İçeriğe geç

Veronika Ölmek İstiyor

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Veronika Ölmek İstiyor

Bölüm 2

Cesedini bulduklarında, bir dergi, ülkesinin yerini

bilmeyen bir dergi yüzünden yaşamına son verdiğine

inanacaklardı. Gazetelerde yer alacak polemikleri düşünüp güldü: Ülkesinin onuru uğruna canma kıydığı

için kimileri ondan yana çıkacak, kimileri de ona karşı

tavır alacaktı. Kendi fikrinin de bu kadar çabuk değişebilmesi onu şaşkınlığa uğrattı; daha birkaç dakika önce şimdikinin tam tersini düşünmüş, dünyanın ve başka coğrafi sorunların onu hiç mi hiç ilgilendirmediğine

inanmamış mıydı?

Mektubu yazdı. O anda yaşadığı keyif, ölmenin ge-

rekliliği konusunda neredeyse yeniden düşünmesine

yol açacaktı. Ama hapları almıştı artık, geri dönmek

için çok geçti.

Zaten bu gibi keyifli anlan hiç yaşamamış da

de ğildi. Sürekli depresyon halinde yaşayan, hüzünlü,

nefret dolu biri değildi, kendisini bu yüzden öldürmüyordu ki. Lyubliyana sokaklarında neşe içinde az mı

dolaşmıştı güneşli öğle sonlannda? Sonra, şairin heykelinin bulunduğu bu küçük meydanı kar yağarken

seyretmek de hoştu. Bir seferinde neredeyse bütün bir

ay boyunca sanki bulutların üstünde gezmişti, sırf o

meydanın ortasında hiç tanımadığı biri ona bir çiçek

verdi diye.

Son derece normal bir insan olduğuna inanıyordu.

Ölmeye karar vermesinin çok basit iki nedeni vardı,

bunları açıklayan bir mektup bırakacak olsa pek çok

kişinin ona hak vereceğinden hiç kuşkusu yoktu.

Birinci neden: Yaşamındaki her şey hep aynıydı ve

bir kez gençliği sona erdi mi hep yokuş aşağı gideceği

belliydi: Yaşlılık, dönüşü olmayan izler bırakacak, hastalıklar birbirini kovalayacak, dostlar birer birer yok

olacaktı. Yaşamını sürdürmekle hiçbir şey kazanmayaçaktı, tam tersine acı çekme olasılığı hep artacaktı.

İkinci neden daha felsefîydi: Veronika gazete oku*

yan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden

haberli biriydi. Her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir

şeyi düzeltebilecek durumda değildi - bu, tamamıyla

aciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde.

Kısa bir süre sonra ömrünün son yaşantısı gerçek-

leşecek ve bu ötekilerden çok farklı olacaktı: ölüm.

Mektubu bitirip bir kenara koydu, daha acil, o sırada

yaşamakta olduğu olayla (ya da, daha doğrusu, ölü-

müyle mi demeli?) daha uyumlu konulara yoğunlaştırdı dikkatini.

Ölmenin nasıl bir şey olduğunu hayal etmeye ça lıştı, herhangi bir sonuca varamadı.

Aynca bu konuda kafa yorması anlamsızdı, çünkü

birkaç dakika sonra sorunun yanıtını Öğrenecekti.

Kaç dakika sonra?

Hiç bilemiyordu. Gene de herkesin kendi kendine

sorduğu bir sorunun yanıtım da pek yakında alacağın dan pek hoşnuttu; Tann var mı?

Pek çok kişinin aksine, yaşamının temel soruların dan biri olmamıştı bu. Komünist rejim döneminde

okullarda verilen resmi bilgilere göre yaşam Ölümle

son buluyordu, kendisi de bu fikri benimsemişti. Öte

yandan, ana-babasmın, onların da ana-babalannın ku şağı hâlâ kiliseye devam ediyor, dualarını ediyor, hacca

gidiyor ve Tann’run kendilerine kulak verdiğine kesin-

kes inanıyorlardı.

Yirmi dört yaşında ve geçirebileceği her türlü ya-

şantıyı geçirmiş olan Veronika -ki bu da az bir şey sa yılmazdı- her şeyin ölümle son bulacağından hemen

hemen emindi. İntihan bu yüzden seçmişti ya işte: en

sonunda özgürlük. Sonsuza varan unutuş.

Çok derinlerde bir yerde gene de bir kuşku vardı. aslında; Ya Ifenn varsa? Binlerce yıllık uygarlık tarihi

intihan tabulaştırmış. tüm dinler bunu yasaklamış

İnsanoğlu yaşam mücadelesi vermeli, boyun eğmeme.

U. İnsanoğlu ûremeli ve üretmeli. Toplumun çalışacak

binlerine ihtiyacı var. Bir çift, aralarındaki aşk bitmiş,

se bile birlikte kalmak durumundadır, her ülkenin as kerlere, politikacılara, sanatçılara gereksinimi vardır.

'Tanrı varsa, ki ben olmadığına gerçekten inanıyo rum, insan aklının sınırlan olduğunu da bilir. Yoksullu ğu, haksızlığı, açgözlülüğü, yapayalnızlığı, bütün bu

karmaşayı o yaratmadı mı? Mutlaka çok iyi niyetlerle

girişmiştir bu işe, ama sonuçlar bir felaket. Tanrı varsa,

bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara

karşı cömert davranacaktır, hatta bizleri burada vakit

harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir.*'

Tabuların, boş inançların canı cehenneme! Pek

dindar olan annesine soracak olsanız, Tann’mn, geçmi şi, şimdiki zamanı, geleceği bildiğini söyleyecektir. İyi

ya, onu bu dünyaya gönderirken, günün birinde inti har edeceğinin de kesinlikle bilincindeydi öyleyse. Dolayısıyla bu İntihar, onu şaşkınlığa, şoka uğratmayacaktır.

Veronika midesinin bulandığım hissetti, çok hızla

artan bir bulantı.

Birkaç saniye sonra penceresinden görünen mey dana yoğunlaştıramayacaktı dikkatini. Mevsimin kış

olduğunu, saatin öğleden sonra dört dolayında olduğu*

nu biliyordu, güneş hızla batmaktaydı. Öteki insanla rın yaşamayı sürdüreceklerini de biliyordu. Tam da o

anda sokaktan geçen genç bir adam onu pencerede

gördü, ölmek üzere olduğunu hiç bilmeden baktı kıza.

Bir grup BolivyalI müzisyen (Bolivya nerededir? Dergi lerde bu soru neden hiç sorulmaz?) ünlü Slovenyalı

ozan R*ance Preseren’in heykelinin önünde çalmaktay dılar. Ülkesinin halkı üzerinde onca derin izU»r bırak

mış bir ozan...

Meydandan yükselen müziğin sonunu işitecek ka dar yaşayacak mıydı? Yaşamının sonu için çok güzel

bir anı olurdu bu: Akşamüzeri, dünyanın Öbür ucun-

dan bir ülkenin düşlerini anlatan bir ezgi, sıcacık, mi nik bir oda, yoldan geçen yakışıklı genç adam, hayat

dolu, nedense durup kendisine bakmaya karar vermiş.

Hapların etkisi başlamıştı ve bu adamın onu gören son

kişi olduğunu düşündü.

Genç adam gülümsedi, kız ona gülümseyerek kar-

şılık verdi; kaybedeceği bir şey yoktu ki. Adam et sal ladı, kız başka bir yere bakıyormuş gibi yaptı, genç

adam fazla ileri gitmişti. Bunun üzerine bozulan genç

adam yoluna devam etti, penceredeki yüzü sonsuza

dek unutarak.

•

Gene de Veronika, son bir kez biri tarafından beğe-

nilmiş olmaktan keyif duydu. Sevgisizlik yüzünden öl dürmüyordu kendini. Ailesi tarafından sevilmediği ya

da para sorunları ya da amansız bir hastalığı olduğu

için de değildi.

Veronika, Lyubliyana'da bu güzel akşamüstünde,

meydanda BolivyalI müzisyenler çalarken, genç Vır

adam penceresinin önünden geçerken ölmeye karar

vermişti ve gözlerinin gördüğü, kulaklarının işittiği

şeyler onu mutlu ediyordu. Bunları bir otuz, kırk ya da

elli yıl daha görjneye devam etmeyeceğini bildiğinden

daha da mutluydu, çünkü o zaman bütün orijinallikle ri kaybolacak ve fıer şeyin tekrarlandığı her günün bir

öncekine ve sonrakine benzediği bir yaşam trajedisine

dönüşeceklerdi.

Mide bulantısı dayanılmaz biçimde artmıştı, ken dini çok çok kötü hissediyordu. “Ne tuhaf, bir avuç uyku ilacı alırsam hemen tiykuya dalacağımı sanmıştım.'

Oysa şu anda kulaklarında tuhaf bir uğultu, içinde kus ma ihtiyacı duyuyordu.

"Kusarsam ölmem."

Midesine saplanan sancılan düşünmemek için hız-

la inen geceye, BolivyalIlara, dükkânlarını kapatıp ev lerine gitmeye başlayan insanlara yoğunlaştırmaya ça lıştı dikkatini. Kulaklarındaki uğultu gittikçe yükseliyordu, ilaçları aldığından bu yana ilk kez korku duydu,

bilinmeze doğru gidişin derin korkusuydu bu.

Çok uzun sürmedi. Biraz sonra bilincini kaybetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.