Ne?
Ne dedi bu?
Çocuk mu?
Çocuk mu vereyim?
Ben mi?
Bars eliyle yüzünü kapatıp nefes verdi. Daha sonra tekrar bana bakıp,
“Bak—”
“Saçmalama…” diye fısıldadım. Birden ağzımdan çıkmıştı.
Asla bunu düşünmedim. Kaldı ki ben anne olmaktan ne anlarım. Hadi o da geçti, ben annemin yanına gideceğim daha.
“Sus, beni dinle. Sana dünyaları veririm, Verda. Sana yeni bir hayat veririm. Baştan yaratırım, bu konaktan gideriz…” dedi.
İlk defa Bars’ı böyle gördüm. Resmen çocuk için beni ikna etmeye çalışıyordu.
Yutkundum.
“Benim her şeyim işim. Kaybedemem. Çocuksa çocuk—”
“İyileşmek? Sen hasta mısın, ne iyileşmesi?” dedim.
Sustu. Bana doğru bir adım attı, istemeden geriye adım attım. İçimde huysuzca bir korku vardı. Ya ben istememe rağmen bir şeyler yaparsa?
“Hastalık falan yok! Dediklerimi düşün. Bazı şeyler için anlaşabiliriz. Bir çocuğa ihtiyacım var.”
Çocuğu iş ortağı gibi istiyordu. Bir babalık, bir aile olamayacaksak neden çocuğu isteyeyim ki?
Avuçlarım terlemeye başlamıştı. Korkuyla Bars’a bakıyordum.
“B-ben sofrayı toplamaya gideyim.” deyip hızla odadan çıktım. Merdivenlerin başında duraksadım.
Az önce neler olduğunu sindirmeye çalıştım. Nazlı’ya hastalığı sormam lazım. Hemen aşağı indim; kimseyi göremeyince mutfağa gittim. Mutfakta Nazlı ve Simay oturuyordu. Beni görünce,
“Bars nasıl?” dedi Nazlı. Hemen sandalyeye oturup,
“Bars hasta mı?” dedim. Nazlı’yla Simay birbirlerine baktılar.
“Sürekli bir şeyler çıkıyor. Kimin ne olduğunu anlayamıyorum.” dedim. Nazlı derin nefes alarak masaya eğildi.
“Bars biraz sinirlidir. Yani buydu hastalığı. O zamanlar daha Simay bile yoktu, daha gençti. Annesine sinirlendi, masada aynı böyle. Elindeki bardağı sıkı sıkı tutuyordu, masaya bir vurdu. Bardakla eli de paramparça oldu. Çok sinirlenir, sonra mutlaka ya kendine ya başkasına zarar verir. Ama için rahat olsun, şükür toparlandı. Bakma sen Ömer ağanın ‘iyileşmedi’ demesine.”
Çok güzel bir ruh hastasıyla evliyim. Harika! Bir de benden çocuk istiyor, psikopat.
Hiçbir şey demedim. Elimi alnıma koydum.
“Siz… Bars abiyle şey oldunuz mu?” dedi utana sıkıla Simay. Kaşlarım havalandı.
“Ney olduk mu?”
“Birlikte işte.”
“Tövbe tövbe. O ne demek, Simay?”
“Deme öyle, Verda. Bak sizin gerdek jandarmada geçti. Bu ailede kafan rahat olmak istiyorsa çocuk doğuracaksın. Demedi deme.”
Nazlı’ya da Simay’a da korkuyla bakıyordum. Bunlar da delirdi belli.
“Bizim evliliğimiz o bu ölmesin diye yapılan bir evlilik. Çocuk moçuk yok.” dedim.
“Salaksın işte. Baksana Iraz anne sana nasıl saldırıyor. Kucağında bir beben olsa sana sesini bile yükseltemez.” dedi Nazlı.
“Ben ilk çocuktan sonra kurtuldum bunlardan.” dedi Simay.
Sanki az önce Bars’la konuştuklarımızı duymuş gibi ikisi de çocuk için beni ikna ediyordu. Hatta herkes çocuk yapmam için benimle konuşuyor gibiydi.
“Ben kalkayım. İyi geceler.” deyip mutfaktan da kaçtım.
Derin nefes alıp veriyorum, yoksa boğulacağım. Odaya hiç girmek istemedim. Bars’ın uyuması için dua ederek odaya girdim.
Işıklar kapalıydı. Yattığımız odaya girdiğimde Bars’ın olmadığını fark ettim. İçim rahatlamıştı. Hemen telefonumu alıp banyoya koştum. Annemi aradım.
“Anne, ben biletimi alıyorum. En geç iki güne gelirim.” dedim alelacele. Annem şaşırmıştı.
“Bir şey mi oldu, kızım?”
“Yok. Olmadı. Ama geleceğim artık, seni çok özledim.” dedim.
Annemle saatleri, günleri konuşup anlaştık. Telefonu da kapatıp hemen Muğla’ya bilet aldım. İstediğim saatte bileti daha geç bulmuştum. Haftaya bulabildiğim bileti onayladım. Üstünkörü plan yaptım.
Banyodan çıkınca hemen telefonumu saklayıp yastığımı alıp koltuğa uzandım.
Uyandığımda Bars yine yoktu. Bu benim için daha iyiydi. Odayı toplayıp kahvaltıya yardım ettim. İçimden bugünün olaysız bitmesi için dua ediyordum.
“Verda, Bars nerede, biliyor musun?” dedi Ömer ağa sofrada.
“Bilmiyorum ağam.”
“Geceden beri haberim yok.” deyip lokmasını yuttu, Iraz’a bakarak,
“O kıza da bir sor bakayım, onda mı?” dedi. İstem dışı kaşlarım çatıldı.
“O kız kim? Kusura bakmayın, merakıma yenik düştüm de.” dedim. Iraz’la Ömer ağa birbirine baktı. Ömer ağa yavaşça,
“Bars’ın arkadaşı işte.” derken Iraz,
“Fazla merak hiçbir zaman iyi değil. Kalk, şu boş tabakları kaldır!” dedi.
Tabaklarla mutfağa giderken anladım ki kocaman bir tiyatronun içindeyim. Herkes her şeyin farkında. Bu adamdan, bu aileden bana hayır gelmez; bunu o kadar iyi anlıyorum ki.
Evin erkekleri işlerine giderken bizler temizliğe koyulduk. Iraz’ın laflarıyla sınanıyordum. Arada kimseye gözükmeden Şermin’in yanına gidiyordum.
Beni görünce artık korkmuyor ama hâlâ diyalog kuramıyoruz. Gitmeden önce Şermin’i öğrenmeye çalışıyordum. Onun hikâyesini öğrenmeden gitmek hep sıkıntı olacaktı içimde.
“Iraaaaz anneee!!” Avludan bir kadın sesi geldi.
Elimdeki süpürgeyi bırakıp avluya gittim merakla. Ben gidene kadar herkes avluya çıkmıştı.
Uzun boylu, kumral, kısa saçlı; giyinişi fazla uçuk ve abartılı bir makyajla bir kadın vardı. Iraz sinirle ona bakıyordu. Vildan alayla kollarını göğsüne bağlarken, Nazlı ile Simay’da elle tutulur bir gerginlik vardı.
Kadın abartılı hareketlerle Iraz’a doğru alkış tuttu.
“Helal kız sana! Helââl!” diye bağırarak konuşuyordu.
“Yırtma kız kendini!” dedi Iraz. Henüz kim olduğunu anlayamadığım için Nazlı’nın yanına doğru gitmeye yeltendim.
“Başardın lan Iraz! Bak oğlun siktirdi gitti.”
Durdum. Tahmin ettiğim kişi olup olmadığını çözmeye çalıştım.
“Bak izin vermedin, bir şehri karşıma dizdin. Gittin biriyle evlendirdin Bars’ı. Üç sene be! Üç senemi verdim oğluna! Bak, terk etti beni!”
Yutkundum…
Karşımda Bars’ın sevgilisi vardı. Daha ayrıntılı incelemeye çalıştım.
“Kim Bars’ın karısı?” dedi. Etrafa göz gezdirdi. Göz göze geldiğimizde histerik bir şekilde güldü.
“Tebrik ederim. Üç senelik sevgilimle evlenmişsin. Kutlarım hayatım. Aa, dur bir saniye.” deyip çantasından küçük bir kutu çıkardı.
“Çeyrek altını kime vereyim? Al kız, Iraz, senin gözün doymaz. Şekerim, beni çocuk doğuramadığım için oğluna layık görmedi de.” dedi.
Elim kolum bağlanmış, dilim lâl olmuş bu kadını izliyordum. Huysuzca kendimle kıyaslarken buldum beni. Hemen gözlerimi hızla kırpıştırıp kendime gelmeye çalıştım. Evet, belki benden güzel ama bu ne kazandırır ne kaybettirir. Ayrıca Bars’la da gayet yakışırlarmış. İç sesimi susturup bu olan bitene akıl erdirmeye çalışıyorum.
Evdeki herkes ise kadına deliymiş gibi bakıyordu. Sonunda Iraz uzattığı eline vurdu.
“Defol git evimden! Senin gibi içki fıçısıyla yaşayan birine verecek bir bardak suyum bile yok. Defol!” deyip kadını tartaklamaya başladı Iraz. Kadın kahkaha atıp bağırdı.
“Verda! Beni unutma! Bu aileye oğullarının mutluluğunu göstermeyeceğim! O Bars’ın yüzü biraz bile gülmeyecek! Ben Ceren Alateş! Dünya şahit sizin üstünüzdeki kara bulutum!” diye bağıra bağıra Iraz’ın ittirmesiyle çıktı konaktan.
Duyduklarımı tekrar ettim. Her şeyi en ince detayına kadar hatırlamaya çalıştım. Iraz tekrar geldiğinde herkesin bana baktığını gördüm. Hiçbir şey demeden odama kaçtım.
Odada deli gibi volta atmaya başladım. Ceren hamile kalamadığı için Iraz istememiş demek. Ama Ceren nedense gerçekten deli gibi davranıyordu. Ya son dedikleri…
Bars’a ne yaparsa yapsın da benim gitmeme günler kaldı. Bana bir şey olmaz umarım. Her şey bitmiş gibi bir de bunun korkusu işlendi her yerime.







