Doktor sargıyı sardıktan sonra geri çekilip eldivenlerini çıkarttı.
“Tamamdır. Endişelenecek bir şey yok, kurşun sıyırmış. Ciddi bir yaralanma yok.” dedi.
“Ben sizi geçireyim.” dedi Vildan.
Konağa doktor getirmişlerdi. Herkes odanın içinde merakla bakıyordu. Canım acımıyordu ama bu hâl hâlâ utanç vericiydi.
“Ay Verda. Kızım, çekilecek çilen varmış.” dedi Nazlı. Iraz hemen Nazlı’ya bakarak,
“Susun! Oldu bitti. Benim oğlum deli değil, kim bilir neler yaşandı. Çıkın odadan, haydi, bir sürü iş var.” dedi.
Herkes teker teker odadan çıkarken Simay öylece durup çıkanları izledi. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım, yatağıma geçip uyumak, bütün bunların bir kabus olmasını istedim.
“Verda, canın bir şey isterse söyle bana. Ben gitmeyeceğim onlarla. Konakta kalacağım.” dedi. Şaşırarak Simay’a döndüm.
“Kimlerle?”
“Bizimkiler işte. Annemin doğum günü için.”
“Ne doğum günü?”
Simay başını sallayıp yatağa oturdu.
“Bu konakta bir tek Iraz annemin doğum günü kutlanır. Hem de gösterişli, güzel bir şekilde.”
“Neden?”
“Yani Ömer Ağa öyle istiyor. Şu terasa çıkarız, pastalar, kutlamalar falan. Onun hazırlıkları için çarşıya inecekler, iki gün boyunca.” dedi.
Başımı sallayıp omuz silktim. Iraz sürekli kendini değerli göstermeye çalışıyor, hep ön planda olmak istiyor. Hatta Dare Nene’nin onu susturmasından nefret ediyor. Ne basit bir kadın.
Başımı yastığa koyup gözlerimi kapattım. Uyumak için kendimi zorladım. Bars beni vurmuştu. Mecazen değil ya da herhangi bir bahanenin altında değil, direkt beni vurdu. Gözünü kırpmadı.
Yataktan doğruldum. Bars hâlâ hasta, bana yalan söylediği belli. Benim inanmam kadar aptalca bir şey var mı? İçimde o kadar çok öfke var ki!
Bars canımı o kadar çok yakıyor ki onun da canı yansın istiyorum. Ben nasıl her şeyimi, herkesi kaybettiysem Bars da kaybetsin. Bu sadece Heja’yla kalmamalı. Daha çok kayıp vermeli. Versin de birazcık beni anlayabilsin.
Ben kimsesiz hâlimle Bars’a inanıp güvendim. Beni çaresiz bıraktı. Yanımda olduğu hâlde kimsesizim. Yalanlar, oyunlar, dayaklar… Gözümden akan yaşı hırsla sildim.
Ayaklanıp volta atarken bir yandan da Mert geldi aklıma. O mezarlıkta annemden bahsetmesi. Benden bir kurban istemişti. Bir bu eksik çünkü.
Pencereden bakarken bir sürü poşetle konağa gelen Iraz’ı gördüm. Doğum gününü kutlayacağı terasa baktım. Bir an bulunduğum ortamdan soyutlanıp düşündüm. Bir kurban vereceğim, aynı zamanda bir zarar vereceğim.
Iraz’ı ortadan kaldırabilir miyim acaba? Hem de Mert’in yardımıyla. Mert’e güvenebilir miyim? Sorularla boğulurken annemi aradım. Annemle konuşmak bana çok huzur veriyor. Onun kendi dünyası çok güzel çünkü. Çalışıyor, kazanıyor, alıyor, yaşıyor… Her ne olursa olsun annemin hayatını kurtardım.
“Ha Verda, bak unutuyordum.” dedi annem telefonu kapatmadan.
“Buraya bir arkadaşın geldi. Bizim oralarda okumuş, senin çalıştığın kırtasiyede tanışmışsınız. Adı da… Neydi adı?”
Annem anlatırken kaşlarım çatık, anlamadan onu dinliyordum. Evet, kırtasiyede çalışmıştım ama orada hiç arkadaş edinmemiştim.
“Hah! Adı Mert’ti.”
Gözlerimi kapattım. Yine, yeniden Mert’in oyunu.
“Öyle mi? Hâlâ orada mı?” dedim.
“Yok, haftalar önceydi. Bir daha da görmedim.”
“Tamam anne. Kapatıyorum ben.” deyip telefonu bir tarafa bıraktım. Yatağa sırtüstü uzanırken omzumun ağrısıyla sızlandım.
Hava kararmıştı. Ne odadan çıktım ne de bir şeyler yedim, sadece kendime edindiğim sinirle koca günü bitirdim. Işıkları kapatıp yatağa uzanırken kapı açıldı. Hemen gözlerimi yumarken Bars’ın kokusu bütün odayı sardı.
Banyonun kapısı kapanınca gözlerimi geri açtım. Hiçbir şey olmamış gibi gelmişti, yüzsüz. Sinirle kollarımı göğsüme bağladım. Bars’ın telefonu çalıyordu. Duymamazlıktan geldim ama iki kere, üç kere çalınca merakla doğrulup banyo kapısına baktım.
Telefonu ceketinin iç cebindeydi. Dikkatlice telefonu alırken aynı anda mesaj geldi. Ekranda Ceren yazıyordu. Sinirle gözlerimi kapattım. Yanağımın içini ısırırken mesajı açtım.
“Lütfen bunca zamanın hatrına ihtiyacım var, gel.”
• Konum
“Bars, birbirimize ihtiyacımız var. Seni bekliyorum.”
Sinirden titremeye başladım. Hâlâ görüşüyorlar mı yani? Her şeye rağmen bu kadınla mı birlikte? Sıkı sıkıya yumduğum gözlerimi açarken birkaç damla yaş düştü. Sinirle silip omuzlarımı kaldırdım.
Madem kimse bir şey yapamıyor, iş başa düştü. Ben yapacağım.
Ceren’in gönderdiği konumun resmini çekip hızla giyindim. Konağı kontrol edip sessizce çıktım. İlk taksiye binip adresi söylerken hâlâ titriyordum.
Taksi hızla ilerlerken aklımda hiçbir plan yoktu. Sadece sinirden deliriyordum. Beni omzumdan vuran sevgili kocacığım başkalarında teselli arıyor demek.
Taksi durduğunda görkemli eve baktım. Buralarda böyle güzel evler olduğunu ilk defa görüyordum. İçimdeki öfke hâlâ sıcaktı ama nedense sakinlik vardı. Kapıyı çaldım.
Ceren heyecanla açmıştı ama hayal kırıklığı yaşadığı gözlerinden anlaşılıyordu. Kaşlarını çatıp,
“Neler oluyor?” dedi. Birkaç dakika daha Ceren’e boş gözlerle baktıktan sonra onu iterek evin içine girdim.
Evin içi tamamen Ceren’in kişiliğini yansıtıyordu. Her şey parlak ve fazlaydı. Ellerimi montumun cebine koyup ilk gördüğüm televizyonlu odayı gezmeye başladım.
“Hey! Sana diyorum, neden geldin? Nasıl geldin?” dedi Ceren arkamdan. Pırlantalı bibloyu alıp Ceren’e döndüm.
“Evinin tek çocuğusun değil mi?” dedim.
“Evet. Şimdi sen niye geldin?”
Şımarık, ilgi seven, narsist, bencil… Bazen böyle bir insan olmayı ben de isterdim. Hatta Ceren’in bu kadar kendini sevmesini bile kıskanıyorum.
“İstediğin her şeyi elde ediyorsun değil mi? Mesela bu. Kim bilir ne kadar?”
“Tahmin edemeyeceğinden daha pahalı. Bırak yerine. Niye geldiğini söyle!”
Bağırması içimdeki sınırı uyandırmıştı. Öfkeyle ona dönüp bibloyu ayağına fırlattım. Ceren öfkeyle bana bir adım atıp,
“Sen ne yaptığını sanıyorsun!” dedi.
“Dur yerinde!” diye tısladım.
Pahalıyım diye bağıran tabloya makası geçirip,
“Tüh, görünmez kaza.” dedim.
Elime geçen her şeyi sakince alıyor, Ceren’e bakıyor ve fırlatıyordum. Evini baştan aşağı mahvetmiştim. Elime bir çerçeve geldi, Bars ile fotoğrafı vardı.
“Senin derdin bu değil mi? Bars’ın hâlâ beni sevmesi.” deyip kıkırdadı.
Benim bu hikâyede hiç yerim yok belki de. Tamam ama yine de neden bana hiç saygı duyulmadı? Neden seçenek sunulmadı?
“Neden Mert’le işbirliği yaptın?” dedim gözlerimi fotoğraftan ayırmadan.
“İzin almadan girdiğin hayatımızdan çık diye!” deyip elimdeki çerçeveyi sert bir şekilde aldı.
“Gerizekâlı, bana biri sordu mu bu mide bulandırıcı üçgende olmak ister misin diye?”
“Hâmile kaldın? Sen bu hayatı benden çaldın!” deyip kollarını göğsüne doladı, gözlerini kısıp,
“Sen hâlinden gayet memnunsun. İstediğin hayali yaşıyorsun. Bana ait olan hayatı. Seninle ilk karşılaştığımızda başınıza bir felaket olacağımı söylemiştim. Senin evladın da bok yoluna gideceğine temiz ölüm oldu işte. Benim hayatımı çalarsan ben de can alırım.” dedi. Arkasını dönüp fotoğrafı yerleştirirken makası fırlattığım yerden alıp hızla Ceren’e ilerledim.
Eskiden duygularımı o kadar yoğun hissederdim ki tarif edemediğim yerde acı çekerdim. Sanki yaşadıklarım içimdeki vahşi tarafımı serbest bırakmıştı. Zaten bu yüzden artık tek yaşadığım duygu öfke ve nefretti.
Hiç düşünmeden makası Ceren’in sırtına geçirdim. Derinin yırtılma sesini hissetmem ürpertmişti beni. Koyu kan çıkarken Ceren’in çığlık sesi yankılanmıştı. Aynı güçle makası çıkarttım ama hâlâ sıkı sıkıya tutuyordum. Ceren sendeleyip öne doğru birkaç adım atıp sırtına, kanın aktığı yere dokundu. Gözlerinde ne kadar acı vardı.
“Ne… ne yaptın sen?”
“Bebeğimin hayatını çalarsan ben de can alırım.” dedim.
Ceren korkudan mı acıdan mı titriyor, anlamadım ama ben hâlâ sinirden titriyordum. Ceren kekeleyip zorla,
“Zavallı. Zavallısın s-sen. Beni öldüremezsin. Sen sad-ece bebeğini öldürebilirsin. S-senden anne mi olur?” dedi.
Aramızdaki mesafeyi kapatıp sıkı sıkıya tuttuğum makası bu sefer köprücük kemiğine geçirdim. Ceren’in çığlığı bu sefer daha fazlaydı. Makası çıkartıp tekrar yaralamak istedim ama Ceren yere yığılmıştı. Yerde acılar içinde inliyordu.
Başında, kanlar içinde durdum. Dikkatlice onu izliyordum. Sanki bunu yapan ben değilim, sanki bir diziyi izliyorum ya da bir rüyadayım. Korkuyor muyum? Maalesef… Kendimi tamamen soyutlamış, kıvranan Ceren’i izlerken tok bir erkek sesi beni kendime getirdi.
“Verda!”
“Ne oldu burada?”









