İçeriğe geç

Vişne Bahçem

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Vişne Bahçem

Bölüm 19

Sonun Başlangıcı: Sessizlik

Feraye, grupla dolaşmaktan sıkıldı, tek başına sahile gitmek istedi. Her yere koloni halinde gitmek, altı gün sonra keyif vermemeye başlamıştı. Otelden gizlice çıkarak bir taksiye atladı ve dondurmasını yiyerek sahilde yürümeye başladı. Çok beğenmişti Şirince’yi, bundan sonra bir kere de kardeşiyle gelebileceğini düşündü. Belki daha uzun kalırlardı. Bu cennet kadar güzel köyde çok uzun bir süre kalabilirdi.

Yürürken yoruldu, bir banka oturdu. Denizle arasında on metreye yakın bir mesafe vardı. Dondurması yeni bitmişti. Denize bakmaya devam etti. İstanbul’da denizi hiç böyle görmezdi. Bu kadar temiz değildi, hele sahiller insanlarla dolu oluyordu. “Gece on bir olmasından da olabilir, burası ne kadar tenha.” diye geçirdi içinden. Altı gündür, sessizliği özlemişti. “Bir daha tövbe, grupla tatil yaparsam iki olsun!” dedi. Ama güzel tarafları da vardı, yeni yeni insanlarla tanışmıştı. Renkli kişilikler bu grupta toplanmıştı. “Öyle demeyeyim, grupla gelsem bile böyle kaçamaklar yaparım.” Kalktı banktan. Uzakta bir mısırcı vardı. Uzun süredir közde mısır yemiyordu. En son Kılıç Ali ısmarlamıştı. O gün geldi aklına. Lezzetini hatırladı kimisi yanmış, kimisi çok pişmiş mısır tanelerinin. Hızlıca mısırcının bulunduğu yöne doğru ilerledi.

- Abla, gel, kapatıyoruz. Kaçırma taze mısırlarımı.

Satıcının, kendisinin mısır almaya geldiğini nasıl anladığına şaştı. Herkese böyle sesleniyordur herhalde, diye düşündü.

- Alayım bir tane. Ama çok yanmış olmasın.

- Abla, ayıp ettin. Benim mısırlarım dillere destandır.

- Öyledir. Kaç para?

Parasını verdi ve sahil boyunca yürüdü. Hava soğumaya başladı. Üşüdüğünü hissetti. Rüzgâr hafif hafif esiyordu. “Meltem herhalde.” diye düşündü. Rüzgârın esintisiyle birlikte tanıdık bir koku duydu. Biraz daha ilerledi. Bankta biri vardı, o tarafa doğru ilerledikçe kokunun şiddeti artıyordu. Mısırını yerken, iradesi teslim alınmış insanlar gibi o yöne doğru ilerliyordu. Hiç farkında değildi nereye gittiğinin. Arkadan yaklaştığında elinde bira olan dertli bir adamın sigarasının dumanını gökyüzüne üflediğini gördü. “Böyle bir tesadüf olamaz. Herkes Ali’nin kullandığı parfümü kullanabilir ne de olsa.” Bunu düşündükten sonra geri adım atıp uzaklaşmak istedi. Bu esnada bankta oturan adam onu fark etti, şöyle bir dönüp arkasına, sonra ayağa kalkıp daha dikkatli bakmaya başladı. Yüzünden hüzün okunan adam Kılıç Ali’ydi. Feraye öylece donup kaldı. Hiçbir şey diyemedi. Kılıç Ali’nin bakmasıyla birlikte elindeki mısır yere düştü.

Zaman dondu. İlerlemedi. İlk gün, taksi durağının önünde duyduğu bu etkileyici kokunun sahibiyle, hiç tahmin etmediği bir yerde karşılaşan Feraye gözlerini ondan alamadı. Ne deniz vardı ne gökyüzü ne de ağaçlar. Her şey yok olmuştu. İki eski sevgilinin bakışmalarıyla donan zamana ters, yeni bir zaman başlamıştı. Yeni ve başka bir yönde akan… Geçmişe doğru aktı bu zaman. Birbirine bakan iki göz, sanki aynı anda hatıralarını görmeye başladılar. Sadece birbirlerinin gözlerine bakıyorlardı, biri diğerinin gözlerindeki hatırayı okuyor, öteki onun okuduğu hatırayı yeniden, tüm tazeliğiyle yaşıyordu. Eminönü’nde yedikleri balık ekmeği, uzun yürüyüşlerini, bar çıkışında gittikleri kafeyi, yangını, otelin lobisinde derbeder oturuşlarını, telefonda uzun sayılabilecek sohbetlerini… İkisi de sanki aynı anda, aynı şeyleri hatırlıyordu. Gözleri yalan söylemiyordu.

Feraye bir an kendine geldi. Titredi. Ellerini göğsünde kavuşturdu. Kılıç Ali, onun bu ciddiyetini çok severdi. Feraye, bu hareketi ya konuşmasına efendice bir hava katmak için yapardı ya da üşüdüğünde… Florya Sahil’dekafeden çıkarken de böyle yapmıştı Feraye. Ellerini göğsünde birleştirmişti. Kılıç Ali, onun bu halini görünce omzundaki montu çıkarıp Feraye’ye vermişti. O günden itibaren Feraye’nin ne yaptığını tek tek izlemiş, hangi olaya ne tür tepkiler verdiğini aklına yazmıştı. Ta ki son yaşadıklarına kadar…

Rüzgar şiddetini artırdı. Feraye, daha da üşüyordu. Ancak oradan ayrılmasını engelleyen bir güç vardı. Hiçbir şey konuşmadan, konuşup da eski yaraları deşmeden uzaklaşmalıydı. Bunu başarmalıydı. Bu kokunun etkisinden kurtulmalıydı. Küçük bir hareketle geriye dönmeye niyetlenmişti ki Kılıç Ali ona doğru yürüdü. Elini uzattı. Feraye ayaklarına söz geçirip ayrılamamıştı oradan. Ali elini uzattı, Feraye kayıtsız kalamadı. Ali, Feraye’nin kulağına yavaşça eğilerek;

-Üşüdün mü?

Dedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.