Ambulansın alıp götürdüğü Taylor Russell'in arkasından bakıyorduk. Bizi tanımaması lazımdı.
Chris benim aksime kafasını kullanarak ölüp ölmediğini kontrol etmişti.
Şanslı liderimiz yaşıyordu maalesef.
Hala bu görev için mecburdum. İçimdeki canavar bile gitmememi istiyordu.
Fakat zaten yaptığım şeylerin acısını Neva, zevkini ise canavar çıkarıyordu.
Bu yüzden içimdeki canavarı zevklendirmek için görevi kabul edecektim.
Şu anda lider yokken gidersem, bana yapacakları şeyleri düşünmek istemiyordum.
Aslında başa çıkabilirim fakat yine dayanıklılığımla her yerde olduğu gibi dikkat çekerdim ve bizim istediğimiz şey de buydu, dikkat çekmek.
Chris hastanenin bilgilerini sızmıştı ve geçtiğimiz saatlerde Taylor Russell'in ameliyattan çıktığını öğrenmiştik.
Eğer bugün gidersem kupa için birleşmiş olan grupta istediğim dikkati çekecek ve marifetlerimi göstererek Taylor Russell'in yerini sarsacaktım.
Ölümden dönen liderimiz ise yerini almaya çalışacak ve bana daha çok yaklaşarak tanıyacaktı, tanıyacaktım, tanışacaktık.
Yerini almak gibi bir niyetim yoktu.
Yerini sarsmak, bugüne kadar hiç kimsenin yapmaya tenezzül bile etmediği bir şeydi.
Bu da benim işime geliyordu. Asıl istediğim kişinin dikkatini bu yolla çekecek ve kendime yanaştıracaktım.
Hiçbir erkek güzel bir kadının cazibesine, cilvesine veya ona sahip olma isteğine karşı koyamazdı, işte benim de sevgili liderimizi vuracağım nokta burasıydı.
Kalbini elime alıp yerlere fırlatacak ve onu sürükleyerek ezecektim.
Ne de olsa Siren, merhametsizliği ve vicdansızlığı ile tanınırdı.
Neden bu özelliği Taylor Russell'de kullanmayayım ki?
Aynada kendimle göz göze geldim ve kendime makyaj yapan elim duraksadı.
Neyim vardı bugün benim böyle?
Düşüncelerim susmuş, kulaklarım sadece kalbimin sızlamasını duymak istiyordu.
Her şeyi boş verip kendimi inceledim. Gerçekten de üzerimde bir boş vermişlik vardı.
Üzerimde fiziğimi ortaya çıkartacak güzellikte mini etekli elbise vardı. Altımda olan çorabın, pantolon olduğunu anlayabilecek yoktu.
Zaten amacımda kimsenin anlamamasıydı.
Muazzam görünen makyajımla da bir süre bakışıp elbisemin içerisine giydiğim, fiziğimi dahi bozmayan yeleği kontrol edip kendimi dışarıya fırlattım.
"Sence de yatılı kalacağın okul için fazla süslü olmamış mısın?"
Beni okulda yatılı kalacağımı zanneden annem duvara yaslanmış tek kaşını kaldırıp sorgularcasına bakıyordu.
"Acaba arkadaşlarımla ve okulumla İlk günüm olduğu için olabilir mi anne?"
Haklı olmamın verdiği payla ile birlikte gözlerimi devirmiştim ve bu da annemin terliğini kafamda hissetmeme sebep olmuştu.
Katiller de anne terliği yerdi.
"Anneye göz devrilmez Neva hanım!"
Yeniden gözlerimi devirmemek için kendimi çok zor tutsam da başarılı olmuştum.
Ailem ile vedalaşıp kafenin önünde beni bekleyen Chris'in yanına gittim.
"Matmazel..."
Beni görmesiyle ellerimi tutup bir asil gibi öpmesi çok hızlı olmuştu.
"Prensim..."
Küçük oyununa verdiğim karşılık ile ilgiler bize dönmüştü. Gerçek bir prens ve prenses gibi duruyorduk.
Bunun beni rahatsız etmemesini daha sonra düşünebilirdim.
Ellerimizi bırakmadan arabaya binmemiz ise ayrı bir muammaydı.
Anahtarı deliğe yerleştirip gazı köklediğinde ise kendimi sadece bu anın hazzına ve nefesi kesiciliğine bırakmıştım.
Üstü açık arabadan atlayıp bir kuş gibi uçmak istiyordum.
Katiller de kuş olup uçmak isterdi.
"Fikrimi değiştirdim!"
Bakışlarımı sesini duyurmak için bağırmak zorunda kalan Chris'e çevirdim. Benim de sesimi duyurmak için bağırmam gerekmişti.
"Ne konuda?"
"Grubun adamlarından biri olarak yanında olmaya çalışacağım."
Aslında Chris'in bu tavrı beni şaşırtmıştı. Normalde sadece işleyeceğim cinayetleri bana ayarlar, kendisini ateşe atmazdı.
Buradaki ateş bendim ve cinayet işlerken aslında ruhen orayı fethediyordum.
Fakat şu anda Chris'in benimle gelmesi, ateşin ben değil, karşımızdaki insanlar veya insan olduğunu gösteriyordu.
İçimden bir ses, her şeye rağmen ateşi benim yakacağımı fakat içinde en kavrulanında yine benim olacağımı söylüyordu.
Bugüne kadar o sesi hiç dinlememiştim, şu an içimdeki ses ona sadece bu seferlik inanmamı, geriye dönmemi istiyordu.
Ben hiçbir zaman söz dinleyen taraf olmamıştım, söz dinleten taraf olmuştum fakat bu sefer farklıydı; hem de her şey.
Kartlar yeniden dağıtılıyor, piyon ve vezir şahını korumak için yerini alıyordu.
Bu oyunda hile yapmadan kazanmak aç bir aslanın önünde ona üstünlük taslamak gibiydi.
Hile için ise kartları benim dağıtmam gerekirdi.
Onlara istediklerini verecektim.
Ben bir katildim ve uzun bir süre cinayet işlemeyecektim.
Akıllı olduğunu sanan polisler benim onlara karşı yenildiğimi zannedip evlerinde kadeh tokuştururken; gerçek akıllı polisler ise bu sessizliğimin, fırtına öncesi sessizliğim olduğunu anlayarak benden daha büyük bir darbe bekleyeceklerdi.
"Nasıl istersen."
Dakikalar süren sessizliğimi bölen iki kelime olmuştu. Eğer daha fazla susarsan Chris'in bir şeylerden şüpheleneceği kesindi.
"Fark edilmek istiyorsun fakat Siren olarak değil, Neva olarak. Kafana çok takma, doğru yoldasın."
Bir hışımla Chris'e döndüm fakat o yola bakmakla meşguldü. Doğruları söylüyordu, fakat benim kişisel sorunlarım hiç kimseyi alakadar etmediği gibi onu da alakadar etmezdi.
Ayrıca benim fark edilmeye ihtiyacım yoktu, zaten ediliyordum!
"Hadi canım ya! Şimdiden nasihat vermeye mi başladın? Sana çok ciddi bir şey söyleyeyim mi, doğrular kimin umurunda? Bir tane yanlış yap, bak hemen nasıl fark ediliyorsun!"
"Fark edilmeye çalıştığın doğru yani? Deneyimlemiş gibi konuşuyorsun da."
Chris'e ağzım açık halde bakıyordum. Arabada rahat bir pozisyonda sürüyor ve beyefendi beni hiç ciddiye almıyordu.
"Peki sana bir şey soracağım Neva,"
Birden ciddi bir hale bürünce ben de oturduğum araba koltuğunda diklendim ve gerilmemi engellemeye çalıştım.
"Doğru yolda olduğuna nereden emin olabiliyorsun?"
İşte bu sefer cevabım basitti.
Ben, bana tecavüz etmeye çalışan bir adamı öldürdüm diye adalet suçlusun dedi.
İnsanlar ise, bir kağıt parçasının üzerine yazılmış 'YASALAR' başlığında olan kurallara boyun eğiyordu.
Ben o tür insanlardan biri değildim. Hiçbir şekilde kimseye boyun eğemezdim.
Ben ülkeden bir tecavüzcüyü ortadan kaldırdım diye suçlu dendim fakat kahramanlık görevi gördüm.
Öyle iğrenç insanlardan birkaç tane yoktu, yüzlercesi vardı.
Beni en çok üzeni ise kadınların da bile isteye onlara ortak olmasıydı.
Yavaşça Chris'e döndüm ve içimdeki yangınları dışa vurmadan özetledim.
"Ne zaman ki iyiliğim, kötülük olarak algılandı, anladım ki ben doğru yoldayım."
Chris, anladığını söyler gibi kafasını salladı. Çok güzel bir cümle kurmuştum fakat Chris sadece başını sallamıştı.
Onu öldürmemek için kendimi zor tutarken birden durduk.
Ben etrafa bakınca ise bir benzincide olduğumuzu anladım.
"Beni bekle burada."
"Ben kaçmayı planlıyordum da neyse, bir dahaki sefere artık."
Kendi kendime mırıldanmamı elbette duymuştu fakat bir tepki göstermemişti. Benzinin parasını ödedikten sonra markete girmiş ve gözden kaybolmuştu.
Eğer bana çikolatalı bisküvi almazsa selasını okurdum artık.
Chris markete girdikten sonra ben de arabadan çıkmıştım.
Sigaramı çakmakla yakıp bütün gün içmememin cezasını bundan çekiyordum.
Benzincide herhangi bir olay çıkmaması için yan taraftaki bahçeli evin demirlerinin önünde durdum.
Benzinciyi düşündüğüm için değil, arabam içeride olduğu için olay çıkmasın istiyordum.
Şu anda kupa meselesi yüzünden başım ağrıyacak gibi duruyordu, bu yüzden fazladan aksiyona gerek yoktu.
Beynimi görevime odaklayacaktım fakat arkamda bana beni yiyecekmiş gibi bakan adama karşılık çok zordu.
"Hayırdır birader, bir sorun mu var?"
Mükemmel bir kadınsı giriş yapmıştım!
Sıkılmıştım zaten, Chris'de çıkmak bilmiyordu. Chris benim dertlerimi açan elemandı ve bu sefer o yoktu.
İşte navigasyona da gerek duymuyordum. Ben her zaman kendi belamı bulurdum zaten.
Adam öncelikle bu kibar(?) çıkışımdan dolayı şaşırdı, ardından yüzüne yavşakça bir sırıtış ekledi.
Benim yaslandığım demirin önüne gelince kollarını çaktırmadan açık omuzlarıma sürtüyordu.
Bu durumu fark edip hemen tellerin arkasında duran adama sert bir yumruk attım.
Adamın burnundan gelen kırılma sesleri benim, az da olsa yanan ateşimi söndürüyordu.
Başı geriye düşen adam burnunu tutarak diklenmeye çalıştı fakat başarısız oldu.
Sonra kendisini bu hale getirenin bir kadın olduğunu hemen fark edip kolayca diklendi, daha doğrusu diklendiğini zannetti.
Ben deliler gibi gülmeye başlayınca adam şaşkınca beni izliyordu.
"Benim yıkılışım bile senin dik duruşundan daha dik."
Kahkahalarım arasında konuştuktan sonra adam daha da diklendi ve sinirlendiğini o zaman fark ettim.
"Orospunun tövbesi yarağı görene kadarmış, sana bakınca anladım."
O herif bana orospumu dedi, ben mi yanlış anladım?
Beni sinirlendirmese iyi olurdu çünkü, onun canını almamak için kendimi zaten zor tutuyordum.
Bence bu sapık dünyaya bile fazla.
Neyse ki kendimi ezdirecek bir dilim falan yoktu. Soğukkanlı bir şekilde gülüşümü bitirdim ve adama yaklaştım.
"Kaşarla mutlu olabilen tek canlı fare değilmiş, ben de sana bakınca anladım."
"Kaşar olduğunu kabul ediyorsun yani?"
"Kaşarla mutlu olabileceğini düşündüğünü kabul ediyorsun yani?"
Adamın yüzüne yerleşen kaybetmişlik ifadesi beni kendime getirmişti.
Arkadan yaklaşan Chris'in adım sesleriyle ona döndüm.
Gözleri bir bana bir de yanımdaki sapık adam da gidip geliyordu. Sonunda bakışları bende durunca derin bir nefes aldım.
"Sana, beni burada bekle demiştim."
Yanımda bana üstünlük taslamasını aslında umursamazdım fakat bizi izleyen sapık adama ezilecek bir kadın olmadığımı kanıtlamam lazımdı.
Neden kanıtlamak istediğimi ben de bilmiyordum.
"Ben de sana kaçmakla ilgili planlarım olduğunu söylemiştim!"
"Ardından, artık bir dahaki sefere diye de eklemiştin!"
Derin bir of çekip arkamızda kalan sapık adama döndüm ve tatlı bir şekilde gülümsedim.
"Adımı avucuna yaz, hatırladıkça yalarsın."
Chris'in elini tutup arabaya doğru yürürken hala arkamdan bağırmasına ihtimal veremiyordum.
"Yanında numaran da olacaksa neden olmasın?"
Sapık adam...
"Onca sözden sonra yüzün kızarıp, yerin dibine girmiyorsun ya yerin dibi sana girsin. Ne diyeyim daha sapık adam?"
Sapık adam kısmını vurgulayarak söylemiştim.
Chris'i de ve peşimde sürüklerken, o sapık adam tek bir kelime daha ederse nasıl kafasına sıkacağımı geçiriyordum içimden.
Oturarak mı yoksa, önümde diz çöktürüp maceracı bir şekilde mi?"
Kendi düşüncelerime gülerken gözüm Chris'e kaydı.Galiba biraz sinirliydi.
"2 dakika yerinde duramıyorsun Neva! Ayrıca o adama sadece laf soktuğunu da unutmadım. Normalde derisini yüzerdin sen."
Sinirliydi, çok sinirliydi fakat haklıydı da.
Ben neden o adamı bırakmıştım?
Normalde böyle insanlar elimden kaçamazdı fakat o adamın bakışlarında bir şeyler vardı.
Beni tanıyor ve tanımak istiyordu fakat kötü anlamda değil.
"İnan bunu ben de bilmiyorum."
"Kendini üzme, değmez."
"Kimse için kendimi üzmem, herkes kurban olsun bana."
Hem neden üzülecekmişim ki!
Arabaya bindiğimizde önceki halimden eser kalmamıştı. Üzerimde garip bir durgunluk vardı fakat Chris sağ olsun hepsi uçup gitti.
Yanımda bağırarak en sevdiğim şarkıyı söyleyen adama gülümseyerek ortak oldum.
Bağıra bağıra gökyüzünü bile delecek bir sesle, boğazım yırtılarak şarkı söyledim.
"EVERBODY TRYNA FİGURE OUT
YOUR RECİPE
I'M JUST TRYNA GET A PİECE
BABY
I KNOW THAT YOU WANNA GET
CRAZY, CRAZY
SHAWTY TAKE İT SLOW THEN
CHETİ, CHETİ!"
🌙
Chris ile yollarımızı ayıralı 5 dakika falan olmuştu fakat onu şimdiden özlemiştim.
Bana buraya Luke Miles ismi ile geleceğini söylemişti.
Galiba Neva ve Chris destanı'na güncelleme gelmişti ve yeni adı artık Veral ve Luka destanıydı.
Duyduklarıma göre sayın lider bugün hastaneden çıkacaktı.
Sanki bizi görmek istiyor gibi büyük bir kaza geçirip, sıyrıklarla atlatmıştı.
Bu benim içime bir korku tohumu ekse de, bu tohumu sulamamış çürütmüştüm.
Benim gibi bir seri katil, sen gel ajandan kork!
Zaten kazayı 15-20 saat önce atlatmıştı tahminen.
Bugün taburcu olması bekleniyordu.
4 katlı bir otelin önünde durdum ve elimde Chris'in sahte el yazısı ile yazdığı adrese baktım.
Eğer bu oteldelerse, bilgilerine sızıp kupayı önceden alırdım fakat onlara götürürdüm.
Ben grup insanı değildim, tek başıma çıkmıştım bu yola ve tek başıma dönecektim.
Chris bir istisnaydı tabii ki.
Elimdeki kodu girişteki kapının üzerinde olan görünmez tuşlara bastığımda otomatik kapı karardı ve yukarıya doğru açıldı.
İçeriye baktığımda ise 6 kişinin oturmuş kapıda duran bana baktıklarını fark ettim ve içeriye attığım ilk adımda burnumu hedef alan bıçağı hiç zorlanmadan tuttum ve duvardaki fotoğraflardan birine fırlattım.
Bıçak deldiği yerden bütün çerçeveyi kırıp fotoğrafın görünmesini engellerken yüzüme kondurduğum sahte tebessümle beni şaşkınca izleyen insanlara doğru döndüm.
Soğukkanlı olma Neva...
Arkadaş canlısı gibi davran Neva...
Onlara laf sokmak yok Neva...
Onların kafalarını dart tahtası gibi kullanmak olan düşüncelerinden vazgeç Neva...
Sadece gülümse Neva, sadece gülümse.
"Benim canıma kastettiğiniz olayını sonra konuşuruz, tanışalım mı?"
Büyük bir heyecanla sarf ettiğim sözlere neredeyse ben de inanacaktım.
"Taylor'u beklemeliyiz."
Aralarından kızıl saçlı bir erkek konuşunca bakışlarımı ona çevirdim fakat korktuğunu saklamadan bakışlarını çekti.
Yenilmezler bu muydu yani?
Onlara yenilmezler lakabını takarken çok eğlenmiştim fakat bu isim onlara layık değildi.
Özellikle bakışlarımdan bile korkan şu tropikal mandalinaya benzeyen kızıl saçlı çocuk olduğu sürece.
"Bir şeyleri özgürce yapmak varken, liderinize mi tapıyorsunuz?"
Evet, mükemmel bir giriş yapmıştım!
Arkada mini etekli ve varla yok arasında giydiği cropun ön düğmelerini ilikleyen bir kız konuşmuştu.
Gülerek söylediği şeyle laf soktuğunu sanmıştı.
"Salak ya."
"Ben de Veral, memnun oldum."
Kızın küçümseyen bakışları benim ezici tavrımın altında kalmıştı.
Birden ayağa kalkıp bana yürüdüğünde tokat atmak için kaldırdığı elini tutup arkasında sıkıştırdım ve kadını ters çevirip kulağına fısıldadım.
"Bir daha bana laf sokmadan önce iki kere düşün çünkü, üçüncüsünde hayatta olamayabilirsin. Gerçi seninki laf sokmaya girmez de, tedbir tedbirdir."
Sonuçta böyle bir grupta olmak her yiğidin harcı değildi. Buraya geldiyse illa bir marifeti vardır.
Fakat şu tropikal mandalinadan hala emin değildim.
Kızı resmen bir eşyaymış gibi atınca aralarından bir çocuk beni göstererek gülüyordu.
"Ben bu kızı sevdim arkadaşlar."
"Seni sevmediğin biri var mı ki Felix?"
Bu sefer konuşan kız kahverengi saçları, kahverengi gözleri ve çilleri olan en tatlı ve belki de en insana benzeyen kişiydi.
Bana yaklaştı ve ellerini uzattı.
"Ben Miyase, Miyase Roger. Tanıştığıma memnun oldum Veral."
Kızın neşesi beni kendime getirmişti ve istemeden de olsa sahte tebessümü mü, gerçeğe dönüştürmüştü.
Adının Miyase olduğunu öğrendiğim kıza cevap vereceğim sırada arkadaki el beni çekti ve oturanların yanına götürdü.
Galiba lider ve özgürlük konulu cümlem onlarda bir şeyleri uyandırmıştı.
Beni boş olan bir koltuğa yerleştirdiğinde, üzerimden çekilen elleri hissettim ve daha rahat bir pozisyona geçip oteli incelemeye başladım.
Açık yeşilin sahip olduğu otel duvarlarının araları beyaz renkle kapatılmıştı.
Her duvarın köşelerinden geçen siyah çizgiler göz kamaştırıyordu.
Burası bir evin mutfağı gibiydi ve ben bu çakma mutfağa bayılmıştım.
Kapıdan gelince sizi bir görevli karşılıyor, duvarların bitişinde duran iki ayrı koridordan geçiyordunuz.
Sadece koridorlara bile hayran kalmıştım.
Daha ilerisini görmemiştim zaten ve gördüğüm kadarına da zaten içimi vermiştim.
Kim bilir ilerisi nasıldı?
Koridorlarda duvarlar renk değiştiriyordu, muazzam bir renk geçişine ilk defa tanıklık eden beynim ve gözlerim şu anda bana bakan altı çift gözü tanımak istiyordu.
Bu yüzden fazla uzatmadan önüme döndüm ve bakışlarımı onlara kilitledim.
Saçlarını beyaza boyatan ve aralarındaki en yakışıklı çocuk kendilerini tanıtmaya başladı.
Tanıtmaya başlamadan önceki Miyase'ye olan bakışları hiç hoşuma gitmemişti.
"Kendini liderimiz gelince tanıtırsın,"
Onu kafamı sallayarak onayladığımda konuşmaya devam etti.
"Ben Felix Gavin. Şurada gördüğün kız,"
Parmağı ile Miyase'nin yanında oturan, az önce bana laf soktuğunu zannedip de lafın kralını yiyen kızı gösterdi.
"Olivia Alfie. İnsanları küçümsemeyi seviyor fakat sana alıştıkça bir insanın nasıl güzel arkadaşlık kurabileceğini görürsün. Şurada oturan çocuk,"
Eliyle sert yüz hatlarına sahip fakat uzun kirpiklerin yardımıyla tatlı bir bakışa sahip olan erkeği gösterdi.
"Demir Nigel. Kendisi Olivia ile sevgili ve aramızdaki tek Türk. Ona kendini sevdirirsen bir abi kazanırsın fakat nefret ettirme, düşmanlığını istemezsin. Şuradaki çocuk,"
Eliyle Olivia'nın çaprazında oturan tropikal mandalinayı gösterdi.
"Onun ismi Drew Myron. En güçsüzümüz o fakat en güçlümüzde. Bir insanı sadece tek bir hamlede öldürebildiğini biliyor muydun?"
Bence bunu ben de yapardım, galiba. Hem biliyor muydun nasıl bir soru ya?
Vahiy düşmeyecekse nereden bilebilirdim?!
"Şuradaki kız,"
Eliyle aralarında en uzakta kendi kendine sinmiş Demir'i kesen kızı gösterdi.
"Adı Chloe William. O en sessizimizdir. Konuşursa herkesi yakar bu yüzden fazla heveslenme. Evet biz bu kadarız tabii liderimiz ve onun en yakın arkadaşı var fakat..."
Kapının açılması ile bütün ilgiler oraya döndü ve kapıdan içeriye lider bozuntusu Taylor Russell girdi.
"İşte onlar da geldi. Bu liderimiz Taylor Russell, arkasından gelen en yakın arkadaşı ise Otis Perry."
Bana yaklaşıp kulağıma fısıldadı.
"Canını seviyorsan onlara musallat olma ve laf sokma."
Dediklerine karşılık kaşlarımı çattım ve liderin arkasından gelen Otis Perry'e baktım. Kendisi içeriye girince ise bedenimi bir şok dalgası sardı.
"Sapık adam?"