İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 22 · 13 dk okuma

VURGUN

Bölüm 22

22

Savaş daha çok mutfağı dağıtırken yemek pişirme bölümü bana düşüyordu.

-"Ya Savaş yerler hep havuç oldu biraz nazik rendeler misin ?!" Her yere fırlatması yüzünden daha dayanamayıp kızınca yaramazlık yapmış çocuk gibi bakmıştı.

Kalan küçük kısmı rendelemeyip çöpe atıp ellerini sudan geçirdi. Yanımda yaklaşıp yanağımı öptü ve

-"Hayatımda yalnızca sana nazik davranıyorum." diyip dudaklarını yukarı kıvırdı.

Şapşal.

Yanaklarımın kızarıklığını hissedince karıştırdığım çorbaya dikkat kesildim.

-"Hadi devam et." dedim bana öylece bakması rahatsız edici boyuta ulaştığında.

-"Bitti işte karıştırırsın sen." dedi ve ada tezgahın orada bulunan yüksek taburaya oturup telefonunu eline aldı.

-"E birlikte yapacaktık ?" dedim yüzümü bilerek asıp.

-"Yaparız yaparız." dediğinde öylesine söylediği çok bariz belliydi.

Tam ağzımı açmıştım ki telefonu çaldı.

-"Buyur ?" Sesi fazlasıyla bezgin çıkıyordu.

-"Yok kardeşim başka akşama kalsın."

-"Oğulcan uzatma lan işim var işte." dedikten sonra daha konuşmayınca kapattığını anladım.

Burun kıvırıp çorbanın altını kapattım. Oğulcan da demek ki az değilmiş. Savaş'ı kendine benzetmeye çalışıyor.

-"Masayı kurmaya ne dersin ?" diye teklif sundum fırını incelerken.

-"Bu yaptıklarımı birilerinin yanında anlatıp fiyakamı çizmeyeceksen yaparım."

Kıkırdayıp tekrar ocağın önüne geldim. Pilavımız henüz pişmemişti.

-"Asla mutfaktaki becerilerinden bahsetmem söz !" diyip gülmeye devam ettim.

Mutfak fazla sıcak olunca ceketimi tabureye bırakarak dolap kapaklarına yöneldim.

-"Tabaklar nerede ?"

-"Hiçbir fikrim yok." dediğinde ben bir yandan milyon tane olan kapakları açıp kapatıyordum.

Alt çekmecelerden birinde servis görünce iki tanesini alıp masaya koydum. En son zorlanarak açtığım üst kapaklardan birinde yemek takımı görünce gözlerim parladı.

-"Uzun boyunun avantajıyla yardıma gelir misin ?" dedim hala uzanmaya çabalarken. Boyum öyle çok aşırı kısa olmamasına rağmen yine de uzanamıyordum.

Geri çekilmeme fırsat kalmadan bedenini arkamda hissettim. Kolunu uzatıp tabak ve kase alırken sanki bile isteye nefesini boynuma vuruyormuş gibi geliyordu. Yüzüm ifadesizleşirken Savaş çekildiği an boğazımı temizleyip tabakları aldım ve masaya yerleştirdim.

-"İçecek bir şey ister misin ?" sorusuna başımı sallayarak cevap vermiştim.

Neden yada ne yüzünden afalladığımı anlamasam bile farklıydı.

-"Pilavın altını kapatır mısın ? Çantamı alıp geleceğim." dedim masayı kurmam bittiğinde.

Bahçedeki koltuktan çantamı almaya çıktığımda etraf hem ıssız hemde ürkütücüydü. Hızlı adımlarla mutfağa geri gidip telefonumu çantamdan çıkarttım.

Ala'yı arayıp hoparlöre verdikten sonra kaselere birer birer çorba doldurdum.

-"Alisa kuşum bende seni arayacaktım. Yemeğe gelmediniz bari kahveye gelseydiniz. Hala Savaş'la birliktesin değil mi ?"

Kaseleri koyup oturdum ve çaktırmadan Savaş'a baktım. Kaşığı almış çorbayı karıştırıyordu.

-"Evet. Ama sanırım gelemeyeceğiz." dedim Savaş'tan bir belirti beklerken.

-"Daha sonra. " diyerek düşüncelerimi boşa çıkarmamıştı.

-"Nedenmiş o acaba ? Birlikte takılıyorsunuz kıskanıyorum ama ben ! Hamileyim diye bu kadar da dışlanılmaz ki !"

Gözlerimi devirip gülümsedim.

-"Delirme hiç alakası yok." dedim ve çorbamdan bir kaşık aldım.

Güzel olmuştu.

-"Neredesiniz siz ? Yalıda mı yoksa dışarıda mı ?"

Savaş'la gözlerimiz buluşmuştu. Ne diyebilirdim ki ?

-"Ne meraklı çıktın be kızım. Yemedim arkadaşını merak etme. Geliriz bir ara şimdi yemek yiyeceğiz." diye Savaş benim yerime konuyu üstü kapalı şekilde sonlandırdı.

-"Öyle olsun bakalım Savaş bey. Afiyet olsun size."

Ala ile konuşmamız sonlanmış sessizce yemeğimizi yemiştik. Ben tabakları yıkarken Savaş üst kata çıkacağını ve duş alacağını söyleyince yalnız kalmıştım.

Kendi çabalarımla büyük bir oturma salonuna ulaştım. Hayli güzeldi.

Koltuğa oturduğumda buradan üst katın koridorları görünüyordu. Her ayrıntısı farklı tasarlanmış bir ev aslında tamamen Savaş'ı yansıtıyordu.

Yalnızlık geriye attığım olan biteni yeniden gün yüzüne çıkarttı. Yan şekilde oturduğum koltukta arkalık kısmına başımı koyup bacaklarımı da kendime çektim. Eteğim fazla rahatsız ediyordu ama yapacak bir şeyim yoktu.

İçim daha fazla rahatsızlık veriyordu.

Herkes bir şekilde kendi yolunu bulmuştu ama aklımdan nasıl sileceğimi bilmiyordum. Azad bu hamlesiyle içimde ona karşı olan bütün sevgi taneciklerini öldürmüştü. Bu yüzden daha iyiydim fakat insan üzülmeden edemiyordu.

-"Televizyonu açmamışsın."

Geldiğini duymadığım Savaş önümde belirince başımı ve baygın gözlerimi kaldırıp dikleştim. Bir yerlerimin görünme ihtimaline karşılık bacaklarımı da yere indirmiştim.

-"Gitmeyecek miyiz ?" diye sordum onun üzerine tişört ve eşofman altı giyindiğini görünce.

Sorum karşısında yüzü duygusuz haline büründü.

-"Gitmek mi istiyordun ? Üzgünüm ben sormayı akıl edemedim." diyip elini ensesine attı. Hala ıslak olan saçları alnına düşmüş farklı bir hava katmıştı.

-"Yo hayır bana fark etmez. Kalabiliriz." Benim için daha güzeldi. Yeşilliklerin arasında olan bu evde uyumak güzel olurdu.

Dudaklarını birbirine bastırıp sehpadan aldığı kumanda ile yanıma yayvan bir şekilde oturdu.

Mutfakta uzaktan gelen telefon zil sesiyle Savaş ofladı.

-"Bıktım ya bıktım."

Haline gülümseyip ayağa kalktım.

-"Ben bakarım." dedikten sonra mutfak masasından telefonunu aldım. Salona geri dönerken Leyloşun aramasını yanıtlamıştım.

-"Leyloş ?"

-"Aa gelinim ?"

Gülümseyerek az önceki yerime geri oturduğumda Savaş hiç umursamadan televizyonda kanal geziyordu.

-"Naber ? Ne yapıyorsun ?" diye sordum.

-"Evdeyim kuzum ne yapıyım seni sormalı...daha doğrusu sizi sormalı. Ne yapıyorsunuz birlikte misiniz ?" dedi o alttan verdiği ince imayı eksik etmeden.

-"Evet. Savaş'a vereyim ben konuşuruz yine." diyerek pası Savaş'a attım.

İstemeye istemeye de olsa elimden almış kulağına getirirken başı omzuma düşmüştü. Onda ki alışkanlık da buydu. Aslında bende biraz seviyordum. Yani omzuna yaslanmayı !

Saçlarından yükselen mentollü kokuyu derin bir nefesle içime çektiğimi fark edince kendi kendime kaş çattım.

Ne yapıyorum ben ?!

-"Bir yerdeyiz işte annem ne çok soru sordun ? Yok hayır Rümeysa'ya mesaj atmıştım söylemedi mi ?"

-"Tamam anne dikkat edin bir şey olursa arayın hadi öpüyorum ellerinden. " Savaş telefonu kapattığında baya tamamen kapatmıştı.

-"En iyisi böyle." diye söylenmeyi de unutmadı.

-"Saat de ne ara 10 olmuş ?" dedim şaşırarak. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım.

-"Uykun mu geldi ?" dedi başını kaldırırken.

-"Hayır yolda uyumuştum." dedim ve niye ayaklandığını çözmeye çalıştım.

-"Öyleyse bir şeyler içebiliriz. Alta ineceğim eğer yalnız kalmak istemiyorsan gel. Bir şişe şarap seçelim."

Ona ayak uydurup kalktım ama peşinden gitmeden önce ayakkabılarımı kenarda çıkarttım. Parlak parkelerde kaya kaya peşinden merdivenlerden indiğimde daha loş bir ortam vardı.

Koyu kahve ahşap duvarlar tünel gibi ilerliyordu. İki tane kapının dışında bir tane yapısı ve şekli farklı bir kapı benzeri şey vardı.

-"O ne Savaş ?" diye sordum uzaktan bakarak.

Kapı kolunu tuttuğu yerden gözleriyle işaret ettiğim yere bakmıştı.

-"Kasa." dedi yalnızca ve bir kapıdan girdi.

Burada tek kalmak ürkütücü olunca koşarak arkasından girdim.

Mahzen gibi karanlık olan bu yer tamamen sıra sıra kütüphane gibi raflarla doluydu. Her birinde içki şişeleri vardı.

Birbirine paralel koyulmuş bölmeler arasında gezinirken parmaklarımı yıllanmış içkilere sürttüm.

-"Savaş ?" Burasıyla ilgili bir soru soracaktım ama beklediğim karşılık gelmedi.

Başımı dikleştirip bu odayı dikkatle dinledim.

-"Savaş ?" diye ikinci kez seslendiğimde artık kalbim hızlanmaya başlamıştı.

-"Efendim güzelim ?" Belime dolanan eller ve kulağıma değen dudakları ile ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım.

-"Savaş ya !" diye bağırdım. Kalbim çıkacaktı resmen !

Kulağımın dibinde gülerek çenesini omzuma yerleştirdi. Elleri karnımın üzerinden belimi sıkıca kavramışken belirgin olan korkum nedeniyle buna akıl yormadım.

-"Özür dilerim ne yapacağını merak ettim. Ben varken korkma. Ayrıca bu evde son derece güvendesin."

Ellerimi ellerinin üzerine koyup

-"Sen varken evet ama sen yoksun sandım !" diye hayıflandım. Kalp ritmim ancak kendine gelmişti.

-"Ya öyle mi ?" derken beni sanki kendine daha çok çekiyormuş gibi gelmişti ama emin olamıyordum çünkü elleri çok sıkı tutuyordu.

-"Burası çok ürkütücü çıkalım mı ?" dediğimde oldukça masumane şekilde ona dönmüştüm ki burunlarımız birbirine sürtecek kadar yakın kaldık.

Anın etkisinde ikimizden de çıt çıkmazken bedenimde tek hareket eden gözlerimdi.

Savaş'ın geri çekilmesiyle arkamı dönüp tuttuğum nefesi zorlukla verdim.

-"Şunu alayım çıkalım. " dedi bu anı yok sayarak.

Saçma sapan olan yakınlaşmalarız arttıkça onun ve benimde gerginliğim artıyor yanında rahat davranamıyordum.

Soluğum kesildi be !

Tanrım büyük saçmalıyorum !

Savaş bu iç sesimi duysa ne kadar mahcup olurdum.

Birbirimize bakmadan yukarı ulaştığımızda Savaş'ın dalgın halleri şaraptan bir kaç damla yere damlamasına sebep olmuştu. Mutfaktan peçete alıp geldiğimde o çoktan içmeye başlamıştı bile.

Bu sefer ondan biraz uzağa oturdum. En sağlıklısı bu olacaktı.

Televizyonda başlayan film eşliğinde üç kadeh şarap içmiştim. Hafif bir baş dönmesinden başka bir etkisi olmuyordu.

İki saatin sonunda film bitmiş sessiz kalışımız aynı şekilde devam ediyordu.

-"Gel sana kalacağın odayı göstereyim."

Savaş'ın kalkmasıyla kadehi sehpaya bıraktım. Merdivenleri uzun bacaklarıyla hızlıca çıkmıştı. Onun aksine daha sakin çıkıyordum.

Uzun koridorda açtığı bir kapının önünde durdu.

-"Burada kalabilirsin. Sana giyebileceğin bir şeyler getireyim." dedikten sonra karşıdaki odaya girmişti.

Dönüp odayı incelediğimde sade şıklığı hoşuma gitmişti.

Perdelerin otomatik tuşunu bulup basarak korkutan karanlığı örttüm. Bir dakika sonra Savaş odaya girmişti.

-"Bir şey istersen karşı odada kalıyorum. Su almaya ineceğim sende istiyor musun ?"

Başımı iki yana salladım.

-"Telefonumu getirirsen sevinirim."

Odadan çıkınca kapısı açık olan banyoya girdim. Yüzümü çekmecede bulduğum bir sabunla köpürtüp saçlarımı daha bol ve rahat edecek şekilde topladım. Savaş hala gelmemişti büyük ihtimalle sigara içiyor olmalıydı.

Getirdiği kıyafetlere bakında bir tişört bir de gri şort vardı. Tişörtü geceliklerimin boyunda olduğu için yalnızca onu giyinip kendi kıyafetlerimi duvara montelenmiş rafa bıraktım.

Yatağın üzerinden yastıkları kaldırırken ayak sesi geldi. Savaş telefonumu uzatınca elinden aldım.

-"Büyük olmuş." dediği tam olarak bedenime bakmadan.

-"Şey evet öyle oldu biraz." dedim saçıma uzanırken. Açtığım zaman yayılan şampuan kokum dışında rahatladığımı hissettim.

-"İyi geceler."

-"İyi geceler." dedim dönüp giden Savaş'ın ardından.

Yatakta yatabileceğim bir yer açıp içine girdiğimde tişört karnıma kadar sıyrılmış beyaz dantelli külodum açığa çıkmıştı.

Pek fazla umursamayıp gözlerimi tavana diktim.

Birden fazla duygu yaşadığım bir gün olmuştu. Azad'ı ve bu yaptığını düşündüğümde içinden çıkamıyor çıldırıyordum.

Fakat.

Eğer o heyecanlanışım onu özleyişim gerçek bir sevgi veya aşktan olsaydı şuan çok daha başka şeyler yapıyor olurdum. Hüngür hüngür ağlamak gibi mesela. Ama ben o an ki hayal kırıklığımla ağlamış kendimi çok iyi şekilde toplamıştım. Bu yüzden mantıklı tarafımı çok seviyordum. Mantık insanı güçsüz yapmıyordu.

Kısaca ben Azad'a büyük bir hoşlantı yaşamıştım. Daha önce hiçbir erkekle farklı hisler yaşamayınca kalbim bunu aşk sanmıştı. İlk başlarda beni heyecanlandırıyor. Farklı bir kişiydi. Ama işi evlenmeye getirdiğinde yaşadığım tedirginliği hatırlıyorum. O heyecanla bulutların üstünde uçarken gerçeklere değil toz pembe olan gerçekmiş gibi görünen kısıma bakmıştım. Savaş benimle konuşana dek. O an ben o toz pembeden sıyrıldım. Benimle evlenmeyi isteyen bir adam aynı zamanda beni Mardin'e götürmek istiyordu. Bu noktada işler değişmişti.

Ağlamanın sızlanmanın kimseye bir yararı olmuyordu çünkü o tercihini yapmıştı.

Yatakta sağ tarafıma dönerken ayağımdaki çorapları çıkartıp öyle yatmaya devam ettim. Dışarısının sessizliği beni tedirgin ederken alışık olmadığım için sürekli dışarısını dinliyordum. Evimin oradan hep araba geçtiğinden ses gürültü olmaması tuhaftı.

Aradan bir saat geçmişti ama benim ne uykum vardı ne de uyuyabileceğim rahatlık. Yatak çok rahattı ona lafım yok ben rahat değildim. Her an sanki bir yerden ses gelecekmiş gibi tetikte kasılmış olarak yatıyordum.

Bu tırsaklığımdan gına gelince oflaya puflaya yataktan çıktım ve cama doğru yürüdüm. Oturduğumuz bahçeye bakan cehpeydi. Gözlerimi dikkatlice bahçede gezdirirken o an ayak sesi işittim. İyice yaklaşıp alta doğru baktığımda birisi yürüyordu.

Gözlerimi geri açarak hızlanan kalbimi tuttum.

-"Kim ki o ?" dedim korku içerisinde.

Ödüm patlama seviyesine gelince koşar adım odadan fırlayıp karşı kapıyı açtım ve tam ortada olan büyük yatağı görmemle ona atladım. Savaş atlamamın etkisiyle hızla başını kaldırınca uyuyor olduğunu gözlerinden anlamıştım.

-"Savaş altta birisi dolaşıyor ! Kalk kalk ne olur ben çok korktum !" diye çıplak olduğunu sonradan fark ettiğim omzunu var gücümle sarstım.

-"Kim ? Ne ? Kim dolaşacak kızım adamlardan biridir." derken gözlerini ovuşturuyordu. Tekrar aynı uyku pozisyonuna dönünce yine kolunu dürttüm.

-"Savaş kalkıp baksan ne olur ya ! Korktum işte anlasana ! Ya başka birisiyse ?!"

Bir gözü kapalıyken diğeriyle bana bir kaç saniye baktı. Pes etmeyeceğimi gördüğünde ise yatakta doğrulmuş örtüyü atmıştı.

Çıplak şekilli vücudunun yanında yalnızca iç çamaşırı ile yattığını karanlıkta zar zor seçmiştim. Anında gözlerimi elimle kapattım.

-"Neden müsait olmadığını söylemiyorsun !" diye kızdım alev ateş yanan yüzümle.

-"Sen yatağıma atlarken sordun mu ?" Gıcık alaylı sesine kaşlarımı çatarken elimi indirmiştim ama asla alt bölümüne bakmıyordum.

-"Benimle laf yapacağına alta inip bakar mısın ?! "

Gözlerini çevirip ayağa kalktı. Kapıya doğru giderken ağzım açık ona bakıyordum.

-"Bir şey giyseydin bari..." dedim çaresizce yutkunurken.

Savaş'ı daha önce böyle görmediğim için utançtan kalbim sıkışmıştı.

Cevap vermeden gözden kayboldu. Daha fena korkmaya başladığımda yastıklardan diğerini alıp göğsüme bastırırken usulca yatak başlığına yaslandım.

Dakikalar geçmişti ki sonunda Savaş sigarasıyla odadan içeri girdi. Üflediği gri duman havaya karışırken kendini sırt üstü yanıma attı.

-"Adamlar biriydi boşuna velveleye verdin ortalığı."

-"Hiç de boşuna değildi. Dağ başındayız korkmam gayet normal." dedim burnumu kaldırıp. Ne var yani bir gidip baktıysa ?

-"Duvarların en üstünde dikenli ve aynı zamanda alarmlı teller döşeli. Kapı yüksek korumaları şifre haricinde yapan adam bile açamaz. Yeterli oldu mu ?" dedi tek tek yavaşça anlattıktan sonra.

-"Biraz. " diye mırıldandım. Örtüyü beline çekip sigarasını komodinde olan küllükte söndürdü. Uyuyacağını anlamamla kaslarının dalgalandığı sırtını dürtükledim.

-"Uyumasana. Benim uykum yok."

Ağzının içinde bir şeyler gevelediği için onu duymaya çalışıyordum ki anlayamadığım bir çeviklikle bacağımdan çektiği gibi beni yanına yatırmıştı. Aynı anda kollarını belime doladı ve sırtımı göğsüne sabitledi.

-"Uyuyoruz. Yanındayım şimdi korkmana gerek yok."

Nefesin boynuma vurunca kalbimden korkuyorum onu ne yapacağız ?

-"Böyle mi uyuyacağız ?" Kıpırdayıp ona bakacaktım ki kalçamın tam kasıklarına değmesiyle iğne saplanmış gibi donakaldım. Tabiri caizse dilimi yutmuştum.

Belimi saran Savaş'ın kolu dahil arkamdaki bedeni kaskatı kesilmişti.

-"Kıpırdayıp durma." derken sesinin boğukluğu göğsümün ortasına oturmuştu.

Artık nefessiz bayılacağımı anlayınca derin bir solukla ciğerlerimi doldurdum. Kasılan bedenimi hareket ettirmeye korkarken başımı yastığa bastırıp kendimi boğmayı diledim.

Dakikalar dakikaları kovalarken uyumadığı bariz ortadaydı çünkü düzensiz nefesleri bazen derinleşiyor bazen duyulmuyordu. Başı bir kaç santim uzağımda duruyor nefesi omzuma boynuma değiyordu.

-"Savaş." dedim en sonunda. Böyle kasılmış halde uyuyamazdım rahat olmaya ihtiyacım var.

Burnunun ucunu omzuma sürtüp alnını yaslayınca saçları kulağıma değiyordu.

-"Efendim ?"

Sesi normalinden daha alçaktı ve fazlasıyla sakindi.

Ne diyeceğimi bulamayınca sustum. Bu gibi bir durumda ne söylenir ki ? Savaş'la hiçbir zaman böyle kalakalmamıştım. Hep son derece rahattım.

Derin bir iç çekip hareketlendi. Göğüslerimin altından geçen kolunu biraz daha bollaştırmış birbirine değen bedenlerimizi ayırmıştı. Sırt üstü yattığında bir süre daha tepki vermeden bıraktığı gibi kaldım. En azından rahat nefes alıyordum.

Ona bakmak için döndüğümde elleri başının altında yatıyordu.

Çıplaklığı beni utandırıyordu. Üstelik ek olarak böyle dip dibe yatınca elim ayağım birbirine giriyordu.

Ne olursa olsun bu beni alt üst eden duygulara yenilerek Savaş'tan uzak kalamazdım ki. Göğsümü havayla doldurup bedenimi tamamen döndürdüm.

Sıcaklığı yayılan göğsüne başımı koymamla nefessiz durmuştu. Şaşırdığını anlayınca kıkırdadım.

-"Ne kadar sıcaksın." dedim yanağımı sert göğüs ucuna sürterken. Ne yazık ki rahat yatılacak kadar yumuşak değildi ve adeta taşta yatıyormuşum gibiydi.

-"Rahatsız olduğunu düşünmüştüm." Açık açık sözlerini söylemesi Savaş'ın sevdiğim yanlarından bir tanesiydi.

Elimi karnına yerleştirip başımı biraz geri attım ve geceyle bütünleşmiş gözlerine baktım.

-"Senden rahatsız olmam ki. Sadece..." gereksiz bir eklemeye girince boynumdan yukarıya sanki kaynar sular çıkmıştı. Anında başımı eğip göğsüne yattım.

-"Sadece ne ?"

-"Hiç." Hızlıca söyleyip örtüyü çeneme kadar çektikten sonra gözlerimi kapatıyordum ki Savaş'ın çekilmesiyle başım yatağa düştü. Dirseğinin üzerinde doğrulup yüzüme baktı. Yavaş yavaş örtüyü yüzüme doğru çekiyordum ki bunu fark edip örtüyü hızlı bir şekilde tutup karnıma sabitledi.

Savaş'ın yanında nefes nefese kalmam kalbimin göğüs kafesime sığmayışı hep bu amansız yakınlaşmalar yüzündendi !

Daha öncede baş başa gezerdik yemek yerdik fakat aynı yatakta yatmazdık. Yada böyle burun buruna kalmazdık.

-"Sadece ne ?" dedi daha baskın vurgulayarak.

Dudaklarımı aralasam bile hiçbir ses çıkmamıştı. Gözlerimi kaçırıp parmaklarımla tişörtü kavradım.

-"İşte böyle...böyle bir tuhaf oluyor. " derken birden fazla duraksamıştım.

Utançtan öleceğim.

Çıplak bacağını bacağıma değdirdiğinde tüylerim yine diken diken oluverdi ama kıpırdamadım.

Elini alnıma koyup saçlarımı geriye doğru nazikçe ittirdi. Yüzü gülmüyordu ama gözlerinin güldüğüne yemin edebilirdim !

-"Bence de tuhaf." derken sesi oldukça kısık çıkmıştı ve gözlerime bakmıyordu.

O da benim gibi miydi ?

-"Sende benim gibi mi hissediyorsun ?" sorum benim için çok masumdu çünkü neler olduğunu anlayamıyordum. Bir yandan utanıyor bir yandan içimden geldiği gibi yakınında olmak istiyordum.

Çok fazla susmuştu. Birbirine değip karışan nefeslerimiz haricinde iletişim halinde değildik. Savaş'ın yutkunuşu , adem elmasının büyüleyici hareketi ve elinin yanağımı kavrayışı dakikalar sonra olmuştu.

Kalbimi zorlayan yakınlıktan daha da fazla yaklaşarak dudaklarını kulağımla yanağım arasına bastırdı.

Titremiştim. Hissetmiş miydi ?

Gerçi çekilmedi. Parmağıyla yanağımı okşadı. Araladığı dudakları yanağıma değmeye devam ediyordu ve tam olarak şunu söyledi.

-"Belki daha fazlası."

•••

Merhabaaaa ❤

Direk konuya giriyorum sizde hemen ortalığın yangın yeri olduğu bölüm için yorumlar yapınız 😽

Bölüm sonu

2 yorum