İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 14 · 12 dk okuma

VURGUN

Bölüm 14

14

Alt kata geri döndüğümüzde ikimizin o soğuk havası dışarıdan kolaylıkla görünüyordu. Savaş daha kayıtsız ve duygularını gizleyen birisi olduğu için koltukta beni kolunun altına almış çayını yudumluyordu.

Leyloş ise gözleri üzerimde bana ne olduğunu çözmeye uğraş veriyordu.

-"Siz ne yapıyorsunuz ? Halide hanımı yola getirebildin mi ?" Leyla teyzenin havasını dağıtacak konuya geçince dikkati benden çekilmişti.

-"Hala çabalıyor. Benden daha güzel altın günü düzenleyebilecekmiş gibi." Burun kıvırıp omuz silkmişti.

Hafifçe gülümseyip kıpırdadığımda Savaş'ın parmağına doladığı saçım acımıştı.

Varlığını unuttuğum telefonum aklıma gelince kenardan alıp açtım. Azad'ın yaklaşık yirmi dakika önce attığı mesaja tıkladım.

-Eve geldiğinde haber verirsin.' yazıyordu.

Ona 'tamam' yazıp gönderdim.

Başımı kaldırdığımda Leyla teyze yine hülyalı gözlerle bize bakıyordu.

İçim kan ağlamasa daha fazla eğlenebilirdim. Ama mutsuzdum. Aşırı mutsuzdum. Bir an önce eve gidip salya sümük ağlamak istiyordum.

-"Bu arada bir dahaki sefere Mardin'e beni de götürün vallahi gönül koyarım. Zaten Savaş beni düğüne de getirmedi." derken üzüntüsünü belirtmişti.

Mardin deme Leyloş deme !

-"Olur anne götürürüz zaten yakında gideceğiz gibi görünüyor." Savaş'ın imalı sözleri üzerine çaktırmadan dirseğimi bel boşluğuna dayadım.

Savaş küçük bir inleme çıkartıp yana dirseğimin baskısından kendisini kurtardı.

-"Neden ? Bir işiniz mi var ?" diye sordu.

-"Yok şimdilik."

Yaklaşık yarım saat kadar oturduktan sonra yorgun olduğumu söyleyerek oradan ayrılmış evime gelmiştim. Yolda Ala ile de konuşarak rahatlamaya çalışsam bile işe yaramıyordu.

Odamda makyajımı çıkartıp saçlarımı topladım ve pijamalarımı giyindim. Azad'a evde olduğuma dair mesaj attıktan sonra yatağımın karşısında bulunan televizyondan dizi açtım. Örtünün altında kaybolma dileğiyle yatarken yüreğim sıkışıyordu.

Ne yapacağımı düşünüyor içinden çıkılmaz bir hal alıyordum. Asla Azad'sız yaşayamazdım. Ama o konakta nasıl yaşardım bilmiyorum.

Her şey yaşayıp gördüklerimiz kadardı. Elimden gelen yalnızca beklemek.

'

Geçtiğimiz günler tamamen restoran ve ev arasında geçip gidiyordu. Öylesine mutsuz ve enerjim düşüktü ki ne Savaş ne de diğerleriyle türlü bahaneler bularak görüşmemiş onlardan kaçmıştım. Aklım karışıktı. Ne yapacağımı bulamadıkça ağlayasım geliyor yalnız kalmak istiyordum. Bana iyi gelecek olan tek insan Azad yanımda olamıyordu. Hal böyle olunca içime kapandıkça ondan da farkında olmadan uzaklaşmıştım.

Bazı günler Dilan ve kızlar da arayıp bir kaç dakika konuşuyorlardı. Onlar da bu yaşadığımız çaresizlik döneminde ki halimi hissettikleri için daha yakın olmaya çalışıyorlardı.

Kısaca aradan yaklaşık üç hafta geçmişti.

Annemler geçtiğimiz hafta gelmiş üç dört gün kaldıktan sonra Alaska'ya gitmişlerdi. Babam için dedemden kalan inşaat şirketine bir gün uğramak bütün bir yılı idare ediyordu. Açıkçası onları artık umursamıyordum.

-"Papatya çayı ?"

Masaya yayık bir şekilde otururken yanıma çöken Adem irkilmeme sebep olmuştu.

-"Teşekkürler." dedim biraz olsun toparlanıp.

-"Yüzünü güldürebilmek için sana bir dilim çikolatalı pasta getirecektim ama rahatlamaya ihtiyacın olduğunu düşündüm." diyince etrafımdaki insanları da kötü etkilediğimi anladım.

-"Pek keyfim yok üzgünüm. Sizi de etkiliyorum." diye mırıldandım ve çayı geniş fincana doldurdum.

-"Her zaman herkes mutlu olamaz. Bizi kötü etkilemiyorsun aksine seni mutlu etmek için yollar arıyoruz." diyerek restoranın açık bölümünde olduğumuz için sigarasını yaktı.

-"Aklım karışık. Önümü göremediğim bir tünele girmiş gibi hissediyorum." derken kaşlarımı çatmış dalgalanan denize bakıyordum.

-"Işık tutan kimse yok mu ?"

Omuz silktim.

-"Kendi yolumu kendim bulmak istiyorum." dediğim sırada masanın üzerinde duran telefonum çalmaya başladı.

Sanırım hayatıma ışık tutan adam Azad olacaktı.

Fincanı bırakıp aramasını yanıtladım.

-"Efendim ?" diyerek açtım.

Azad bu tuhaf halimden en çok şikayet eden insandı çünkü nedenini bilmiyordu. Bende söyleyemiyordum.

-"Bugün de beni delirteceksen söyle kapatırım." diyince dudaklarım kıvrıldı.

Nefes alışını bile özledim.

-"Sen böyle sadece iyi günlerde mi yanımda olacaksın ?" Sorumu sorarken alınmış gibi sormuştum.

-"Nedenini bilmediğim için böyle yalnızca sinirleniyorum." dedikten sonra sessiz kalıp çayımdan bir yudum aldım.

-"Başka bir şey söylemek için aramıştım."

-"Dinliyorum." dedim.

-"Annemle babamı genel bir kontrol için doktora getireceğiz. Yani bu akşam İstanbul'da olmuş oluruz." dediği an içim biraz huzur biraz sıkıntıyla dolmuştu.

Onu görmenin heyecanı vardı fakat ailesini görmeye hazır mıydım bilmiyorum.

-"Neden daha önce haber vermedin ki ?" dediğimde en azından birazcık olsun kendime gelmiştim.

-"Son anda ayarladık. Geldiğimizde söylemeyi düşünüyorum. Hem daha yakından birlikte vakit geçirmiş olursunuz."

Al işte o toparlanan kısmım yerle bir oldu.

-"Ne ? Hayır hayır daha değil. Hazır değilim !" diye karşı çıktım çabucak.

Kalbim ağzıma gelmişti.

-"Ne demek hayır Alisa ? Gizli saklı mı devam edecek ? En azından bana kız aramaktan vazgeçmesi gerektiğini annem anlamalı."

Elimi yüzüme bastırıp Adem'in yanımda olmasını umursamadan konuştum.

-"Azad daha çok erken değil mi ? Biraz daha birlikte vakit geçirmek istiyorum." Belirli günleri birlikte geçirerek düzenli bir ilişki yaşayıp birbirimizi tanıyamazdık !

Haksız mıyım ama ?!

-"Aileme söyleyince vakit geçiremeyecek miyiz Alisa ?"

-"Hayır öyle değil yani..." Sıkıntıyla iç geçirip masaya koyduğum koluma yüzümü yasladım.

-"Tamam Alisa sonra konuşuruz." Ve kapattı.

Tanrım yüzüme kapattı !

-"Bu adam delirmiş olmalı !" diye hayıflandığımda Adem gülmüştü.

Başımı kaldırıp telefonu masaya attım ve kollarımı göğsümde birleştirdim.

-"Hayatına bir adamın girdiğini bilmiyordum patron." dedi dalga geçerek.

-"Sonra anlatırım Adem çay için teşekkürler ama eve gitmeliyim."

Saatlerdir oturduğum restoranın köşesinden kalkıp arabama atladığım gibi eve sürdüm. Tek yaptığım saçma sapan bir pijama giyip yalının denize bakan bahçesinde sandalyeye oturmak oldu.

Evet uzun bir süre burada kalacağım.

-"Tatlım ?"

Yüzümü buruşturup ağlama sesi çıkarttım.

-"İnzivaya çekilmek istiyorum Clarissa."

Benim aksime neşeyle kahkaha atıp yanıma yürüdü ve omuzlarımdan tuttu.

-"Ala hanım telefonunu on dokuz kere aradı. Açmak istemediğini söylediğin için bakmadım. Sonra ev telefonundan yaklaşık 30 kere aradı. Galiba son yapacağı buraya gelmek olacak."

-"Bu durumda bende kurtarıcın oluyorum galiba." Yüz ifademi değiştiren günlerdir yanına gitmekten kaçtığım Savaş'tı.

Clarissa sessizce eve geri girerken oturduğum yerde dizlerimi kendime çekip kollarımı sardım.

-"Kendini izole ettiğin hayatına dahil oluyorum. Tabi sakıncası yoksa ?" Attığı adımlar yanımda son bulup sandalyeyi yanıma çekerek oturdu.

Başımı iki yana salladım.

-"Kendini uzaklaştırmana sebep olan bana kızmış olman mı ? Eğer öyleyse özür dilerim amacım bu değildi. Biliyorsun bana uzak olunca daha öfkeli bir adama dönüşüyorum. Annem de bir an önce senin yanına gelmemi söyleyip beni eve almadı."

Leyloşun bunu yapacağına emin olduğum için günler sonra dudaklarımdan kahkaha sesi çıktı.

-"Artık sana dayanamadı demek ki." dedim gülmem sona erince.

Savaş daha ciddi ifadesiz bir yüzle ellerimi tuttu.

-"Senin bu hallerine alışık değilim. Eğer aklın karışıksa birlikte çözelim."

Dizlerimi indirip ona doğru döndüm.

-"Öncelikle söylediklerin bu halimde etkili. Çünkü hepsi doğru ve...neyse. Azad annesi ve babası ile buraya gelecekmiş. Söyleyelim konuşun diyor. Savaş ben daha buna hazır değilim. Hele bir de şu anda hiç değilim ! Ona söyledim sanırım kızdı biraz. Beni anlamıyor." dedim gittikçe daha çok üzülerek.

-"Tekrar konuşmayı dene güzelim. Kendini üzmek yerine sana anlayışlı davranmasını rica et. Eminim anlayacaktır."

Dudağımı büküp derin bir nefes aldım.

-"Bilmiyorum." diye mırıldandım.

Her daim buz gibi olan ellerinden ellerimi ayırıp ayağa kalktı.

-"Hadi hazırlan yemek yemeye gidelim. Ayrıca Ala şimdiye dek çıldırmıştır onlara da bir uğrarız."

Başımı isteksizce salladım.

-"Hiç canım almıyor. Zaten Azad gelecek. Gerçi hemen yanıma geleceğinden emin değilim." dediğimde ellerini pantolonun ceplerine sokmuş bakışlarını denize çevirmişti.

-"Öyleyse Ala'ya haber veririm sana biraz destek olmak için gelir. İtiraz etme iyi hissettireceğine eminim. Kafan dağılır kız kıza olunca. Ben çok beceremedim." dedikten sonra ceketini düzeltti ve gözlerini yüzüme çevirdi.

-"Biraz daha kalsaydın. İstersen burada yiyelim mi ?" diye sordum ona ayıp olmaması için.

-"Yok sağol işlerim vardı zaten. Belki bir kaç gün buralarda olamam ama ihtiyacın olduğunda ara gelmeye çalışırım."

Kaşlarımı hafifçe çatıp ayağa kalktım ve karşısına dikildim.

-"Nereye gideceksin ki ?"

Upuzun boyundan dolayı başımı yukarı kaldırmak zorunda kalıyordum. Bana üstten üstten bakıyordu.

-"Boşver nereye gideceğimi." diyip kaldırdığı elini kalbimin üzerine gelecek şekilde koydu ve gözlerimin içini görecek gibi baktı.

-"Sende şu ufak kalbinde hissettiklerinle bu hüzün bulutunu dağıt. Azad yanına geldiğinde daha güçlü olacağını biliyorum. Bu yüzden artık üzülme."

Elini indirip başımın kenarını öptü ve arkasını döndü gitti.

İçimde tuttuğum nefesi dışarı üfleyip nedensizce gözümden düşen damlayı sinirle sildim.

Savaş söylediği gibi Ala'yı yanıma getirtmişti. Uzun uzun içimde tuttuğum her şeyi ona anlattığımda beni büyük bir sessizlikle dinledi.

-"Seni sevdiğinden şüphem yok. Ama ne yalan söyleyeyim Savaş'ın söylediklerini haklı buluyorum Alisa. Yine de sen bunların hepsini yaşayarak göreceksin. Sonuçta ortada birbirinize beslediğiniz bir aşk var. Zamanla çözülecektir." demişti.

Aklımın karışıklığı hiçbir şekilde düzelmiyordu.

Saatler geçip gittikçe yüreğim daha çok sıkışmıştı. Ala'nın yardımı ile hazırlanmış evden çıkmıştık. Azad'ı Arslan eniştem karşılayacağı için bizde onunla gidecektik.

Ne giyeceğim konusunda o kadar düşünmüştüm ki. Başka zaman olsa elime ne gelirse kombinler giyerdim. Ama her parçam Azad'ın istekleri doğrultusunda fazla açıktı.

Bu yüzden yalnızca bir pantolon ve tişört giyinmiştim.

Ala ile birlikte benim arabama bindik. Havaalanında buluştuğumuz Arslan eniştem bana gerginliğim yüzünden hiç takılmamıştı.

Avuç içlerim terliyor arada başım dönüyordu.

Uzun bir bekleyişin sonrasında ilk gördüğüm heybetiyle kalabalıkta görünen Azad oldu.

Kollarının arasına girmeyi ne kadar istesem bile tam arkasından annesi ve babası geliyordu. Arslan eniştem anında yanlarına koşup ellerini öptü.

Azad'la göz göze gelmem saliselik bir zaman diliminde gerçekleşti. Gülümseyecek gibi olup kendimi tuttum. İçim içime sığmıyordu.

-"Hoşgeldiniz sizi tekrar görmek çok güzel." diye ilk konuşan Ala oldu.

-"Hoşgeldiniz. " dedim bende.

-"Hoş bulduk kızlar. Zahmet ettiniz buraya kadar." dedi Avşin hanım baş örtüsünü düzeltirken.

-"Olur mu öyle şey hiç ? Buyurun bir an önce eve geçelim dinlenin. Yorulmuşsunuzdur." Ala'nın amacı ailesini uzaklaştırmaktı. Bu yüzden Avşin hanımın koluna girip yürümeye başladı. Eniştem de bavulları taşımaya yardımcı olarak Berzan ağa ile arkalarından devam etti.

-"Özledim." Azad'ın yumuşamış gözleri hislerini ele verirken gülümseyip ellerimi sıktım. Sıkmasam ona sarılacaktım.

-"Bende öyle." dedim kısık sesle.

Fakat dikkat çekmek istemediğimden çabucak onlara yetiştim.

-"Kızım vallahi otelde kalırız. Düzeninizi bozmaya ne gerek var ?" Yanlarına ulaştığımda Berzan ağa itirazlar savuruyordu.

-"Ya ağam sen o evi bize hediye etmedin mi ? Ha benim evim ha senin evin." Arslan eniştem Berzan ağayı arabasının ön koltuğuna oturtup kapısını üstüne kapattı.

Arka bagaja iki bavul ancak sığmıştı. Diğerini arka koltuğa koyunca haliyle bir kişilik yer kaldı.

-"Avşin hanım siz de binin. Biz Azad'la Alisa'nın arabasıyla geliriz." dedi Ala.

Avşin hanım bir şey söylemeden binince rahatlamıştım.

Araba yol alırken başımı çevirmemle Azad'ın kollarını bana dolaması bir oldu.

Göğsümü sıkıştıran o hissi göz ardı edip kendimi ona yasladım.

-"İyi ki geldin." dedim kalabalıkta sesimi duyacağı yükseklikte.

-"Seni görmeden bir gün daha geçiremeyecektim." dedi saçlarımın arasını öpüp dururken.

Orada saatlerce öyle kalabilirdim ama gitmemiz gerekiyordu. Bundan dolayı arabamın olduğu yere gitmiş binmiştik. Azad yanıma , Ala arkaya oturmuştu.

-"Araba kullandığını bilmiyordum."

Geri geri çıkarken ona bakamadığım için kaşımı havaya kaldırdım.

-"Tuhaf mı ki ?"

-"Hayır." dedi net biçimde.

-"Hemen gidecek misin ?" diyerek bu sefer konuyu değiştirdim.

Arkasına yaslanırken dizini sallıyordu.

-"Aşiretin başında olmam gerekiyor. İtalya'dayken fazla boşladım laf söz oldu canımı sıktılar. O yüzden çok duramayacağım."

Dudaklarım dümdüz bir hal alırken gözlerimi kırpmadan yola bakmaya devam ettim.

-"Anladım. Bütün insanlar kendi halinde yaşarken sizin oradakiler tek bir günü başlarında biri olmadan geçiremiyor. Çok saçma." dedim sinirden kendimi tutamayarak.

Azad'ın sert soluğu havaya karışırken Ala arka taraftan gerginliğimizi hissederek nefessiz duruyordu.

-"Alisa yıllardır süregelen yaşam biçimimiz sen kabullenemiyorsun diye son bulmuyor. Bunu anla ve ailemin yanında sakın yanlış bir cümle kurma. Benim gibi karşılamayacaklardır." demesi sözlerimi bıçak gibi kesmişti.

Aralanan dudaklarım ruhumun pes edişiyle kapanırken yalnızca yutkundum.

Yol boyunca daha fazla birbirine giren aklımla iç savaşımı düşünmüş durmuştum.

-"Arabayı park etsene." dedi Ala evin kapısında durduğumu fark edince.

-"Gelmeyeceğim Ala. Hem dinlenirler." dedim söyleyeceklerimi düşünmeden. O an tek istediğim uzaklaşmaktı.

-"İn aşağıya Alisa." diyen Azad oldu. Arabadan inerken kapıyı kapatmış bana gözleriyle sert sert bakmıştı.

Ala da inince yüksek sesle oflayıp otoparka sürdüm.

Yanlarına yürürken sert adımlarımla birlikte topuk sesim yankılanıyordu. Yeşil ağaçların arasında kendini gösteren evlerine girerken sinirden yanak içlerimi ısırıp duruyordum.

Akşam yemeği hazırlanana dek Avşin hanım ile Berzan ağa dinlenmek için odaya çekilmişlerdi. Bende bu boşluğu fırsat bilerek bahçede duran Azad ve Arslan eniştemin yanına çıktım.

-"Biraz konuşabilir miyiz ?" dedim her ne kadar hala ona kırgın olsam bile.

Arslan eniştem usulca yanımdan geçip içeri girerek kapıyı kapattı.

-"Bir sorun mu var ?" derken bahçe takımına oturmuştu. Tereddüt etsem de fazla durmadan yanına yerleştim.

-"Azad...bak yani aslında bu kadar uzun süre birbirimizi görmedik ve şimdi daha mutlu dakikalar geçirmeyi isterdim. Neyse söylemek istediğim hala ailene söylemek de kararlı mısın ?" diye ağzımdan kelimeleri binbir zorlukla çıkarttım.

Gözümü korkutan neydi bilmiyorum ama çok korkuyordum işte !

-"Elbette kararlıyım." dedi parmağını yanağımda gezdirip.

İçime sıkışıp kalmış olan nefesi dışarı saldım ve başımı yerden kaldırdım.

-"Azad bu tatili saymazsak yanyana geçirdiğimiz zamanlar o kadar az ki. Birbirimizi tanımak için daha fazla zamana ihtiyacımız yok mu sence de ?"

Düşüncelerimin arkasındaydım. Biz ilişkimizin flört evresinde telefonda mesajlaşıyorduk ! Daha o heyecanlı güzel dönemi yaşamadık ki.

Elini indirip bir kaç saniye sessiz kaldı.

-"Alisa farklı şartlarda olsaydık. Sen Mardin'de yaşıyor olsaydın şuan evliydik. Neyi bekleyip uzatmamız gerektiğini anlamıyorum ? Ben bir an önce yanıma gelmeni istiyorum."

Burası o aklımı alan can alıcı noktaydı.

Başlı başına kendi ellerimle büyüttüğüm yaşattığım restoranım gözümde canlandı. Bırakmak...nasıl bırakılırdı ?

-"Bende istiyorum. Gerçekten istiyorum ama sende beni anla. Kendimi ailenin karşısına çıkacak kadar hazır hissetmiyorum." dedim ve diğer korkularımdan bahsetmekten vazgeçtim. Eğer söylersem kızacaktı anlamayacaktı.

Yüzümü kavrayıp dudaklarımın üstüne dudaklarını değdirdi.

-"Tamam öyleyse sen bu gece biraz düşün. Yarına kadar kendini hazırla. Eğer evlilik gözünde büyüyorsa bunu bana söyleyebilirsin."

Gözlerimi yumup sertçe yutkundum.

Gözümün önünde dağ gibi büyüyen arkamda bırakmam gereken hayatımdı.

-"Ben...Benim söylemek istediğim aklımı karıştıran evlilik değil. Evet erken olduğunu düşünüyorum. Ama daha önemlisi her şeyimi bırakıp oraya gelmem..." dedim devamını getiremedim.

Eliyle beraber kendisini de geri çekmişti.

-"Her şey dediğin ne Alisa ? Benim için en önemli sensin. Senin için de ben öyle değil miyim ?"

Acı ve başka kördüğüm eden hisle kaşlarımı çatıp karanlık gökyüzüne baktım.

-"Azad sen buraya gelebilir misin ?"

-"Tabiki de hayır. Gelmesi gereken sensin. Mardin benim evim. Aşiret benim evim buraya neden geleyim ?" dedi sesinde hiçbir duygu içermeden.

Ayağa kalkıp karşısında durdum.

-"Bende aynı şeyleri hissettiğim için biraz daha zaman vermen gerektiğini söylüyorum. Sanırım şimdi beni anlıyorsundur." dedim ve arkamı dönüp eve girdim.

Kalbimin orta yerinde depremler oluyor birer birer yıkılıyordu.

•••

Herkese merhabaaa ❤

Sürpriz bir bölümle geldim. Artık yazdığım gibi bekletmeden hemen yayınlıyorum.

Umarım beğenmişsinizdir.

Gel gelelim asıl meselemize. Yorumlarda aslında söylediklerimi tekrar yazmam gerekirse olay şu ki bir kısmın hissettiği gibi bende nedense Azad ve Alisa'nın aşkına çok adapte olamadım. Bu yazmayı bırakacağım anlamına gelmiyor. Hiçbir etkisi olmadan kurgu nasıl ilerliyorsa öyle devam ettiriyorum.

Bir diğer etmen Savaş karakterimiz. Hikayenin daha gelişme aşamasında olduğumuz için neyin ne olacağı hiç belli olmaz. Sonuçta her başladığımız ilişkiyle evlenme zorunluluğumuz yok bu hikaye bile olsa🙄

Siz ne demek istediğimi anladınız biliyorum.

Duymak istediğim sizin ne istediğiniz. Ve kesinlikle düşüncelerinizi bilmek istiyorum.

Bir sonraki bölümde görüşürüz ❤

Bölüm sonu

4 yorum

  • Azad da kendince haklı ama nasıl kendi aşiretinden vazgeçemiyorsa Alisa da kendi hayatından vazgeçemiyor sorun olaylara çok düzbakması

  • Bence azad'ada biraz hak vermeliyiz. Kızıyorsunuz ama adam kos koca aşireti doyuruyor, alisada haklı tabi ama biraz enpati kurmalı, hep alisa narin alisa duygusal alisa iyi falan. Azada gelince azad sert, azad soğuk abuk subuk şeyler lütfen biraz empati herkez alisanın tarafından bakıyor.

  • Hem seni sürekli kısıtlıyor hemde kendi bir şey sanıp jar lehine bırakıp gelmeni istiyor