V. Bölüm
Ruh'un enkazı..
Hayatımın hatırladığım kısmında, sanırım ilk defa bir gecenin bitmesini istemiyordum.
Uzun yıllarca hissetmeyi istediğim bütün duygular gecenin karanlığına sızarak usulca ruhuma uzanıyordu sanki. Uyuduğum sırada Kywan eve dönmüş olmalıydı, yanımda yatakta uzanan bedeni, içinde dinlenen ruhuyla parlıyor, beyaz ışık hüzmeleri vücudunun hemen yanına kıvrılmış ruhuma akıyordu. Onun ruhunun sakin hislerini hissediyordum.
Bu duygular bana ait değildi ama bir şekilde onun yanında yaşıyormuşum gibi geliyordu.
İçimde ona karşı oluşan bir merak vardı ve bu hisler ruhumun onun etkisine kapılmasına sebep oluyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde bir süre sonra gözlerimi açtığımda ruhunun teması ile oluşan karıncalanma hissi yoktu, Kywan da öyle. Geçmeyen saatlerin sonunda kilit sesi duymamla saklanarak odadan çıktım ve kapıya baktım. Gelenin Kywan olmasını umuyordum ancak bu saatte eve gelmeyeceğini biliyordum.
Shaille yanında oldukça yaşlı bir kadınla içeri girmişti. Evin boş olduğundan oldukça emin olmalıydı, rahatça içeri girmiş eşyalarını gürültü yapmaktan çekinmeden bir tarafa atmıştı. Yaşlı kadın onun aksine girer girmez etrafı süzmeye ve havayı derince içine çekmeye başladı.
Endişeli olduğu bakışlarından bile rahatça anlaşılıyordu, gözlerinde ki bu tereddütlü bakışların sebebini merak ettim.
Beni göremiyor olduklarını bilsem de Shaille bile ruhumu hissedebilmişti, kim bilir belki de yaşlı kadın ondan çok daha güçlü hislere sahip olabilirdi.
"Haklısın burda bir şey var." Dedi yaşlı kadın.
"Evin her yerinde hissedebiliyorum ardında bıraktığı ruhunun izlerini."
İster istemez nefesimi tuttum.Kadın çatlayan sesiyle konuşurken Shaille odalara bakmaya başlamıştı.
"Güçlü, kötü bir ruh olduğunu söylemiştin ama zayıf bir koku alıyorum." Dedi düşünceli şekilde.
"Sen yalnızca dediklerimi yap." Dedi Shaille sinirle. Kadın karşılık olarak aynı duygularla ona baktı.
"Büyüyü yanlış amaçların için kullanıyorsun. Zayıf bir ruh için kara büyü yapmak çok fazla." Dedi öfkeyle.
Yaşlı kadının sözleriyle Shaille mutfakta gezen adımlarını aniden kesti.
"Fazla falan değil. Kötü bir ruh olduğunu söyledim sana, Kywan'a musallat olmak istiyor. Ondan hemen kurtulmamız lazım sen sadece ne gerekiyorsa yap."
İkisinin de adımları merdivenlere doğru yaklaştığında geriye süzülerek uzaklaştım.
"Tanrı karanlık büyüleri sevmez. Başımıza kötü şeyler gelecek kızım. Karanlık büyü bir kere yapıldığı zaman kontrol edilemez ve durdurulamaz."
Aralarında bir şeyler konuşmaya devam ediyorlardı ama duyabilecek kadar yanlarına gitmiyordum.
İkisi birden salona geri döndüğünde merdivenleri birkaç basamak inerek tutunduğum korkuluklardan yeniden onları izlemeye başladım.
"Kapıda ki büyüleri bozarak gitmesini sağlayabilirsin. Onun da burada sıkışıp kaldığından eminim." Çatlayan yaşlı sesiyle söylediği sözler neredeyse gözlerimin dolmasına sebep olmuştu.
"Hayır. Yeniden gelip gelmeyeceğini bilemeyiz. O büyüyü yap, hemen."
Anlaşılan Shaille beni göndermek için her şeyi yapacaktı ve bu yoldan dönmeye hiç niyeti yoktu.
"Kitabı ver.." dedi yaşlı kadın hızlıca.
İçimde oluşan hayal kırıklığına engel olamadım. Yaşlı kadın yanında getirdiği büyük çantayı açmaya ve içinden garip eşyalar çıkartmaya başladı.
Bir yandan panik ve korkuyla, titreyerek hareket ediyordu. Artık biliyordum bu korkusu birinin evine gizlice girmek değildi, yapacağı kara büyüden korkuyordu. Büyü yaşayan bir insanı bile bu derece korkutuyorsa ruhuma ne olacağını düşünmek bile istemiyordum.
Kağıtlar, mumlar ve siyah renkli eski bir kitabı masanın üzerine dizdi.
"Acele edemez misin? Kywan birden bire gelirse ikimizin de sonu olur."
"Sessiz ol. Yapacağımız büyüyü hafife alma. Bu bir oyun değil çocuk." Dedi kadın dizilim işini bitirirken.
Korku ruhuma ilmek ilmek işlerken yaşlı kadın kitabı açmış bir elini kitabın açık bir sayfasının üzerine nazikçe yerleştirmişti. Parmaklarıyla yavaşça yazıların üzerinden geçerken bir yandan sessizce bir şeyler mırıldanıyordu.
Shailla salonun bir köşesinden büyükannesini izliyor ara sıra gözlerini evin içinde gezdirerek memnun bir ifadeyle etrafa bakınıyordu.
Acıyı bekledim.
Ancak ruhumda bir şey yoktu, ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum.Yaşlı kadın sözleri söylemeyi bıraktığında yavaşça gözlerini açtı. Ne zaman avucunun içine aldığını bilmediğim siyah bir taşı masanın ortasına yavaşça bırakarak yeniden gözlerini kapattı.
Ruhumu korku bir hastalık gibi sararken yalnızca olan biteni izliyordum.
Yaşlı kadın artık hareketlerinde daha hızlı daha korku doluydu. Çıkardığı küçük bir kağıdı yakarak siyah taşın üzerine bıraktı ardından hızlıca eşyalarını toplamaya başladı.
"Bitti mi? O ruh yok oldu mu?" Dedi Shailla heyecanla.
Kadın elleri titreyerek eşyaları toplarken bir an önce buradan gitmek istiyor gibi görünüyordu. Yaptığı her ne ise artık sonumu getireceğinden emindim. Ölümden mi korkmalıydım, Ben çoktan ölmemiş miydim zaten?
"Acele et, büyüyü yaptım ama burda olamayız."
Hala hiçbir şey hissetmiyordum ancak bu beni rahatlatmıyordu. Bu lanet dolu evde kapana kısılmış bir fare gibiydim. İkisi birden telaşla saniyeler içinde eşyalarını topladıktan sonra evden çıkmış, çıkarken de kapıyı kilitlemeyi unutmamışlardı.
Korku dolu gözlerle masada bıraktıkları taşı izliyordum yaklaşmaya cesaretim yoktu. Zaman yavaşça geçiyordu ancak herhangi bir şey olmaması ruhumu daha da geriyordu.
Bir süre sonra üzerinde hafif küçük bir yanığa benzer dumanlar yükselmeye başladı. Kywan'ın eve erken gelmesi için mükemmel bir zamandı.
Siyah duman gittikçe büyüdü, şimdi sanki taş alev almış gibi yanıyordu.
Cehennemden gelmiş bir taş, ateşin gördüğüm ve bildiğim gibi görünceğini düşünmüştüm hep ancak cehennemin ateşi simsiyah yanıyordu.
Duman sonunda odanın bir tarafını tamamen örttüğünde yavaşça silinmeye başladı. Olanları yalnızca dehşetle izliyordum. Bir yanım koşarak uzaklaşmamı ve arka odalardan birine saklanmamı söylüyordu ancak ne ile karşı karşıya olduğumu bilmek istiyordum. Ayrıca içimden bir ses ne kadar kaçarsam kaçayım ya da nereye saklanırsam saklanayım bu kara büyüden kurtulamayacağımı söylüyordu.
Karanlık sis yok olduğunda ardında birini bırakmıştı.
İri yarı bedeni siyah gözlerine karışmış, mutlak karanlıktı. Kara büyünün eseri oydu. Tam karşımda duruyordu.
Benim için gönderilmişti ve şimdi benim için gelecekti. Başını hafifçe kaldırdığında göz göze gelmemizle koşmaya başladım, kaçabilirmişim gibi koştum.
Kywan'ın odasına girdiğimde saklanabilecek hiçbir yer yoktu. Kolumu yakan bir sıcaklık beni tutup odanın bir köşesine fırlattığında ruhum acıyla düştüğüm yerde kıvrıldı. Dokunduğu yerler kavruluyordu sanki. Kolum yanmış hatta ateşiyle kavrulmuş gibi canımı yaktı. Dudaklarımdan acı ve dehşetle karışık bir feryat döküldü.
Karşımda insan formuna benzer bir görüntü ile gövdesi çıplak bir varlık duruyordu. Karanlığa bürünmüş, karanlığın kendisi olmuştu.
Bedeninde gezen siyah damarlar neredeyse bütün gövdesini bir yol gibi kaplamıştı. Etrafında kalın, siyah zincirler dolaşıyor bedeninin bazı kısımları içinde yanan ateşten dolayı renk değiştiriyordu.
Tarif etmesi oldukça zor olsa da kara büyünün eseri olduğu belliydi. Onun yanında nefes almak bile ruhumu içten içe yakıyordu.
Boynunu önce iki yana esneterek başını tekrar kaldırdı ve bir adım daha atarak yaklaştı. Kendisi kadar siyah dağınık saçları bölge bölge alevlenip havalanıyordu.
Ateş ve karanlığın karışımıydı.
Yatağın kenarına savrulduğum için kaçmaya fırsatım olmamıştı ve bu onu memnun etmişti. Yavaşça yaklaştığında acımasız gözleri üzerimde dikkatle geziniyordu.
"Ölmekten bıkmış olmalısın, endişelenme bu sefer geri dönmeyeceğinden emin olacağım."
"Hayır!" Çığlığım kimsesizdi. Üzerime doğru gelmeye başladığında ayaklanarak kaçmaya yeltendim ancak belimden yakaladığı gibi beni geri savurmuştu.
Düşüşüm hiçte hafif olmadığı gibi feci şekilde yaralandığımı hissedebiliyordum. Ruhum acıyordu.
"Bırak gideyim lütfen!"
Kıkırdama sesi odada yankılanırken adımları sert ve kendinden emindi. Omuzlarımdan kavrayarak beni yerden kaldırdı ve sertçe duvara çarptı.
"Gideceğim.." dedim sesimin titremesine engel olamayarak. "Kaybolup gideceğim. Lütfen bırak beni."
Duvardan geçeceğimi düşünmüştüm ancak o beni tuttuğunda sırtımdaki sert duvarı hissetmiştim. Artık gözlerini daha rahat görebiliyordum, şeytanın bir parçası gibiydi. Karanlıktan var olmuş karanlığa gidecekti.
"Seni ne kadar beklediğimi bilmiyorsun." Karnımı saran ve sıkıştıran zincirler ve ruhuma saplanan ateş bir olmuş iki büklüm olup yere düşmemeÜ sebep olmuştu.
Henüz kıvranmama bile izin vermeden bir kolumdan kaldırarak diğer köşeye savurdu. Karanlığın, hiç acelesi yok gibi yavaşça etrafta yürüyordu.
Vakit kaybetmeden son bir güçle sürünerek duvarın içinden geçtim ve yatak odasından çıkarak koridorda korkuluklara tutundum.
"Bırak gideyim."
Yerde iki büklüm uzanmış bir elimle sımsıkı korkuluklara yapışmıştım. Tam üzerimde durdu.
Eğilerek benim gibi iki elini korkulukların demirlerine yerleştirdi ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Üzerimde devasa bir gölge gibi yükseldi.
Fısıltıyla çıkan sesi şeytanı andırıyordu.
"Ölmeyeceksin ama kaçamayacaksın da."
Karnıma inen tekmeyle alt kata düşerken hoşnutluk dolu kıkırdama sesleri kulaklarımı dolduruyordu. İnleyerek acı dolu bir yakarış kopmuştu dudaklarımdan. Ruhum kanıyordu.
Yerden kalkmaya tenezzül etmemiş sadece sırt üstü yattığım yerden başımı hafifçe çevirerek camdan dışarıya bakmıştım.
Hava çoktan kararmış, gün geceye teslim olmuştu.
Karanlık tekrar üzerime eğildi ardından bir eliyle dağılan saçlarımı yüzümden geriye doğru yavaşça düzeltti.
"Lütfen." Dedim zar zor fısıltıyla çıkan sesimle.
"Eğer ölürsen cehenneme geri dönerim. Bu yüzden ölmeyeceksin."
Parmakları sertçe çenemi tuttu ve karanlık gözleri gözlerime kilitlendi.
"Ruhunu benimkine zincirleyeceğim. Sadece basit bir anlaşma."
Ayağa kalktı, ruhum onun ayakları dibinde zincirleri arasında uzanıyordu.
Siyah bir duman etrafımı çevirdiğinde eğildi ve dudaklarını kulağıma yaklaştırdı.
"Buradan ancak kalbin tekrar attığında çıkabileceksin."
Yaptığı büyü kendisi kadar karanlık bir duman gibi yükselmiş ardından ruhuma işlemişti.
Ağzımdan girerek ruhuma dolan zehirli sis içimi yakarken acıdan bayılmak üzereydim. Ruhumun siyaha büründüğünü ve içime yerleşen acıyı hissedebiliyordum.
Ruhum paramparça olurken kalkmak için kollarımı yere yasladım ama beni omuzlarımdan sertçe bastırdı.
"Şş, korkma. Artık sonsuza kadar buradasın, merak etme seni çok fazla yalnız bırakmayacağım."
Son kez eğildi ve dudaklarıma küçük bir öpücük kondurarak fısıldadı.
"Düzeleceksin, her zaman bir yolunu bulursun."
Ardından beraberinde getirdiği siyah dumanla yok oldu. Ruhum yaralanmış, kanıyordu. Yaralarım öyle derindi ki ruhumda kayboluyor, içimde ki karanlıkta boğuluyordu.
Acıyla inlemekten çatlayan sesim fısıltı hâlinde çıkıyor boş odalarda yok olup gidiyordu. Ruhumu tamamen bırakmış, savaşmaktan çoktan vazgeçmiştim.
Yaptığı kara büyü yüzünden artık burada sonsuza dek tutsaktım. Bir kalbe bile sahip değilken artık bu evden çıkma umutlarım ruhum gibi saniyeler içinde parçalara ayrılmıştı.
Gözyaşlarım tekrar sel olduğunda ruhumun her hareketinde canım yanıyordu.
Gözlerimi cansızca kapatmadan hemen önce kapının sesini duymuştum ve ardından Kywan'ın yumuşak sesini.
"İyi olacaksın."