Kahvenin sıcak dumanını izlerken dışarıda yağan karın sessizliği bana huzur verdi. Pek uykumu alamamıştım ve Meltem’in desteğiyle başladığım sınav sürecine çalışmam için uykusuzluktan kurtulmam gerekiyordu.
Haftaları doldurmuştuk, artık yılbaşına gelmiştik. Pencereden karı izlerken düşündüm. Bu yılın ilk zamanları kimdim, neydim; biten yılda kimin neyim?
“Verda!” Babamın sesiyle derin bir nefes alıp kapıya baktım. Sanırım felçliliği ciddi bir haldeydi. Evde fenalık geçirip doktora gittiğinde daha özenli tedavi edilmesi gerektiğini söylemişler ama ısrarla eve geri dönmüştü.
Annemin ve benim acım çıkıyor diye düşünüyorum ama babam sadece oğluna olan yasından bu haldeydi.
Sonunda yalpalayarak gelip kapıya yaslandı.
“Seninle konuşacaklarım var.” deyip oturdu.
“Benim şurada ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum. Gelen maaşımla bakımevine kaydoldum. Hâlim belli, su içemez oldum.”
Babam konuştukça kaşlarım çatıldı. Ne demek istediğini anlamak için kahve fincanını bırakıp dirseklerimi masaya koydum, öne doğru eğildim.
“Bu evi de sattım. Bu yılbaşı mıdır nedir, onun tatilinden sonra adamlar gelip alacak burayı.”
“Ben?!” Direkt girdim konuya.
“Sana ananın evini düşündüm. Orayı bir şerefsiz yakmış. Bizim amcanlardan kalma bir arsa vardı, onu satarsın; o parayla bul kendine bir yer.” dedi.
“Sen ne anlatıyorsun? Arsadır, satmaktır; ben ne anlarım bu işlerden? Madem gideceksin, daha önce söyleseydin ya! Bir gün önce niye söylüyorsun!”
Sinirle nefes nefese kaldım. Bir sabah uyanıyorum ve evsiz kaldığımı öğreniyorum. Harika. Tam benim başıma gelecek bir şey.
“Düzgün konuş lan. Ne o, değişik değişik laflar! Baran’ıma kalacak mis gibi arsayı sana verdim. Elimi ayağımı öpeceğine çemkire çemkire konuşuyorsun, hadsiz!” deyip arkasına yaslandı.
Onun gibi arkama yaslanıp,
“Akıllanmazsın sen baba. Bak şu hâline, elden ayaktan düştün, hâlâ aynısın. Ne anneme gün yüzü gösterdin ne bana. Oğlunu kaybettin, bak hâlâ aynısın…” dedim.
Yanında duran bardağı üstüme atıp kıran babam yüzünden sözlerim yarım kaldı. Masadaki elime gelen bardak tuzla buz olurken elim deli gibi zonklamaya başladı.
“Siktir git lan! Adam yerine koydum konuşuyorum bir de! Ne bok yersen ye!” diyerek mutfaktan çıktı. Birkaç dakika sonra sertçe kapanan dış kapının sesi yankılandı.
Aslında çok şaşırmıştım. Eve geldiğim süreç içerisinde birbirimizi yemeden aylar geçirmiştik. Sonunda bir şekilde patlak vereceğini biliyordum, tabii yine olan bana oldu. Elimde ciddi bir kesik olmayınca beceriksizce sardım.
Oturma odasında cenin pozisyonunda yatarken nerede kalacağımı düşündüm. Öyle yakın bir akrabam, arkadaşım yok. Bir tek annemin evi vardı, orayı da manyak Bars yaktı. Umutsuzlukla yüzümü kapadım.
Zil çalınca doğruldum. Öyle bağıra çağıra evden çıkmıştı ama gidecek yeri olmayınca geri döndü işte. Kapıyı babama açacağımı sanırken karşımda Bars vardı.
Ne yapacağımı, nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Dakikalar sonra tek fark ettiğim ağzımın açık olmasıydı. Bars gelmişti. O kadar uzun zaman olmuştu ki… Kokusunu, bakışlarını nasıl bu kadar özleyebilirim? Nasıl hâlâ onun için böyle olabilirim?
“Müsait misin? İçeri girebilir miyim?” dedi.
Ağlayıp Bars’a sarılmamak için kendimi zor tuttum. Kendine gel, Verda. Sen bu adamdan boşanmak istedin.
Başımı sallayıp kapıdan çekildim. Ayırdığım yerden içeri girdi Bars. Gösterdiğim odaya oturdu. Kısa bir süre odaya bakınıp daha sonra bana baktı. Bana doğrudan bakınca çekindim. Aptalca bir tepki vermekten korktum.
“Anlaşmalı boşanma için gelmiştim.” dedi. Kalbime bir yumru indi. Evet… Bunu ben istedim.
“Hemen bitmesi için anlaşmalı olmalı. Evraklar hazır, sadece ikimizin imzası kaldı.” deyip kabanının iç cebinden dosya çıkardı.
Bu kadar kolaydı işte. Bars da tabii bu kadar kolay kabullenecekti. Ne sandım ki, öyle ayaklarıma mı kapanacaktı? Bitti, gitti işte. Hemen bitmesini bile incelikle düşünmüş. Kâğıdı bana uzattı. Davalı, davacı kısmını okurken Bars elini kâğıdı tuttuğum elimin üstüne koydu.
“Ama benim sana göstermek istediğim bir şey var.” dedi.
“Ne?” Merakla, hiç düşünmeden ağzımdan çıktı.
“Bu kâğıdı imzalayacağız elbette ama önce seni bir yere götürmem, bir şey göstermem gerek. Gelir misin?”
Bars böyle gizemli konuşunca heyecan ve merakla kaldım. Kendi kendime tahminlerde bulunmaya çalıştım ama Bars’ın bu kadar sakin kurduğu cümleler bana yabancıydı. Ya onu unutmaya başladım ya da farklı bir kişiliğini gösteriyordu. Başımı salladım.
“Tamam, ben arabada seni bekliyorum.” deyip ayaklandı.
Üstümü giyerken nereye gideceğimizi düşünüyordum. Uzun zamandır hiç yoktu, şimdi boşanma kâğıdını getirip şimdi bu…
Aynada son kez kendime bakarken içimden geçirdiğim tek şey kalbimin kırılmamasıydı. Tek bir isteğim var, ne olur kalbimi kırma; kaldıracak gücüm yok.
Heyecanımı kontrol ederek araca bindim. İkimiz de hiç konuşmadık. Aslında alışkındım bu suskunluğa ama bir şeyler söylesin istedim. O kadar şey yaşandı, hem belki biraz da sesini bile özlemiş olabilirim.
Sonunda geldiğimiz yer bir psikiyatrist kliniğiydi. Arabanın camından şaşkınlıkla bakakaldım.
“Neden buraya geldik?” dedim dayanamayıp.
“Hadi.” deyip arabadan indi.
Bars’ı arkadan takip ederken hâlâ anlamlandıramamıştım burayı. Aklıma birkaç şey gelmişti ama neden şimdi bir klinikteydik ki? Bars kapıyı açıp odaya ilk benim girmemi sağladı.
İçeride kızıl saçlı, uzun boylu bir kadın vardı. Gülümseyerek karşıladı. Bir Bars’a bir kadına baktıktan sonra,
“Evet, artık anlatır mısınız buraya neden geldim?” dedim.
“Elbette. Merhaba Verda Hanım, ben Şebnem. Bars’ın doktoru.” deyip elini uzattı. Tereddütle elini sıkarken şaşkınlıkla Bars’a baktım.
“Bars Bey sizin için tedavi olmak istedi. Bunun için uzun süredir uğraşıyoruz. Dürüst olmalıyım, Bars Bey çok çabaladı.” dedi Şebnem.
Bars tedavi olmuştu, yani öyle mi? Benim için mi? Hayatımda ilk defa bir şey benim için yapılmıştı. Hem Ömer Ağa asla istemezdi Bars’ın tedavi olmasını, aman oğlunun adı deli çıkmasın diye. Ona rağmen Bars benim için tedavi mi olmuştu?
“Na-nasıl yani?” dedim.
“Sana arabada her şey tamamen farklı olsaydı demiştim. İşte en başından başladım. Farklı olsun diye.” dedi Bars.
“Ben size ayrıntılı tedavi süreçlerini ve tanıyı anlatayım isterseniz…” diye konuşmaya başlamıştı Şebnem ama ben hâlâ Bars’a bakıyordum.
Birbirimizin hayatını nasıl da değiştirdik ama. Bars başlarda kalbime, babama karşı beni koruduğunda girmişti. Çünkü o zaman da ilk kez biri için değerli hissettim. İlk kez Bars’ı öptüm, ilk kez onu sevdim, ilk kez biri beni sevdiğini söyledi.
Benim huzurum hiç yok ki Bars olmayınca, aylardır nefes alamıyorum. Benim evim Bars.
“Yarımşar dozla da ilaçları azalttık.” dedi doktor. Kendime gelip bana neşeyle anlatan doktora gülümsedim.
Bars ile doktor hâlâ bana bir şeyler anlatıp sohbet ediyorlardı ama sanki ben onlardan tamamen soyutlanmış, kendi duygularımı anlamaya çalışıyordum. Uzun süre sonra Bars müsaade isteyip tekrar arabaya bindik. Arabayı çalıştırmadan bana dönüp,
“Bak Verda, boşanmak istersen boşanırız elbette ama senden tek istediğim senin için neler yapacağımı görmen. Ben her şeyi bırakabilirim, tekrardan başlayabilirim. Bizim hikâyemiz böyle bitmemeli.” dedi.
Bu cümleler Bars’tan mı çıkıyordu?
Bugün atlatamadığım kaçıncı şoktu bu acaba? Bars’a inanmak istiyorum çünkü onsuz kaldığım zaman içimde çok acı bir boşluk vardı. Belki hata yapacağım ama bu yolu tekrardan yürüyebilirim.
“Sana inanıyorum.” dedim sadece. Bars’ın gözleri ışıldadı. İlk defa bu kadar içten gülümsediğine şahit oldum.
“Sadece kolay şeyler yaşamadık Bars. Eğer yine o berbat günlere döneceksek…”
“Öyle bir şey olmayacak!” dedi otoriter sesiyle.
“Nerede kalalım? Dağ evini sattım, yerine başka bir ev aldım. İstersen direkt oraya gidelim?”
Madem Bars bu kadar değiştiğini söylüyor, beni yine yanında istiyor; o hâlde ben de bazı oyunlar oynayabilirim. Iraz’ın son gördüğümde bana o terastan küçümseyici bakışı, abimin ölümü, Heja… Biraz da ben onlara gün göstermesem ne olur ki, en fazla?
“Hayır. Konağa gitmek istiyorum.” dedim.









