İçeriğe geç

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 14 · 11 dk okuma

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 14

14. Bölüm

Bölüm XIV

..ᴍᴇᴢᴀʀʟıᴋ ..

Camelia Briana Wilson.

XWork şirket varislerinden Victor Wynne Wilson'un ölen karısı.

Polis tutanaklarına göre vur kaç davası, zanlı yakalanmış ancak suçunu kabul etmediği için delil yetersizliğinden dolayı serbest bırakılmış.

Olaya dair elde edilen bütün kanıtlar ikinci dereceden olduğu için serbest kalan şoför daha sonra suçunu itiraf ederek kazayı kabul etmiş ve tekrar mahkemeye çıkarılarak 'katil' sıfatıyla yargılanmış.

Tanık yok, delil yok, kamera kaydı yok, birinci dereceden kanıt yok.

Olay gününe dair tek bir gazete yazısı ya da magazin haberi bulunmuyor.

Beklenmeyen ölüm kaza olarak haberlerde yerini almış ve üstü örtülerek hikaye sonlandırılmış.

Victor Wynne ise en başından beri olayın sadece bir vur kaç davası olmadığını ve karısı Camelia'nın trajik ölümünün, Xwork şirketinin en büyük hissedarı ve gelecekte ki varisi olan erkek kardeşi Kywan Alexander Wilson ile birlikte yürüttüğü sır perdesi iş yüzünden olduğunu düşünüyor.

Birlikte çalıştıkları iş her ne ise Camelia'nın şirketle olan tüm bağını gizlemiş, ona dair bütün bilgiler toprağın altına gömülmüştü.

İşin sonunda ise gömülen sadece kimliği değil, bedeni de olmuş ama bu ruhunun serbest kalmasına engel olamamıştı.

Beraberinde götürdüğü hikaye gözlerimin önünde duran toprağın altında yatarken, toprağın üstünde kalan tek şey yan yana sıralanmış birkaç harf ve rakamdan ibaretti.

Camelia Briana Wilson

1987 - 2017

Belki de bilinmemesi gereken hikayeler vardı. Gidilmemesi gereken yollar ve girilmemesi gereken sokaklar. Camelia'nın hikayesi de böyleydi.

Kayıp ruhu yaşamına dair hiçbir ayrıntıyı hatırlamasa da, hayatına dair öğrenilen gerçekler durum ne olursa olsun canımı yakıyordu çünkü işin sonunda cansız bedeni ve atmayı bırakmış bir kalbi olacaktı.

Tekrar karşısına çıktığımda ona nasıl öldüğünü ve geride bıraktığı hayatını nasıl anlatacaktım bilmiyorum. Ölümü hala gizemini koruyor olsa da hikayenin karanlık kısmında yatan gerçek beni korkutuyordu.

Victor Wynne karısının Kywan ile çalıştığını biliyordu ama başlarda kişisel asistanı olarak yaptığı işin değişmesiyle gerçekleri hiç öğrenemedi, belki de zamanı kalmadı.

Bulduğum her yeni bilgi Kywan'ı işaret ediyor, katil olduğu yönünde ki teoriler geçen her gün yerini sağlamlaştırıyordu. Uzak ama başka bir teori ise onun Camelia'nın ölümüyle hiç bir ilgisi olmadığıydı ama bu ihtimal peşinde çok fazla soru işaretini getiriyordu.

Kywan saf değildi, gizemli çok fazla hikâyesi ve karanlık bir tarafı vardı. Dışarıdan görünen kısmında her şey berraklığını korurken yardımsever, başarılı ve cömert bir iş adamı maskesini takıyordu.

Ona olan bu nedensiz ve birden bire oluşan güven duvarlarımın sarsılmaya başladığını hissediyordum.

Bir kalbe sahiptim ancak attığını da hissedemiyordum. Ayak uydurmak zorunda olduğum insan yığını arasında nefes alamıyor, boğuluyordum.

Kywan'ın ince parmaklarıdan akan kanı Camelia'nın cansız bedenine damlarken düşünmek içimde bir şeylerin kopmasına sebep oluyordu. Kalbimde bir yerlerde Kywan'a hala güvenmek isteyen bir parçam vardı.

Gerçekler Camelia'nın bedeni ile birlikte gömülü kalamazdı, ruhunun dünyada esir olmasının bir sebebi varsa bedeninin toprağa yalnız giremeyişiydi.

Derin bir nefes aldım. Ormana gölgeler çöküyor, mezarlıklarda silik ruhlar ışıklarını kaybederek karanlığa gömülüyordu.

Uğultular geziniyordu usulca ağaçların arasında.

Parçalanmış ruhların acı iniltileri ve öldürülen cesetlerin bağırışları duyuluyordu yıkılmış mezar taşlarında.

Gri bulutlar gök yüzünü sarmalamaya başladığında mezarlığa sis çökmüş beyaz tüylerim ürperti ile havaya dikilmişti.

Mezarlığı çepeçevre saran orman aldığım her nefeste daha da daralıyor toprak sanki ruhumu tanıyor, onu istiyordu.

Yosun tutmaya başlayan mezar taşına tekrar baktım. Toprağın altında cansız bedenine güven verircesine gülümsedim.

Beni bekleyen gerçek her ne olursa olsun, bu karanlığa ışık tutacaktım.

Şehir kendini yavaş yavaş geceye teslim ederken yağan yağmurun etkisiyle bulanık ışıklar caddelerde ve karanlık yollarda parlıyordu.

Hissettiğim duyguların da dökülen göz yaşlarım gibi akıp gitmesini istiyordum. Gök yarılırcasına yağmur yağıyor ben ise gökyüzünün yaşları altında hissettiğim bu yükle yanıp kül oluyordum.

Eve vardığımda tüylerim de kendisini siyaha teslim etmiş ve geriye beyazlıktan eser kalmamıştı.

Roxy evin üst katında camının önünde durmuş bana bakıyordu.

Gözlerimi birkaç saniye ona diksem de çileştiren yağmurun altında tekrar küçük adımlarla yürüyerek köpek kapısından içeri girdim.

Roxy'e göre Victor alkolik bir zavallıydı ve karısının kazada ölmüş olduğunu kabullenemiyordu. Ona göre bunu fırsata çevirmek için Kywan'ı suçlayarak şirkette ki pozisyonunu geri almaya çalışıyordu.

Islak patilerimin zeminde bıraktığı küçük izler salonun ortasına kadar beni takip etti.

Gün geceye karışıyor ışık yavaşça kayboluyordu. Salonun ışığı yanmadığı için loş ortam karanlık ve ürkütücü bir şekilde sessizdi.

Victor hala bıraktığım gibi koltuktaydı ama bu sefer uzanmış sessizce yatıyordu. Başta uyuduğunu düşünsem de başının üzerine attığı kolunu çekerek yanına geldiğimi anlamış gibi bakışlarını bana çevirdi.

Gözleri yorgun ve düşünceli bakıyordu. Kardeşi ile arasında sadece sekiz yaş vardı.

Otuz dört yaşında bir adam için fazla yorgun, fazla yaşlıydı gözleri.

"Kendini sevdirmeye geldiysen zahmet etme, sana dokunmayacağım."

Oturduğum yerden ona bakmayı bir süre daha sürdürdükten sonra küçük adımlarla koltuğa doğru yürüdüm.

"Victorla arkadaş olmaya çalışıyorsan boşuna uğraşma."

Roxy'nin sesi ile gözlerimi arkamda kalan merdivenlere çevirerek üst kattan yavaş adımlarla inerken ona baktım.

"Sadece oturuyordum."

Derin bir nefes aldım, Victor yattığı yerden doğrulurken ben Roxy'e bakmayı sürdürdüm.

"Sana burada yer olmadığını söylediğime eminim ancak sen dönüp dolaşıp yine geliyorsun."

Derin bir nefes aldım. Bu konuşmaları yapmak için bile çok fazla yorgundum.

"Beni istemediğini biliyorum ama-"

"O kadar belli oluyor muydu?" Dedi iğneleyici bir tonla. Victor'un gelişi bütün sinirini bozmuş olmalıydı şimdi hepsini benden çıkarıyordu.

"Benden nefret etmek için sebebin yok Roxy. Kywan'ı korumak için yaptığını anlıyorum."

"Hiçbir şeyi anlayamazsın. Kendini aileden falan mı sanıyorsun? Senin ait olduğun yer toprağın altı."

"Ruhumun arafta sıkışıp kalması benim tercihim mi sanıyorsun? Burada olmayı ben istemedim. "

"O zaman gitseydin. "

"Buraya esir edildim."

"İnsanların işlerine burnunu sokmasaydın hiç burada olmazdın."

Derin bir nefes daha aldım. Sonu olmayan bir tartışma patlak vermişti ve daha fazla devam ederse iyi yerlere gitmeyecekti.

"Victor'u buraya ben getirmedim neden bana öfkeleniyorsun?"

"Kedi olman bile senden nefret etmem için yeterli bir sebep. Bir kediyi öldürdü diye kim bir köpeği suçlayabilir ki?"

Roxy birden bire kalan merdivenlerin son iki basamağını da atlayarak üzerime sıçradığında çoktan patilerimin üzerinde sekerek koşmaya başlamıştım. Bu kadar saldırgan olmasını beklemiyordum.

Victor da aynı benim gibi bu kaosa hazır görünmüyordu ama işler bu noktaya gelmişti bile.

"Hey durun! Hoşt dur!"

Victor ayaklanmış peşimden koşan Roxy'i yakalamaya çalışıyordu. Bense kuyruğumu kıstırmış masaların üzerine çıkıyor devrilen vazoları umursamadan dokuz canımı da kurtarmaya çalışıyordum.

Roxy yemek masanın yanında duran sandalyeye basarak patilerini masaya dayadı.

Masadan atladığımda peşimden bütün masayı ve tırnağıma takılan kahvaltı örtüsünü de beraberimde indirmiştim.

Evin içinde bir köşeye sıkıştırılacağımı biliyordum bu yüzden gözüme köpek kapısını kestirerek rotamı değiştirdim.

Salonun ortasında duran diğer masaya tırmanarak kapıya doğru gerildim ve hızla sıçradım.

Atlamamla birlikte Roxy masaya çıkmıştı ben dört ayağımın üzerine inmeyi beklerken yere dahi dokunamamıştım. Tanıdık koku yine burnumun ucundaydı. Kywan beni havada yakalamıştı.

Roxy'den kaçarken kapının açılma sesini dâhi duymamıştım.

Kywan bir eliyle kollarımın altından sıkıca kavramış diğer eli açık kapıyı iterek sertçe kapatmıştı ve neden beni hala bardak tutar gibi tuttuğunu merak ediyordum.

Gözleri evin dağınıklığını tararken, bacaklarım aşağı sarkıyor Kywan beni bir türlü yere bırakmıyordu.

Rahatsızca kıpırdandım ama Kywan'ın gözleri bende değil abisi Victor'da takılmıştı.

"Abi?"

"Kywan."

Ortamda tuhaf bir sessizlik vardı ve Kywan'ın elinden hala kurtulamamıştım.

Belki de böylesi daha iyiydi aşağıda beni bekleyen sivri dişler varken bardak olmak daha güvenliydi.

"Seni beklemiyordum."

Victor Wynne tasmasından yakaladığı Roxy'i geri çekerken düşünceli görünüyordu .

"Evet bende burada olmayı beklemiyordum."

"Haber verseydin havalimanından seni alırdım."

"Sorun değil zaten uzun kalmayacağım."

Kywan boğazını temizleyerek beni göğsüne yasladı.

"Üstümü değiştireceğim gelince konuşuruz keyfine bak ayrıca kediyi dert etme odamdan çıkmasına izin vermem."

Ben mi? Roxy bana saldırırken hapsedilen kişi kedi mi oluyordu yani?

"Yarın alerji hapı alacağım." Dedi sessizce Victor. Demek kedilere alerjisi vardı.

Kywan bir eliyle beni tutarken diğer eliyle ceketini tutuyordu. Odasına girdiğimizde beni yere bıraktı ve gömleğinin düğmelerini dalgınca açmaya başladı.

Hepsini açtığında ellerini yatağının karşısında duran aynaya yaslayarak derin bir nefes aldı.

"Yine başlıyoruz. Her seferinde böyle oluyor normal başlayıp sonunda bir yerden patlak veriyor.."

Düğmelerini açtığı gömleğini çıkartarak yatağa fırlattı ardından sıkıntıyla bir nefes daha vererek bana baktı.

"Senin burada kalman gerek ufaklık, odadan çıkman bir süreliğine yasak."

Gözlerimi kırpıştırarak ona bakmayı sürdürdüm. Odaya kapatılan kedi olma durumu canımı sıksa da zaten buradan çıkmanın bir yolunu bulurdum.

"Sana ne oldu böyle?"

Bana daha dikkatli baktığında beyaz kedisinin artık beyaz olmadığını fark etmişti.

Tekrar eğilerek ince parmaklarını tüylerimin arasından geçirdi ve beni kendisiyle birlikte banyoya soktu.

"Şimdilik seni lavaboda yıkayalım."

Bu durumdan hoşnutsuz olduğumu belirtir şekilde tırnaklarımı çıkarmıştım ancak bu hiçbir şeye engel olmamıştı.

Tüylerimin her yerini köpükledikten sonra durulamaya başladı, suya karşı bir nefret duymadığım için sessizce yıkanmanın bitmesini bekledim ama Kywan'ın bile çıkaramadığı lekelere sahiptim.

"Nerelerde dolaştın sen? Çamurda falan mı yuvarlandın? "

Yapabildiğim tek şeyi yaparak miyavladım.

Sağ patimi tutmuş dikkatle suyun altında ovuşturmaya devam ederken bu sefer eline bir havlu alarak iyice kuruladı.

"Leke değilmiş, tüylerin siyaha mı dönüyor senin? Bembeyaz olduğundan emindim."

Vücudumun diğer taraflarını da kontrol etmeye başladığında mavi gözlerimi sağ patime dikmiştim. Kywan haklıydı, sağ patimin ucundaki tüyler siyaha dönmüştü.

Daha önce beyaz olduğundan emindim ama artık yerinde az da olsa siyah tüyler vardı.

"Roxy'nin veterinerini aramıştım. Bayan Delair geldiğinde renk değiştiren tüylerin ne olduğunu anlarız."

Beni havluyla iyice kuruladıktan sonra odasına geri bıraktı. Üstü çıplak olduğu için giyinme odasına girdiğinde beynimde şimşekler çaktı.

Çok büyük bir şeyi unutmuştum.

Kywan odaya girdiği gibi sinirle tekrar çıkıp sert adımlarla aşağı kata indiğinde dağınıklığı gördüğünü ve bunu yapanın abisi Victor olduğunu düşündüğünü anladım.

Camelia'nın bilgilerini araştırmış, bütün belgeleri dışarıda bırakmıştım.

Islak tüylerimi silkeleyerek vakit kaybetmeden odanın kapısından sızarak Kywan'ın peşinden aşağı indim.

Merdivenlerin yarısında oturarak yukarıdan sessizce salonu izlemeye başladım.

"Gelir gelmez yaptığın şey bu mu?! Hala neyin peşindesin!"

"Ne? Neden bahsediyorsun anlamıyorum."

"Gerçekten salağa mı yatacaksın? Yaptığın şeyi saklama gereği bile duymamışsın bir de bilmiyormuş gibi mi yapıyorsun?!"

"Benimle düzgün konuş ben senin abinim! Neden bahsediyorsan bir ilgim yok!"

Kywan abisinin yakasını kavradığında şaşkınlıkla olan biteni izliyordum. Daha onlar konuşmaya bile başlamadan benim yüzümden kavga patlak vermişti.

Bana inanabilselerdi suçu üzerime alabilirdim ama ne kadar söylemek istesem de duyacakları tek şeyin miyavlama olacağını da biliyordum.

Roxy benim yaptığımı anlamış olmalı ki gözlerini üzerime dikerek hırladı.

"Camelia'yı ben öldürmedim!"

Kywan'ın dişlerinin arasından tıslarca söylediği sözler ortamda bir anlığına gergince asılı kalırken Victor'un gözlerinde nefret okunuyordu.

Camelia ismini duymayı o an benim gibi onun da beklemediği bir gerçekti, kanım donmuştu.

Victor da affallamış ve bir anlık şaşkınlığı yerini öfkeye bırakmıştı.

"Hala neyin peşindesin açık açık söyle! Benden hâlâ ne istiyorsun?!"

Victor Wynne gülmeye başladığında şaşkınlığım artmıştı. Kywan abisinin yakasını daha sert kavrayarak aralarında kalan santimleri nefret dolu bakışlarıyla doldurdu.

"Demek masumsun?.." Victor gülmeye devam etti ardından Kywan'ın bileğini tutarak yakasını sertçe serbest bırakmasını sağladı.

"Camelia'nın adını ağzına alamazsın! Ayrıca onun ölümüyle ilgin olsun olmasın ikimiz de geçmişi çok iyi hatırlıyoruz. Masum değilsin Kywan, sen şeytana akıl bile verirsin."

Victor kendisini tekrar koltuğa rahatça bıraktığında Kywan abisine doğru bir adım attı ki odayı dolduran zil sesi onu durdurdu.

Gergin ortam birkaç saniyeliğine de olsa durulduğunda benim aklım Victor'un ne demek istediğindeydi.

"İyi akşamlar, Ben Aedan Culver. Bayan Delair izne çıktığı için onun yerine bir süreliğine ben bakıyorum."

Kywan bir an bocalamış gibi durakladı, ardından hızla toparlanarak uzatılan eli sıktı.

"Ah, izne çıktığını bilmiyordum. Kywan."

Yabancı, Kywan ile tokalaştıktan sonra içeriye girerek Victor Wynne'e doğru başını hafifçe eğerek selam verdi. Yapılı olduğu giydiği beyaz gömleğin altından bile belli oluyordu.

"Kafese gerek olacak mı bilemedim, saldırgan mı?"

Kywan Aedan'ın elinde tuttuğu plastik demir telleri olan kedi kafesine baktı.

"Hayır gerek yok, kesinlikle sakindir."

Aedan gözlerini dağınık evde, kırılan vazolarda ve yere inen masada gezdirdi. Kywan adamın bakışlarını anlamıştı, bir elini şakaklarında tutarak tekrar konuştu.

"Yani bugüne kadar oldukça sakindi."

Kywan sakince konuşsa da vücudu gergindi ve üzeri hala çıplaktı. Zoraki bir gülümseme ile tekrar Aedan'a baktı.

"Ben kediyi getireyim ve lütfen siz rahatınıza bakın."

Arkasını dönüp merdivenleri çıkmaya başladığında kaçmayı düşünüyordum. Ortalık benim yüzümden karışmış olsa da yeni bir şeyler öğrenmek için harika bir ortamdı.

Birkaç adım gerilemiştim ki Kywan'ın gözleri benimkileri buldu. Kaşlarını çatarak kendi kendine söylenir gibi öfkeyle fısıldadı

"Sana aşağı inmen yasak demiştim."

Hızlıca yanımdan geçerek üst kata çıktı saniyeler geçmeden üzerinde siyah bir tişörtle tekrar aşağı inmeye başladı. Merdivenlerin yarısında durup beni parmaklarının arasına aldığında yavaşça tüylerimi okşamaya başladı.

Bense tırnaklarımı tişörtüne geçirmiş mavi gözlerimi gözlerine kilitlemiştim.

Ama Kywan sessiz yalvarışımı fark etmemişti bile küçük vücudumu hızlıca Aedan'a teslim ederek geri çekildi.

Kywan'ınkilerin aksine soğuk parmaklar vücudumda gezinmeye başlayınca ürperdim.

"Tüyleri renk değiştirmiş. Sağ patisinin ucu siyaha dönmüş, ilk geldiğinde bembeyaz olduğundan eminim."

"Pekala.." dedi Aedan, bedenimi yanında getirdiği kedi kafesine usulca koyarken.

"Aşıları ve gerekli testleri yaptıktan sonra ne olduğu ortaya çıkar."

Kywan düşünceli bir şekilde gözlerini önce parkeye ardından benimkilere dikti.

Mavi gözlerimi soğuk demirlerin arasından onunkilere dikerek merhamet etmesini ve beni geri almasını istiyordum. Benim çözmem gereken bir cinayet varken veteriner de kaybedecek vaktim yoktu.

"Hemen gidiyor musunuz?"

"Almam gereken birkaç hayvan daha var. İyi akşamlar Bay Kywan."

"Sadece Kywan."

"Ah, tabi Kywan. Tanıştığıma memnun oldum."

"Ben de öyle."

Garipleşen ortamı kafes yüzünden göremesem bile iliklerime kadar hissedebiliyordum. Ancak tam da böyle bir kaosun içinde olay yerini terk etmek içten içe ruhumu yiyip bitiriyordu.

Sokak kapısı açıldığında suratımı tellere yapıştırarak Kywan'ı görmek istedim. Birkaç günlüğüne de olsa ayrılıyorduk ve ona bakmam gerektiğini söyleyen bir ses kalbimi sıkıştırıyordu.

Ne yazık ki görebildiğim tek şey Roxy'nin pis pis sırıtan gülümsemesiydi.

Kapı ardımızdan kapatıldığında içeri de olacak konuşmaları deli gibi merak ediyordum.

Çileştiren yağmur yüzünden Aedan hızlı adımlarla gri bir cipe binerek beni arka koltuğa yerleştirdi.

Kafesin demirlikleri sürücü ve yolcu koltuğu arasından yola doğru bakıyordu böylece Aedan'ı izlemeye devam ettim.

Acaba kedi bedenine girmiş bir ruh olduğumu anlayabilir miydi?

Onu görmeye çalışıyordum ama arabanın içi çok da aydınlık sayılmazdı. Başta çileştiren yağmur hızlanırken tellere yapışarak olduğum yerde kıvrıldım.

Aedan iç dikiz aynasında ıslanan siyah saçlarını karıştırdıktan sonra aynayı soluk renk parmaklarıyla hafifçe döndürdü.

Artık göz göze geliyorduk, mavi gözlerimi siyah gözlerine diktim.

Gülümsedi, beyaz dişleri çakan şimşekle daha da aydınlanırken yavaşça soluk dudaklarını ıslattıktan sonra hafifçe araladı.

"Merak etme iyi olacaksın.." dedi soğuk gülümsemesine karışmış sesiyle ardından devam etti.

"Hep olursun."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.