Hayatım boyunca en korktuğum şey hayal kurmak oldu. Hayallerimin asla gerçekleşmeyerek beni daha çok üzmesinden çok korktum. Kendimi bildim bileli çalıştığım için kimseye de muhtaç kalmadım. Her işimi tek başıma yaptım. Yorulduğumda kimseye yaslanmadım… çünkü biliyorum, arkamda kimse yok. Varmış gibi hayal kurmak da yalandan ve üzüntüden başka bir şey değil.
Bars, hayatımda hissetmediğim bir şeyi hissettirmeye çalışıyordu.
Güven…
Herkes gitmişti. Herkesin uzun soluklu kınamalarının yanında, giderayak babamın da tehditleri günü bitirmişti.
Bütün aile avluda oturmuştu. Kimseden ses çıkmıyordu. Ömer Ağa sinirle bir bana bir Bars’a bakıyordu.
“Ulan, her şeyi geçtim; bir evladın babasına saldırması nedir?” dedi.
Ben bakışlarımı ellerimden çekmiyordum.
“Bir de herkesin içinde!”
“Bu yakında bizim de üstümüze yürür,” dedi Iraz. Dürüst olmak gerekirse işittiğim azarları bekliyordum.
“Tek gelin mi! Bizim oğlana hazırda bekliyor. Rezil ettiniz beni.”
“Beni evlendirdiğiniz kişiyi herkesin içinde babasına dövdürtsem rezil olmaz mıydık?” dedi Bars. Iraz hemen atıldı:
“Oğlumun ne suçu var? Haklı işte, Verda’nın terbiyesizliği.”
“Yeter! Oldu bitti! Hele üstünden biraz zaman geçsin, toplarız yine herkesi, bir yemek verir unutturmaya çalışırız. Daha ne rezillikler yaşandı bu konakta,” dedi Dare Nene. Son cümlesini özellikle Iraz’a bakarak söyledi. Nedense altında bir şey aradım.
Kısa bir sessizlik oldu ama Sait’in sesini düzeltip öne doğru gelmesi yeni bir sıkıntıyı beraberinde getirecek gibiydi.
“Baba, o değil de… Biz şimdi o ihaleye girecek miyiz, girmeyecek miyiz?” dedi.
Bars’la Ömer Ağa aynı anda, tezat olarak:
“Gireceğiz!”
“Girmeyeceğiz!” dediler.
Bars girmek istemiyor, Ömer Ağa ise emin bir şekilde girmek istiyordu.
“Ne demek girmeyeceğiz?”
“Baba, paranın olması her şeye gireceğin anlamına gelmez. İhaleye katılan adamlar sağlam değiller, bizi zora sokarlar. Üç senedir bir yanlış ihaleye katılmadım, asla ihale kaybetmedim,” dedi.
“Şimdi bırak da bu ihale bizim başarımız olsun,” dedi kısık sesle Aran. Bars, Aran’a kitlenmişti.
Ömer Ağa heyecanla:
“E vallahi doğrudur. Başıma bunca zamandır bir şey gelmedi, yine gelmez!”
“Benim sayemde bir şey gelmedi,” diye tekrarladı Bars.
“O ihaleye girilecek!”
Bars sinirle ayağa kalktı. Artık Bars’ın her sinirlenmesi beni panikletiyordu. Kaldı ki o akşamdan sonra yine kendine zarar verir diye korkuyordum.
“O hâlde bu işte ben yokum. Siz istediğinizi yapın!” dedi. Bana bakıp başıyla onu takip etmem için işaret verdi. Hemen ayağa kalkıp onun arkasından odaya girdim.
“Birkaç eşyanı al. Bir iki hafta başka bir yerde kalacağız,” deyip çantasına kıyafetlerini koydu.
Şaka mı, gerçek mi anlayamadım. Elbette bu benim en çok istediğim şeydi ve eğer şakaysa bunu bana söylemeden benim hazırlanmam lazımdı. Yatağın benim kısmına attığı çantayı alarak kıyafetlerimi koymaya başladım. Çocuk gibi mutluydum. Bars, hemen döneceğini söyleyip dışarı çıktı.
Heyecanla çantayı hazırlarken ceketimin cebinde duran telefona denk geldim. Gülümsemem solmuştu. Tamam ama benim birkaç güne otobüsüm vardı.
O an sanki gittiğime değil de başka bir şey için kendime gelmeye çalıştım.
Bars’a karşı…
Sanırım ona alışıyorum ya da bilmiyorum, güveniyorum…
Ama asla alışmamam gerekir.
Telefonu da çantama atıp fermuarı çektim. Bars gelmişti.
“Hadi, hazırsan çıkalım.”
O önde, ben arkada; çantalarımız ellerimizde merdivenleri indik. Avluda bizi ilk gören Iraz oldu.
“Oğlum… Oğlum, nereye?” dedi koşarak yanına geldi. Bars’ın koluna yapışmıştı. Sanki Bars bir daha asla dönmeyecekmiş gibi annesi kendini paraladı.
Dışarı çıktığımızda uzun zamandır konaktan dışarı adım atmadığımı fark ettim. Bars elimdeki çantayı alarak:
“Geç arabaya,” dedi.
Iraz arkamızdan bağırırken Beran ve Sait de Bars’la konuşmaya çalışıyordu. Bars ise çantaları bagaja koyup arabayı çalıştırdı. Aynadan gördüğüm kadarıyla Iraz kendini yerlere atıyordu.
Karanlık yolda ikimizden de ses çıkmıyordu. Bu uykumu getirse de uyumak istemedim.
“Nereye gidiyoruz?” dedim.
“Dağ evine. Biraz geç varırız. Uyuyacaksan uyu,” dedi.
Kestirip atması sinirimi bozmuştu. Ona arkamı dönerek uyumaya çalıştım. Aklımda bir savaş vardı. Planlarım benden hesap soruyordu. Az kalsın annemin yanına gideceğim için huzursuz olacaktım. Bars kötü biri; o sadece gösteriş yapıyor.
“Verda?”
Bars’ın usulca seslenmesi bile irkilmeme sebep oldu.
“Hadi geldik,” deyip kemerini çözdü.
Etrafa baktığımda küçük bahçesi olan, ahşap, tatlı bir ev vardı karşımda. Tek huysuz edici yanı, yanında hiç ev olmamasıydı. Ürkütücü şekilde karanlıktı.
Bars’ı takip etmeye başladım. Çantaları alıp kapıyı açtı. Mobilyaların üstünde çarşaflar vardı. Ev küçüktü ama o kadar güzeldi ki…
Bars çantaları hole bırakıp pencereleri açtı. Daha sonra teker teker çarşafları kaldırdı. Mobilyalar eve yakışır tarzda, klasikti. Evin atmosferine kapılmışken Bars:
“Yardım etmeyi düşünüyor musun?” dedi.
Başımı aşağı yukarı sallayıp geri kalan çarşafları kaldırmaya başladım. Bars ise süpürgeyi alıp tozları almaya başladı.
Bars’a kitlenmiştim. O kadar ustaca temizlik yapıyordu ki… Onun bu hâline gülümsedim. Başını kaldırdığı an göz göze geldik. Aptal aptal sırıtışımı göreceği için ne yapacağımı şaşırdım. Gözlerimi çekip başka işle uğraşıyormuş gibi yaptım.
“Ailede en uzun bekar kalan bendim. Her türlü temizlik, yemek gelir elimden,” deyip o da güldü.
Tekrardan gözlerine bakıp gülmeye devam ettim. Hava tamamen aydınlanıyordu. Bars’la evin bütün işini bitirmiştik.
Ev dubleksti. İlk katında mutfak ve oturma odası, bir de sadece birkaç berjerin sığdığı küçük bir oda vardı. Üst katta ise yatak odası, banyo ve yine yatak olan bir oda daha vardı.
O kadar özenli gelmişti ki bu ev… Eşyaları, konumu, yapımı; her şeyiyle muhteşemdi. Temizlik boyunca Bars’la gayet şaşırtıcı derecede konuşabildik. Temizlik bittiğinde:
“Sen uyu istersen. Ben yemeği hazırlayınca sana seslenirim,” dedim.
Bars başını salladı. O yukarı çıkarken ben mutfağa girdim.
Dolaptaki çoğu yiyecek yeni alınmış gibiydi. Son kullanma tarihlerinin bitmesine daha vardı. Bars buraya gelmeyi önceden planlayıp alışveriş mi yapmıştı? İmkânsız gibi… sanki…
Bars sürekli bu eve geliyor olmalıydı.
Yemeği hazırlarken aklımda yeni bilmeceyi çözmeye çalışıyordum. Çorbanın altını kısıp mutfağı temizledikten sonra biraz daha evi gezmek istedim.
Televizyon sehpasının çekmecelerine bakmaya başladım. Küçük, siyah bir albüm vardı. Albümü karıştırınca Bars’ın ailesiyle ve Ceren’le fotoğrafları vardı. Ceren’in saç renginin farklı olmasını baz alarak çok önce çekilen fotoğraflar olduğunu anladım. Ama albümde en çok kafamı karıştıran Bars’la Şermin’in gayet mutlu fotoğraflarıydı.
Şermin küçüktü ve tekerlekli sandalyedeydi. Bir diğer sayfada Bars’ın yanında ona benzeyen bir kız vardı. Bu kızın Heja olduğuna yemin edebilirim. Karşımda olsa bir tokat atardım Heja’ya.
Albümü yerine koyup mutfağa gittim ve masayı hazırladım. Yatak odasına çıkıp Bars’ı uyandırmaya gittim.
Kötü bir rüya görüyor olmalıydı ki kaşları çatıktı. Herkesin içinde babamı geri püskürtmesi canlandı gözümde. Kendimi öyle güçlü hissetmiştim ki… Bunu bana annem bile yapmamıştı.
Sesimi düzelterek:
“Bars?” deyip omzundan hafifçe dürttüm.
Bars irkilerek elimi yatağa bastırdı. Korku ve acıyla ufak bir çığlık kaçtı ağzımdan.
Bars beni görünce nefes verip:
“Kızım, manyak mısın? Ne sinsi sinsi geliyorsun,” dedi.
“Ne yapsaydım, bir tane yapıştırsam mıydım? Kalk hadi, sofra hazır!” deyip odadan çıkacakken:
“Aynen, bir dövmediğin kaldı.”
Yüzümü eğip kapıyı kapattım. Çok geçmeden Bars mutfağa geldi. Sessizce yemeğimizi yedik. Ben bulaşıkları hallederken hava kararmıştı.
“Verda, elektrik faturasını ödememişim. Yarın açtırırım. Gel, şu odaya; şömineyi yaktım,” diye seslendi.
Küçük odaya gittiğimde yerdeki mindere oturmuştu. Onun yanına oturup:
“Bu ev kimin? Kim kalıyordu?” dedim.
“Ev benim. Ceren kalıyordu. Bununla ilgili başka soru cevaplamayacağım,” deyip ayağa kalktı.
Sanırım onu yine sinirlendirdim. O giderken ben ateşi izliyordum. Kısa sürede Bars gelip tam karşıma oturdu.
Ben şömineye doğru oturmuşken Bars elindeki içki şişesiyle şömineye arkasını dönmüştü. Geri geldiğini görünce ister istemez mutlu olmuştum.
“Baban seni çok mu döverdi?” dedi.
Hem bu soruya hem de Bars’ın benimle ilgili bir soru sormasına şaşırdım.
“Senden biraz daha fazla döverdi işte,” dedim kinayeyle.
Bars başını sallayıp sustu.
“Hep gördüklerimizi yapıyoruz, değil mi? Anlık sinirle sana kalıcı acı verdim,” dedi.
Bu bir pişmanlık mıydı? Yine de net bir özür duymak isterdim. Gerçi Bars’a göre bu cümleler mucizeydi.
Sessizlik o kadar çöktü ki Bars’ın sorusunu gerçekten cevaplamak istedim. Gözlerimi ateşten çekmeden:
“Çok. Geç kalırdım, döverdi. Haksızlığa ses çıkarırdım, döverdi. Küçükken yere düştüğümde bile dikkatsiz diye döverdi.”
“O… O düğün günü…”
“Evlenmek istemediğim için sıcak sobanın demiriyle dövdü.”
“Baran peki?”
Baran’ın adını duymamla gözlerimi devirdim.
“Baran beni dövmezdi. Belki benim gibi bir kardeşi olduğunu bile unutmuştur,” dedim.
Sessizlik oldu. Bars arada şişeyi kafasına dikiyordu. Hazır soru-cevapla gidiyorken:
“Sana tekrar Şermin’i sorsam?” dedim, tedbirli şekilde.
Bars sırıttı. Sanırım sarhoş olmaya başladı.
“Şermin babamın kızı. Doğduğundan beri engelli.”
Şaşırarak ona baktım.
“Ömer Ağa’nın k-kızı mı? Yani senin üvey kardeşin?”
Bars sadece başını aşağı yukarı salladı.
Tam başka soru soracakken:
“Verda, karıştırma Şermin’i. O kızı rahat bırak. Sana ondan fayda gelmez,” dedi.
Biraz bozulmuştum. Hiçbir şey demeden yine ateşe baktım.
“Benden ne saklıyorsun?” dedi.
Kaşlarım çatıldı. Neden böyle bir soru sormuştu ki?
“Nasıl?”
“Benden bir şey sakladığın belli. Sana bunu ilk günde söyledim: Benden bir şey saklama.”
Bars’tan gerçek anlamda sakladığım tek şey annemin yaşamasıydı. Bu onu ilgilendirir miydi? E tabii, yakın zamanda annemin yanına kaçacağım için belki…
“Bir şey sakladığım yok,” dedim kendimden emin bir sesle.
Bars yine başını salladı. Bir iki yudumdan sonra:
“Benden bir şey saklama ki sana yardımcı olayım. Tıpkı senin bana yardımın gibi.”
“Ben sana yardım mı ettim?”
“Şu yaşıma kadar kriz geçirdiğimde herkes benden uzaklaşır, beni tek bırakır ki kendi kendime sakinleşeyim.”
Bars’ın gözlerine baktım. Yorgundu. Sanırım o da çok yalnızdı; her şeyi kendi yapanlardandı. Benim gibi…
Şişeyi bırakıp parmak ucuyla çenemi kaldırdı.
“Sendeki saflığa ihtiyacım var,” deyip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Fısıltıyla:
“Ya da sana…” deyip dudaklarını dudaklarıma sürttü, öpmeye başladı.
Nefessiz ve şaşkın kaldım. Bars gözlerini kapatmış, beni öpüyordu. O kadar narin öpüyordu ki sanki kırılacakmışım gibi korkuyordu.
Ne yapacağımı bilemedim. Gittikçe nefessiz kalırken Bars son kez dudağıma bir buse kondurup geri çekildi.
Gözlerime baktı.
Daha sonra biraz geri çekilip başını dizime koydu.








