Savaş'ın kollarında olunca bir zarar görmeyeceğimi bilmek beni çok güçlendiriyordu.
-"Bir daha gitme." dedim cılız kollarımı ince beline dolarken.
-"Gitmem. Asla."
Geri çekildiğimizde yan yana ağır adımlarla ilerlemiştik. Yerden aldığım ayakkabılarımı masaya gidene dek giyinmedim.
O ağacın altında geçirdiğimiz süreyi gözlerimin önünde getirmeden Savaş'a baktım. Eğer getirirsem utanıp bakamayacaktım.
-"Güzel vakit geçirdiniz mi ? Bende size kahve yaptım diye haber verecektim." Çiçek teyze elinde tepsiyle gelene kadar masanın temizlenip kaldırıldığını fark etmemiştim bile.
-"Ne zahmet ettiniz çok sağolun." dedim ve ayağa kalktım.
-"Ayaklarına taş batar kuzum. Gel şurada yıkayalım terlik vereyim sana onlarla nasıl yürürsün anlamam." Nazikçe belimden ittirerek eve getirirken Mehmet amca yanımızdan geçmiş Savaş'ın yanına oturmuştu.
Çiçek teyzenin hoşlanmadığı ayakkabılarımı kenara bıraktım. Ayaklarıma su döktükten sonra verdiği lacivert plastik terlikleri giyindim. Komik görüntüleri beni güldürürken kıyafetlerimle olan tezatlığı daha güldürücüydü.
-"Kahvelerimiz soğumasın." diyince masaya geri gitmiş oturmuştuk.
Kahveyi içerken çantamdan telefonumu alıp baktım. Üçü birlikte derin bir muhabbetteydi ve araya girmemiştim.
Telefonuma baktığımda Ala'nın cevapsız aramalarıyla mesajlarının yanı sıra bir tane daha mesaj vardı ki titrek bir nefes vermek zorunda kalmıştım.
Azad
-'Konuşmamız lazım.'
Elimi çeneme getirip dizlerimin üstünde tuttuğum telefonu bacağıma bastırdım. Gözlerim etrafta bilinçsizce gezinirken ne yapmam gerektiği konusunda çok kararsızdım.
Bildiğim bir şey varsa o da sesini şuanlık duymak istemediğimdi.
Yeniden telefonun ekranını açıp baktım. Tekrar tekrar okudum fakat bunca kırılmışlığıma rağmen biraz hatır etmeliydim.
-'Ne söyleyeceksen buradan söyleyebilirsin.' diye yazdım. Göndermem bir kaç dakikamı alsa da göndermiştim.
Artık soğumuş kahveden bir yudum alıp az önceki kadar mutlu etmeyen çiçekleri inceledim. Kokuları da gelmiyordu ve ruhum aynı karanlık mahzene geri dönmüştü.
-"Niye konuşmuyorsun Alisa'cım ? Eğer bizden çekindiysen-"
Ettiğim kabalık yüzünden mahcup olmuştum.
-"Yok hayır çok üzgünüm dalmışım öyle. Kahve çok güzeldi bu arada ellerinize sağlık. " diye ekledim buruk bir gülümsemeyle.
-"Afiyet olsun bir daha ki sefere akşam yemeğine bekliyorum. Olur mu ?" Çiçek teyzenin umut dolu gülümsemesini kırmak hiç içten değildi.
-"Mutlaka geleceğim. " dedim ve Savaş'a bakmak gibi bir hataya düştüm.
Duygusuz donuk yüzü sert hatlarıyla birleşince korkutucu olabiliyordu. Gülümseyerek dolaşırken bir anda düşen modumu fark etmemesi imkansız olurdu.
Mehmet amca Savaş'a farklı bir konuda soru sorunca bakışlarını geç de olsa üstümden çekince kucağımda titreyen telefonuma baktım.
-'Arasam açmayacağını biliyorum. Bir dakika bile olsa konuşalım.'
Burnumdan verdiğim solukla dilimi kuruyan dudağımda gezdirmiştim.
-'İstemiyorum Azad evet arasan da açmayacağım ve sana bunun nedenlerini anlatarak yorulamam.'
Sinirimi çıkarttığım klavyeye sert sert basmaya son verip mesajı gönderdim.
-"Biz artık izninizi isteyelim."
Savaş'ın siluetinin ayağa kalktığını görmemle bende çantamı alıp kalkmıştım.
-"Biraz daha kalsaydınız. Yalnızlıktan bir hayli sıkılıyoruz." dedi Çiçek teyze dirseğimin içini okşarken.
Ona sarıldım ve geri çekildim.
-"Her şey çok güzeldi. Çok teşekkür ederim."
-"Ne demek kuzum hep beklerim."
-"Tanıştığıma ayrıca çok memnun oldum." dedim sıra Mehmet amcaya geldiğinde.
Gülerek ellerimi sıktı.
-"Bizde çok memnun olduk."
-"Görüşürüz kendinize iyi bakın bir şey olursa bir telefon uzağınızdayım biliyorsunuz." Savaş ikisinin de ellerini birer birer öptü.
Bende ayağımdan terlikleri bırakıp duvardan tutunarak ayakkabılarımı giyinmiştim. Arabanın yanında olan Savaş'a ulaştığımda benim binmemi bekleyip ardından kendisi binmişti.
İçime dolup taşan huzurun gitmesine üzülürken bir yandan toprağın yorgunluğu çökmüştü. Temiz havanın çarptığı doğruydu.
-"Ters giden bir şey oldu." Soru sormamıştı. Netti.
Ondan saklamayacaktım.
-"Azad mesaj attı. Konuşmak istiyormuş." dediğimde o kadar uzun süre sessiz kaldı ki konuşmaktan vazgeçtiğini düşünüyordum.
Yalnızca camdan dışarıya bakıyor sigarasını içiyordu.
-"Konuşacak mısın ?" Uzun sürenin sonrasında nihayet tepki vermişti.
Dirseğimi cam kenarına yaslayıp başımı koluma koydum.
-"İstemiyorum ama bilmiyorum çok karışık." dedim kaşlarımı çatıp.
-"Onun boğazını sıkma isteğiyle dolu olduğum için tarafsız kalarak sana yardımcı olamayacağım." derken dişlerini sıkıyordu. Ve dizindeki elini.
Yumruk yaptığı eline elimi koydum.
-"Sakin ol." dedim yatıştırıcı sesimle.
Başını sallayıp camdan attığı bitmiş sigaradan sonra yeni bir tane yakınca sakinleşmeyeceğine kanaat getirdim.
-"Sakinim." derken içinde kopan fırtınaları anlamadığımı sanıyordu.
Bu sırada telefonum çalınca yüreğim ağzıma gelmişti çünkü Azad arıyor sanmıştım. Ala'nın ismini görünce ise büyük bir rahatlama yaşadım.
-"Alisa bir kere de arasam sana ulaşsam." dedi açar açmaz.
-"Sen aradığında yanımda değildi."
-"Neredesiniz siz bakıyım ?" dedi konuyu değiştirip.
-"Kahvaltı yapmaya bir yere gelmiştik. Dönüyoruz şimdi." derken kolumu camdan çekmiş önüme dönmüştüm.
-"Hım. Başka planınız yoksa bize gelirsin."
-"Olur haber veririm." dedikten sonra kapatmıştım.
Çantama attığım gibi başımı geriye yasladım.
-"Nereye gidiyoruz ?" diye sordum zaman geçmeyince.
-"Ne yapmak istersin ? " Soruma soruyla karşılık vermesinden ötürü omuz silktim.
Keyfimi yerine getirmek için planladığı bugünü elbette surat asarak mahvetmeyecektim.
-"Aslında ilk önce eve uğrasak şöyle yarım saat kadarcık falan ?" derken iki parmağımın arasında bir kaç santim boşluk bırakarak göstermiştim.
-"Neden ?"
-"Çünkü bahçede çok terledim ayrıca üstüm başım toz toprak içerisinde." dediğimde başını sallamıştı.
-"Yalıya geçelim Murat." diye seslendi ve sigara paketine uzandı. Açmadan elinden aldım.
-"Yeter bence."
Yan yan bakıp paketi avucuma almama izin vermişti. Yol boyunca salladığı dizini izlemekten sinirlerim gerilmişti.
-"Savaş işin varsa sonra bir şeyler yapabiliriz." dedim araba evin önünde durduğunda.
-"Bugünlük işim sensin." diyip arabadan indiğinde bende onu takip ettim.
-"Gerginsin ama." dedim bahçeye girdiğimiz sırada.
Bakmadan kapıya doğru yürümeye devam etti.
-"Gergin falan değilim sana öyle geliyor."
Hal ve tavırları bile belli ediyorken inkar etmesi yüzünden üzerine gitmekten vazgeçtim ve kapıyı çaldım.
Clarissa açmış içeri geçmemiz için kenara çekilmişti.
-"Ben hemen hazırlanırım. " der demez yukarı koştum.
Hızlı bir duş aldıktan sonra saçlarımı kurutup tepeden sıkıca topladım. İç çamaşırlarımı giyinip makyaj masama oturduğumda kapı tıklanmıştı.
-"Kimsin ?" diye seslendim aynaya eğilmiş maskara sürerken.
-"Nerede kaldın kızım ya ?"
Gözlerimi kocaman açıp dikleştim.
-"Sakın girme dur !" dedim endişe içerisinde bağırarak.
Hemen yere attığım bornozumu giyindim.
-"Şimdi gelebilirsin." dedim kalbim küt küt atarken.
Tekrar sandalyeye oturdum ve kapıdan girişini izledim. Üzerimde kıyafet olmadığını gördüğünde gözlerini benden çekmişti.
-"Giyineceksen inebilirim."
-"Şimdi makyajımı yapıyorum." dedim masanın çekmecesini açarken.
O da sesli adımlarıyla yerden tavana kadar uzanan pencereye ilerlemişti. Aynadan onu gördüğüm için başımı çevirmeme gerek kalmıyordu.
Abartılı olmayan yalnızca bir kaç dokunuş içeren makyajımı bitirip kalktım ve önümü sıkıca kapatarak kıyafet seçmeye ilerledim.
-"Annem seni yemeğe getirmemi istedi." dedi düz bir sesle.
-"Şimdi mi ?" diye sordum askıdan seçtiğim takımı alırken.
-"Akşam yemeğine."
Üzerimi banyoda giyip geldikten sonra altına uygun bir spor ayakkabı seçtim.
Çantama cüzdanım ve telefonumu atacakken bir bakayım demiştim ki Azad'ın mesajını gördüm. Savaş dik dik bir kaç adım uzağımda beni izlerken gözlerimi kaçırıp ekrana baktım.
-'Sinirime yenildim bir hata yaptım. İlk kez yaptığım bir şeyden pişmanım Alisa. Sesini duymalıyım.'
Soluğum dışarı çıkarken dilim damağım kurumuştu. İster istemez kaşlarımı çattım ve yatağımın ucuna güçsüzleşen bedenimi bıraktım.
-'Ne demek istiyorsun ? Ne yaptığını anlayamadım.' diye çabucak yazıp gönderdim.
-"Azad mı ?"
Başımı kaldırıp Savaş'ın gözlerinin içine baktım. Bomboş manasız bakışlarım elimde titreyen telefonla son buldu.
-"Arıyor." dedim karnıma saplanan sancıları görmezden gelerek.
Dudaklarında dilini gezdirip başını belli belirsiz bir şekilde salladı.
-"Ben alttayım...daha rahat konuşursun." dediği gibi odadan çıkmış kapıyı kapatmıştı.
Çaldıkça çalan telefonu açmaya bir türlü elim gitmiyordu. Son kez çaldığından emin olduğumda yanıtlayıp kulağıma yasladım.
-"Alisa." Karşıdan gelen ses bedenimin kasılmasına sebep olmuştu.
Sesimi çıkaramadım. Ona kırgındım. Çok fazla.
-"Daha güzel olabilirdi." dedi tekrardan konuşarak.
Yutkunup ağlamamak için gözlerimi kırpıp ayağa kalktım ve cama yaslandım. Her sabah uyanıp gördüğüm önümde uzanan deniz şuan hiç tat vermiyordu.
-"Bazı şeylerin önüne geçemiyoruz." Sesim beklentimden iyi çıkınca içten içe kendimi tebrik ettim.
İç çekişi sert soluklarına karışmıştı. Yaptığını düşündükten sonra pişman olacağını neredeyse emindim. Ama o böyle bir adamdı. Yalnızca ben görmemiştim.
-"Çok sinirliydim. Dağılmış hissediyordum. Sana söz geçiremeyişimin öfkesiyle dolup taşmıştım. Ağzımdan Dicle'yle evleneceğim lafı çıktı."
Karnıma yumruk yemiş gibi oldum. Dizlerimin bağı çözülünce daha fazla ayakta duramadan yere çöküp oturdum.
-"Söyledim sonra çıktım gittim. Ben...sağlıklı düşünemiyordum. Babamlar ailesiyle konuşunca..."
Gözlerime dolan yaşlarla etrafa bulanık bakarken delirdiğimi düşünerek kahkaha attım.
-"Ben o halde gittiğimde senin aklında yine evlenmek mi vardı ?!" diye bağırdım.
Ağlamaya can atan gözlerim dudaklarım titrerken ona bunu belli etmeyecektim.
-"Alisa ben-"
-"Daha fazla konuşma. Mutluluklar. " Kapatır kapatmaz telefonumu karşıya yere fırlatıp yüzümü dizlerime yasladım.
Küçülüp küçücük bir kutuya girmek orada yaşamak istiyordum. Böylesine acımasız bir dünyada yaşamak istemiyordum.
Ona attığım kahkahanın bir hayli şiddetlisi olan ağlamama bir an önce son vermem gerekiyordu.
Başımı iki yana sallayıp yerden destek alarak kalktım ve artık parça parça olan kalbimi kendi haline bıraktım. Aynada ki yansımam ben değildim. Bu ben olamazdım. Ben böyle aciz düşkün değildim. Anne babama bile muhtaç olmamışken bir başkasına olamazdım.
Göz altlarımı sertçe silip omuzlarımda dünyanın yükü varmışcasına sandalyeye çöktüm.
Seni hak etmeyen bir insanın seni tüketmesine izin verme Alisa.
Akan makyajımı yenileyip çantamı alır almaz odamdan çıktım. Derin derin nefesler almama rağmen sanki iğne deliğinden geçiyormuş gibi zorlanıyordum.
-"Clarissa ? Savaş nerde ?"
-"Dışarı çıktı ama gitti mi bilmiyorum."
Gideceğini sanmıyordum.
Dışarıya çıkıp bahçeyi geçtim ve demir kapıdan çıktım. Alçak duvara oturmuş yanında korumalarıyla yine sigara içiyordu.
-"Gidelim mi ?"
Ağır ağır başını çevirip beni süzdü. Ayağa kalkarken de gözlerini bir an olsun üstümden çekmemişti. Ağladığımı anlamasını istemiyordum. Bu yüzden yönümü arabaya çevirip bindim.
Ruhum içeride parçalara ayrılırken böylesine dik durmak gurur vericiydi. Ama iyi olmadığım kesin bir yargıydı.
Yanıma geniş gövdesiyle yerleştiğinde ona bakmamıştım. Gitmeyi bekliyordum ki şoför koltuğuna kimsenin binmeyişi dikkatimi çekti.
-"Neden gitmiyoruz ?" Konuşurken boğazımda olan yumruyu yok saymak çok zordu.
-"Numara yapacağın en son kişi benim bunu bilmiyor musun ? Seni titreyen göz bebeklerine kadar tanıyorum Alisa."
Yanaklarımın iç kısmına dişlerimi geçirip başka bir şeye odaklanmak için yakamı düzelttim.
-"Önemli bir şey konuşmadık. Evleneceğini haber verdi o kadar." derken çok cansız söylemiştim. Sanki içimi yakmıyordu.
-"Ne dedin sen ? Evleneceğini mi ?" Koltukta bana doğru dönüp şaşkınlığını gizlemeden bakakaldı.
Başımı aşağı yukarı sallayarak acı bir gülüş gösterdim.
Elini saçlarına atıp önüne döndü.
-"Ben bunun böyle bir şerefsiz çıkacağını biliyorum anasını satayım. Şerefsiz ibne."
Titreyen ellerimi bacaklarımın arasına koyup sessiz kaldım. Burnum sızlamaya başladığı için sinirleniyordum. Ağlayamazdım.
-"Ben bunun soyunu sopunu sikerim. Bir de bunu söylemek için seni mi arıyor piç ?!"
Bağırtısıyla sıçrarken küfürüne kaşlarımı çattım.
-"Telefonunu ver bana."
Uzattığı eline itiraz etmeden telefonumu bıraktım. Ne yaptığına bakmıyordum merak da etmiyordum.
-"Bir daha onun adını dahi anmıyorsun anladın mı beni ?" Telefonumu geri verdiğinde çantama attım.
Bindiğimden beri ona bakmayışımın sonunda yüzümü tutup kendine çevirdi. Alnımı öpüp sıkıca sarıldığında göğsüne kıvrılıvermiştim. Aynı hızda yaşlarım birer birer dökülmüştü.
Bu yaşları neden tutamıyorum ?!
-"Bana iyi olduğunu kanıtlamaya çalışma. Diğer herkese yapabilirsin ama ben senin yanında bunun için varım."
Neden diye bile soramıyordum. Hikayenin sonları böyle acılı biter miydi ? Sıradan bir ayrılıkla yıkılan insanlar varken ben onu kaybettiğime değil bana bu yaşattığına ağlıyordum.
Ne kadar süre öylece ağladım bilmiyorum ama bir an olsun ellerini saçlarımdan çekmemiş ben susana kadar şefkatle okşamıştı.
Küfürler yağdırdığı adam için göğsünde ağlamama izin veren adam benim kalbimin bambaşka bir yerindeydi.
-"Birlikte bir yere gidelim mi ?" Masum çıkan sesi içimi gıdıklarken burnumu çekinmeden seslice çektim.
-"Nereye ?" diye sordum iğrenç çıkan sesimle.
-"Gizli bir yere." dediğinde daha çok ilgimi çekmişti.
Göğsünden kalkıp yüzümü sildim ve ne kadar kötü göründüğüme aldırmadım.
-"Gizli mi ?" dedim kaşlarımı kaldırıp.
Cama parmağıyla tıklattı. Anında Murat öne oturmuştu.
-"Saklı kalemize götür bizi. " diyen Savaş bana dönüp göz kırpmıştı.
İçten içe büyüyen merak duygum yaşadığım acıyı biraz söndürmüştü.
-"Dön bakalım bana."
Çenemi kavrayıp çevirmesiyle daldığım yerden koptum. Eline bir ıslak mendil almıştı ve yanağımdan başlayarak göz altlarıma doğru yüzümü sildi. Akan maskaramın beni panda gibi gösterdiğini düşünüyorum.
-"Tamamdır." dedi ve çekilmeden burnumu sıktı.
Yolun geri kalanında ruhumun yorgunluğu bedenime yansıyınca uykuya düşmüştüm. Omzunda uyuyup yine omzunda uyandığımda oturmaktan kalçam ağırıyor haldeydi.
-"Ne kadar zamandır uyuyorum ?" dedim sırtımı hareket ettirdim.
-"Çok olmadı kırk dakikadır yoldayız. Geldik sayılır."
Etrafa baktığımda tamamen orman yolundaydık. Yakınlarda şehirin izlerinden hiçbir şey yoktu.
-"Nereye gidiyoruz böyle ?"
-"Sabredersen göreceksin." diye anlamsız bir yanıt verdi.
Oflayıp geriye yaslandım. Dediği gibi çok geçmeden araba sonunda yavaşlamıştı. Durduğumuz gibi cama yapışıp baktım.
Kaç metreden oluştuğunu bilmediğim gri duvarlar vardı.
-"Burası da neresi böyle ?" diye sorduğum Savaş çoktan arabadan inmişti.
Alelacele çantamı kapıp peşinden indim. Ciddi anlamda kale duvarı gibi yükseliyordu.
-"Bitti mi duvarlar ?" Savaş elleri cebinde çevreye bakınıyordu.
-"Az bir yer kalmıştı yapıyorlardır. Gidip bakarım efendim." Korumalardan biri duvarın kenarından yürüyerek gözden kayboldu. Bulunduğumuz arazi öyle büyüktü ki gözümü korkutmuştu.
Siyah dümdüz hiçbir çıkıntısı olmayan bir kapı vardı. Kenardaki tuşlara birer birer bastığında kapı duvarın içine doğru kaymış açılmıştı.
Ağzımın açık olduğunu fark edince zorla kapatıp içeri giren Savaş'ın arkasından girdim. Kapı yüksek sesle arkamızdan kapandı.
-"Burası gerçek mi ?" dedim olduğum yerde kıpırdayamazken.
Savaş dönüp ellerini cebinden çıkarttı ve yanıma geldi. Elimi tutarak kendisiyle beraber yürütmeye başladı. Karanlık geceyi aydınlatan sarı ışıklar kocaman ev demeye çekindiğim binayı aydınlatıyordu. Yerler henüz taştı ve bir toz bile yoktu.
-"Gerçek ve gizli güzelim." dedi evin kapısını es geçip etrafından giderken.
-"Seninse biz neden bilmiyoruz ?" diye sordum adımlarını takip edip.
-"Öyle olması gerekiyor. Yalnızca sana istisna yaptım."
Bakışlarımı kaldırdığımda durduğumuz yerden gözümü büyüleyen bu yere baktım.
Ağzım 'o' şeklini aldı. Şaşkınlıktan ne tepki vereceğimi bulamıyordum.
L şeklinde olan bu şeyin büyüklüğü inanılmazdı.
-"Çok güzel ama çok büyük. Burayı ne için aldın ?"
Ceketini çıkartıp bir kaç adım daha yürüdü ve koltuklardan birinin üzerine attı. İncelemeyle bitecek gibi değil !
-"Almadım. Yani araziyi aldım bu evi yaptırdım. Beğendin mi ?" diyince hızla başımı salladım.
-"Tabiki. Beğenmemek mümkün mü ? Anlat bana." dedim ve koltuğa oturdum.
O da yanıma oturup ayağını dizine koydu.
-"Böyle bir yer istiyordum. Arada kafa dinlemeye geleceğim bir yer. Korunaklı olması da ilk tercihimdi. Ortaya böyle çıktı işte." diyip elini bacağına bıraktı.
-"Saklama sebebin ?" Dirseğimi geriye doğru koymuş iyice ona dönerek rahatça bakmıştım.
-"Söyleme ihtiyacı duymadığım bir şeyi saklamış da olmuyorum. Sen hariç tarla faresi." İşaret parmağını büküp çeneme hafifçe vurdu.
-"Benim ne özelliğim varmış ?"
-"Senin çok özelliğin var da farkında değilsin güzelim." Yanımdan kalkıp gidişiyle ardından bir süre bakmıştım. Yürürken yeri inleten adamın kalbi şefkatle doluydu.
Koltuktan kalkıp evin bu dış bahçe kısmına daha ayrıntılı baktığımda aklım bulanmıştı çünkü çok fazla ayrıtısı vardı.
İç çekip Savaş'ın girip kaybolduğu eve girdim. İçerisi de dışarı kadar ihtişamlıydı. Büyüklüğü ihtişamlıydı , dekorasyonu gayet şık ve sakindi.
-"Savaş ?" diye seslendim.
Evin bölümleri birden fazlaydı. Her yerde ayrı konseptlerle oturma alanları yapılmıştı. Kocaman bir yemek masası gördüğümde durup içimden şaşırdım.
-"Buradayım." diyip beliren Savaş yeleği ve kravatından kurtulmuş beyaz gömleğiyle karşımda duruyordu.
-"Merak ediyorum mazur gör lütfen ama kimsenin gelmeyeceği bu ev sence de fazla büyük değil mi ?" dedim kaşlarımı çatıp.
-"Belki lazım olur." dedi umursamazlık içerisinde.
-"Pekala...ne yapıyoruz ?" diyerek konuyu değiştirdim.
Başıyla işaret edip yöneldiği yere arkasından adımladım. Tahmin edileceği üzere mutfak da eve göre normal bir büyüklükteydi.
-"Yemek yapmaya ne dersin ? İyi ki buzdolabını doldurmayı bir kaç gün önceden akıl etmiştim." dedi ve iki kapılı büyük dolabı açtı. İçi ağzına kadar yiyecek ve içecekle doluydu.
Bu halde bana iyi gelecek tek insanın yanına gülümseyerek geçmiş birlikte ilk kez yemek yapmaya koyulmuştuk.
•••
Merhaba ❤
Hiç kontrol etmeden tam şuan yazdım ve yayınlıyorum hatalar varsa lütfen kusura bakmayın.
Yorumlarınızı bekliyoruuum ❤