“Yine unutmuş.”
Elira, meydandaki gümüş pırıltıların ortasında bir leke gibi sırıtan o gri okul üniformasına bakarken bu iki kelime zihninde yankılandı. Herkes en parlak pelerinlerini, gümüş işlemeli elbiselerini kuşanmışken; Kael sanki az önce kütüphanede uyuyakalmış da birisi onu sarsarak uyandırıp buraya itmiş gibi duruyordu. Sırtındaki çantasının tek askısı omzundan düşmek üzereydi ve elleri, koşmaktan mı yoksa telaştan mı olduğu anlaşılmayan hafif bir titremeyle duruyordu. Lyra gözlerini devirdi, alıştığı manzarayı izliyordu. “Biliyor musun Kael, bir gün gerçekten gümüşler içinde gelirsen asıl o zaman korkacağım. Muhtemelen o gün Veyra’nın sonu gelmiş demektir.”
Kael, üzerindeki gri ceketin tozunu umursamazca silkeledi. “Abartma Lyra. En azından üzerimde bir şey var, değil mi?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Kael, üç kızın da aynı ifadeyle kendisine baktığını görünce derin bir iç çekti.
"Tamam..." dedi pes etmiş bir sesle. "Evet, unuttum."
Lyra kollarını göğsünde bağladı.
"Bunu tahmin etmek gerçekten çok zordu."
"Sabah aceleyle çıktım."
"Dolabındaki bütün bayram kıyafetleri de seni durduramadı tabii."
Kael omuz silkti.
"Bana çok yargılayıcı bakıyorsunuz."
Akademinin diğer taş kapısından içeri giren birkaç öğrenci dikkatlerini çekti. Bayrama özel kıyafetleri, taş duvarların arasından süzülen mor ışıkta gümüş gibi parlıyordu. Aralarında hararetli bir sohbet vardı; bazen içlerinden biri bir şey söylüyor, ardından grubun geri kalanı kahkahaya boğuluyordu. Kendilerinden emin adımlarla avluya doğru ilerlerken, şenliğin neşesi sanki onlarla birlikte akademinin kapılarından içeri giriyordu.
Erkek grubu yaklaşırken içlerinden biri uzaktan el salladı.
"Kael!"
Kael başını çevirip gülümsedi.
"Buradayım."
Kısa süre sonra yanlarına ulaştılar. İlk selamlaşmaların ardından bakışları doğal olarak Kael'in üzerinde toplandı.
İçlerinden biri üniformasına göz gezdirip gülümsemesini tutamadı.
"Yine mi?"
Kael pes etmiş bir ifadeyle iç çekti.
"Evet, yine."
Arven gülümseyerek söze girdi. "Hadi, müdür birazdan konuşmaya başlayacak."
Hep birlikte taş kapıdan içeri adım attıklarında Elira'nın bakışları istemsizce yukarı kaydı.
Thalor Neris, Veyra'nın mor gökyüzünün altında bütün ihtişamıyla yükseliyordu.
Tamamı koyu taşlardan inşa edilen akademi, göğe uzanan beş kulesiyle sanki şehrin geri kalanını sessizce izliyordu. Kuleleri birbirine bağlayan dar taş köprüler, yükseklerde örümcek ağı gibi uzanıyor; mavi camlarla çevrili pencerelerden süzülen ışık ise duvarların üzerine dalga dalga yayılıyordu.
Ana avlu her zamankinden daha hareketliydi. Bayram için asılan gümüş süsler hafif rüzgârla sallanıyor, bahçeye yerleştirilen mavi kristaller mor ışığı yakalayarak etrafa yumuşak bir parıltı saçıyordu. Öğrenciler küçük gruplar hâlinde sohbet ediyor, kimi kahkahalar atıyor, kimi ise Floranis için hazırladığı çiçek tacını son kez düzeltiyordu.
Geniş taş merdivenlerden çıktıklarında devasa giriş kapısı önlerinde açıldı.
İçeri adım attıkları anda serin bir hava yüzlerine çarptı. Yüksek tavanlı ana salonun iki yanını mavi camlardan yapılmış uzun pencereler çevreliyordu. Dışarıdaki mor gökyüzünden süzülen ışık, taş zeminin üzerine mavi yansımalar bırakıyor; salonun ortasındaki sütunlar ise bütün yapıyı sessizce ayakta tutuyormuş gibi görünüyordu.
"Her yıl aynı manzara..." diye mırıldandı Lyra.
Arven gülümsedi.
"İnsan yine de bakmadan edemiyor."
Gerçekten de edemiyordu.
Salondaki uğultu her geçen saniye biraz daha artıyordu. Öğrenciler arkadaşlarının yanına geçiyor, kimi ayakta sohbet ediyor, kimi ise boş bulduğu sıralardan birine oturuyordu. Yüksek tavanın altında yankılanan sesler birbirine karışırken, salon kısa sürede bayram sabahının heyecanıyla dolup taştı.
"Şuraya geçelim," dedi Lyra.
Hep birlikte orta sıralardan boş birkaç yer bulup oturdular.
Elira tam oturacağı sırada karşı tarafta tanıdık bir yüz gördü.
Kaelis.
Üzerindeki zarif bayram kıyafetiyle arkadaşları arasında ayakta duruyor, bir yandan sohbet ederken bir yandan da salonu izliyordu. Göz göze geldikleri anda dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Elira da aynı şekilde gülümsedi.
Cyra ikisinin arasında gidip gelen bakışları görünce başını iki yana salladı.
"Demek bu yıl da değişen bir şey yok."
Lyra gülümseyerek dirseğiyle Cyra'yı dürttü.
"Daha gün yeni başladı."
Tam o sırada salondaki uğultu yavaş yavaş kesilmeye başladı.
Ön taraftaki büyük platforma doğru yürüyen müdür görünür görünmez öğrenciler yerlerine geçti.
Birkaç saniye içinde salona sessizlik hâkim oldu.
Salondaki uğultu tamamen dinince müdür kürsüye doğru bir adım attı.
"İyi sabahlar, çocuklar."
Salondan dağınık bir şekilde:
"İyi sabahlar..."
sesleri yükseldi.
Müdür gülümseyerek ellerini arkasında birleştirdi.
"Buraya neden toplandığımızı hepiniz biliyorsunuz."
Kısa bir duraksadı.
"Hatta eminim, her yıl söylediğim konuşmayı içinizden benimle birlikte ezbere tekrar edenler bile vardır."
Salonda hafif kahkahalar yükseldi.
Müdür de gülümseyerek başını salladı.
"Bugün Lunor nedeniyle dersler yapılmayacak."
Salondan bir alkış ve sevinç uğultusu koptu.
Elira'nın dudağının kenarı kıvrıldı.
"Zaten kim girecek ki?"
Cyra, Elira'nın iki sıra ilerisindeki Kaelis'e göz ucuyla baktı.
"Bence girecek olanlar var."
Elira da istemsizce bakışlarını Kaelis'e çevirdi.
Kaelis'in dudaklarında kendinden emin, belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Müdür alkışların dinmesini bekledikten sonra yeniden konuştu.
"Şimdilik benden bu kadar."
Yüzündeki sıcak ifadeyle salondaki herkesi süzdü.
"Şimdi gidin... Floranis'in neşesiyle günü karşılayın; gece çöktüğünde ise Lunor'un ışığı altında yeniden bir araya gelin."
Sözlerinin ardından salonu alkış sesleri doldurdu. Öğrenciler heyecanla yerlerinden kalkarken taş zeminde yankılanan ayak sesleri birbirine karıştı.
Ağır taş kapılar açılır açılmaz, dışarıdan yükselen neşeli sesler salonun sessizliğini bir anda dağıttı.
Elira dışarı bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Akademinin bahçesi gözlerinin önüne serildiği anda olduğu yerde kalakaldı.
Mor gökyüzünün altında uzanan yemyeşil çimler, rüzgârla hafifçe sallanan gümüş kurdeleler ve bahçenin dört bir yanına yerleştirilmiş mavi kristaller, Thalor Neris'i her zamankinden daha büyüleyici gösteriyordu. Beş kulenin gölgesi bahçenin üzerine düşerken, mavi camlardan süzülen ışık taş yolların üzerine yumuşak yansımalar bırakıyordu. Öğrencilerin neşeli kahkahaları uzaktan yükselen ezgilerle birbirine karışıyor; kimi çimlere yayılmış sohbet ediyor, kimi ise çoktan ilk çiçek tacını örmeye başlamıştı.
Elira hayranlıkla etrafına bakmayı sürdürdü.
Ta ki omzunda hafif bir dokunuş hissedene kadar.
Arven gülümseyerek başını yana eğdi.
"Bahçeyi ezberlemeyi bitirdin mi?"
Elira gözlerini ondan ayırmadan gülümsedi.
"Sanırım hiç bitmeyecek."
Bir anda Cyra'nın elini yakaladı.
"Hadi!"
Cyra ne olduğunu anlayamadan peşinden sürüklendi. O da refleksle Lyra'nın elini tuttu. Lyra gülerek Arven'e uzandı. Zincirin en sonunda kalan Kael ise daha itiraz edemeden kendini grubun peşinde koşarken buldu.
"Gerçekten merak ediyorum," dedi nefes nefese. "Bizi nasıl her seferinde peşinden sürüklemeyi başarıyorsun? Bende niye o güç yok?"
Elira kahkaha attı.
"Çünkü denemiyorsun."
"Hayır," dedi Lyra gülümseyerek. "Çünkü sen olsan önce kendin kaybolursun."
Hep birlikte kahkahalara boğuldular.
Çimlere ulaştıkları anda Elira ile Cyra kendilerini hiç düşünmeden yumuşak çimlerin üzerine bıraktılar. Lyra da gülerek yanlarına uzandı.
Arven onların hâline gülümseyerek başını salladı.
"İkiniz de hiç değişmiyorsunuz."
Kael etrafına göz gezdirdi.
"Bir tek ben mi çiçeklerden anlamıyorum?"
Lyra omuz silkti.
"Hayır."
Kael rahat bir nefes aldı.
"Oh."
Lyra gülümsemesini bozmadan devam etti.
"Sen hiçbir şeyden anlamıyorsun."
Kael birkaç saniye düşündü.
"Aslında... haklı olabilirsin."
Bu kez Arven bile gülmesini tutamadı.
Elira doğrulup ellerini birbirine vurdu.
"Tamam! Önce çiçek toplayacağız."
Cyra kaşını kaldırdı.
"Sonra?"
Lyra bilmiş bir ifadeyle omuz silkti.
"Sonra birbirimize taç öreceğiz."
Elira birkaç saniye düşündü.
"Yok... Bu yıl farklı olsun."
Hepsi merakla ona baktı.
"Biz taçlarımızı birbirimize değil, başka birilerine hediye edelim."
Lyra'nın gözleri parladı.
"Fena fikir değil."
Elira sırıttı.
"Bizim taçlarımızı da Arven, Kael ve Taren örsün."
Kael'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Bir dakika... Ben mi?"
"Kesinlikle sen."
"Ben çiçek seçmeyi bile bilmiyorum."
"Öğrenirsin."
"Bence öğrenemem."
Kızlar gülerek ayağa kalktı.
"Hadi!" dedi Elira. "En güzel çiçekleri başkaları toplamadan yetişelim."
Kızlar kahkahalar eşliğinde çiçek tarhlarına doğru koşarken Arven ile Kael ağır adımlarla taş yolu takip etmeye başladı.
Çok geçmeden karşı taraftan gelen iki tanıdık siluet dikkatlerini çekti.
"Sorel." dedi Arven.
Sorel gülümseyerek elini kaldırdı.
Yanındaki Taren de başıyla selam verdi.
Dördü birlikte yürümeye devam etti.
Kael derin bir iç çekti.
"Bizim bütün karizmamız çizildi."
Sorel kaşını kaldırdı.
"Ne oldu yine?"
"Kızlar bize zorla çiçek toplatıyor."
Taren hiç düşünmeden,
"Lan, senin ne karizman vardı ki?" dedi.
Bir anlık sessizlik oldu.
Arven kahkahasını tutamadı.
Sorel başını eğip gülmeye başladı.
Kael elini kalbinin üzerine koydu.
"Çok kırıldım."
Taren umursamaz bir tavırla omuz silkti.
"Doğrular acıtır."
Kael elindeki çiçeklere baktı.
"Bir şey soracağım."
Sorel döndü.
"Sor."
"Lyra çiçekleri neden bu kadar seviyor?"
Taren omuz silkti.
"Bilmiyorum."
"Normal bir sevme de değil."
Arven hafifçe gülümsedi.
"Bazı insanların ilgi alanı olur."
Kael yüzünü buruşturdu.
"İyi de bunlar çiçek."
"Evet."
"Konuşmuyorlar."
"Evet."
"Yürümüyorlar."
"Evet."
"O zaman neden bu kadar ilginçler?"
Taren güldü.
"Bunu gidip Lyra'ya sor."
Taren yol kenarındaki çiçekleri gösterdi.
"Serelis."
Kael eğildi.
"Bu mu?"
"Lyra'nın en sevdiği."
Kael şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
Taren başını salladı.
"Geçen yıl Floranis'te bunun hakkında durmadan konuşuyordu."
Sorel güldü.
"Abartıyorsun."
"Etmiyorum."
Kael çiçeğe tekrar baktı.
"Yarım saat mi?"
"Abartmıyorum."
"Bir çiçek hakkında yarım saat konuşulabiliyor demek."
"Lyra konuşursa konuşulur." dedi Sorel gülümseyerek.
Hep birlikte gülerek yürümeye devam ettiler.
Kael başını iki yana salladı.
"Ben hâlâ bütün çiçekleri aynı sanıyorum."
Taren hafifçe güldü.
"Lyra bunu duysa kalp krizi geçirirdi."
Sorel omzunu silkti.
"O sana iki saat çiçek dersi verir."
Kael'in yüzü düştü.
"Yok, ben böyle mutluyum."
Dördü gülerek taş yol boyunca yürümeye devam etti.
