İçeriğe geç

VİRAJIN KOLLARINDA

Bölüm 3 · 10 dk okuma

VİRAJIN KOLLARINDA

Bölüm 3

BÖLÜM 2 KİM BU?

Herkese yeni bölümden merhaba. Arkadaşlar bana destek olmak adına kitabı arkadaşlarınıza önerir, paylaşır ve yorum atarsanız beni çok mutlu edersiniz. Şimdiden destekleriniz için teşekkür ederim iyi okumalar iyi eğlenceler.

Ateş bir an duraksadı tanıdık biri veya arkadaşlarından biri olacağını düşündü. Hemen motorunu kenara çekti ve yaralıya doğru hızla ilerledi. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yerde kıvranarak yatan yaralıya baktı ve içini bir hüzün kapsadı...

Tanıdığı biri olmaması içini rahatlatmış olsa da yerde yatan başkasının arkadaşı, abisi, kardeşi, ailesi veya evladıydı. Kaskı hafif çatlamış üzerinde bulunan reflektör yelek sürüklenmenin etkisiyle yarısı parçalanmış, montunda da sürtünmenin etkisini belli eden izler vardı. Etrafında duranlara baktı. Yaşlı bir adam kaskı çıkarmaya çalışırken Ateş bağırarak durdurmaya çalıştı.

"Amca dur ne yapıyorsun çıkarma sakın!"

"Niye çıkarmayacakmışım yeğenim çocuk nefes alamaz bunun içinde"

"Hayır, öyle şey mi olur ciddi bir boyun zedelenmesi ya da başka bir şey olabilir ambulans gelmeden dokunmayın hareket ettirmeyin."

"Ambulansı arayanınız oldu mu?" Telaşla telefonuna bakan bir kadın aradığını ve birazdan burada olacaklarını belirtti. Ateş eldiven ve kaskını çıkarıp yere bıraktı yaralının iyi olup olmadığını öğrenmeye çalıştı. Ona doğru eğildi ve sordu. "Beni duyuyorsan gözlerini kapatıp açar mısın?" Gözlerini kapatıp açtı. "Tamam, kendini yorma. Birazdan ambulans burada olur sakin kalmaya çalış olur mu?" Reflektörün parçalanmamış kısmına gözü takıldı. Gerekli olan bilgiler yazılıydı. Adı soy adı, kan grubu, ve bir telefon numarası ve yanında kardeşi olduğunu belirtmişti. Hemen ayağa kalkıp biraz uzaklaştı ve telefon numarasını aradı.

"Alo, Erenle mi görüşüyorum?"

"Evet benim, sen kimsin?"

"Eren şimdi beni dikkatli dinle! Abin bir kaza geçirdi. Bilinci açık şuan da iyi merak etme. sana bir konum yollayacağım oraya gelmen mümkün mü?"

"Tamam tamam geliyorum hemen."

Aradığı numaraya konum yolladıktan sonra tekrar yaralının yanına geldi. Bu sırada trafik polisleri de olay yerine gelmiş ve olan biteni anlamaya çalışıyordu.

"Ailen birazdan gelir merak etme dostum ambulans ve ailen gelmeden bir yere kaybolmam." Tamam manasında tekrar gözlerini kapatıp açtı.

Birkaç dakika sonra ambulans sirenleri duyuldu. Sağlık görevlileri hızla yaralının yanına koşarken Ateş geriye çekildi, sağlık görevlilerinden birine gerekli bilgilerin üzerindeki yelekte yazdığını belirtti. Yerden kaskını ve eldivenini aldı. Trafik polislerinden biri yanına yanaştı.

"Yaralının arkadaşı mısın?"

"Hayır abi ben bu arkadaşı tanımıyorum. Olayı görünce yardımcı olmak adına durdum. Şuradaki kadın ve adam baştan beri buradalar. Belki onlar biliyordur. " Polisle olan kısa sohbetin ardından da çocuğun ailesi geldi. Feryat içerisinde ambulansa bindirilen çocuğun etrafında toplanmışlardı.

Ateş motoruna yöneldi eldivenlerini ve kaskını taktı. Süvari Riders grubuna olan biteni ve kaza yapan motorun plakasını yazdı. Tanıyan biri olursa haberi olması açısından. Herkes durumla ilgili sorular sorarken Kerem'in hala gruba hiçbir şey yazmamış olması Ateş'in aklına düştü. Keremi aradı ve cevap alamayınca motoruna bindi. Belki de sadece telefonun şarjı bitmişti ya da eve vardığında uyuya kalmıştı. Ancak yanlarından ayrılmadan önce bir işi olduğundan bahsetmişti. Telefonu tutan elini sıkarak, "Abartıyorsun Ateş," diye mırıldandı kendi kendine. Telefonu cebine koydu yine de içini rahatlatmak amacıyla Kerem'in evine doğru yol aldı.

Evlerinin önüne geldiğinde Keremin annesi balkondan aşağıya doğru bakıyordu. Motoru durdurup kaskı çıkardı."Nilgün teyze bizim deli evde mi? "

"Hayır oğlum sizin yanınıza diye çıktı gidiş o gidiş. Ben de motor sesi duyunca seni Kerem zannettim."

Ateş iyice şüphelenmeye başladı. Gruba Kerem'in nerede olduğunu bilen biri var mı diye sordu ama kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Ateş gruptakilere eğer dışarıda olan biri varsa ve Kerem gözüne çarparsa haber vermesini istedi. Annesine içeri girmesini belki de bir işi olması nedeniyle geciktiğini söyleyerek içini rahatlatmaya çalıştı ve Kerem ile her zaman gittikleri iskeleye doğru yol aldı. İskelenin önüne geldiğinde etraftaki insanlara göz gezdirdi. Ne Kerem'den ne de motordan hiçbir iz yoktu. Her zaman çay içtikleri seyyar satıcının tezgahına yöneldi.

"Kolay gelsin abi."

"Ooo hoş geldin kardeşim buyur otur."

"Yok abi sağol benim şu KLE' si olan arkadaşı buralarda gördün mü hiç?"

"Bir saat önce buraya geldi çay içti yanına iki kişi gelince onlarla beraber gitti. Hayırdır bir sorun mu var?"

"Ha yok abi öyle bir aradım da açmayınca merak ettim. Ne tarafa gittiğini gördün mü?"

" Yok görmedim maalesef."

Ateş paranoyaklık yaptığını düşünerek işin peşini bırakmaya karar verdi. "Demek ki bizden başka arkadaşlarıyla takılmaya karar verdi" diye düşündü. ve çay içmeye karar verdi. Bir yandan sigarasını içiyor bir yandan İnstagram'a yüklediği yeni içeriklere göz atıyordu. Çayının gelmesiyle teşekkür etti. Yan masadan seslenen kişiye döndüğünde bir grup gencin ona selam vermesiyle o da selam verdi. Kısa bir sohbet ardından çayını içmeye devam etti.

Telefonunun zil sesiyle dalgınlığını bir kenara bırakıp cevapladı. Arayan gruptan bir üyeydi.

"Efendim."

"Abi, Kerem abiyi gören olursa haber verin demişsin de ben yeni gördüm mesajı. Kerem abinin motoru mezarlığın arka tarafında yerde yatmış duruyor."

" Bir yere kıpırdama geliyorum ben."

Yola koyuldu ve hızla bahsedilen yere vardı. Sokak boştu, zaten etrafta boş arsalar fabrikalar ve mezarlıktan başka bir şey yoktu. Yol kenarında birkaç eski model araba park edilmiş, ileride ise terkedilmiş birkaç yapı vardı. Gözü kenarda bekleyenlere irişti. Gruptan birkaç kişi de gelmişti. Motorun yanında etrafa saçılmış eşyalar ve cam kırıkları göze çarpıyordu. Kalbi hızlandı. Gaz kolunu bırakıp hızla motorundan indi. Ayakları yere bastığında bileğinden kalbine doğru yayılan garip bir ürperti hissetti. Koşarak motosiklete yaklaştı ve kaskın yanında duran tanıdık montu görünce nefesi kesildi. Dikkatlice etrafa bakındı. Ancak ortada Kerem yoktu.

İçindeki huzursuzluk artık yerini gerçek bir paniğe bırakıyordu. Telefonu cebinden çıkarıp Kerem'i aradı yakınlardaysa telefonun sesini işitebilirlerdi. Çaldı... Çaldı.... Ama kimse açmadı. Gruptan biri "Abi şurada bir şey parlıyor " dedi ve biraz ileride çimlerin içerisinde bulunan telefonu eline aldı.

Bu olanlar iyiye işaret değildi. Motosikletin duruşu, cam kırıkları, yere savrulan eşyalara bakılırsa, Kerem burada düşmüş veya kaza yapmış olabilirdi ama o neredeydi? Kendi başına kalkıp gitmiş olsa bile motoru ve eşyaları almadan asla gitmezdi.

Kendine gelmeye çalışarak grup üyelerine dikkatlice etrafa dağılıp aramalarını söyledi. Kendisi de yanına grup üyelerinden biri olan Murat'ı aldı ve telefonun bulunduğu yöne ilerledi. Bulunduğu yerin biraz ilerisine telefonuyla flaş tuttuğunda çimenlerde ezilmiş alanlar gördü. Sanki biri buradan geçmiş gibi duruyordu. Ezilmiş çimleri daha iyi incelemek amacıyla eğilip baktığında bir şeyin parladığını fark etti. Bir zincir... Ve tanıdık bir kolye. Ateş, Kerem'in geçen doğum gününde aldığı kolyeyi hemen tanıdı. Bu noktada içindeki kötü his neredeyse gerçeğe dönüştü.

Murat mantıklı bir soru yöneltti. "Kanka neden polisi aramıyoruz?"

"Kerem'i bir bulalım sonrasına bakarız."

"Kerem'in başına bir şey geldiyse aynı şeyin bizim başımıza da gelmeyeceği ne malum!"

"Eve git! "

"Ne alaka? o manada söylemedim."

"Kimseyi buraya zorla ben çağırmadım. Allah razı olsun geldiniz ama gitmek istiyorsan seni tutan yok."

"Sağlıklı düşünemiyorsun şuan, hadi gidip polisi arayalım."

"EVİNE GİT!"

Murat kendisine bağırılmasını kaldıramasa da sessizce yanında durmaya devam etti. Biraz ilerideki boş fabrika gözüne ilişti.

Ateş'in kalbi hızlandı. Gözlerini terk edilmiş fabrika binasından ayıramıyordu. Eski, yıkık duvarlarının arasında bir gölge hareket etmiş gibi geldi. Belki de sadece rüzgarın oyunuydu. Ama içindeki his, ona burada bir şeylerin ters gittiğini söylüyordu. Derin bir nefes aldı. Korkusunu bastırıp daha fazla iz aramak için birkaç adım attı. Biraz ileride bir ayakkabı izi fark etti. Ve fabrikanın yönüne doğru uzanan belli belirsiz birkaç adım izi daha...

Bu işin içinde bir şeyler vardı. Flaşı fabrikaya doğru tuttuğunda sanki bir siluetin ona baktığını görür gibi oldu. Kerem orada olabilirdi. Mantıklı davranmalıydı. Polisi aramak en doğrusu olurdu. Ama ya içeride gerçekten Kerem varsa ve onun için zaman daralıyorsa? Dişlerini sıktı, yumruklarını gevşetip sıkarken sonunda kararını verdi.

"Murat git bizimkilere buraya gelmelerini söyle."

"Bekle hep beraber girelim."

"Sen dediğimi yap ama her ihtimale karşı gelirken sessiz ve dikkatli olun."

Murat diğerlerinin yanına giderken Ateş de yavaşça ilerledi ve fabrikanın paslı demir kapısında ulaştı. Kapının kanadı aralıklı duruyordu. İçeriden gelen hafif bir rüzgar, pas kokusunu burnuna taşıyordu. Elini kapının kenarına koyup hafifçe itti. Kapı gıcırtıyla açılırken, içeride onu neyin beklediğini bilmiyordu. Ama geri dönüp diğerlerini beklemek için çok geçti.

Cesaretini topladı ve içeri adım attı. Fabrikanın içi loştu, sadece kırık camlardan süzülen sokak lambalarının solgun ışığı ortama zayıf bir aydınlık katıyordu. Pas kokusu, rutubet ve havada asılı duran ince toz tabakası, mekanı daha da kasvetli hale getiriyordu. Ayaklarının altındaki beton zeminde hafif yankılanan adımları ona fazla gürültülü geldi. İç güdüleri ona burada yalnız olmadığını söylüyordu. Elindeki flaşın telefonu ile etrafa göz gezdiriyordu. Birkaç eski tahta palet, kırık camlar paslı metal aletler ve makineler...

Her şey ürkütücü bir şekilde terk edilmiş görünüyordu. Ama sonra bir şey dikkatini çekti. İleride, fabrikanın köhne beton duvarlarından birine yaslanmış gibi duran bir figür. Işığı oraya tuttuğunda gördüğü kişi Kerem'di. Ama bir şeyler yanlıştı. Kerem hareketsizdi. Başı hafifçe düşmüş, elleri yanlarına sarkmıştı. Üzerindeki kıyafetler kir içerisindeydi ve üzerindeki tişörtün kolu yırtılmıştı.

Ateş hızla yanına koştu. " Kerem!" diye seslendi ama Kerem kıpırdamadı. Kalbi deli gibi çarparken arkadaşının omzuna dokundu. Tam o anda Keremin bedeni bir kukla misali yana doğru düştü. Ateş panikle onu tutmaya çalışırken fark etti: Kerem bilincini kaybetmiş ama nefes alıyordu. Yüzüne daha yakından baktığında, sol şakağında kan lekesi olduğunu gördü.

Tam bu an da yerde metalik bir ses yankılandı. Biri vardı. Kasları istemsizce gerildi. Telefon flaşını sesin geldiği yöne çevirdi, ancak bir şey göremedi. Boğazı kurumuştu.

"Murat siz mi geldiniz?"

Cevap gelmediğinde anladı ki bu kimse hiç de dost canlısı birine benzemiyordu. Aniden bir ayak sesi duydu. Bu defa daha yakından geliyordu. Çok yakındı. Gözleri ileride, loş ışıkta hareket eden bir gölgeye takıldı. Biri oradaydı. Fabrikanın derinliklerinden gelen boğuk bir kahkaha duyuldu. Soğuk, alaycı ve rahatsız edici bir kahkaha. Ateş'in tüyleri diken diken oldu. İç güdüleri ona kaçmasını söylüyordu. Ama Kerem'i asla burada bırakamazdı. "Kim var orada?" diye seslendi sesi beklediğinden daha tok çıktı. Cevap gelmedi. Ama sessizlik içinde, adımların yavaşça yaklaştığını duyabiliyordu. Nefesi hızlandı. Bir an için zihni hızla seçenekleri taradı. Kaçmak mı? Dövüşmek mi? Saklanmak mı? Ve bir an da karşısında biri belirdi.

"Has.... hanginizin fikri lan bu şaka başlarım ama yapacağınız şakaya!"

Ateş'in nefesi boğazında düğümlendi. Gözlerini karşısında duran yabancıdan ayıramıyordu. Loş ışık altında yüzü daha da korkutucu görünüyordu. Solgun beyaz ten, siyah dudaklar ve kocaman donuk gözler. Bu her kim ise hiç konuşmadan ağır adımlarla Ateş'e doğru yaklaşıyordu. Bir elini cebine soktu diğer eli ise hafifçe yana sarkmıştı. O kadar sakindi ki, bu sessizlik Ateş'in içini daha da ürpertiyordu. Kalbi deli gibi çarparken Bir adım daha attığında Ateş istemsizce Kerem'in bileğini sıktı. İçinde bir öfke yükseldi. Arkadaşını burada bırakmayacaktı. Tam bu sırada yabancı cebindeki elini çıkardı. Bir şey tuttuğunu fark etti. Küçük parlak bir şey...

Ateş ayağa kalktı. "Sen ne çeşit bir yaratıksın hayırdır?" sesi titremesin diye kendini zorluyordu. Yabancı olduğu yerde hiç hareket etmeden öylece durdu. Başını hafifçe yana eğdi. Ve fısıltı gibi bir sesle konuştu. "Onu almaya geldin... Ama belki de sen de burada kalmalısın." Ateş bu olanlardan bıkmış diğerlerinin neden hala gelmediğine anlam veremiyordu.

Elinde ne tuttuğunu kestiremiyordu yapacağı herhangi yanlış bir hareket Kerem ve onun hayatını riske atabilirdi. Yabancı elini biraz kaldırdığında elindekinin bir çakı olduğunu tuttuğu flaştan anladı. En mantıklı hareketin yabancının dikkatini dağıtıp üzerine saldırmak olduğunu düşündü. Ateşe doğru bir adım daha attığında Ateş flaşı kapattı ve sessiz kalmaya özen gösterdi. Yabancının adımlarından ona doğru yaklaştığını anladığı anda tekrar flaşı açıp kenara koydu ve yabancının üzerine koşmaya başladı. Birkaç dakika boğuşmanın ardından yabancı öylece yerde duruyordu. Onu bayılttığını düşünerek Kerem'i kolundan tuttu ve ayağa kaldırıp götürmeye başladı.

Ama tam o anda sol taraftan bir ışık yandı ve önünde biri daha belirdi. Bu az önce boğuştuğu yabancıya benziyor fakat daha iri yapılı duruyordu. Ani hareketle elindeki bıçağı Ateş'e doğru savurdu. Ateş son anda geri çekilse de çakı Kerem'in kolunu çizdi. "Oy bu acıtmıştır kusura bakma kanka" sanki duyacakmış gibi Kerem'den özür diledi. İkinci bir darbe de ise çakı Ateş'in kolunu sıyırıp geçti. Acı hissi anında yayılırken dişlerini sıktı. Şimdi durursa, ikisi de buradan sağ çıkamazdı. Yabancı adam bir adım daha attığında Ateş bir hışımla Kerem'i yere koydu ardından yere devrilmiş eski bir varili tekmeleyerek yabancının önüne yuvarladı. Adam tökezleyerek birkaç adım geri gitti. Bu Ateş'e zaman kazandırmıştı. Kerem'i alıp gitmesi içinde bulunduğu şartlar altında imkansızdı. Ama ne olursa olsun sürükleyerek de olsa onu buradan çıkarmalıydı.

Son bir deneme yabancının üzerine atıldı belki onu da diğeri gibi etkisiz hale getirebilirdi. Ama bu denemesi başarısız oldu. Daha sonra arkadan gelen arkadaşlarının sesini duyunca rahatladı. "Buradayız koşun!" Yabancı hiçbir karşılık vermeden arka tarafa doğru yöneldi. Belki kalabalık bir grubu yenemeyeceğini düşündü belki de başka bir planı vardı. Ama kendinden emin bir ses tonuyla konuştu. "Eğlence yeni başladı Ateş."

Ateş afallamıştı bu manyaklar kimdi ve adını nereden biliyorlardı.

oldukça kafa karıştırıcı ve uzun bir bölüm oldu farkındayım umarım beğenmişsinizdir.

Bölüm sonu

2 yorum