5.Bölüm
Melodi
Birden kendimi kör edici yoğun ışıkların ortasında buldum. Işıklar etrafımda hızla dönüyor, gözlerimi kamaştırıyordu. Sonra yavaşça solmaya başladılar. Gözlerimi açtığımda daha önce yatırıldığım o soğuk ameliyathane odasındaydım. Şanslıydım ki odada kimse yoktu.
Ancak bu şans kısa sürdü.
Birden, ışıklar arasında bir siluet belirdi: Caner. Gözleri merakla etrafı tarıyor, nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Neredeyim ben?” diye sordu şaşkınlıkla.
“Sen buraya nasıl geldin?”
“Vedalaştıktan sonra sana son kez bakmak için arkamı döndüm. O sokak lambasının yanında ortadan kaybolduğunu gördüğümde peşinden geldim ve kendimi burada buldum.” Sersemlemiş bir halde etrafına bakındı. “Biz… ışınlandık mı?”
Başımı onaylarcasına salladım. “Evet, ışınlandık. Nerede olduğumuzu hâlâ tam olarak bilmiyorum Buranın sırrını çözmek için geldim. Buradan çıkınca sana bildiğim her şeyi anlatacağım. Şimdi konuşacak zamanımız yok.” Endişeyle etrafıma bakındım, her an birisi gelebilirdi. “Keşke beni takip edip buraya kadar gelmeseydin. Burada neler döndüğünü çözemedim ama tehlikeli bir yer olduğu anlaşılıyor.”
Caner korumacı bir tavırla önümde durdu, kolumu tuttu. “Eğer tehlikedeysen, iyi ki seninle gelmişim.” Bana bakarak göz kırptı. “Yanında olduğum için şanlısın. Hem sır çözmeye bayılırım.”
Tam o anda dışarıdan ayak sesleri duyduk. Birileri odaya doğru geliyordu. Caner hızlıca beni kolumdan çekip büyük bir dolaba yönlendirdi. İkimiz de içine girer girmez, kapı açıldı.
Dolabın aralığından içeriyi görebiliyordum. Gelenler Korhan ve Kaan’dı. Yüzleri gergindi.
Korhan, gergin bir tavırla odanın içinde volta atmaya başladı. “Melodi, bizi araştırmaya devam ediyor. Bu iş kontrolden çıkmaya başladı. Bir çözüm bulmamız gerek.”
Kaan düşünceli bir tavırla sakalını kaşıdı.
O anda kapı tekrar açıldı ve içeri beyaz önlüklü bir kadın girdi. Muhtemelen bir doktordu. Kadın, telaşlı bir şekilde yanlarına geldi. “Melodi’nin hafızasından elde ettiğimiz bilgiler görüntülendi. Onunla irtibata geçen biri var. Mektuplar gönderiyor. İçeriği oldukça tehlikeli... Melodi’yi size karşı uyarıyor.”
Korhan yerinden fırladı. “Ne diyorsun sen! Kim bu kişi? Buldunuz mu?”
Kadın başını iki yana salladı. “Ne yazık ki hayır. Melodi göndereni göremediği için biz de göremedik. Biri, kendini çok iyi saklıyor.”
“Bu konuyu Serkan’a anlatacağım. Melodi’yi hiç yalnız bırakmaması gerekiyordu. Belki mektubu gönderen kişiyi bulur.”
Serkan’ın adını duyduğum an, tüm odağı o kelimede kaybettim. İçimde fırtınalar koptu. Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı ve tepki göstermemek için kendimi çok tuttum. Elimle ağzımı kapatıp nefesimi tutarak dinlemeye devam ettim.
“Serkan, dün Melodi’yi buradan alıp yatağına bıraktığında bir sorun olmadığını söylemişti,” dedi Kaan.
Bir şok daha. Saklandığım yerden çıkıp hesap soracakken Caner kolumu tuttu. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak olduğum yerde kaldım.
Sonra kapı tekrar açıldı ve Serkan içeri girdi. Yüz ifadesi oldukça tedirgindi.
“Olanları duydunuz mu?” dedi öfkeyle. “Biri onunla iletişime geçmiş.”
Korhan aniden üzerine yürüdü. Gözleri öfke saçıyordu. “Melodi senin sorumluluğundaydı. Yardım etmeyeceksen neden onunla evlendin?”
Serkan bakışlarını kaçırarak konuştu. “Görevimi asla aksatmadım. Ama her an yanında olamam, bazı şeyleri fark edememem normal. Size söz verdiğim gibi. Melodi’yi adım adım takip ediyorum, her zaman görevimin başında oldum. Ama onun yanında olmadığım zamanlar neler yaşandığını bilemezdim.”
Korhan, gözlerini kısarak Serkan’a baktı. “Bana doğruyu söyle. Yoksa bu evlilik oyunu, senin için gerçek mi oldu?”
Serkan hızla başını iki yana salladı. “Hayır efendim. Onunla olan evliliğim sadece görev icabı. Ona karşı bir duygu hissetmiyorum.”
Kulaklarıma inanamadım. O anda Serkan’la yaşadığım anılarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Demek ki onunla karşılaşmamız ve hatta ilişkimiz planlıymış. Son beş yılım tamamen yalanmış. Hatırlamadığım anılarıma geri kavuşmayı artık her zamankinden daha çok istiyordum.
Korhan, Serkan’ı dikkatle süzdü. Sanki yüz ifadesinden yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyor gibiydi. Sonrasında, “Güzel.” dedi.
Caner’le göz göze geldik. Elini yumruk yapmış, Serkan’a öfkeyle bakıyordu. Ona bakışlarımla durmasını söyledim. Derin bir nefes aldı ve izlemeye devam etti.
“Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Serkan.
Korhan, aksi bir tavırla cevap verdi. “Gerekirse evden ayrılmayacaksın, gözün hep Melodi’nin üzerinde olacak.”
Serkan başını eğdi. “Peki efendim.”
Korhan bakışlarını Kaan’a çevirdi. Kaan, Korhan’ın bakışları altında adeta küçülmeye başladı.
“Melodi’yle kimin irtibata geçtiğini hemen öğreneceksiniz.” Sonrasında odadaki herkese tiksinerek baktı. “Beceriksizler.”
Korhan hışımla odadan çıktı. Geriye kalanlar çaresizce birbirlerine baktılar.
“Melodi, gerçeği öğrenirse mahvoluruz. Gerçek hayatını bilmemesi gerekiyor.” dedi Kaan.
“Ben onun yanındayken hiçbir şey öğrenemeyecek merak etme. Her akşam uyuduğunda onu buraya neden getiriyorum sanıyorsun? Eski anılarının neredeyse hepsini inceledik. Ayrıca, amacımıza yaklaşmış bulunuyoruz.”
Bunu duyan Kaan, umutla Serkan’a baktı. “Gerçekten mi?”
Serkan, yüzüne bir zafer gülümsemesi yerleştirerek başını salladı. “Bütün çalışmalarını not ettiği defterin nerede olduğunu öğrendim. Bugün oraya gideceğim.”
Kaan, sevinçle yerinden kalktı. “Sen ciddi misin? Nerede o defter? N’olur onu bul ve hemen getir. En azından Korhan’ın gazabından kurtulmuş oluruz.”
Serkan, gülümsemeye devam ederken, “Eski hayatındaki yaşadığı evde, Kartal’da.” dedi.
Kaan omuzlarını düşürdü. “Oraya biri taşınmıştır, eşyaları kim bilir nerededir.”
“Sakin ol,” dedi Serkan. “Ev hâlâ onun üzerine. Kimse taşınmadı. Hafızasını silerken o konuyla da ilgilendim.” Cebinden küçük bir anahtar ve kâğıt çıkardı. “İşte adres ve anahtar. Gerekirse sana haber veririm.”
O an artık dayanamayıp dolaptan dışarı fırladım. Caner beni tutamadan, Serkan’ın karşısına dikildim.
Ellerimle onu iterken, “Bunu bana nasıl yaparsın? Yıllardır beni kandırmışsın!” diye bağırdım.
Neye uğradığını şaşıran Serkan, panikle yerden kalkarken beni tutmaya çalıştı. “Dur! Önce bir dinle. Sana her şeyi anlatacağım.” Soluklandıktan sonra, “Sen buraya nasıl geldin?” diye sordu.
Ona bir kez daha ittim. “Duyduklarım yetti. Artık sana inanmıyorum, sahtekâr!”
“Ama... hepsini mi duydun?” diye kekeleyerek sordu.
Kaan araya girdi. “Serkan, her şeyi duymuş. Artık geri dönüş yok. Onu uyutuyorum.”
Cebinden bir iğne çıkardı, bana doğru geldi. Ama Caner, hızla onun kolunu yakaladı.
“Onu uyutmayı bir denesene hadi!” dedi öfkeyle.
Kaan sendeleyip elindeki iğneyi düşürdüğünde, Caner hızla hamle yaptı. Boşta kalan eliyle Caner’e yumruk atmaya çalışan Kaan’ı yere devirdi, ardından düşen iğneyi kaptığı gibi Kaan’ın belindeki tabancayı da alarak ateşe hazır şekilde doğrulttu.
“Arkamda dur Melodi, buradan gidiyoruz,” dedi kararlı bir sesle. Sonra silahı Serkan’a çevirerek ekledi: “Bizi durdurmaya kalkışırsan, hiç düşünmeden seni vururum.”
Serkan, yüzünde en ufak bir duygu belirtisi olmadan bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde, onu artık tanıyamadığımı fark ettim. Karşımda yıllardır sevdiğim adam değil, tamamen yabancı biri duruyordu.
Parmağımdaki yüzüğü çıkarıp ona fırlattım.
“Artık beni kandıramayacaksın!”
Tam o anda, Kaan masanın altındaki gizli düğmeye bastı. Binanın içinde tiz bir alarm sesi yükseldi.
Caner panikle kolumdan tutarak beni koridora doğru çekiştirdi. “Buradan hemen çıkmamız lazım!”
Koşarak odadan çıktık. Koridorda ilerlerken etrafıma baktım; burası, yazdığım romandaki binayla neredeyse birebir aynıydı. O romana göre geçit kapısının yerini biliyordum.
“Bu binada bir geçit kapısı var. Zemin katta,” dedim telaşla. “Beni takip et.”
Yangın merdivenlerinden hızla indik. Tam karşımıza bir güvenlik görevlisi çıktı. Caner, tereddüt etmeden tabancayı çekip adamın ayaklarına ateş etti.
Görevli yere yığılıp acıyla bağırırken biz merdivenlerden inmeye devam ettik.
Romandaki tarifime göre, geçit kapısı zemin kattaki koridorun sonundaki odadaydı. “Lütfen gerçekten orada olsun,” diye geçirdim içimden.
Zemin kata ulaştığımızda, yan odadan fırlayan güvenlik görevlileri önümüzü kesti. Caner, zaman kazandırmak için yine ayaklarına ateş etti. Biz de o esnada hızla koridorun sonundaki odaya yöneldik.
Kapıya vardığımızda hızla içeri girdik. Kapıyı kapatıp yakındaki ağır bir masayı sürükleyerek önüne dayadık. Geçit kapısı gerçekten de buradaydı: Odanın köşesinde, camdan yapılmış geniş bir tüp duruyordu.
Yanındaki düğmeye bastığımda tüpün kapısı açıldı. İçeri adım attığımız anda geçit çalışmaya başladı. Işıklar titredi. Tam ışınlanmak üzereyken, dışarıdaki görevliler masayı kenara itip kapıyı açtı.
Bir saniye sonra Caner’le birlikte kendimizi evimin önündeki ağacın yanında bulduk.
“Arabam biraz ileride, köşede,” dedi Caner ve hızla beni yönlendirdi.
Birlikte arabaya koştuk ve bindik. Araç hızla uzaklaşırken camdan arkama baktım. Serkan da ışınlanmıştı. Bizi görmüştü ve arkamızdan koşuyordu.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum, hâlâ şoktaydım.
“Benim evime,” dedi Caner. “Bir sakıncası yoksa… Artık kendi evine dönemezsin. Orası güvenli değil.”
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Her şeyin ağırlığı yeni yeni üzerime çökmeye başlamıştı.
“Ne olduğunu hâlâ tam anlayamıyorum. Ama az önce gördüklerim, Serkan’ın arkamdan işler çevirdiğini anlamama yetti,” dedim. “Peki sen… sen niye geldin peşimden?”
“Dediğim gibi, vedalaştığımızda arkamı dönmüştüm,” dedi Caner. “Ama sen bir anda ortadan kayboldun. Arkanda garip bir parlaklık bıraktın. Merakıma yenildim ve o ışığın peşinden gittim.”
Sonra muzaffer bir edayla cebinden bir şey çıkardı. Elinde bir hard disk tutuyordu.
“Bu nedir?” diye sordum merakla.
“Oraya ışınlandığımda her şeyin çok garip olduğunu fark ettim. Bir şeylerin döndüğünden emindim. Bilgiye ihtiyacım vardı. Bu hard diski, oradaki ‘ana bilgisayar’ dedikleri kasadan söktüm. İçindeki veriler bize çok şey anlatabilir.”
Bir an duraksadı, sonra cebinden küçük bir kâğıt ve bir anahtar çıkardı, bana uzattı.
“Bunları da Kaan’ın cebinden aldım. Benim eve gitmeden önce senin eski evine uğramamız gerekiyor.”