Başucumdaki saatin çalmasıyla gözlerimi açtım. Gözlerimin içi yanmaya başladı. Saati kapattıktan sonra burnuma gelen kokuyla yüzümü ekşittim.
Feci bir şekilde alkol kokuyordu. Sol tarafıma döndüğümde yatağın diğer tarafında Bars’ın yattığını gördüm. Panikle doğruldum.
Biz bununla aynı yatakta mı yattık? Üstelik leş gibi alkol kokuyor. Bars’a baktığımda gömleğinin birkaç düğmesinin kopuk olduğunu, hatta kaşının patladığını gördüm.
Üzerine eğilip iyice baktım. Sanki fena dayak yemiş gibiydi. Kim yaptıysa eline sağlık.
Yardımcı olup olmamak arasında gidip geldim. Zaten dün kırk yıllık aşığı gibi “karınım ben senin” nutukları çektim, şimdi bir de önünü arkasını mı toplayayım? Yok yok, kalsın.
Üstümü değiştirip kapıyı açtım. Kapı kilitli değildi; bunu bile unutacak kadar sarhoştu demek. Aklım dün gece neler olduğuna takılmışken mutfağa girdim.
Yine her zamanki hazırlıklar yapılırken bir yandan da yarın gelecek olan misafirler için bir şeyler hazırlanıyordu. Mutfak çok büyüktü, yine de herkesin koşuşturması yüzünden sıkışıktı.
“Verda!” Iraz’ın sesiyle ona döndüm. Dönmemle tokat atması bir oldu. Neye uğradığımı şaşırdım.
Bu tokatların listesini tutacağım.
“Sen oğlumu sinir et diye almadım seni! Abinin namussuzluğu yüzünden buradasın! Bir daha oğlumun canını sık, senin canını alırım! Duydun mu?!”
Yüzümü bir daha Iraz’a dönmedim. Yanağım zonkluyordu. “Senin de oğlunun da…” diye saydırmak istedim.
“Aman anne, gel şöyle tatlılara bak sen.” dedi Nazlı. Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Dudaklarımı yalayıp,
“Ben sizin kızınızın namussuzluğu yüzünden buradayım.” dedim.
Fısıltım bir konağı yıkacak güçteydi. Mutfaktan ses çıkmadı, herkes olduğu yerde durdu sanki. Yüzümü çevirip Iraz’ın tam gözlerine baktım.
Nazlı’nın zoruyla bir iki adım atmıştı. Üstüme yürürken birkaç kişi önüne siper oldu.
“Verda, gözünü seveyim odana geç sen. Anne, delirme Allah kitap aşkına.” Simay’ın bağırarak dediklerini duymazdan geldim.
“Hele ne oluyor burada!” Dare nenenin sesiyle Iraz durdu.
“Bu kevaşe kızımın namusuna laf attı anne. İzin verin de öldüreyim bunu.” dedi Iraz.
“E sen herkesin namusuna laf atınca ortaya karışık laf atıyoruz sandım.” dedim.
“Gelin!” deyip bastonunu yere vurdu. Eliyle gel işareti yaptı.
Dare neneyi takip ettim. Avluya çıktığımızda karşımda durdu.
“Çok konuşuyorsun gelin, sesin kısılır. Bars’a, kaynanaya, herkese dikleniyorsun. Çeki düzen ver kendine. Anan öldü, ses etmedim ama sen susan olacaksın. Ha dilsiz, ha sen! Anladın mı gelin? Sen üste çıkarsan ölmüşün haberin ola! Erkeğine hele diklenme sakın ha!”
Sessizce onu dinledim. Bu sözlerin yabancısı değildim. Hayatım boyunca abime sustum, babama sustum, kasiyerken beni taciz etmeye çalışan müdüre sustum, garsonken paramı az verdiler sustum. Ben hep sustum.
Annem sus dedi, babam sus dedi, akrabalarım sus dedi…
Şanssızlığım mıydı her yapılana susmak? Hayır!
Susmak tercihimdi. Susmamak da. Ben tercihimi susmamaktan yana kullanacağım. Her zaman.
“Şimdi odana çık. Bars’ın karısı gibi davran. En yakın zamanda da…” deyip sustu. Etrafa bakınıp,
“Onun gerçekten karısı ol.” dedi. İstem dışı kaşlarım çatıldı.
Gerçekten karısı ol mu?
Hiçbir şey demeden merdivenlere yöneldim. Odama çıktığımda öfkeyle kapıyı çarptım. Gözlerim doluyordu ama ağlamamak için her şeyi yapıyordum.
“O nasıl kapı kapatmak hay sikeyim!”
İçeriden bağıran Bars’ı terastan aşağı atmak istedim. İçeri geçtiğimde Bars gömleğinin düğmelerini tamamen açmıştı. Beni görünce gözlerini kısıp,
“Dayak mı yedin sen?” dedi.
“Bu soruyu önce ben sormalıyım galiba.” dedim.
Bu hâlimize gülümsedim. Bars’ın yüzü yara bere içindeydi. Benim ise sol yanağımda beş parmak izi.
“Ne oldu?”
“Annen benim damarıma bastı, ben annenin. Sana ne oldu?”
“Hiç hatırlamıyorum. Hâlâ ayılamadım.” dedi.
Bir şey demeden yatakta benim kısmıma oturdum. Bars hâlâ yatakta yatıyordu. Biraz da ona döndüm. Umutsuzca omuzlarım düştü.
“Başka eve gitme şansımız var mı?” dedim. Bars kaşlarını çatıp bana baktı.
“Yani… tamam, evlilikse evlilik. Ama en azından biz başka eve geçsek. Burada… Yani sen anlamazsın ama kötüyüm, mutlaka biri tarafından şiddete uğruyorum…” dedim. Bars sessizce beni dinledikten sonra duraksadı ve birden kahkaha attı.
Bars’ın gülebildiğine mi şaşırayım, yanağında gamzeleri olduğuna mı şaşırayım, yoksa beni ciddiye almadığına mı?
“Bisiklet de ister misin? İki tekerlekli, prensesli falan.” dedi kahkahalar arasında.
“Geç bunları Verda. Alışacaksın.” deyip doğruldu.
Su sesi gelince Bars’ın duş aldığını anladım. Onunla beraber aşağı inmem gerekti. Yatağı toplayıp yattığımız odayı düzenledim. Daha sonra araya geçip orada bekledim.
Ya yakında Şermin gibi olursam…
Şermin küçüktü tabii ama korkum, Iraz’ın beni de hapsedip konuşmama bile izin vermemesiydi. Belki de bu yüzden eve girdiğim ilk andan beri burada kalmayı zerre düşünmedim. Hep gitmek, annemle kaçmak istedim.
Saatler geçmişti. Kahvaltı yapılmış, beyler işlere gönderilmiş, ev işlerine koyulmuştuk. Yarın misafir gelecek diye Dare nene ve Iraz kendinden geçmişti.
Hava kararmaya başlarken beyler işten gelmişti. Simay, Nazlı ve Vildan, eşleri işten gelince onlarla odalarına geçip masaya birlikte oturuyorlardı. Tam bu hareketleri yüzünden onlarla alay edecekken,
“Gelin! Kocan gelmiş, gitsene odana. Kocana yardımcı ol.” dedi biri.
Bars’la odaya giderken Bars’ta bir değişiklik fark ettim. Sabahki keyfi yoktu sanki. Ben kapının önünde beklerken o üstünü değiştirdi.
Bars’la birlikte masaya geçmiştik. Sanki sabah mutfakta kıyametler kopmamış gibi gayet sakin herkes yemeğini yiyordu. Gelecek olan misafirler hakkında Ömer Ağa ve Beran abi beni bilgilendiriyorlardı.
“Aran, ben düşündüğüm oğul. Al, şirket kısmının finansına sen geç.” dedi Ömer Ağa. Bars’ın elindeki çatal tabağa düşüp tiz sesiyle inletti ortalığı.
“O ne demek baba?” dedi Bars.
“E oğlum, küçüğün istiyordu uzun zamandır. Onda kalsın.” dedi Ömer Ağa. Bars ise sinirle soluyarak,
“Aran! Abicim, bana neden böyle bir isteğinden bahsetmedin?” dedi.
“Babam dururken mi abi?” Aran’ın cevabı Bars’ı daha da sinirlendirmişti. Boynundaki damarlar çıkmaya başlamıştı.
“Öyle mi?” dedi alayla Bars. Ömer Ağa bir yudum suyundan alıp alelacele,
“Oğlum ne olmuş yani—”
“Ne mi olmuş!” deyip elini masaya vurdu Bars.
Şaşkınlıkla olan biteni seyrediyordum. Bars’ı daha çok ailesi ne derse onu yapan biri zannederken, babası bile Bars’tan tedirgin olmuştu.
“Sabahım olmadı, akşamım olmadı. Herkes bir işteydi. Eşekler gibi ben kurmadım mı bu şirketi? Her şeyinde benim parmak izim var! Ne olmuş da benden habersiz yapılıyor! ‘Bars senin işin’ deyip durmadınız mı? Şimdi neden alın terim olanlar bana danışılmıyor!” dedi.
Gözlerinden alev çıkıyordu. Ömer Ağa gözle görülür bir şekilde tedirgin olmuştu ama ayağa kalkıp bağırmaya başladı:
“Herkesin ailesi var! Miras bırakacağı çocukları var! Aran bebek bekliyor! Onun hanesi dolmalı. Senin neyin var lan? Çocuğun mu var, aldığın her şeyi sana bırakayım! Daha iyileşmedin bile lan sen! Dingil!”
İyileşmek mi?
Bars öfkeyle ayağa kalkıp sandalyeyi itekledi. Babasına yaklaşıp gözlerine baktı. Bir şey demeden odaya gitmek için merdivenlere yürüdü.
Masada herkes tedirginlikle oturuyor, kimseden çıt çıkmıyordu. Kendimi çok fazla hissettim. Hemen odaya çıktım.
Bars deli gibi bir oraya bir buraya volta atıyordu. Benim tek merak ettiğim, hasta mıydı? Hastaysa ne hastasıydı?
“Şey… iyi misin?” dedim. Gözlerini kapatıp durdu. Elini boynuna götürdü.
Sesli nefes alışverişlerini dinledim bir süre. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemedim. Bars camdan yüzünü çevirip bana baktı.
“Bana bir çocuk ver, Verda.”











