İçeriğe geç

Vie De Marle

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Vie De Marle

Bölüm 3

Bölüm 3 Unutulan Krallıkların Çocukları

Argosax’ın gözleri gökyüzünde açıldığında zaman sanki yavaşladı.

Şehirdeki herkes aynı anda sustu.

Arabalar durdu.

Telefon ekranları karardı.

Ve ardından…

çığlıklar başladı.

Dev yaratığın gövdesi bulutların arasından hareket ederken gökyüzü parçalanıyormuş gibi görünüyordu. Siyah enerji denizin üstüne yayılıyor, dokunduğu yerleri çürütüyordu.

Kaelen istemsizce geri çekildi.

“Bu şey…” dedi nefes nefese.
“Bu şey gerçekten gerçek mi?”

Valerius cevap vermedi.

Çünkü gözlerini yaratığın içindeki kırmızı merkeze kilitlemişti.

Orayı daha önce görmüştü.

Hayır…

yaşamıştı.

Bir anda dizlerinin bağı çözüldü.

Thalassa onu tutmasaydı yere düşecekti.

“Valerius!”

Adam başını tuttu.

Alevler tekrar zihninde yükseldi.

Bu kez görüntüler daha netti.

Taş bir taht salonu…

Kızıl sancaklar…

Alev sembolleri…

Ve diz çökmüş insanlar.

Bir adam bağırıyordu.

“Ignis Krallığı düşüyor!”

Valerius’un gözleri büyüdü.

Ignis.

Bu isim…

kalbinin içinde yankılandı.

•

Aynı anda Thalassa da acıyla nefes aldı.

Kulaklarında dalga sesleri yükseldi.

Sonra başka bir görüntü gördü.

Dev bir okyanus sarayı.

Mavi kristaller.

Gümüş işlemeli bir taç.

Ve genç bir kadın…

kendisi.

Bir adam ona uzanıyordu.

Valerius.

Ama arkalarında askerler vardı.

Ve biri bağırıyordu:

“Elowen Hanedanı ihanetle suçlanıyor!”

Thalassa irkilerek gözlerini açtı.

Kalbi deli gibi atıyordu.

“Biz…” dedi fısıltıyla.
“Biz birbirimizi tanıyorduk.”

Kaelen kaşlarını kaldırdı.

“Şu an geçmiş yaşam romantizmi yaşayacak zaman mı gerçekten?”

Ama cümlesi biter bitmez kendi bedeni kasıldı.

Mor elektrik istemsizce ellerinden yayıldı.

Kaelen’in gözlerinin önünde görüntüler patladı.

Savaş alanı.

Yıldırımlarla parçalanmış kuleler.

Blitz Krallığı’nın sancakları.

Ve yerde cansız yatan insanlar.

Kendi sesi yankılandı.

“Ben sadece emirleri uyguladım…”

Bir çocuk ağlıyordu.

Kaelen geri çekildi.

“Hayır…” dedi sessizce.

Elleri titriyordu.

Selene korkuyla ona baktı.

Ama birkaç saniye sonra aynı şey onun da başına geldi.

Ay ışığı gözlerinin içinde parladı.

Ve bir anda başka bir yerdeydi.

Bembeyaz bir tapınak.

Mercy Krallığı.

İnsanlar onun önünde diz çökmüştü.

“Prenses Selene bizi iyileştirdi!”

Ama görüntü değişti.

Tapınak yanmaya başladı.

İnsanlar korkuyla geri kaçtı.

Ve aynı insanlar bağırmaya başladı:

“Cadıyı yakın!”

Selene nefes alamadı.

Kendi çığlığını duydu.

Sonra boynundaki siyah damarlar tekrar ortaya çıktı.

•

Argosax aniden hareket etti.

Devasa gölge şehrin üstüne doğru eğildiğinde binalar sallandı.

Arius’un sesi tüm gökyüzünde yankılandı.

“Hatırlayın.”

“Kim olduğunuzu hatırlayın.”

Valerius ayağa kalktı.

Gözlerindeki gri parıltı büyüyordu.

“Bizi bilerek buraya çekti…”

Thalassa ona baktı.

“Ne için?”

Valerius’un cevabı gecenin içinde yankılandı.

“Çünkü biz sıradan insanlar değiliz.”

Rüzgâr sertleşti.

Ve ilk kez…

dört sembol aynı anda parladı.

Valerius’un elinde alev mührü.

Thalassa’nın bileğinde su runesi.

Kaelen’in boynunda yıldırım izi.

Selene’in göğsünde ay sembolü.

Şehir onların etrafında titreşmeye başladı.

Çünkü Vie de Marli’nin altında saklanan gerçek nihayet uyanıyordu.

Onlar yalnızca geçmiş hayatlarını hatırlayan insanlar değildi.

Onlar…

unutulan dört krallığın son varisleriydi.

•

Kulenin tepesinde Arius gözlerini kapattı.

Argosax’ın karanlık gövdesi arkasında kıpırdarken hafifçe gülümsedi.

“Evet…” diye fısıldadı.

“Uyanın.”

“Çünkü gerçek savaş şimdi başlayacak.”

Tam o anda kule sarsıldı.

Ve aşağıdaki denizin içinden…

başka bir şey yükselmeye başladı.

Devasa.

Parlak mavi gözlü.

Zincirlere vurulmuş antik bir yaratık.

Thalassa’nın yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü o şeyi tanıyordu.

Çocukluğundan beri gördüğü kabusların içindeki yaratıktı bu.

Ve yaratık doğrudan ona baktığında…

tek bir kelime söyledi.

“Kraliçem.” 🌊
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.