfen doğumumu bekleyin !"

Ala'ya mutsuz bakışlarla baktıktan sonra ayağa kalktım.

-"Neyse artık ne yapalım böyle olacak." dedim.

İstemediğimden değildi. Elbette çok istiyordum ama en azından iki üç hafta sonra olsaydı.

-"Sizde içeri geçin yanlarında oturun."Şükran ablanın sesiyle onu onayladım ve Savaş'la birlikte salona ilerledik.

Bizim için koyulmuş iki sandalyeye usulca yerleştik. Hala ellerim titriyordu.

Çaktırmadan baktığımda iki kırmızı kurdeleli yüzükler parmağımızda bana görsel şölen sunuyordu.

Kalbim sıkıştı.

Gülümseyerek göz ardı etmeye çabaladım ve akrabalarımıza baktım. Savaş'ın akrabaları gülen gözlerle beni inceliyorlardı.

Gözüme en tatlı görünen Çiçek teyzeydi. Sanırım onunla güzel anılarım olduğu içindi.

-"Çiçek teyzeleri iyi ki davet etmişsin." diye fısıldadım Savaş'a eğilerek.

Başını belli belirsiz salladı.

-"Yanımda olmalarını istedim. Senin de mutlu olacağını düşünmüştüm."

Gülümseyip önüme döndüm.

-"Evet teşekkür ederim."

Savaş'ın sıkıntılı yüzü gülümsememi yavaş yavaş soldurmuştu. Ortama hakimdi ama tuhaflığını hissedebilen birisiydim.

-"Bir sorun mu var ?" diye sordum.

Herkes sohbet halinde olduğundan beni birisinin duyacağını düşünmüyordum.

Elini karnına bastırıp bana döndü.

-"Toprak yeseydim ancak bu kadar boktan hissederdim."

Ya kıyamam ama ben sana !

Dudağımı büküp kolunu okşadım.

-"Özür dilerim. Ben yapmayalım demiştim. Çok mu kötü ?"

Başını iki yana salladı.

-"Sorun değil güzelim."

İçten içe üzülmeye devam ederken sevdiklerimiz arasında güzel bir akşam geçirmiştik. Heyecandan hiçbir şey yiyemediğim için gecenin sonunda açlıktan başım ağırmaya başlamıştı.

-"Güzelce dinlen yavrum." En sona kalan Leyla teyze yanaklarımı öpüp saçımı okşadı.

-"Olur sende dinlen artık." dedim yapmayacağını bilsem bile.

-"Daha nişan bohçası hazırlayacağız !" Neşeli ve sırıtarak evden ayrıldığında arkasından öylece baktım.

-"Alisa üzerini değiştir çıkalım artık." diyen Ala'yı gözlerimle onayladım.

Eğlenmeye çıkacaktık ama ben daha çok yemek yemek istiyordum. Bir şey söylemeden odama çıktım.

Savaş arkadaşlarıyla dışarıda duruyordu o yüzden onu şuan görememiştim.

Arkamdan gelen Rümeysa'nın yardımıyla elbisemi çıkartıp diğer elbisemi giyindim.

Elbisem çok güzeldi ve tam gece için uygundu.

Savaş umarım fazla kızmazdı.

Şeffaf bir topuklu giyinip çantamı aldım.

-"İnanılmaz güzel oldun !" dedi Rümeysa ve odanın kapısını açtı.

-"Teşekkür ederim. Abin de öyle düşünür inşallah. " dediğimde ikimizde gülmüştük.

Alt kata inip annemlerle vedalaştım. Dışarı çıktığımızda Savaş kolunu arabanın üstüne yaslanmış hafif bir eğimle duruyordu.

Gözleri beni bulunca dikleşip baştan aşağı süzdü.

Bende onun gibi onu incelemek istedim. Yeni tıraş olduğu için sakalları ve saçı daha şekilliydi.

Çok yakışıklıydı çok.

-"Bu gece bana rahat yok. Anlaşıldı. " dedi kaşlarını çatarak.

Hızla arka kapıyı açtı. Hafif tebessümle bindim.

-"Abi ben Alptekin'le gelsem olur mu ?" Rümeysa'nın kedi gibi masum sesini işittim.

Savaş ona ters bir bakış attı.

-"Olmaz dersem asık yüzünü çekeceğim. Bu yüzden Alptekin , akıllı ol." dedi Savaş başını ona çevirip.

Rümeysa bir heves gülümseyerek sevgilisine koştu.

Sonrasında arabalara binmiştik.

-"Allah tamamına erdirsin yenge." Şoför koltuğuna geçen Murat'a yandan baktım.

Savaş da heybetli bedeniyle yanıma kurulmuştu.

-"Teşekkür ederim. Sende gelseydin keşke." dedim Murat'a.

-"Sağol yenge. Dışarıdaydım diğerleriyle beraber. "

-"Nişana artık." diye mırıldanıp Savaş'ın omzuna yaslandım.

-"O adam kimdi ?" En merak ettiğim soruydu.

-"Kim ?" diyerek kolunu bana doladı.

-"Yüzüklerimizi takan."

Kaşlarını kaldırıp indirdi ve geriye yaslandı.

-"Macit babam. Benim sevdiğim bir insandır. Yıllardır her koşulda yanımda. Bende her başım sıkıştığında onun yanındayım."

-"İyi birisine benziyor." dedim göğsüne biraz daha yerleşip.

-"Öyle çok iyidir. Sen bana şu üstündekini anlat." diyerek elbisemi çekiştirdi.

-"Bu gece için özel aldım." dedim kızmaması için gülümseyerek.

Derin bir nefes alıp saçlarımı öptü.

-"Beni mutlu eden bir akşamdı. Bu yüzden ne olursa olsun canımızı sıkmayalım. " dedikten sonra dudaklarıma kısa bir öpücük kondurdu.

İçimin titreyişiyle daha fazlasını istediğimi hissettim ve uzaklaşmasına müsaade etmeden alt dudağını kavradım.

Derin bir soluk alıp belimi parmaklarıyla sıktı. Sanki bunu bekliyormuş gibi dudaklarımı hoyratça öpmeye başladı.

Bedenime tuhaf şeyler olurken hırsla parmaklarımı gömleğine sarıp kendime daha çok çektim.

Dudağını dudağımdan ayırıp kulağıma kadar öperek geldi.

-"Yapma güzelim... " derken ki sesi çok kışkırtıcıydı.

Eğilerek beni delirten kokunun yayıldığı boynuna dudaklarımı bastırdım.

Ne olmuştu bilmiyorum ama aşırı derecede tahrik olmuştum.

Ellerimi göğsüne koymuş nefeslerimin düzelmesini beklerken o hala yanağımı öpüp duruyordu.

Gülümseyip kollarının arasında göğsüne yaslandım.

Bu adam benim sahip olduğum en değerli varlıktı.

•••

Merhaba 🌸

Bölümü umarım beğenmişsinizdir.

Bölüm sonu

1 yorum