İçeriğe geç

VERDA

Bölüm 39 · 7 dk okuma

VERDA

Bölüm 39

39. B Ö L Ü M

Demir trabzanı sıkı sıkı tutuyordum. Tepeden baktığım bu olay benim eserim, hemen hemen haftalardır aklımda olan bir plandı. Mideme kramplar girdiğini hissettim.

Ömer Ağa’nın ayağa kalkarken malum aile draması başlamıştı… Iraz’ın çığlığı, Simay ile Vildan’ın çocukların gözlerini kapatması, Dare nenenin şaşkınlığı, Bars ve Beran abinin panikle bir şeyler yapma çabası…

“Gelmeyin!” dedi Heja. Bars panikle ayağa kalkıp birkaç adım attı.

“Güzelim, ne yapıyorsun sen?” dedi.

“Ben çok yoruldum abi.” diyerek ağlamaya başladı Heja. Silahı gevşek tutuyordu. Sanırım bu ölüm olmasa da aile trajedisi yaşanacaktı.

“Sen var ya! İndir onu!” dedi Dare nene. O dominant sesiyle her şeyi yaptıracağını sanıyordu. Ki Heja’nın anlık bocalamasıyla silah şakağından ayrılsa da geri dayadı.

“Annem, kurban olayım—”

“Anne, yaklaşmayın!”

Herkes bir şeyler demeye çalışıyor, Heja ağlıyordu. Gözlerim Bars’taydı. Ne kadar da değer veriyordu kız kardeşine, nasıl da korkuyla bakıyordu.

“Kızım, çek şu silahı. Gel, ne istiyorsun söyle.” dedi Ömer Ağa. Kargaşa sesini duyurmuştu.

“Baba, ben Can’ı çok seviyorum. Bırakın mutlu olalım he anne. Sen bulursun bir yolunu.” dedi. Iraz bulur yolunu… Abimi diri diri yakmadı mı sanki?

“Heja, adam Can değil, o Mert!” dedi Sait. Beran abi öfkeyle,

“Onun her şeyi yalan, nasıl sevebilirsin?!” dedi.

“Ben seviyorum! Can veya Mert, ben o adamı seviyorum. Mutlu, huzurlu bir hayat istiyorum. Bırakın bizi nolur. Onu da rahat bırakın.”

“Senin hiç acıman yok mu be? Yeğenini öldürdü o âşık olduğun yalancı.” dedi Vildan. O kısık sesine rağmen herkesin kulağında bağıra bağıra tekrar etti kurduğu cümleyi.

“Abicim bak, o adam sevilecek biri değil. Ne kadar çok canımızı yaktı.” dedi Bars. Heja ayağını yere vurup,

“O öyle biri değil!” deyip duruyordu.

Aynı kargaşa tekrar başladı. Iraz korkuyla yerlerde sürünüyordu. Dare nene ise bastonunu vura vura emir yağdırsa da kimse onu dinlemiyordu.

“Heja, kendine gel. Sen benim kızımsın! O herifi bugün bıraksak yarın senin canını alır! Ölmek mi istiyorsun?!” dedi Ömer Ağa.

Heja sustu. İkna olmuştu işte; silahı tutamayışından belliydi. Kendine zarar vermeyeceği… Dürüst olmak gerekirse bu his bana iyi geldi. Tamam, Heja kendini öldürsün diye yönlendirmiş olabilirim, şu manzarayı ben yaratmış olabilirim ama ölmemesi beni daha çok rahatlattı.

“Beni sevmiyorsunuz bile. Bu kadar mutsuzluğa daha fazla dayanamam.” dedi Heja. Yüzünü yukarı kaldırdı. Yüzünü tam olarak gördüm ama Heja bana bakmıyordu, gökyüzüne bakıyordu.

“Biliyorum, arkamdan sen de geleceksin. Seni bekliyor olacağım aşkım.”

Bir silah patlama sesi, bir çığlık ve konağı inleten yere düşen kovanın tiz sesi…

O an yukarıdan izlemek istemedim, yanlarına koşmak istedim ama durdum. Olduğum yere baktım. Iraz’ın “konaktan gidersem bakacağım yer” dediği yerdeydim…

Koca konağın bütün odaları dolmuştu taziyeye gelenlerle. Simay bebeğini emzirmeye bile vakit bulamamıştı. Sürekli bir koşuşturma içindeydik.

Heja kendini vurmuştu.

Buna ben sebep oldum.

Iraz baygınlık geçirmişti. Ki hâlâ bile bir tane ambulans konağın dışında duruyordu. Ama en acınası Ömer Ağa’nın doktorun ayağına kapanmasıydı. Koskoca Ömer Ağa… Ölü kızının yaşatılması için. Dare nene hâlâ aynı donuk surat ifadesiyle öylece dururken Bars’ın durumu çok daha kötüydü.

Nazlı ilk günlerde söylemişti. Heja’ya en düşkün Bars diye. Bunu anlıyordum ama Heja’nın ölümünden sonra Bars öyle bitap haldeydi ki düşkünlüğünü anladım.

Çayları servis edip tepsiyi masaya bıraktım. Bir sürü insan, bir sürü ses, bir sürü gözyaşı… Çığlık çığlığa kaçmak istedim. Tek yapabildiğim ise koşar adımlarla odama saklanmak oldu.

Sessizlik beynimde çınladı. Elimi göğsüme koyup yatağa oturdum. Sessizliği dinlemek için gözlerimi kapattım. Heja’nın kendini vurması tekrar canlandı.

Abimin intikamını aldım. Ama neden hiçbir şey hissetmiyorum? Mutlu, üzüntülü, korkak, vicdan azabı… Neden bu anın tadını çıkaramıyorum ya da neden birinin ölmesine vesile oldum da bunun için üzülmüyorum?

Kapı açılınca irkildim. Ayaklarını yere sürüyerek gelen Bars’ı görünce oturmaya devam ettim. Gözleri kıpkırmızıydı, günlerdir uyumuyordu bile. Yanıma oturdu, upuzun süre sessiz kaldık.

“Heja kendini benim silahımla vurdu.” dedi Bars. O kadar kısık sesle söylüyordu ki anlamadım bile.

“O silahı nereden gördü? Ben onu saklardım. Nereden buldu silahı, vurdu kendini?” deyip bana döndü.

Gözlerindeki şüphe beni korkutmadı. Ama korkmamak canımı sıktı. Eskiden üstüme yapışmış tek duygu korkuydu.

“Bir tahminin var mı?” dedim kurumuş dudaklarımın arasından. Bars hâlâ aynı şekilde bakıyordu. Tamamen bana dönüp,

“Verda, Heja seninle son günlerde çok iyi anlaşıyordu. Aklımda çok fazla eksik parça var.” dedi.

“Açık açık söyler misin Bars, ne demek istiyorsun?”

“Bilmiyorum.” diye pes etti Bars.

“Sadece belki sana söylemiştir ya ölmek istediğini ya da silahın yerini.” deyip omuz silkti.

Sustum. Gerçekten ne kadar çok seviyordu Mert’i. Mert ne yaptı da Heja ona bu kadar âşık oldu? Aklıma Mert’in beni otobüste yakalayışı geldi. Onun da deli olduğunu öğrenmeden önce ben de çok etkilenmiştim; tam bir beyefendi oluşundan, değer verdiğini hissettirmesinden. Mert isterse bir girdap olabilirdi.

“Bana gönül işlerini anlatmazdı.” dedim.

“Verda! Çabuk ikinci kata çay dağıtsana!” diye kapıyı yumrukladı Nazlı. Ayağa kalktığımda omuzları çökmüş Bars’a baktım. Dayanamayıp saçlarını okşadım. Uysal bir kedi gibi başını öne eğdi.

Odadan çıkınca hızla mutfağa geçip çay servisine kaldığım yerden devam ettim. Iraz bütün gün aynı sesle ağlamaya devam etmişti. Evlat acısıyla tanıştı. Hayatın sillesini ilk defa yemiş oldu, tabii biraz geç olsa da.

Yine bunaldığımı hissettim ama bu sefer kaçacak hiçbir yerim yoktu. Odamda Bars vardı ve onu bu halde görmek istemiyordum. Etrafa göz gezdirdim. Herkes meşgulken montumu giyip konaktan dışarı çıktım. Soğuk havayı ciğerlerime kadar çektim; konağın bohem havasından daha iyi geldi.

Önce abimin mezarına gittim. Mermere otururken düşündüm; sanırım bir şeyler başardım. En azından abim haksız yere öldürülmüştü, kana kan.

“Çok genç yaşta ölmüş.” Arkamdan gelen sesle gözlerimi kapattım. Artık korkmuyordum. Derin nefes alıp,

“Başın sağ olsun, Heja öldü.” dedim. Karşımdaki mermere oturunca yüzüne baktım. Sadece başını salladı.

“Sana olan aşkından.” diye ekledim. Mert o zaman gülümsedi.

“Üzülmeli miyim?”

“Senin yüzünden birinin ölmesine mi?”

“Beni seven birinin ölmesine.” dedi.

Sustum. İkimizin de tek yaptığı abimin mezar taşına bakmaktı.

“Mert, her şey oyundu değil mi? Heja kendini öldürmese sen onu öldürecektin.”

“Vicdanını mı rahatlatıyorsun?” dedi. Hızla ona baktım, kaşlarım çatıktı. Mert omuz silkip,

“Konağa gelmemi sen istedin. O kargaşayı sen istedin. Dürüst olalım Verda, sen de en az benim kadar o aileden nefret ediyorsun.” dedi.

Nefret… Hiçbir şey hissetmeyen yanımda o duyguyu aradım. Nefret bile hissedemedim. Başımı sağa sola sallayıp,

“Ben bir şey hissetmiyorum. Sadece evliyim.”

“Ben seni Bars’tan daha çok seviyorum.”

“Sen beni tanımıyorsun bile!”

“İnsan tanımadığına âşık olur, tanıyınca da nefret eder.”

Gözlerimi devirdim. Derin nefes alıp ayağa kalktım. Kollarımı göğsüme bağlarken Mert de ayağa kalktı, bana bir kart uzattı.

“Telefon numaram.” dedi. Buz tutmuş ellerimle kartı alırken,

“Seni asla aramayacağım.”

“Ben belki ararım. Annen için.”

Duraksadım. Tırnaklarımı avuç içlerime batırıp derin nefes aldım. Böyle anlamlı baksa bile paniklemeye gerek yoktu; tam da kendisi annemin mezarının önündeydi. Kaşlarımı çatıp,

“Ne demeye çalışıyorsun?!” dedim. Mert gülümsedi. Cebinden sigarasını çıkarıp dudaklarına götürürken yüzüme baktı. Sırıtması devam ediyordu.

“Verda, hatırlıyor musun Bars’tan kaçmak için Muğla’ya gidecektin?” dedi. Sigarasını kibritin ateşiyle buluşturduktan sonra çöpünü annemin mezarına attı.

“Ben aptal değilim yani, Bars değilim. Annenin Muğla’da yaşadığını biliyorum.”

Hassiktir.

Artık panikleyebilirsin, Verda.

Dizlerimin çözüldüğünü hissettim. Bu felaketten nasıl çıkacağım ben? Beynimin çalışmadığını hissettim. Çenemi kaldırıp Mert’e doğru bir adım attım.

“Sen bir de benim ölmüş annemle mi uğraşıyorsun?”

“Bu şehir için ölmüş—”

“Mert, kes sesini artık! Annem öldü benim! O Muğla benim hayallerimin şehriydi sadece!” diye bağırdım. Benim aksime Mert sakince bana bir adım attı.

“Verda… Nilüfer Sokak, Bulut Apartmanı, üçüncü kat. Belki defalarca yaptığın gibi yine bilet alırsın, annene kaçmak istersin diye adresi verdim.”

Biliyor. Her şeyi biliyor. Gerçekten biliyor, blöf falan değil. Bu annemin hayatı da mı tehlikede? Ben nasıl kurtaracağım, nasıl yardım edeceğim o kadına… Tam da hayatını yaşamaya başlamışken.

“Ne istiyorsun?” diye fısıldadım. Mert sigarasından uzun bir soluk alıp yüzüme üfledi.

“Ben senden tek bir şey istedim. Yanımda olmanı—”

“Ya ben evliyim! Ben öldürmeye çalıştığın adamla evliyim! Nasıl yanında olabilirim!”

“Sen o adamdan kaçtın, Verda! Ben seni yakaladım!” Mert öyle bir bağırdı ki mezarlıktaki kuşlar panikle uçuştu. Bu sefer sakin olma sırası bendeydi.

“Tekrardan soruyorum. Benden ne istiyorsun?” dedim.

Mert yüzüme öylece baktı. Sigarasını bitirip ayağıyla çiğnedikten sonra iyice yaklaştı. Sigaranın bastırdığı parfümünün kokusuyla ürperdim. Dudakları kulağıma değerken yüzünü yüzüme yaslamıştı. İstem dışı gözlerimi kapattım. Sessizce,

“Zamanı gelince, güzeller güzeli Verda… Zamanı gelince bana bir kurban vereceksin. Kendi ellerinle.” dedi.

Yüzünü çekmeden boynuma bir öpücük kondurup geri çekildi. Sanki fısıldadığı kulağım çınlıyormuş gibi hissettim. Midemde ardı ardına kramplar girdi. Gözlerimi açtığımda Mert mezarlıkta yoktu.

Bölüm sonu

38 yorum