B
Kol düğmelerini takıp gömleği iliştirirken ceketimi de giydim. Yorgana sarılı hâlde uyuyan Verda’nın alnına bir öpücük bırakıp sessizce odadan çıktım. İşle ilgili aklıma takılanlardan dolayı erkenden yola koyulurken kardeşlerimin ve babamın hâlâ uyuduğu için tek başımaydım.
Henüz yeni yeni gelen çalışanlar beni görünce şaşırsa da hemen çalışıyorlarmış gibi davranıyorlardı. Ofisime girdiğimde odamda oturan kişiyi görmemle gülümsedim.
“Oo. Naber doktor?” dedim. Aynı şekilde gülümseyerek,
“İyidir hasta.” dedi Şebnem. Bu kadar erkenden odamda olmasını beklemiyordum. Sandalyeme oturup,
“Seni hangi rüzgâr attı buraya?” dedim. Şebnem derin bir nefes alıp,
“Bilmem. Öyle seni kontrol etmek istedim. Hani ben senin psikiyatristinim ya!” dedi iğneleyici şekilde.
“Nasıl gittiğini sormak istedim.” diye de ekledi. Şimdi derin nefes alma sırası bendeydi.
“Sen psikiyatrist değil misin?”
“Senin doktorun değilim ama! Gel, şu yalanı gerçeğe dönüştürelim.”
Gözlerimi devirip çekmecedeki sigaraya uzandım. Şebnem benim çocukluk arkadaşımdı. Kafası çalışan bir tipti ve psikiyatrist olmuştu. Belki beni tedavi etmemişti ama bana Verda konusunda yardımcı olmuştu.
“Daha önce neden hiç tedavi olmadım biliyor musun?” dedim Şebnem’e. Bıkkınlıkla,
“Ailenden dolayı. Baban izin vermedi değil mi?” dedi. Cevabına gülümseyip,
“Şebnem. Ben hiçbir zaman hasta değildim ki. Benim tedavi olmama gerek yok.”
Bu her zaman böyleydi. Şebnem kaşlarını çattı.
“Sen, sen birini öldürdün?”
“Herkes öldürebilir. Ben yaptığım için hasta olmam.” deyip arkama yaslandım. Şebnem hızla ayağa fırladı.
“Bak, bunlar normal değil işte! Belki çoklu kişilik bozukluğu, belki de narsist olabilirsin—”
“Şebnem, yeter! Başka bir şey demeyeceksen çıkabilirsin.” dedim sigarayı kül tablasına bastırırken. Şebnem masama yaklaştı.
“Verda’ya söylemeli miyim sence?” deyip kapıya yöneldi.
“Seni severim bilirsin. Ama bir daha böyle düşünürsen seni de öldürebilirim.” Kısa süre arkası dönük kapıda kalsa da daha sonra kapıyı sertçe vurarak çıktı.
Evliliği kurtarmak için yalan söylenebilir. Bunu nenem demişti. Verda’ya o boşanma kâğıtlarını götüreceğim zaman nenem ısrarla Verda’yı geri getirmemi istemişti. Özellikle de Baran’ın vurulması ve berdelin bozulması bu kadar konuşuluyorken.
Başımı geri atıp gözlerimi kapattım. Uzaktan hayatıma baktığımda bir sürü yanlışın içindeyim ama eminim bir yerlerde de doğru yapıyorumdur. Kapı çalındı, içeriye asistanım girmişti. Günü bana anlatırken bir yerde utana sıkıla sustu.
“Ne oldu?” dedim.
“Bars Bey. Bir de… şey, C-Ceren Hanım burada. Sizinle görüşmek istiyor.” dedi.
Her hücremdeki kin her an vücudumda patlayacak gibiydi. Başımı sallayıp gelmesini söyledim. Ceren gelirken ortadaki çekmeceyi açıp silahımla göz göze geldim.
“Merhaba.” diyen Ceren’in sesiyle gözlerimi kapattım. Yüzüne bakmak istemedim, sadece o topukluların sesini duydum. Elim silaha gitti.
“Bars. Bakmayacak mısın yüzüme?” dedi. Silahı bırakıp elimle alnımı ovdum. Ağır bakışlarım Ceren’i buldu.
“Niye geldin?” dedim.
Zamanında her şeyi uğrunda feda edeceğin kadına şimdi bakmak bile zor geliyor. O kadar anılarımız varken bir yabancıya bile böyle mesafeli yaklaşmamıştım.
“Sana gerçekleri anlatmaya.” dedi kendinden emin şekilde.
“Anlatma. Ben gördüm.”
“Bars! Hiçbir şey göründüğü gibi değil! Ben o gün isteyerek mi oradaydım! Seni o hâle sokmak ister miydim ben?” dedi.
O hâl… Bebeğimi öldürdüğüm hâlim…
“O Mert bana neler yaptı da ben sana silah doğrulttum, hiç düşündün mü?” deyip ağlamaya başladı.
“Eğer, eğer ben olmasaydım o çocukların hepsi ölürdü. Ya… Ya sen beni hiç dinlemedin! Ne önce ne sonra!”
Ceren anlattıkça her anı tekrardan yaşıyordum. Yine o lanet günde olduğu gibi nefes alamadım. İster istemez elim kravata gitti, hemen gevşetip gömleğin ilk düğmesini açtım.
“Bir şey söyle.” dedi Ceren gözyaşlarının arasında.
“Neyse ne. Bana o gün en ağır darbeyi sen vurdun, Ceren. Kim sana ne yaptıysa yapmış, seni tanıyorum. Bu sessizliği sen seçtin.” dedim. Bir süre sessiz kaldı.
“Verda’yı seviyor musun?” dedi. Nefes verip burun kemerimi sıktım.
“Çıkabilirsin, Ceren.” dedim. Başını sallayıp ayağa kalktı.
“Peki. Ama kanıtlayacağım sana sevgilim. Bu sessizliği benim seçmediğimi kanıtlayacağım.” deyip birkaç saniye bana bakıp odadan çıktı.
İlk defa böyle bir sabah rutini geçiriyorum. Gün gittikçe daha da kötüye sarmaması için kendimi sadece işime bıraktım. Birkaç evrak işini hallederken aklımdaki tek düşünce ise Mert’in sessizliğiydi.
Tamam, en son odamı patlatmıştı. Yani ona işinde verdiğim zarara bir göndermeydi bu ama ya kardeşini öldürmem? Hâlâ ailemden kimseye zarar vermemişti. Beni denediğinin farkındayım ve bu beni çıldırtmak üzere. Her an birine bir şey olacak korkusu.
“Abi?” Sait’in sesiyle irkildim.
“Abi, kusura bakma bayağı seslendim, duymadın. Babam artık çıkalım diyor.” dedi. Başımı aşağı yukarı sallayıp toparlandım.
Babam şoförlü araca binerdi. Bizlerse kendi arabalarımıza biner, kendimiz kullanırdık. Hava kararırken şehrin dışında kalan konağa gidiyorduk. Patika yola geldiğimizde babamın aracı durdu, hemen ardından Beran’ın da. Anlamayarak aracı durdurdum.
Babam panikle araçtan inerken Beran’a bir şeyler söylemeye başladı. Benim aracım onlardan uzaktaydı, inmeden onları izliyordum. Hızlı bir araç bizim yanımıza geldi. İçinden Ceren panikle çıktı.
“Bars!” diye bağırdı. Camı açtığımda,
“İn! İn arabadan! Çabuk!” diye bağırdı. Babam da aynı şekilde bağırınca anlamsız gözlerle durdum.
“Ne?”
“Bars, in arabadan, patlayacak.” dedi babam.
Ceren yanıma koşarak kapımı açtı. Ben hızla kemeri çıkartırken Ceren elimden tutup beni koşturmaya çalıştı. On metre ilerideki babamın aracına yetiştiğimizde patlama kulaklarımı çınlattı.
Şaşkın bir şekilde az önce yaşanan üç dakikayı düşündüm. Araba patlamış, şimdi de yanıyordu. Ceren beni dürtüp,
“İyisin değil mi? Bir şey oldu mu?” diye sorup duruyordu. Babam omzuma dokunup,
“Ucuz kurtuldun oğlum. Ceren aradı beni. Vallahi bu kızımız olmasa sen şimdi yoktun oğlum.” dedi. Babamın sözleriyle Ceren’e baktım. Dolu gözlerle bana bakıyordu.
“Hadi artık eve. Ceren kızım, sen de gel. Senin araç da harap oldu.” dedi babam.
“Ya da senin şoför Ceren’i evine bıraksın.” dedim. Babam bana yaklaşarak,
“Ulan hayatını kurtardı. Bırak soframızda yer açalım.”
“Verda?”
“Ben ona anlatırım.” deyip aracına bindi. Bütün kardeşlerim arabalarını çalıştırırken ben de Ceren’le birlikte babamın arabasına bindim.
Kapıyı Heja açtı. Ceren’i gören şaşırarak bakıyordu. Babam Nazlı’ya Verda’yı çağırmasını söyleyip içeri geçti. Sıcak odada çıkacak olan gerginliği bekliyorum.
Verda içeriye girer girmez Ceren’le göz göze geldi. Birkaç saniye bakıp kaşlarını çattı. Gözlerini kırpıştırıp bana döndü.
“Bunun ne işi var burada?!” dedi.
“Ben davet ettim.” dedi babam.
Verda’nın titrediğini anladım. Ceren ise mahcup gibiydi. Elleriyle oynuyor, kafasını kaldırmıyordu bile.
“Bugün Ceren sayesinde Bars ölümden döndü. Aracına bomba koymuş şerefsiz. Ceren yetişmeseydi Bars şimdi…” deyip sustu. Annem bunları duyunca eliyle ağzını kapatıp sesli bir şekilde ağlamaya başladı.
Verda gülümsedi. Yanıma oturmasa da diğer koltuğa oturdu.
“Değil mi Ceren ya? Bütün konağı patlatmak varken sadece Bars’ta neymiş?” deyip gülmeye devam etti.
“Onun da aracı harap oldu. Yemeğe bizde. Sonra evine göndeririz.” dedi babam. Verda öne eğilip,
“Tam size yakışan midesizlik!” deyip ayaklandı. Babam Verda’ya kızarak bir şeyler derken Verda odadan çıktı ama konakta sesi yankılandı.
“Nazlı, ben yemekte olmayacağım. İki servis eksik aç! Bir de ölen bebeğim vardı ya!”
Tek tek babamın, annemin ve nenemin yüzüne baktım. Canları sıkılmıştı. Yanıma oturan Aran sessizce,
“Abi, bir şey yapmayacak mısın?” dedi. Sustum.
Ama ben aslında istediklerimi zaten yapıyordum. Aileme karşı olan nefretimi asla dışarı vuramamıştım. Ama Verda her zaman ailemin canını sıkabiliyor, bütün hayatımın acısını çıkartıyordu.
Bu ortalık karışınca ne yapacağını bilemeyen bir adam gibi görünsem de bildiğim şey bunların yaşanmasıydı.
“Yapmayacağım oğlum.” dedim Aran’a.
Çünkü zaten yapmaya çalıştığım bu…







