Mardin'de ikinci gecemizde Ala yine derin bir uykudaydı. Akşam yemeğini onunla odada yediğim için dışarıdan bîhaberdim.
Sonunda hava almaya çıktığımda tam o sırada Dilan kahve yaptığını söylemişti. Zerrin teyze ile Selim amca dinlenmek için başka bir odaya çekildikleri için yalnız başıma avluya indim. Yaklaşık bir iki saattir görmediğim sevgilim çardak gibi yapılmış alanda oturuyordu. Hızlı ve heyecanlı adımlarla yaklaştığım sıra konaktan çıkıp yaklaşan eniştemle üzülmüştüm.
Birazcık koklaşabilirdik düşüncem vardı halbuki.
İlk varan ben olduğum için Savaş beni görüp baştan aşağı süzdü.
-"Nerelerdeydin sen ?" diye sordum ve yanına oturup koluna sarıldım.
-"İşlerle ilgili telefon görüşmesi yapıyordum. Uzun sürdü güzelim." diyip saçlarımın arasını koklayarak öptü.
-"Bir gün daha bitti." Eniştem omuzlarının çökmüşlüğü ile karşımıza oturup masaya yaslandı.
-"Berzan ağanın ne konuştuğunu merak ediyorum." dedim uzun zamandır içimi kemiren merakla.
Savaş çenesini sıkıp yeni bir sigara yaktı.
-"Saçma sapan zırvalıklar boşver." demişti.
-"İkisini barıştıracağını düşündü. Ama geçiştirdik. Olanları bilmediği için adam daha ılımlı yaklaştı. Öyle bir barışın sağlanması imkansız gibi bir şey." Eniştem beni daha net aydınlattığında ifadesiz kaldım.
Tahmin ettiğim gibiydi. Savaş'ın bu konağa gelmiş olması büyük bir başarı iken Azad'la barışma düşüncesi inanılmazdı. Gülebilirdim.
-"Anladım. Eniştemin dediği gibi olayların dışında olduğu için böyle yapmış." dediğim sıra bir kaç kişilik kalabalık bu tarafa geliyordu. En önde büyük bir tepsi taşıyan Dilan kahveleri getiriyordu.
Baran , Miran , Roza , Hewal ve bir diğer küçük erkek kardeşleri Tuğrul.
-"Zahmet ettin." dedi eniştem kahvesini alırken.
-"Afiyet olsun abi ne zahmeti. Savaş abi nasıl içtiğini bilmiyordum orta yaptım hepsini." dedi Dilan fincanı uzatıp.
Savaş başını sallayıp elinden aldı.
-"Olsun ellerine sağlık sağol." dedi.
Yanıma Hewal oturunca ona bakıp gülümsedim ve hala elimin Savaş'a sarılı olduğunu fark edince çekip dikleştim.
-"Şu işler biraz yoluna girdiğinde bizde İstanbul'a geleceğiz." dediğinde şaşırmıştım.
-"Öyle mi ? Çok sevindim. Temelli mi ?" diye sordum ilgili görünmeye çalışarak.
Heyecanla başını salladı.
-"Baran orada çalışmaya devam edecek. Hem Dilan okuyacağı için ağam yalnız kalmasını istemedi. Birlikte yaşayacağız."
-"Az kaldı." diyen ise içi içine sığmayan Dilan'dı. En çok onun için seviniyordum. Buradan kurtulup kendi yolunu çizecekti.
-"Daha sık zaman geçirebiliriz." dedim ona bakarak.
Sıcacık gülümsedi.
-"İnşallah. " dedi iç geçirerek.
-"Ne kadar güzel yüzüğün !" Hewal beklemediğim anda elimi tutup bakacağı yükseklikte kaldırınca hem irkilmiş hem çekinmiştim. Çünkü hepsi bakıyordu.
Yutkundum.
-"Şey teşekkür ederim."
-"Pahalı olmalı ki bu kadar parıldıyor. Çok hoş çok beğendim." dediğinde dudaklarımı ısırıp güldüm.
Ardından bakışlarımı yanımda gergince oturan adama çevirdim.
-"Eğer Savaş bir bijuteriden almadıysa muhtemelen öyledir." dedim ve kendimi tutamayıp kıkırdadım.
Savaş ters ters bakarken onun da içinden güldüğüne emindim. Elim hala Hewal'in elinde duruyordu ama gözlerim Savaş'ta olunca soyutlanmıştım.
-"Tabi güzelim bir bijuteriden aldım ucuzdu. Bir kaç milyon liracık."
Diğerleri gibi kal geldiğinde gülen yüzüm bir kaç saniye donmuştu.
-"Ne ?"
-"Yok artık."
Kulağıma doluşan fısıltılara aldırmadan yüzümü toparladım.
-"Çüş valla mı ? Ala duymasın beni masrafa sokma çocuğum doğacak." En komik tepki eniştemden gelince yanak içlerimi ısırıp bakışlarımı indirdim.
Parmağımda servet taşıyor olduğumu öğrenmek beni sanırım strese sokacaktı.
Savaş masanın altından diğer elimi kavrayıp kendi bacağına doğru çekti.
-"Feda olsun lafı bile olmaz."
Karşıda duran Baran dudağını büküp kaşını kaldırdı.
-"İyi para kaldırıyorsun herhalde."
Hewal sonunda elimi bırakınca gözlerinden yüzüğümün taşı parçalanacak sanmaya başlamıştım.
-"Çok şükür aç kalmıyoruz." Savaş yine gergin ifadesini takınıp yanıtladı.
-"Allah daha çok versin." diyen Miran'la Roza iç çekmişti.
-"Amin amin hepimize. " dediğinde tebessüm ettim.
Onlarda bir hayli kazanıyordu. O kadar otelleri vardı. Ama burada o para pek görünmüyordu.
-"Azad abimi göremedim. Ona da kahve yapacaktım." diyen Dilan nedeniyle tüylerim ürperdi.
İyiki de yoktu.
-"Odasındaydı." dedi Tuğrul.
Sonra daha sıradan şeyler konuşulmuştu. Savaş sohbete nadiren katılıp sessiz kalmayı tercih ediyordu. Baran ve Miran'ın ona kötü davranmıyor oluşu rahatlatıcıydı.
Nasıl olursa olsun burada kalmak işkence türüne girebilirdi.
'
Orada üç gece daha kalmak zorundaydık çünkü Ala kendini ancak toparlamıştı. Sancıları yok olmuştu. Doktor bunun psikolojik olarak rahatlamasıyla alakalı olduğuna dair bir şeyler söylemişti.
Kaldığımız süre boyunca bir terslik yaşanmadı. Ya Ala'nın yanında ya da Savaş'la otelde uyuyordum.
Günler sonra evime vardığımda fazlasıyla özlediğimi hissettim. Girer girmez annemle babam beni karşılamıştı. Onlarla her gün telefonda konuştuğum için bilgileri vardı.
Odama girdiğim an sırtımı yatağımla buluşturdum. İnsanın gerçekten evi gibisi yoktu.
Biraz dinledikten sonra özlediğim küvetimde uzun süre köpüklerin arasında keyif yaptım. Parmaklarım buruşana kadar suda kaldım ve duş kabininde arınıp bornozuma sarıldım.
Clarissa'nın huzurlu varlığı etrafımda dolaşmaya başlayınca ise tam olarak düzenime geri dönmüş olma mutluluğuyla gülümsemiştim.
-"Sen evde olmayınca çok sessiz oluyor." dedi saçlarımı nazik hareketlerle tararken.
Aynadan gözlerine baktım.
-"Değişiklik olarak annemle babam var." dedim kıkırdayıp.
-"Pek ortak yönümüz yok." diyince ikimizde gülmüştük.
Saçlarımı kurutup yatağımı benim için açtı ve iyi geceler dileyerek çıktı. Gece yarısı geldiğimiz için uyku vaktiydi.
Bir külot ve bol atlet giyinip çiçek kokan nevresimlerimin arasına sokuldum.
Savaş'sız ne kadar iyi bilinmez ama iyi bir uyku çekmiştim.
Ertesi sabah aynı tempo ile kalkıp hazırlandım.
Restoranımı özlemiştim !
Aynada yakından makyajıma ve dalgalandırdığım saçlarıma bakıp çantamı kaptığım gibi odamdan çıktım. Alt kata inerken aynı zamanda Ala'ya mesaj atıyordum. Aramayı istememiştim çünkü uyuyor olabilirdi.
-"Nereye hemen ? Dinlenseydin kızım."
Salondan annemin seslenişiyle geriye geldim. Alışık değilim böyle şeylere o yüzden arada ailemin varlığını unuttuğum oluyordu.
-"Şey restorana gidiyorum. Ayrı kaldım bir an önce gitmek istedim." dedim.
-"Tamam tatlım dikkat et."
-"Görüşürüz !" diye seslenip doğruca arabama oturdum.
Otobanda kırmızı ışıkta durduğumda Savaş'ı aradım. Açmadı.
Allah Allah dedim içimden.
Onun açmaması nadir olurdu. Tekrar aradım. Bu sefer uzun uzun çalmıştı. Sonunda açıldığında nefesimi üfledim.
-"Alo yenge."
Ah hayır.
Aylar önceki olay zihnime çarptı.
-"Murat lütfen kötü bir haber verme. " dedim yalvarırcasına. Tekrar kaldıramazdım.
-"Yok yenge korkma abim iyi. Sadece bir işi vardı telefonunu ceketiyle bende unuttu. Şuan yanına giremiyorum sen üst üste arayınca açmak zorunda kaldım." dediğinde Savaş'ın bu öğleden önce nasıl bir işi olacağını merak etmiştim. Şirkette olsa telefonu yanında olurdu.
-"Neredesiniz ki ?" diye sordum.
Murat'ın bir süre sesi çıkmadı.
-"O tuhaf ve kötü yerdeyseniz söyleyebilirsin biliyorum." dedim kaşlarımı çatıp.
-"El Diablo mu ? Yok orada değiliz yenge. Abim seni arar konuşursunuz olur mu ?" Kapatmaya çalışması üzerine panik yapmıştım ama hala dikkatle yolu izliyordum.
-"Hayır Murat söyler misin ? Savaş bunun için sana kızmaz." derken içimden aslında kızacağını söylüyordum.
-"Yenge ısrar etme söyleyemem. Gerekiyorsa patron bilgilendirir seni. Kapatmam gerekiyor. İyi günler."
Oflayıp direksiyona vurdum. Bu gizli kapaklı işlere gereksiz yere elbette burnumu sokup Savaş'ı sinirlendirmezdim. O gerektiği yerde söylerdi zaten ama nerede olduğunu merak etmiştim işte !
Düşünceli halde restorana vardığımda Adem güler yüzüyle kapıya karşılayıp sarıldı.
-"Ala hanım nasıl ?" diye sordu çekildiğinde.
-"Daha iyi." dedim tebessüm edip.
-"Çok sevindim. Geçmiş olsun dileklerimi iletirsin. Kahvaltı yapmadığını düşünüyorum ve hazırlatıyorum."
Ona minnetle baktım.
-"Sen çok iyisin !" Gülümseyerek oturan müşterilere selam verdikten sonra teras kısmına her zaman ki yere oturdum.
Yine Adem'le hoş sohbetli kahvaltımı yapmıştım.
-"Savaş beyle nasıl gidiyor ? Düğün ne zaman ?"
Yerimde kıpırdanıp ellerimi masaya koydum.
-"Çok güzel. Ama...yani bilmiyorum henüz."
Sonuçta buna ben karar veremezdim değil mi ?
Tabi bütün kalbimle bir an önce Savaş'la birlikte aynı evde yaşamayı istiyordum.
-"Benim bildiğim Savaş bey çok sabırlı bir adam değildir." demesi beni güldürmüştü.
Kesinlikle sabırlı değildi.
-"Sürekli bir olaylar oldu o yüzden sanırım." derken bile utanıyordum.
Evlilik meraklısı görünmek hiç içten değildi.
-"Fazla uzun sürmeyeceğinden eminim. Şimdiden kendime bir smokin baksam iyi olur."
Ona neşeli bir kahkaha atarken telefonum çalınca gülmemi zar zor bastırdım.
Savaş arıyordu.
-"Sonunda beyefendi. Bakıyorum da çok meşgulsünüz." dedim açar açmaz iğneleme yaparak.
-"Yarım saat öncesinde konuştuğumuz için arayacağını düşünmemiştim." diye yanıtladı.
Dudaklarımı ısırıp masaya doğru yaslandım ve dirseğimi koydum.
-"Ne yapıyordun ? Murat'a ısrarla sordum ama asla cevaplamadı." dedim hayıflanarak.
Araba motoru çalışma sesi geldiğinde arabada olduğunu anlamıştım.
-"Ufak bir işim vardı güzelim önemli bir mesele değil. Sen neden aramıştın ?" diye sorduğunda geçiştirmesine biraz sinir olmuştum.
-"Nerede olduğunu merak ediyorum." dedim pes etmeyip direterek.
-"Güzelim...önemli değil dedim. Ne yapıyorsun ?"
Israr edilmemesi gereken ses tonunu çıkartınca mecbur kalarak pes ettim.
-"Adem'le oturuyoruz." diye yanıtladım daha isteksiz şekilde.
-"Akşam annem yemeğe çağırıyor. Sabah başımın etini yedi seni getirmem için ona göre yemek yeme." dediğinde henüz Leyla teyze aramadığı için bilgim yoktu.
-"Olur gelirim."
-"Kahve içelim mi ? Bir saatlik boşluğum var." dedi ve hemen gönlümü aldı.
-"Bekliyorum." diyerek kapattım.
-"Bir akşam çalışanlarla birlikte yemek yiyelim diyorum. Moral motivasyon olur eğlenirler." Adem'in fikri ile gülümsedim.
-"Çok iyi düşünmüşsün güzel fikir. Bende onlara ufak hediyeler alırım en son yılbaşında almıştım."
Çalışanlarımın güler yüzlü mutlu olması benim için her şeyden önce geliyordu. Eğer mutlularsa müşterilerimiz de mutludur demektir.
Başıyla onayladı.
-"Anlaştık. Tenha olduğu bir akşam erken kapatırız."
Havadan sudan sohbet etmeye devam ederken kapıda görünen Savaş'la derin bir nefes aldım.
Daha dün birlikteydik ama özlemiştim işte.
-"Hoşgeldiniz."
Savaş uzanıp Adem'le erkeksi el sıkışmasını yapıp karşıma oturdu.
-"Hoş buldum ne var ne yok ?" İlk bana bakıp konuşmuş ardından Adem'e dönmüştü.
-"Bildiğiniz gibi Savaş bey iş güç. Gerçi burası evimiz gibi pek iş denemez."
Savaş hafifçe gülüp bana döndü tekrar.
-"Şanslısın ama benim hep görmek istediğim senin yanında." diyince gülümseyip başımı eğdim.
-"Alisa hepimiz için farklı bir yerde. Siz de şanslısınız çok harika bir kadınla hayatınızı birleştireceksiniz."
Beni öven iki adam iyice utanmama yol açarken çoktan kızarmaya başlamıştım.
-"Öyle evet. Şansımın hepsini ondan yana kullandım." İkisi birbirine bakıp güldüğünde sırıtmamak için yanak içlerimi ısırdım.
-"Bu arada ne içersiniz ?" diye sordu sohbetin arkasından Adem.
Savaş ceketini çıkartıp yan koltuğa bıraktı ve sigara paketinden bir dal aldı.
-"Bir filtre kahve alırım Adem." dedi Savaş.
Özlemle yüzünü izlerken sigarasını yaktıktan sonra bana bakıp göz kırptı.
Kalbim mi durdu ?
-"Sen patron ?" Adem'in sesiyle transtan çıkıp ona döndüm.
-"Bende türk kahvesi alırım."
-"Tamam ben getiyorum şimdi." diyip kalktığı an Savaş elini hafifçe kaldırmıştı.
-"Otur. Ben geldim diye kalkma sende iç bir şeyler." Savaş'ın herkese olan saygısı özenilen bir davranıştı.
Ona saygısızlık yapılmadığı sürece kimseye üstten bakmaz aşağılamazdı. Ama onun yerinde onun gücüne sahip başka kim olsa çokça küstah olabilirdi.
Adem kararsız kalsa bile geri oturmuştu.
-"Peki sipariş verelim öyleyse. " diyerek bir çalışanı çağırdı.
Savaş'ın gitmesi gereken zamana kadar hep beraber güzel bir saat geçirdik.
Akşam ise dediği gibi beni restorandan almıştı. Yolda annemlere gelmeyeceğimi haber verdikten sonra Ala ile tekrar konuştum. Gün içerisinde sürekli arayıp soruyordum. Tanrıya şükür çok iyiydi. Kendi doktoruna muayene olmuş rahatlamıştı.
-"Ah benim güzel evlatlarım gelmiş !" İkimize de sıkı sıkı sarılıp içeri geçmemiz için çekildi.
-"Nasılsın Leyloş ?" diye sordum çantamı dolaba koyarken.
-"İyiyim gelinim seni sormalı. Sizi böyle yan yana görünce bir iyi oluyorum ki sorma !"
Kıkırdayıp kolunu sıvazladım.
-"Allah daha iyi etsin! " dedim gülerek.
Gözlerini çevirip ima ile Savaş'ın arkasından bakmıştı.
-"Torunlarımı kucağıma aldığımda bundan daha iyi olacağım kesin." dedi ve mutfağa kaçtı.
Arkasında ağzım açık ve şaşkınlıkla kızarmış beni bırakmıştı.
Gerçekten iyi laf yapıyor.
-"Maşallah benden daha çok evime giriyorsun !" Savaş umursamazca yükselttiği sesini evde duyurunca salona doğru ilerledim.
Masayı kuran Rümeysa aynı bıkkınlıkla abisini izliyordu.
Koltukta ise kendi evindeki rahatlıkla oturan Alptekin'i gördüm.
-"Leyla teyzem bana güzel bakıyor diye kıskanıyor musun oğlum ?" Alptekin'in dediğine gülerken Rümeysa'ya doğru yürüdüm.
-"İki küçük çocuk gibiler." dedi fısıltıyla.
-"Kesinlikle. " dedim ve dudağımı ısırıp ona yardım etmeye koyuldum.
Masaya oturana kadar birbirleriyle zıtlaşmaya devam etselerde maç izlemeye daldıklarında yan yana oturup sohbet ediyorlardı.
-"Alisa gelinim bak ne diyeceğim."
Yemek sırasında Leyla teyze ciddiye bağlayınca dördümüz de başımızı kaldırıp baktım.
-"Efendim Leyla teyze." dedim sakin bir soluk alıp.
-"Bunu daha Savaş'a söylemedim ama benim sabrım kalmadı vallahi. Artık gelip seni babandan isteyelim ne dersin ?"
İşte burada soluğumuz kesildi. Savaş tepkisiz kalırken şaşkınlıkla kaşlarım yukarı kalktı.
-"İstemek mi ?" dedim yavaşça.
Hızla başını salladı.
-"Evet daha ne kadar böyle sürecek ? En azından bir söz keselim sonra nişan yaparız. Savaş gözlerini şöyle çevirme bana işlemiyor oğluşum. Yanlış bir şey mi söylüyorum ?" diyerek sağındaki Alptekin'e döndü. Alptekin Savaş'a baktı ve sırıtarak başını salladı.
-"Yok Leyla teyze çok haklısın artık şu yüzükler bir takılsın."
-"Anne biz konuşalım-"
-"Yok size kararı bırakmıyorum. Ben Beren'le de konuştum haklısın dedi ne zaman isterseniz bekleriz dedi."
Ne ?
Leyla teyze kısa sürede annemi de kendine benzetmişti. Bunu bana hiç söylemedi !
Birbirimize değen bakışlarımız heyecanlıydı. Onun istememe gibi bir düşüncesi olacağı asla aklıma gelmiyordu çünkü ikimizde istiyorduk. Sadece konuşacak vaktimiz olmayınca karşımıza çıkan bu konu bizi şaşırtmıştı.
Dudaklarımı kemirip öylece Savaş'a bakmayı bıraktım ve önüme döndüm.
-"Yoksa evlenmekten vaz mı geçtiniz ?" Leyla teyze bize takılarak sormuştu.
Savaş boğazını temizleyip soğuk suyunu içti.
-"Doğru düşünmüşsün bence de bir an önce olsun." dediğinde daha da nefesim kesildi.
Tuttuğum soluğu verip Rümeysa'ya baktım. Kıs kıs gülüyordu.
-"Oldu bu iş. Hafta sonu kız istemeye gidiyoruz !" diyen Leyla teyzenin büyük bir coşkusu vardı.
Yavaş yavaş hepimizi saran coşku güzel bir hayatın ilk adımıyla daha da büyüyecekti...
•••
Merhaba biraz kısa oldu fakat yazamadım üzgünüm.
Bir sonraki bölümde telafi ederim.
Bir önceki bölümde yorum arasında bir şey sormuştum ama sanırım pek görülmedi buradan da sorayım tekrar. Alisa ve Savaş'ın arasının pamuk gibi oluşu biraz sarsılsın dedim. Ama azıcık atışsınlar. Sadece bunun neden çıkacağını bulamadım. Engin ve değişik fikirleriniz ara bozma düşünceleriniz varsa alabilirim 😂
Ve yorumlarda görmediğim varsa kusura bakmayın tekrar söylemek istedim.
Sizi seviyorum görüşürüz ❤🌸