Rüzgar uğultuları, kulağımdaki kulaklığımın üzerinden bile duyuluyordu.
Kulaklığımdan yükselen şarkıya eşlik ederken önümde, acıdan diz çökmüş yaşlı adama bakıyordum.
Elimdeki baltayla saçlarını tararken arada bir kafasının etine batırıyor, acı çığlıkları ile içimdeki kana aç canavarı besliyordum.
Baltayı, adamı öldürmeyecek şekilde fakat keşke ölseydim dedirtecek kadar saplıyordum.
"Lütfen bırak beni!"
"Kızını öldürürken o da bağırmıştır 'lütfen bırak diye' ama sen durdun mu?"
Baltayı daha çok kafasına batırdığımda yükselen inlemelerin bana zevk vermesi normal değildi, hoş zaten ben de normal değildim.
Evde beni bekleyen annem ve babamın olması hiçbir şey değiştirmiyordu.
Fakat onların beni sevmesi her şeyi değiştiriyordu.
Elimdeki baltayı köşeye fırlatıp ayağa kalktım ve diğer makinemi aldım.
Bu makine canını daha fazla acıtacak şekilde gözlerini çıkaracaktı.
Elime aldığım makineye bir göz gezdirdim, sanki bir şey eksikti ama ne?
Bunları düşünmeden aldığım makineyi adama yaklaştırdım ve gözlerine yerleştirdim.
Adam ne yapacağımı anlamıştı bu yüzden ekstra ve boşuna bir çabayla çırpınıyordu.
Kahve tonunun en muazzam rengine sahip saçlarımı omzumun üstünden arkaya atıp adama baktım.
Nefes nefeseydi ve sürekli küfür ediyordu. Az önce baltayla kestiğim sakalları çirkin gözüküyordu.
Dış görünüşe önem veren bir insandım ve bu adamın görünüşü hiç hoşuma gitmiyordu.
Yaklaştığımı hisseden daha doğrusu topuklu ayakkabımın sesinden ona yaklaştığımı anlayan adam, yardım dilenmeye ve bağırmaya başladı.
Fakat kimse ona ormanın bu denli derinliğinde işkence ettiğimi anlayamazdı.
Makineye yaklaştığımda tepinmeye başladı, tekme atmaya da öyle.
Çalıştırdığım makineden gelen sesi diğer insanlar duysa bana deli derlerdi, yaptıklarımı görseler ise ruh hastası...
Adamın çırpınışları durunca öleceğini anladım ve makineye uzaklaştırdım.
Makineyi yüzünden çekince gördüm, olmayan gözlerini.
Adam kan kaybından bilincini kaybederken onu ormanın daha da derinliklerini indirdim.
Bileğine mıknatıslı bilekliği bağlayıp ayağa kalktım ve gitmeye yeltendim.
"Kimsin sen?"
Bana sorduğu soruyla yerimde kaldım ve adama doğru döndüm.
Ölümünün kimin elinden olduğunu bilmek istiyordu ve bence haklıydı.
"Bileğindeki bileklikteki yazıyı okursan görürsün. Pardon, senin gözlerin yoktu değil mi?"
Ben orada sahte kahkahalarla gülerken adam gayet ciddi bir şekilde gülüşümü bitirmemi bekliyordu.
Gülmem bittiğinde adamın ciddi oluşu canımı sıkmıştı.
"Hangi yüzümü öğrenmek istiyorsun?"
"Beni böyle vicdansızca katleden yüzünü."
Evet vicdansızdım ve ben bunu seviyordum.
Adama yaklaştım ve silahımı şakaklarına dayadım.
"O halde tanışalım, ben Neva. Ama sen ve diğer insanlar beni Siren olarak tanıyorsunuz."
Sonra bir silah patlama sesi ve şehirden yükselen bir siren sesi.
🌙
Arabada giderken, müzik bütün kasvetli havamı çekip almıştı benden. Gerçi havam kasvetli değil aksine mayhoştu.
İnsanları işkencelerle katleden bir seri katil olmaktan gurur duyuyordum.
Bana hasta denebilirdi, çünkü öyleydim.
Kana susuz ve vahşet görmeye aç bir hastaydım ben, deli olmak da hoşuma gidiyordu.
Ben gerçek dünyayı ancak delilerin gördüğüne inanırım.
Kendini akıllı zanneden insanlar her akşam pamuklu ve rahat yataklarını uçtukları ile ilgili saçma rüyalar görürken gerçek akıllılar yani deliler, bu dünyayı nasıl düzene koyabilirim diye uğraşıyorlardı.
Kısacası kendini akıllı olduğuna inandırmış insanlar hayatın pembe yüzünü görüyor, deli olduğunu gerçekten hissederler ise dünyanın aldatmacasına kanmadan hayatın siyah yüzüne tanıklık ediyordu.
Ben bu dünyanın pembe yüzünü görüp, siyah tarafına tanıklık edenlerdendim.
Son model arabamla evimin önüne gelince birkaç saniye bekledim.
Ardından rahat olmak için çıkardığım stiletto topukluları geçirdim ayağıma.
Ailem beni arkadaşlarım ile partide sanıyordu fakat parti çoktan bitmiş, yenisi başlamıştı.
Cebimden anahtarı çıkartıp deliğe yerleştirdim ve açtım kapıyı, herkes uyumuştu galiba.
Fazla ses çıkartmamaya özen göstererek yukarıya, odama çıktım.
Kapımı yavaşça kapatıp yatağıma doğru döndüm.
Gözlerim yatağın üzerine yatan kişiyi görünce, içimi aniden kaplayan çığlık atma isteğimi zorla bastırdım. Fakat fal taşı gibi açılan gözlerimi engelleyemedim.
"Senin ne işin var burada!"
"En yakın arkadaşımı görmeye gelemez miyim Neva?"
Şaşkınlık rolünü iyi yapıyordu fakat onun rolünü ve gerçek yüzünü ancak ben biliyordum.
"Hadi ama Chris! En yakın arkadaşım olmadığını herkes biliyor."
"Ama ailem bilmiyor."
Bu sefer haklıydı ve diyecek lafım yoktu.
Ben onun rol yapıp yapmadığını nasıl anlayabiliyorsam o da benim yalan söyleyip söylemediğimi anlıyordu.
Bu özellikler ise yalnızca gerçek arkadaşlar da vardı.
Chris benim gerçek, yakın ve en önemlisi tek arkadaşımdı.
Ayrıca işleyeceğim cinayetleri kendisi dizayn ediyordu.
Fakat bu saatte burada olması, gerçekten önemli bir olay olduğunun kanıtıydı.
Bakışlarımdan düşüncelerimi anlayan Chris, bana önemli dermiş gibi kafa sallamakla yetindi.
"Ne işin var burada?"
Yana kayıp bana da yer açtı ve ellerini boş alanın üzerine birkaç kez çırparak yanına gelmemi işaret etti.
Pek söz dinleyen biri değilimdir fakat konu ciddi gibi duruyordu, bu yüzden bedenim beynimdeki merakıma yenik düştüğü için Chris'in yanına yanaştım.
Oturduğumda kucağındaki bilgisayarda yaptığı şeylere gözüm takıldı.
Ne ile uğraştığı hakkında en ufak fikrim bile yokken, bastığı tek tuş ile beraber açılan beyaz ekran gözlerimi kamaştırdı.
"Chris, her şey yolunda mı?"
Bana kısa bir bakış attıktan sonra tekrar döndü bilgisayarına ve birkaç işlem sonrasında açılan ekranda görünen yüzün, daha önce karşıma çıkmadığına emindim.
Oflayarak geriye yaslandım ve elime ateşimi ölçermiş gibi alnıma yaslayıp bekledim.
"Gerçekten, yarın yanına uğrayacaktım zaten!
Şu anda burada, ailem evdeyken gecenin bir yarısı gelip iş mi söyleyeceksin?"
Onu anlamaz gibi bakarken kafamda oturmamış taşlar vardı ve o taşları oturtacak kişi karşımda duruyor ve aynı zamanda bana bakıyordu.
"Sence gece yarısı senin insan avlama işin için mükemmel kadınlarla olan öpüşme rüyalarımı bölüp gelir miydim?"
Bu konuda haklıydı.
İşimi seviyordu, yardım etmeyi de öyle.
Fakat benim işim kadar sevdiği bir şey varsa o da kadınlardı.
Benimle yatmamış olabilirdi, bunu tek sebebi ise gerçekten dost olmamızdı.
"Biliyorum canım, bölmezsin."
Kafasını bana çevirip çarpık bir gülüşle haklı olduğunu haykırır gibi bakıyordu.
Fakat onun bu cesaretini kaynağı olarak cesaretini söndürebilecek tek kişi de bendim.
"Peki ya burada olmanın asıl sebebi ne?"
Bana boş boş bakınca sabır dilenircesine yukarıya baktım.
"Beni görmeye gelmedin-"
"Hadi canım! Sen ne kadar da zekisin."
Gülerek hatta kahkaha atarak söylediği sözler yüzünden çıldırmama az kalmıştı.
Kendini toparladı ve az önceki ciddiyetine geri döndü benim alev saçan gözlerimle karşılaşınca.
"Taylor Russell,"
Bilgisayardan açtığı kişiyi tanıtmaya başladığında tüm dikkatimi oraya verdim ve sözlerine odaklandım.
"Çok ünlü bir ajan fakat herkes onun ismini gizemli kişi diye anıyor.
Çünkü devlet için çalışan FBI ajanı olmakla birlikte devlet için ayaklanma çıkartan ajanlardan tut, devlet adamlarını gizlice öldüren insan birliklerine kadar uzanıyor kendisi.
Bunu bilen insan sayısı Bir elin parmağını geçmez.
Nereden öğrendiğini bilmiyorum fakat seni de tanıyor."
Tüm beynimi oraya toplamıştım ta ki son cümlesine kadar.
Benim kimliğimi bilmesi gerçekten zora sokuyordu.
Taylor Russell'in daha kaç farklı yüzü vardı acaba?
Devam etmesi için Chris'e baktım.
"Seni tanıyor derken kastettiğim isminin Neva Syran olduğunu aynı zamanda Siren'in gerçek yüzü olduğunu biliyor."
"Zaten daha ne kadar tanıyabilirdi ki?"
"Haklısın fakat daha bitmedi. Senin kimliğini bilmesi büyük tehdit Neva. O adamı öldürmeni isteyeceğim senden fakat bu çok zor olacak. Çünkü bu adam, sana aslında yarın vereceğim işin peşinde."
"Lafını bölmeme kızdığını biliyorum fakat ne işi?"
"Detaylara yarın değiniriz fakat şu kadarını söyleyeyim, bu bir adam öldürme meselesi değil bir kupa.
Altının ve gümüşün oluşturduğu kulpu tamamlayan bardak tam 29 elementin birleşmesiyle oluşturulmuş.
Maddi olduğu kadar manevi değeri de yüksek.
Adını daha önce kimsenin duymadığı, Yunan tanrısı olduğu inanılan Zeus'un gizli aşkı prenses Zemheri' nin altın suyunda kutsanmış kupasının peşinde şu anda en güçlü grup olarak 8 kişi var fakat onları yenebilecek tek güç yani 9. kişi sensin.
Oraya gidecek ve kupayı getireceksin. Dikkatli ol aralarında Taylor Russel' in de bulunduğu 8 kişiyi hafife alma.
Kendini ifşa etme"
🌙
Chris ile olan iş sohbetimizi bölen şey, camıma çarpan kuş olmuştu.
Kuşu içeriye aldığımızda ise kuşun önceden öldüğü kanaatine varmıştık fakat bileğine bağlı mıknatıslı bilekliğin üzerinde yazan 'Siren' yazısı bizi korkutmuştu.
Özgürlüğün simgesi olan bir martıyı öldürüp bileğine de benim logo mu yerleştirmişlerdi.
Bunun anlamı benim kimliğimi bilen birileri vardı.
Taylor Russell kimliğimi bilenler arasındaydı fakat benim sadece ismimi ve soy ismimi bildiğini söylemişti Chris, ayrıca Siren olduğumdan haberi olması evimin adresini bilmesini doğrulamıyordu.
Bu kuş buraya öylesine gönderilmemişti.
Bana bir mesaj verilmek isteniyordu.
"Sen de beni düşündüğümü mü düşünüyorsun?"
Chris ile beraber kuşu masaya koyup karşılıklı oturmuş bu canlıyı inceliyorduk.
Daha doğrusu ben inceliyor, Chris sadece bakıyordu.
"Sen de mi acıktın?"
Chris' in bakışları beni bulduğunda sonunda gözlerini kuştan alıp cevap vermişti.
Demek ki Chris acıktığını kuşa bakınca anlayabilmişti.
Bazen gerçekten aklını kaybediyordu ve ben onun bu haline gerçekten çok sinir oluyordum.
"Evet ya, sabah kahvaltıda ne yesek diye düşünüyordum!"
"Bence menemen yanında haşlanmış yumurt-"
"Sen şaka mısın ya?"
Chris'in bana anlamayarak bakması sinirlerimi iyice tepeme çıkartırken onun canını orada almamak konusunda kendimi çok zor tuttum.
Bana Taylor Russell'in de içerisinde bulunduğu 8 kişinin tehlikeli olduğunu söylerken ki ciddiyetini bir yere bırakıp, ciddi görünmeye çalışan bir insanın rolünü yapıyordu şu anda.
Fakat canının sıkıldığını görebiliyordum, hissedebiliyordum.
Çünkü aynı şeyleri şu anda bende yaşıyordum.
Fakat bulaştığımız iş, can sıkıntısına bir şey yapamıyordu maalesef.
Taylor Russell'den korkmam gerekiyor muydu?
Korkmak bir yana, çok zevk alacağımı hissediyordum.
"Her neyse yemek işini sonra hallederiz. Gerekli bilgileri anlatmayı daha bitirmedim."
Chris'in bu ani mevzusuna devam etmesini ister gibi baktım. O da bakışlarıma karşılık verip devam etmek için ağzını araladı.
"Eğer bir anda 9. kişi olarak kupa için mücadele edersen çok dikkat çekersin.
Orada, karşında duran 8 kişi birbirini tanıyor ve birbirinden nefret ediyor.
Onların suyuna gitmeni isteyeceğim senden fakat onlar da senin kadar yabaniler."
"Sen bana yabani mi diyorsun?"
Bana lafını böldüğüm için kızmışçasına baktı ve sinirlerini bozduğumu tam o anda anladım.
Fakat hemen sonra yüzüne yerleştirdiği yapay ve alaycı gülümseme zekasıyla övündüğüm bütün beyin devrelerimi yakmıştı.
"Tabii canım sana yabani denmez.
Sonuçta insanları senin kadar seven bir insan tarih boyunca görülmüş değil."
"Tamam uzatma devam et."
Bana tekrar haklıymış gibi bakınca bu sefer kendimi tutamayıp ensesine vurdum ve tabii ki karşılığını aldım.
Sonunda biten tatlı atışmalarımızı taçlandıran şey, Chris'in devam etmesi oldu.
"Eğer biriyle iyi anlaşırsan kalan 7 kişiyle düşman olursun fakat onları tam kalbinden yakalayabilirsen, işte o zaman devran tersine döner."
"Kalp?"
"Kalpten kastettiğim liderleri ve bizim de o lidere yanaşmamız şart.
Beni tanımayacak, seni kimsesiz bir kız zannederek acıyacak ve koruma altına alacak.
Liderin koruduğu bir kadına yaklaşmaya kimse cüret edemez.
Hadi diyelim biri canına susayarak sana saldırdı fakat sen zaten namını duyurmuş bir seri katil olarak onu zapt edebilirsin. Lider-"
"Tahmin edeyim Taylor Russell"
"Evet yaklaşman gereken kişi yani liderimiz Taylor Russell.
Sen oraya Neva ismiyle gitmeyeceksin.
Orada adın Veral Seyanora yani az önce olmanı istediğim kimsesiz kız.
Taylor Russell ile birlik olup o kupayı alacak yatak arkadaşı, sevgilisi olacaksın ve sana vereceğim tarihte sayın liderimizi öldürüp kupanın yegane sahibi olacaksın.
Tabii onların arasına girme olayını da şöyle yapacağız."
Chris ilk defa bu kadar ciddiydi ve gözlerinde saklayamadığı korku ilk kez bu kadar gün yüzündeydi.
İstemeden beni de endişelendirmişti fakat başını bilgisayardan kaldırmadığı için fark etmemişti.
Bilgisayardan açtığı bir site ile gözlerim bilgisayara, kulaklarım ise Chris' e teslim oldu.
"Seni bir yere kayıt ettirdim. Dediğim gibi, kupanın peşinde olan 8 kişinin yanında ismin Veral Seyanora.
Burada eğitileceksiniz.Karşınızda olan kupanın peşinde siz 9 kişi bir grup olacaksınız.
Sizin dışınızda 9 kişilik grup olan 17 takım daha var.
Fakat onlar da olup sizde olmayan tek bir şey var."
"Nedir o?"
"Sadakat."
Bir şey söylemek için ağzımı aralamıştım ki evimin hemen karşı sokağında büyük bir kaza oldu.
Evimizde ses geçirmez yalıtım sistemi vardı.
Geceleri insan avlama işi mi kolaylaştırmak için evimize, özel olarak ısrar edip de yaptırmıştım.
Kazayı kulaklarım duymamış, gözlerim camdan dışarıyı izlerken görmüştü.
Chris'te baktığım yere gözlerini çevirip kazayı görünce gözleri devirmişti.
"Hadi ama Neva! Gece gece iyilik meleği olasın mı tuttu?"
"Baksana devlet plakası, birkaç para koparırız en azından."
"Yani seni de tanımasam yatların, katların, milyon dolarların yok sanacağım."
Chris oturduğu yatağımdan kalkıp kapıya gelene kadar ben ailemi kontrol etmiştim.
Bütün fertlerin uyuması beni rahatlatmıştı.
Kapıyı ses çıkartmadan kapatmaya özen göstererek elektrik direğine çarpıp alev alan arabaya doğru ilerledim.
Benden önce oraya varan Chris, kandan yüzü belli olmayan adamı çoktan arabadan indirmişti.
"Ambulansı arasak mı?"
Chris'in adama acımış bir şekilde bakarak söylediği sözlere ağzım açık kalmış bir halde bakıyordum.
"Ben böyle bir kaza geçirsem arar mıydın Chris?"
"Suni teneffüsü ben yapacaksam neden arayayım?"
Suratına yerleştirdiği yavşak gülüşüne istemeden de olsa sinirle bakmıştım.
Benimle böyle konuşmayı seviyordu fakat benim de böyle sözlere bayıldığım söylenemezdi.
Chris bakışlarımdan yine kızdığımı anlayıp fazla uzatmadan ambulansı aradı ve şu anki konumumuzu söyledi.
Ambulansın 15 dakika sonra burada olacağını duyduktan sonra kapattı.
Chris orada telefonda konuşurken ben çoktan arabayı incelemeye başlamıştım.
Hiçbir yere parmak izi bırakmamaya dikkat ederken gözlerim, yerde kanlar içinde yatan adama kaydı.
Adam yakışıklıydı, hem de çok.
Kahverengi saçlarına kırmızı kanın yakışmadığını düşündüğüm tek insandı.
Gözlerinin rengini merak etmiştim fakat şu anda gözlerinin rengi ile uğraşmamam için gerekli birden çok sebebim vardı.
Bu sebeplerden en büyüğü kafamın etini yiyen tanıdık yüzüydü.
Ben bu adamı daha önce nerede görmüştüm?
Ben orada adamı çıkartmaya çalışırken Chris'in sesini duydum.
"Neva?"
Elinde bir kart tutuyordu. Sanırsam bir kimlik kartıydı.
Gözlerini tekrar adama çevirip kimlik kartını bana uzattı.
Kartı elime aldığımda ise buz kestim.
Şahsın yüzüne, ismine ve soy ismine baktım.
Gözlerim kimlik kartı ve adam arasında mekik dokurken aklımdan sadece kartta yazan isim ve soyisim yankılandı:
Taylor Russell