İçeriğe geç

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 17 · 7 dk okuma

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 17

17. Bölüm

Bölüm XVII

Şeytanın düşü..

Genç bir ruh.

Yaşayamamış ve şimdi ölüme esir düşmüş.

Bir beden kaç kez ölürdü? Bir kez? İki kez..

Kaç kez kaybederdi bütün benliğini ve yeniden esir olurdu kırılgan ruhuna.

Dolunayın parlak ışığı boğuldu karanlıkta ardından simsiyah gökyüzü git gide ağırlaştı siyah bir katran gibi aktı ve usulca sızdı ruhuma.

"Bana tekrar öleceğimi mi söylüyorsun?" Çatallaşmasına engel olamadığım sesim sessizliğe yavaşça dağıldı.

Gözlerini yoldan ayırmıyor, yaşadığım duygu dolu travmaların aksine hiçbir şey hissetmeden sessizliğini koruyordu.

"Daha kaç kez öldüreceksin beni?" Dedim dolan göz yaşlarımla.

"İlk seferinde ölseydin bende bu kadar uğraşmazdım."

Büyük bir nefretle gözlerine baktım. Şeytanın vücut bulmuş hali kesinlikle karşımda duruyordu.

"Sen insan olarak doğmuş olamazsın."

Histerik bir şekilde güldü ardından kaşları hafifçe çatıldı.

"Beni kötü olmakla suçlayarak incitebileceğini mi sanıyorsun? Ne bekliyordun?" Dedi sinirlenmeye başlayan bir ses tonuyla ardından cevabımı beklemeden devam etti.

"Sen ölüsün. Hiç sahip olmaman gereken bir hayata sahip oldun ve şimdi son bulacağı için ağlıyor musun?"

Dişlerimi birbirine kenetleyerek sakin kalmak için derin nefesler aldım. Alaycı tavrından nefret ediyordum. Onunla ilgili her şeyden ölesiye nefret ediyordum.

Göz yaşlarım akmaya başladığında bakışlarımı ormana çevirdim. Oturduğum koltukta mümkünmüş gibi daha da küçülerek yok olup gitmeyi diledim.

Hiç bitmeyecek gibi hissettiğim yolculuk sona erdiğinde arabadan inerek gözlerimi esaretim olan eve diktim.

Ancak farklı bir şeyler vardı, evin hemen önünde park etmiş yabancı bir araba duruyordu.

Bu civarda ki tek ev Aedan'a aitti ve bu araba bir misafiri var demekti.

Benim gibi gri arabayı o da gördüğünde siniri uçup gitmiş yerini karanlığı inleten bir kahkaha almıştı.

"Geleceğini biliyordum. Paranın kokusunu her yerden alır."

Şaşkınlıkla dengesizliğini izlerken geri planda kalmayı zihnimde kendime not ettim. O gerçekten aklını kaçırmış bir şeytandı.

Bahçeye girdiğimizde kırklı yaşlarında siyah saçlarının arasına beyazlar dökülmüş hafif kilolu bir adam oturduğu yerden kalkarak Aedan'a doğru ilerledi.

Geceyi esiri altına alan sis yüzünden adamın yüzünü tam seçemiyordum.

"Roger," Dedi Aedan gülümsemesi yüzünden hala silinmemişti.

Adam hiçbir tepki vermeden sessizce bakmaya devam etti. Aedan yüzünde ki tebessümü silmeden tekrar konuştu.

"Üşümüş olmalısın içeri girelim. Daha rahat konuşuruz."

Yavaş adımlarla içeri girdiklerinde yavaşça arkalarından süzülmüş bir kenara geçerek izlemeye koyulmuştum.

Aedan ışıkları yaktığında Roger denen adamın gözleriyle karşılaştım. Beynimde küçük şimşekler çakarken yüzünü en ince ayrıntısına kadar inceledim.

Yaşlı buruşuk yüzünün sağ kısmı tamamen yanmış, sağ gözünün beyazı bile simsiyahtı.

Aynı şekilde ağzının sağ tarafı yaralarından dolayı yarısına kadar yapışıktı. Kalan dudakları arasında ki boşluktan çatallı sesiyle konuştu.

"Ne için burada olduğumu biliyorsun."

"Tabi ki biliyorum," dedi Aedan hızlıca bense gözlerimi Roger'dan ayırmamıştım. Bu adamda bir şeyler vardı.

"Para için yapamayacağın şey yok."

"Beni tanıyormuş gibi konuşma." Dedi adam ters ters. Ancak sözleri Aedan'ı sadece gülümsetmişti.

Roger sözlerine yüksek çıkan sesini alçaltarak devam ettirdi.

"Oyalanacak vaktim yok."

"Tabiki, meşgul bir adamsın."

Aedan hafifçe gülümsedi ve üst kata çıkan merdivenlere yöneldi.

Arkasından hızlıca yukarı süzüldüğümde beklemeden odasına daldım. Burası daha çok çalışma odası gibiydi. Kitaplar raflar ve ölü soluk renkler.

Elinde tuttuğu birkaç kağıt parçasına bakarken gözlerini kısa bir anlığına bana değdirdi.

"Bu adam da kim?" Dedim sertçe.

Başını kağıtlardan kaldırdı ve duygusuz bakışlarıyla gözlerime baktı.

"Amcam."

Birkaç saniye neden bahsettiğini anlamak için düşünmek zorunda kaldım ancak hala net bir cevabım yoktu.

"Adam seni tanıyor gibi görünmüyordu."

"Tanımıyor." Dedi elindeki kağıtları katlayıp cebine sokarken bir yandan dolabın altında bir kasayı açıyordu.

"Ben ölmeden önce amcamdı."

Şaşkınlık ruhumu bir hastalık gibi sararken mümkün olabileceğini bile düşünmediğim bir durumla karşı karşıya kaldım.

"S-sen ölümden önceki hayatını hatırlıyor musun?"

"Her bir saniyesini, bu da benim lanetim."

Ruhumun gerildiğini ve bilinmezliğin getirdiği bir korku ile sarmalandığını hissettim ancak düşünmek için zaman yoktu.

"Nasıl?" Dedim şaşkınca. Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

Aedan kasadan çıkardığı bir tomar parayı parmaklarının arasında sıkıca tuttu ve kalkarak yavaş adımlarla üzerime doğru yürümeye başladı. Olduğum yerden kıpırdamadan onu bekledim.

"Neden?" Dedi meraklı bir sesle ardından ruhum sokularak devam etti sözlerine.

"Sende yaşadığın hayatı öğrenmek mi istiyorsun?"

"Eğer istersem öğrenebilir miyim?"

Gülümsedi ardından bir adım geri çekilerek gözlerime baktı.

"Eğer istersen evet." dedi ve yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi.

Beni merakta bırakıp işkence etmeyi seviyordu. Elinde olduğumu biliyordu ve ona ihtiyaç duymamdan hoşlanıyordu.

"Senin de istiyor olman işimi kolaylaştıracak."

Ardından kapıyı kapatarak odadan çıktı. Olduğum yerde hareket etmeden duruyordum, ruhumun bu kadar gerildiğini hissetmemiştim. Aklımda hala yüzlerce soru vardı bilmediğim o kadar çok şey varken bildiğim tek şey Aedan ihtiyacım olan her bilgiye sahip olabilirdi.

Sonunda durduğum yerden hareketlenerek kapıya ilerledim ancak içinden geçemiyordum. Bu odada kapana kısılmıştım.

Cevaplar için Aedan iyi bir seçenek olmasa da elimde ki sayılı seçeneklerden biriydi.

Beni odasına kapattığını göz önüne alırsak şimdilik alabileceğim tek cevap karanlık odanın sessizliğiydi.

Ruhumu yumuşak olduğunu düşündüğüm yatağa bırakmış pencereden görünen yağmurlu geceyi izliyordum.

İçeriden gelen yüksek sert bir sesle irkildim. Neler döndüğünü bilmiyordum ve Aedan beni bu meseleden uzak tutmaya çalışıyordu.

Rogar denilen adam gerçekten Aedan'ın, o yırtık fotoğrafta gülümseyen gencin amcası mıydı?

O gence neler olduğunu merak ediyordum. Nasıl bir son ile karşılaşmıştı, başına neler gelmişti ve ruhu böylesine lanetli bir karanlığa mahkûm edilmişti.

Ancak ondan çok kendi hayatıma olan merakım içime gömdüğüm zamanla açığa bir sızı olarak çıkmış, damarlarımda zehirli bir etki bırakmıştı. Ailem hakkında düşlediğim anılar zihnimin küçük oyunları ile sıcak hatıralar olarak sızdı zihnime.

Bir yaz sabahı mutfakta edilen bir kahvaltı gibi, herkesin güldüğü ve mutlu olduğu bir anıya sahip miydim?

Duyduğum kapı sesi hafifçe daldığım uykumdan sıyrılmamı sağladı.

Bakışlarım boş karanlık odada gezindiğinde kapı sesinin dışarıdan geldiğini anlamıştım.

Parmaklarım istemsizce yaşlarla nemlenmiş gözlerime kaydı. Kırgınlığın göz yaşlarıydı ruhumdan akıttığım acılar. Gerçek olmasını dilediğim anılar ile dolmuştu zihnim ve bu umudu bana Aedan vermişti. Bir kez daha ondan nefret ettim.

Dağılmış düşüncelerimin arasında Aedan oda kapısını yavaşça aralayarak içeri girdi.

Saat şuan gece üç ile dört arası olmalıydı. Yorgun görünüyordu, gözlerinin altında ki morluklar yerini yeniden almıştı.

"Yaşayan bir bedende olman, ölü olduğun gerçeğini gizleyememiş." Dedim göz altlarında ki yorgun karanlığa bakarak.

Sözlerim biter bitmez bundan pişmanlık duydum. Siyah gözlerini benimkilere diktiğinde yatakta iyice doğrularak ona baktım.

Yüzü sertti ve hiçbir duyguyu yansıtmıyordu.

"Bir bedenim var diye yaşadığımı mı sanıyordun?"

Yorgun vücudunu yanımda yatağın boş tarafına yavaşça bırakarak gözlerini yumdu.

"Ölü olduğumu öldürüldüğümde kabullendim ben. Yaşayanlar arasında yer edinmeye çalışan sensin. Bunu kabullen, biz öldük kedi."

Sözleri ruhuma saplanmış bir hançer gibi gerçek ve acı vericiydi. O gülümseyen gencin nasıl bir ölüm ile karşılaştığını hayal bile edemiyordum. Ancak daha büyük bir korku sarmıştı bedenimi, kendi ölümümün gizemi.

Kimsesiz hissettiriyordu ruhumda atmayı bırakmış çürüyen kalbim. Kabullenemediğim şeyler vardı belki de öldüğüm gerçeği gibi.

Kurduğum hatıra, rüyalarım bir bir döküldü kırılan cam parçaları misali saplandı ruhuma.

Aedan ölümü en acı şekilde yaşadıktan sonra bile kabullenmiş ve şimdi arafta yalnızca acı veren bir şeytan olarak yaşıyordu.

Korkularından kaçmayan ruhlar her zaman kurtulurlar ve bunu karanlıkta kalarak başarırlardı. Aedan'ın ulaştığı nokta buydu. Karanlıkta kalmıştı ve artık karanlığın kendisiydi.

Gözlerimi kaçırdım, Aedan üstünde ki gömleği bir çırpıda atarken benim aklımda sözleri dolanıyordu.

Hayatıma dair her şeyi öğrendiğimde arafta kalmaktan kurtulacağımı sanıyordum ama Aedan kurtulamamıştı.

Nasıl öldüğünü sormak için ona döndüğümde pantolonunun kemerini çözmüş neredeyse soyunmak üzereydi.

"N-Ne yapıyorsun?!"

Gözlerimi sıkıca kapatarak yataktan hızla kalktım. Oda kapısının olduğunu tahmin ettiğim yere doğru hareketlendim.

"Soyunuyorum. Kywan'ı bu yüzden dikizlemiyor muydun? Ne oldu standartlarına uymuyor muyum?"

"Hayır!" Diyerek küçük bir çığlık kopardım. Bu şeytan ne sanıyordu beni? Hızla süzülerek odadan kaçmak için kapıya yöneldim ancak buraya kapatıldığım gerçeğini unutmuştum. Çarptığım görünmez duvar ile ruhum acıyla kapıdan geri sekti. Artık sadece gözlerimi değil acıyla alnımı tutuyordum.

Ardından ruhumu bile şaşkınlık ile titretecek bir şekilde gecenin sessizliğini doldurdu gülüş sesi.

Tehditkâr, soğuk ve acımasız çıkan sesi bu sefer içten, yorgun ama yumuşak bir sesle gülüyordu.

Affallamama sebep olmuştu, gözlerim hala kapalı olsa da zihnim karanlıkta gülüşüyle doldu.

Alnımı tutmayı bırakmadan yüzüm kapıya dönük vaziyette sessizce bekledim. Ona bakma cesareti gösteremiyordum yalnızca soyunduğu için değil onun da bir zamanlar insan olduğunu ve çektiği acılarla bu hale geldiğini düşünerek acımak istemiyordum.

Ona sempati duyacak kadar delirmediğimi düşünüyordum.

Aedan'ın ayak sesi, ruhuma git gide yaklaştığını haber verirken kıpırdamadan öylece bekledim. Üstü çıplak vücudu ruhuma sırtımdan değmiş ardından kapı kolunu soluk ince parmaklarıyla açarak geri çekilmişti.

Hızlıca süzülerek arkama bakmadan geniş salona çıktım, gözlerim boş ve karanlık odada gezindi. Rogar gitmişti. Kırılan vazo ve dağılan bir masa görmemle amcasının yaralarına yenilerinin eklendiğindem emin oldum.

Bakışlarım ayın beyaz ışığıyla hafifçe aydınlanmış parkelerde gezindi ardından beklemediğim bir çift yeşil göz ile göz göze geldim.

Yeşil gözler karanlıkta bile parlıyordu, orta yaşlarda kısa ve kilolu bir kadın tam karşımda durmuş etrafı dikkatle izliyordu.

"Şuan tam önünde."

Aedan'ın sesiyle bakışlarımı ona çevirdim ancak onun gözleri yaşlı kadının üzerindeydi. Aynı şekilde kadının bakışları Aedan'ın sözleriyle beni bulmuştu.

"Bu da kim?" Tedirgince çıkan sesime rağmen Aedan bunu umursamışa benzemiyordu.

Karanlık odaya doğru ilerledi köşe lambasını yaktı ardından rahatça koltuğa yerleşerek bize baktı. Yaşlı kadının yeşil gözlerinin hala üzerimde olması beni tedirgin etmeye yetiyordu.

Ona durduğum yeri söylemişti bu da içimde koşarak üst kata saklanma isteği uyandırıyordu.

"Neler oluyor?" Dedim aynı tedirginlikle.

Kadın elini yavaşça bana doğru uzattığında bir adım geri atarak ruhuma temas etmesini engelledim. Bakışlarım korku ve merakla Aedan'ı buldu. Cevap istiyordum ancak onun umurunda bile değildi, sigarasının ateşi loş odada parladı, alevlendi ve koyu bir dumanla odaya dağıldı.

"Geçmişini öğrenmek istiyor musun?"

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.