Ne kadar zorlansam da sonunda merdivenleri çıkabilmiştim. Odama girip günlerce uyumayı planlarken Simay’ın kapısı açıldı. Beni görünce etrafa göz atıp sessizce,
"Verda! Gel gel." dedi.
Anlamadan Simay’a bakarken arkadan Nazlı ve Vildan’ı da gördüm. Başımı sallayıp Simay’ın odasına gittim.
Aman ne güzel, kriz sonrası elti toplantısı!
"Nasıl oldun?" dedi Nazlı.
"İyiyim, bir şey yok." dedim. Kısa bir sessizlikten sonra,
"Ne oldu? Yani benden sonra." dedim.
Simay hemen öne eğilip,
"Ay Verda, neler olmadı ki!" dedi.
Nazlı hemen araya girip,
"Sen bayılınca Beran’la Bars seninle ilgilendi." dedi.
Vildan sinirle,
"O orospu çocuğu da elini kolunu sallayıp çıktı gitti!" dedi.
"Nasıl ya?" dedim.
"Ya kimse bir şey yapamadı Verda. Yani cidden ortam kızıştı, adam gitti." dedi Simay.
"Ben bu aileye geleli on beş sene oluyor, neler yaşandı neler ama hayatımda o kadar büyük, olaylı bir gün yaşamadım. Üstelik Heja’nın ilk defa dayak yediğini de gördüm." dedi Nazlı.
Heja’ya neler olduğunu daha çok merak ediyordum ama aklım hâlâ Mert’in nasıl rahatça konaktan çıktığında kalmıştı. Yine de Vildan’ı dinledim.
"Evet evet. Ömer Ağa’nın elinden zor alındı Heja. Öyle böyle değil, bayağı iyi dayak yedi. Az bile! Oğlumun katilini eve soktu!"
"Aman Vildan, yine de yazık kıza. Kolu bile kırıldı kızın. Değil evden, odadan dışarı çıkamıyor." dedi Nazlı.
"Iraz?" dedim. Kadınlar bana döndü.
"Yani Iraz neler yaptı bunlar yaşanırken?"
"Valla saatlerce telefonda konuştu."
Telefonda Ceren’le konuştuğuna o kadar eminim ki. Sanırım Heja’dan istediğimi almıştım. Canını yaktığımı düşündüm. Ya da Heja’yla konuşmadan bunu anlayamam. Birkaç laftan sonra müsaade isteyip odadan çıktım.
Karşımda Şermin’in odası olunca ilk önce Şermin’e uğradım. Olabildiğince vakit geçirmeye çalışıyordum. Artık evdeki herkes Şermin’i tanıyordu, çocuklar bile. Ona göre eğitim ve tedavi uygulanıyordu. Sonunda ilaçlardan dolayı uyuyunca Şermin’in odasından çıktım.
Çıkar çıkmaz Iraz’la çarpıştım. Bana öfkeyle baktı.
"Sen yaptın bunları!" dedi. Dişlerinin arasından sinirle konuşuyordu.
"Ben hiçbir şey yapmadım. Kızını tanırsın, abime kapakladığın gibi kapaklayacak birini bulursun umarım."
"Senin her şeyden haberin vardı. Sokulup durdun kızıma! Belki de sen ayarladın bu çocukla!"
"Senin kızın yeterince aptal. Benim bir şey yapmama gerek kalmıyor. Artık kime çektiyse?" deyip Iraz’a yaklaştım. Aynı öfkeyle bakıp,
"Bana bak Verda! Oğullarımdan, kızımdan, evlatlarımdan uzak dur!"
"Sen de benim evladımı öldürenden uzak dur!" Sesimin bu kadar yüksek çıkacağını düşünmemiştim.
Iraz gülümseyip,
"Benlik bir şey yok. Bars hâlâ Ceren’i seviyor. Ayrıca sen hastanedeyken Bars neredeydi, merak ettin mi? Seni neden şoför getirdi?" dedi.
Şaşırdım. Hastanede olduğum sürece Bars sürekli yanımdaydı. Hem ben uyumamıştım ama o dibimde uyuyakalıyordu. Iraz’ın bu dediği ne anlama geliyor o zaman? Eve beni getiren yine Bars’tı üstelik. Kim bu konuda yalan söylüyor, Iraz’ı yanlış yönlendiriyor olabilir?
Iraz’ın kandırıldığını fark etmek bana özgüven verdi. Kollarımı birbirine bağlayıp dilim zehirli olsun diye her yolu denedim.
"Iraz, çok aptalsın. Yemin ederim bir gece de Bars’ın yüzünü unuttururum sana."
Iraz’ın titrediğini hissettim.
"Sen benim çocuklarıma bir bok yapamayacaksın! Hatta bak, şurada bu konaktan siktir olup gidişini izleyeceğim!" deyip yanımdan hızla gitti. Gösterdiği yere baktım.
Merdiven trabzanlarıydı. Oradan avlu tamamen görünürdü. Derin nefes alıp hırsla Heja’nın kapısını çaldım. Komut gelince içeri girdim.
Az önce Iraz’la birbirimizi yememişiz gibi sakince Heja’ya baktım. Kolu sargıda, yüzü morluklar ve yaralarla doluydu. Gerçekten Ömer Ağa döve döve bu hâle getirmiş.
"Nasılsın?" dedim. Heja bana öfkeyle baktı.
"Senin adını defalarca söyledi! Tanıyordun değil mi? Ya ben de diyorum ki yazık, aptal abisinden dolayı kendini suçlu hissetmesin, yakın arkadaş gibi davranayım—"
Heja konuşurken beynimde abime aptal demesi birkaç defa daha yankılandı. Ne annesi ne de kızı asla merhameti hak etmiyorlar. Bu oyunu tamamen bitirmem gerek.
Gözlerim doluyormuş gibi yapıp abartılı bir hareketle Heja’ya arkamı döndüm. Sesim titreyerek,
"Şu söylediklerine bak! Gerçekten inanmıyorum!" dedim.
Daha sonra Heja’ya dönerek,
"Ben o adamı gerçekten tanımıyordum ki—"
"Verda, sana resmini gösterdim!" diye bağırdı.
Sabır.
Diğer kolunu da ben kıracağım şimdi, sabır.
"Görmedim ki! Ben neler yaşadım biliyor musun sen ya?! Benim gözlerim bağlıydı. Tek hatırladığım rutubet kokan bir oda ve silah sesi. Kusura bakma, bebeğim ölürken etrafa fazla göz gezdiremedim." dedim.
Bars ile tartışa tartışa kendimi bile tanımaz oldum. Bu kadar profesyonel yalan söyleyip böylesine role gireceğimi pek düşünmemiştim. Üstelik Heja öfkeyle değil, dolan gözlerle bana bakıyordu.
Tam odadan çıkacaktım ki Heja seslendi.
"Verda! Verda, tamam gel, özür dilerim." deyip hıçkırarak ağlamaya başladı. Heja’nın yanına oturdum.
"Ben ne yaptığımı bilmiyorum, sana da çattım işte. Off, canım çok acıyor." diye başladı. Upuzun süre hıçkırıklarla konuştu. Sonunda sakinleşip,
"Verda, ne yapacağım şimdi? O öyle biri değil, yemin ederim değil. Kafayı yiyeceğim, benimle konuşmuyorlar. Şu hâlime bak." dedi.
"Ah güzelim, bilmiyorum ki… Hayır, senin yerine koyuyorum kendimi, gerçekten çıkmazdasın." dedim. Heja’nın beni gerçekten dinlediğini fark edince,
"Valla benim başıma böyle bir şey gelse Bars’ın silahıyla vururum kendimi. En kötü ölüm, rezalet yaşamdan iyidir." dedim. Heja tamamen sustu.
"Cidden öyle mi yapardın?"
"Tabii canım. Ne bu hâllere düşeceğim, hiçbir şey olmamış gibi mi davranacağım? Bars’ın o dolapta sakladığı silahı alırdım, direkt sıkarım, kurtulurum." dedim. Olabildiğince Heja’ya karşı kendi kendime konuşuyormuş gibi gösteriyordum. Heja’yla göz göze geldiğimizde,
"Ama tabii öyle bir şey olmayacak. Öyle ciddi ciddi bakma. Sen daha kaç yaşındasın canım, delirme." dedim.
Heja bir şey diyemeden Bars’ın sesini duydum. Kapının önünde bana sesleniyordu. Heja’yla vedalaşıp saçma bir hareket yapmaması için uyardım.
Odaya geçince yatakta oturan Bars’ı gördüm.
"Bir şey mi oldu?" dedim. Bars başını sağa sola salladı.
"Verda, Heja’yla konuşma artık. Biraz ne yaptığını anlasın."
Bars’ın yanına oturdum. Parmaklarımla oynarken derin nefes aldım.
"Bars, sana şimdi bir şey soracağım. Düzgünce cevaplayacaksın. Net bir şekilde." dedim. Bars bana merakla bakarken bir çırpıda,
"Sen hâlâ Ceren’le görüşüyor musun?" dedim.
Bars yüzünü ekşitip burnunun kemerini sıktı. Bıkmış hâliyle karşımda dururken cevap vermeye zorladım. Gözlerimin içine bakarak,
"Bak Verda, sana bazı konularda yalan söylemiş olabilirim. Ama bu konuda tamamen dürüstüm. Ceren’le hiçbir şekilde görüşmüyorum. O artık Mert’le aynı kişi." dedi.
Benim dolu gözlerimi görünce,
"Her şeyin üstüne yemin ederim." diye ekledi.
Iraz ne kadar kafamı karıştırmaya çalışsa da ben de farkındayım; Bars, Ceren’e tamamen karşı. Bu konuda hem Bars’a hem hislerime güvenmem gerekecek. Sessizlik aramızda dağ oluyordu sanki.
"Bana hangi konularda yalan söyledin peki?" dedim. Bars’ın gülümsediğini gördüm.
"Sadece bir soru soracaktın." dedi.
Bars soruyu geçiştirdi ama benim aklıma ilk, beni sevdiğini söylediği zaman geldi. Sanki o bana söylenmiş bir yalandı. Bars içimden geçirdiklerimi duymuş gibi elimi tuttu.
"Seni hâlâ seviyorum." dedi. Gözlerimi kırpıştırıp yutkundum.
"Verda, sadece… Bilmiyorum, anla beni. Ben pek iyi değilim. Ne yaparsam yapayım başım çok ağrıyor. Yaptığım şey… O tetiği çektiğimden beri ben vurulmuşum gibi." dedi.
"Hep aklımda o soru. Canı acıdı mı?" Sesinin titrediğini fark edince elini sıktım. Boşta kalan elimle saçlarını okşadım.
Bars bunu bekliyormuş gibi hemen yüzünü göğsüme gömdü. Onun bu savunmasız anlarını seviyorum.
Sanırım bir psikolojik destek alması gereken benim. Ne kadar Bars’a kızsam da, içimde bir şeyler hissedemesem de gün sonu onun yanında olmak bana huzur veriyor.
Bars başını kaldırdı. Ona bu kadar yakından bakınca ne kadar özlediğimi fark ettim. Elimi yüzüne koydum. Bars yaklaşıp sıcak dudaklarını dudaklarıma örttü.
Başta kırılmaktan korkar gibi öperken bir süre sonra öpüşü derinleşti. Üstüme doğru eğilince sırtım yatakla buluştu. Bars’ın dudakları boynuma indi. Sıcak nefesi bütün vücudumu kül ediyordu.
Yüzü boynumdaydı, eli hassas bölgemdeydi. Birkaç dokunuşu bile beni delirtmeye yetmişti. Ben çabucak Bars’ın gömleğini çıkartırken o saniyeler içinde beni kıyafetlerimden kurtarmıştı.
Dudakları tenime değince alev alıyorum, öpüşlerine beceriksiz şekilde karşılık veriyorum. Her öpücükle biraz daha aşağı iniyordu. Kendini bana bastırıp sertliğini hissettiriyordu. Ben sadece ona izin veriyordum.
Sevişmenin ardından bacak aramda erkekliğini hissettim. Alnımdan öpüp dudaklarını geri çekmeden,
"Hâlâ umudumuz var." dedi. Fısıltıyla söylemişti ama sanki sesi odanın içinde defalarca yankılandı.
Dediğini düşünemedim bile; içime girdiğinde dudakları benim dudaklarımla buluşmuştu. O an tamamen tek vücutmuşuz gibi hissettim. Benim tek yapabildiğim ise ağzının içine inlememdi.







