Kapı yumruklanarak çalıyordu. İrkilerek kalktığımda havanın daha aydınlanmadığını fark ettim. Annem de korku dolu gözlerle bana bakarken kapıya koştum.
Benden birkaç yaş büyük bir kadın kollarını birbirine bağlayıp bana baktı.
“Hadi kalk! Kahvaltı hazırlanacak!” dedi. Konuşma tarzı bir yana, hava daha aydınlanmadan ne kahvaltısı?
“Kahvaltı mı?” dedim.
Bir kapının kapanma sesi duyuldu. Nazlı hırkasını giyerken:
“Vildan, ben uyandırırdım Verda’yı. Sen geç mutfağa, biz geliriz.” dedi. Vildan gözlerini devirerek yanımızdan ayrıldı. Şaşkınlıkla Nazlı’ya bakarak:
“Saat kaç? Bu kadın kahvaltı hazırlanacak dedi.”
“Bu konakta böyle. Sabah namazı kılınır, sonra evin hanımları mutfakta kahvaltı hazırlar.” dedi tebessümle.
“Hadi Verda! Iraz anadan azar mı işitmek istiyorsun? Giy ceketini, gidelim mutfağa.” Başımı sallayıp ceketi aldım, anneme durumu açıklayıp odadan çıktım.
Mutfağa giderken aklıma dün odada gördüğüm engelli kız çocuğu geldi. O kızın kim olduğunu deli gibi merak ediyorum ama Nazlı’ya sormaya çekiniyorum. Ya “senin ne işin var” deyip bana düşman kesilirse?
“Nazlı, kaç çocuk var konakta?” diye sordum.
“Bende dört çocuk var. Sadece en küçüğü kız. Vildan, Aran’ın yani üç numaranın eşi, onda da üç çocuk var. Üçü de oğlan tabii, baya baya babası kılıklılar ama. Sait’in de eşi Simay da üçüncüye hamile, ikisi kızdı, yoldaki erkek.” dedi büyük heyecanla.
Engelli bir kızdan bahsetmedi.
Mutfağa girdiğimizde daha da şaşırdım. Herkes öyle bir çabayla mutfakta bir şeyler hazırlıyordu ki bu paniklerine anlam veremedim. Gün daha aydınlanmadı bile?
“Bakma öyle, al şunları kızart!” dedi Iraz ana.
Hamurları alıp kızartırken mutfaktaki herkes benden uzak durmaya çalışıyor gibiydi. Hastalıklıymışım gibi…
Büyük çabalar sonucu kuş sütünün eksik olduğu bir masa hazırlanmıştı. Hava aydınlanmış, saat altı olmuştu.
Evdeki bütün erkekler çalışıyordu. Aile boyu kuyumcu dükkânları başta olmak üzere birkaç dükkâna sahiplerdi. Bütün dükkânları toparlayan bir de şirketleri vardı.
Herkes masadaki yerini aldı. Kahvaltıyı hazırlarken o kadar yorulmuştum ki bir şeyler yemeye gücüm kalmamıştı.
“Sen kaç yaşındasın Verda?” dedi Ömer ağa, saatlerdir süren sessizliği bozarak.
“23.” dedim. Hamile kadının yanında oturan adam küçümseyerek bakıp:
“Heja’dan küçük.” dedi.
İster istemez anneme baktım.
“Bugün çeyizleri dizeceğiz.” dedi masanın başında oturan nene.
“Düğün tam olarak ne zaman yapılacak?” dedim. Masadaki herkes konuşmam büyük bir meseleymiş gibi bana baktı. Iraz ana bardağını bırakıp:
“Haftaya dedik ya!”
“Hangi gün?” dedim.
“Perşembe günü.” dedi Ömer ağa. Başımı aşağı yukarı salladım.
Konaktaki bütün erkekler işlerine giderken bir bahaneyle hemen odaya koştum. Telefondan annemle bana Perşembe günü için bilet aldım. 5-6 numarayı almıştım. Çocuk gibi sevinçliydim. Üç gün sonra bu şehirden ve babamdan kurtulacaktım.
Iraz ana ve adının Dare olduğunu öğrendiğim nine büyük hazırlık yapıyorlardı çeyizler için. Alt tarafı çeyizleri dizip davul çalınmasıydı ama asıl garip bulduğum, annemin de en az onlar kadar sevinmesiydi.
Davul zurna sesleri başımı şişirmişti. Arada kendimi tutamayıp engelli kızın kapısına bakıyordum. Artık akşam olmak üzereydi. İnsanlar yavaş yavaş gitmeye başlıyordu.
“Verda! Şunları mutfağa götür hele!” dedi Vildan. Tepsiyi alıp mutfağa götürürken Iraz ana’yla Bars’ı gördüm.
Kolonun arkasına saklanıp onlara dikkat kesildim.
“Ana, sen bana ne dedin? Ne dedin! Şimdi ne oldu da ters yapmaya başladın?!” dedi Bars öfkeyle. Dişlerinin arasından konuşuyor, bağırmamak için özen gösteriyordu.
“Oğlum, yapma böyle! Anan sana kurban olsun, aslanım benim. Ben sana sevdalığından vazgeç demiyorum. Bu kızı alıp da âşık mı olacaksın sanki? Sen âşığınla devam et. Bu kızla evleneceksin ama!”
Âşığın?
Âşığınla devam et, bu kızla evlen mi?
Bu nasıl bir iğrençlik?
Bars’ın sevdiği biri varsa benimle evlenme amacı ne? Iraz karısı benimle oynamaya mı çalışıyor?
Birkaç adım geri giderek mutfağın kapısını sertçe açıp sertçe kapattım. Tepsiyi fırlattım. Ne yapmaya çalışıyor bu boktan aile?
Bu nasıl bir midesizlik?
Kapı açılıp içeriye Nazlı girdi.
“Kız, bu nasıl hareket! Mutfak yıkılıyor sandık!” dedi.
Bendeki anormalliği görünce sustu.
“Hadi geçelim avluya, yemek yiyeceğiz.” dedi.
Masada herkes yerini almıştı. Hemen anneme anlatmak için annemi aradım ama göremedim.
“Annem nerede?” dedim.
“Anan evinde. Düğün günü görüşürsünüz.” dedi Iraz karısı.
Başımı aşağı yukarı sallayıp oturmak için sandalyeyi kendime çektim.
“Oraya oturama! Orası Heja’nın yeri!” dedi Aran. Masadaki herkes bana baktı.
“Oraya oturursan yemin ederim bacaklarını kırarım!” dedi Bars.
Bars benimle ilk defa konuşmuştu. İçimden geçen sandalyeyi kafasına atmaktı. Midesiz herif! Ortamdaki gerginliği tanıyordum. Babamdan dayak yiyeceğim zamanlar ortam aynen böyle olurdu.
Sandalyeye oturdum. Sanırım biraz gözüm karardı.
“Oradan kalk kızım, başını ağrıtma.” dedi Dare nene.
“Bak hele, Bars’la hiç uğraşılmaz.” deyip tebessüm etti. Bars tam karşımdaydı ve beni öldürecek gibi bakıyordu.
“Âşığın varsa neden evlenmeyi kabul ettin?!” dedim Bars’ın gözlerinin içine bakarak.
Masada müthiş bir sessizlik oldu. Hatta Bars’ın ölümcül bakışlarını hemen hemen ağır bir afallama almıştı.
“Bu kadar midesiz adam, bacısının kaçmasını mı hazmedemedi?” dedim.
Belki babamdan çok fazla dayak yemiş, yeterince susturulmuş olabilirdim. Ama o alışkanlığımdı. Bu aileyi, bu iğrenç insanları asla alışkanlığım yapıp susmayacaktım.






