İçeriğe geç

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 12 · 10 dk okuma

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 12

12. Bölüm

Bölüm XII

..ʀᴜʜᴜɴ ꜱᴏɴʙᴀʜᴀʀı..

Burada kaldıkça parçalanıyorum. Nefesim bile ruhumu terk ediyordu her defasında.

Kimsesiz hisler karanlığa saplanmış zihnimde dolaşıyor, özgürlük aklımı karıştırıyordu.

Her şey bitti.

Şeytanın kollarından sıyrılmıştı bedenim ancak bir his belki de ruhuma karışan karanlığın zehri omzumun hemen arkasından fısıldıyor, ölümün nefesi tenimde geziyordu.

Özgür ruhun şeytanın prangalarına takıldı. Çepeçevre saran içinde boğulduğum düşüncelerden sıyrıldım. Onun gibi olan ve ona ait her şeyi geride bırakıp gidecektim.

Gökyüzüne çevirdim bakışlarımı. Güneşin sıcaklığı beyaz tüylerimin arasında dolaşıyor, mavi gözlerimde parlıyordu. Rüzgar ince tüylerimde gezinirken hala hissedebilmenin verdiği tuhaflığı yaşıyordum.

Bildiğim sokaklar, caddeler ve yaşamaktan bıkmış insanlar. Tutsak geçirdiğim onca zamana rağmen değişen yalnızca bendim.

Kedi bedenime alışmam zor olmamıştı ancak atan bir kalbin sorumluluğu vardı üzerimde. Kaçarak yaşıyor ve saklanarak nefes alıyordum.

Duyduğum her seste kalbim boğazımda atıyor, ölmekten korkuyordum.

"Gel pisi pisi pisi."

Bakışlarımı arkama çevirdim. Camelia tahta köprünün üzerinde durmuş bana bakıyordu. Tanıdık hisler içimde dolup taşıyor huzurlu hissettiriyordu.

Koşar adımlarla atlayarak köprüye çıktım. Hayvanların ruhları görebiliyor oluşuna minnettardım. Aklımda binlerce soru vardı ve Camelia ile buluşmayı bu kadar özleyeceğimi tahmin etmiyordum. Ona dokunabilseydim boynuna atlayabilirdim.

"Gerçekten yaşıyorsun."

Şaşkınlık dolu sözleri beni gülümsetirken bacaklarının arasına dolandım.

"Camelia. Beni anlıyor musun?" Dedim tereddüt dolu bir sesle.

"Tabiki anlayabiliyorum. Gerçek bir kedi olduğunu mu sanıyorsun? "

Onunla konuşabiliyor olmak içimi rahatlatsa da bir parçam kırgınca bu bedene ait olmak istedi.

Ben yalnızca yaşayan bir bedene saklanmış ölmüş bir ruhtum. Daha fazlası değil.

"Tatlı bir kedi olmuşsun. İşe yaramayacağını sanmıştım ancak yalnızca zaman gerekiyormuş."

Köprüden aşağı doğru akan suya baktım. Büyü etkisini zamanla değil karanlık yüzünden göstermişti.

Ruhumu kana buladı.

Ölümüm aynı zamanda yaşamamı sağladı.

"Neden bir kedi oldum?" Dedim aklımda ki sorularla mücadele ederken. Düşünceli bir şekilde yanıma eğilerek küçük kedi bedenime yaklaştı.

"Bilmiyorum. Yaşıyor olman bile bir mucize."

"Sanırım öyle." Dedim sessize.

Camelia'yı görebiliyorsam bu karanlığı da görebileceğim anlamına geliyordu. Şeytan yaşadığımı öğrenirse ruhumu da bu bedenden koparıp alacağından emindim.

"Artık sana Kywan konusunda yardım edemem."

"Hayatını yaşamaya mı karar verdin?" Dedi alay dolu bir sesle.

Bencilce davranıyordum belki ama sadece korkuyordum. O eve tekrar hapsolmaktan, şeytanın zincirlerini ruhuma dolamasından.

"Hayır, bu şekilde sana yardım edemem."

"Böyle bırakamazsın, başladığımız işi bitirmemiz gerekiyor. Ölümüme sebep olanları bulmadan araftan kurtulamayacağımı biliyorum."

Kızdığını görebiliyordum ancak beni anlamıyordu.

"Şeytan beni bulursa kalbimi bedenimden söküp alacağını biliyorsun değil mi?"

"Bir bedenin var ve yaşıyorsun. Artık özgürsün." Dedi ardından eliyle kana bulanmış gömleğine dokundu.

"Ama ben kan içinde ki bu gömleğin içinde sıkışıp kaldım. Ruhumu özgür bırakmama yardım etmen gerek, benim sana ettiğim gibi."

Sözleri karşısında verebileceğim bir cevabım yoktu. Hissettirmeye çalıştığı suçluluk duygusu başarılı olmuştu.

"Kywan hakkında her şeyi öğrenmen gerekiyor, planımız kaldığı yerden devam edecek."

Sakince derin bir nefes aldı, insanların yanımızdan geçip giderken çıkardığı adım sesleri kulaklarımı doldurdu.

Kaçıp gitmek ve kaybolmak istiyordum, belki de Camelia haklıydı.

Bir mucize gibi elde ettiğim bu şansı riske atmak istemiyordum. O şeytanın neler yapabileceğine en yakından tanık olmuştum. Bu bedeni onun kanlı ellerinde kayıp edemezdim.

"Neden Kywan hakkında bir şeyler öğrenmeliyim?"

Camelia gözlerini gözlerime dikerek dikkatle tekrar bana baktı.

"Çünkü Kywan benim katilim olabilir."

Bütün sesler aniden kesildi.

Zihnimin içindeki korku dolu karmaşa son buldu ve uğursuz bir uğultu yükseldi.

"Ne?"

Küçük bedenimin şaşkınlıkla titrediğini hissettim. Kelimeler boğazıma dizilmiş çıkmak için çırpınıyordu ama nefes dahi alamıyordum.

Kywan'ı düşündüm, kollarında Camelia'nın cansız bedeni yere serilirken vücudundan akan kanı hayal ettim.

"Neden?"

Camelia verdiğim tepkiye şaşırdığı açıktı ancak benim için de beklenmedikti.

Yalnızca şeytanın tutsağı olduğum o günlerde tutunabileceğim biri olmuştu. Ruhumun en çaresiz karanlığında bir mum ışığıydı benim için.

Katil olduğu düşüncesini aklım sorguluyor, kalbim reddediyordu.

Durdu, derin bir iç çekişin ardından gözlerini tekrar küçük gözlerime kilitledi.

"Xwork bir paravan. Yaptıkları karanlık işleri gizlemek için kullandıkları bir şirket."

Bir eliyle yavaşça kana bulanmış yaka kartına dokundu ardından düşünceli bir ses tonuyla sözlerine devam etti.

"Ne sakladıklarını bilmiyorum ancak o karanlık uğruna öldürüldüğümü biliyorum. Bu yüzden, hiç sahip olmaman gereken bir kalbi hiç sahip olmaması gereken birine veremezsin."

Kalp atışlarım hızlandı ardından kırgınlıkla sızladı. Gökyüzünü yavaşça saran gri bulutlara çevirdim gözlerimi. Güneş gitmiş yerini gölgelere bırakıyordu.

"O karanlıkta ne var?"

"Bir mezarlık." Dedi kendinden emin bir ses tonuyla ardından devam etti. "O mezarlığın vârisi Kywan."

Bir süre sessizlik hakim oldu ardından Camelia arkasını dönüp uzaklaşmaya başladığında konuşmamızın burada bittiğini anlamıştım.

Herhangi bir sonuca varmamış yalnızca aklımı karıştırmıştı. Bildiğim tek şey ise bu işten sıyrılamadığımdı.

Adımlarımı kalabalık caddelere çevirdim. Gökyüzü kendini grinin koyu tonlarına teslim etmiş, yağmur damlaları bulutlardan göz yaşları gibi akmaya başlamıştı.

Düşüncelerimin de yağmur damlaları gibi akıp gitmesini diledim. Yol her zamankinden daha uzak ve daha karmaşıktı. Hiddetlenmiş rüzgarın gölgesinde saklanırken yağmur damalalarının tutsaklığını kabul etmiş oluyordu bedenim.

Yavru bir kedi için sokaklar intihardan farksızdı. Tüylerim çoktan sırılsıklam olmuş neredeyse titremeye başlamıştım. Bir süre sonra devasa şirket yine gözlerimin önündeydi. Büyük siyah camları ve korunaklı yapısı ile tam karşımda içinde ölümün sırlarını barındırıyordu. Geçilmez bir kaleyi andırıyordu sanki.

Başımı göğe çevirdim, yağmurun ve sisin arasında binanın en tepesinde ki yazı ışık saçıyordu.

Xwork

Vakit kaybetmeden adımlarımı döner kapıya çevirdim. Yağmur gizlenme şansımı arttırıyordu, elleri şemsiyelerle dolu insanların arasında küçük ıslak bedenim dikkat çekmiyordu.

Takım elbiseli onlarca kişi durmadan hareket ediyor, çalan telefonlara bakıyor ve telaşlı bir uğultu ile sürekli konuşuyorlardı. Ruhum için önemsiz ayrıntılar şimdi küçük bedenim için ürkütücüydü.

Dünya hiç bu kadar büyük olmamıştı. Derin bir nefes alarak hızlıca şirketin girişine kurulan sandalye ve masalardan birinin altına girdim. Daha önce bay Magnos'u takip ettiğim için odasını biliyordum ancak Kywan'a dair bildiğim hiçbir şey yoktu.

Yer değiştirmek için hazırlandım ancak bir gürültü durdurdu bedenimi.

"Bırakın! Bırakın beni."

Kıyafetleri bu şirkete ait olmadığını belli eden bir kadın kollarından tutmuş görevlileri itiyor, dışarıya çıkarılmamak için büyük bir çaba sarf ediyordu.

"Dokunma bana! Müdürünüz gelene kadar buradan gitmeyeceğim."

"Zorluk çıkarmayın."

Birden bire oluşan karmaşa insanları etrafa toplamış görüş açımı büyük ölçüde kısıtlamıştı.

Yine de saklandığım yerden çıkmaya niyetim yoktu, insanların ayakları altında ezilmek tercih edeceğim bir ölüm şekli değildi.

"Verdiğiniz para ile bizi susturabileceğinizi mi sandınız?"

İnsan kargaşası artarken kadın bir yandan bağırıyor diğer yandan kendini yerlere atarak korumalardan kurtulmaya çalışıyordu.

"Bütün muhabirleri buraya yığacağım. Herkes görecek herkes sizi izleyecek!"

Kalabalığın gürültülü uğultusunda bir ses doldurmuştu kulaklarımı. Bu sesi tanıyordum nerede olsa tanırdım. Dikkat kesilen kulaklarımla birlikte bakışlarım da arkama kaydı.

"Hayır, sakın babamı çağırma! Ben halledeceğim."

Kywan merdivenlerden aşağı inerken siyah ceketi arkasında savruluyordu. Peşinden gelen takım elbiseli başka bir adama bakarak tekrar konuştu.

Kulaklarımı dikerek dikkatle onu dinledim.

"Kalabalığı dağıt. Hemen. Kamera yok anladın mı? Akşam haberlerinde olmayacağız."

Kywan kalabalığın arasına girdiğinde onu bir anlığına kaybetsem de hemen bulmuştum.

O farklıydı, herkesten bir adım öndeydi ve saçları sabah ne kadar düzgün görünürse görünsün şimdi hafifçe dağılmış salaş duruyordu. Yorulduğunu bu uzaklıktan bile görebiliyordum.

Kadının karşısına geçtiğinde konuşmaya başladı ama yoğun gürültü Kywan'ın gelişiyle daha da artmıştı. Birkaç adım atmaya cesaret ederek öne çıktım.

Kalabalıktan yararlanarak Kywan'ın odasını bulabilir, ortalığı karıştırabilirdim. Ne aradığımı bile bilmiyorken bir yerlerden başlamak oldukça zordu.

Kywan'ı görebileceğim bir noktaya geldim. Gülümseyerek kadına bir şeyler söylerken yüzüne inen ani tokatla gülümsemesi yüzünde asılı kaldı. Kalabalığın sesi şaşkınlıkla sessizleşirken mavi gözlerim kocaman açılmış ona bakıyordu.

Beklemediğim bir anda sırtıma dokunan ellerle ayaklarım yerden kesildi, güvenlik görevlisi ensemden tutarak beni havaya kaldırmış ardından küçük bedenimi kendi yüzüyle hizalamıştı.

"Sen buraya nasıl girdin bakalım?"

Güvenlik görevlisinin suratına bakmayı keserek hemen arkasında duran Kywan'ı izlemeye başladım.

"Burası sana göre değil ufaklık."

Tırnaklarımı çıkartarak görevlinin yüzüne doğru tısladım. Ancak bu onu korkutmaktan çok eğlendirdi.

Bakışlarımı yeniden Kywan'a çevirdim bu kadar yüksekten onu daha rahat görebiliyordum. Kalabalık biraz da olsa dağıtılmış, Kywan kadının sırtından tutmuş insanlardan ve kadını hırpalayan güvenlikten sıyırarak nazikçe üst kata yönlendiriyordu.

Daha fazlasını görmek istiyordum ancak saniyeler içinde kapının önüne konmuştum.

Beni yakalayan güvenlik görevlisi hızlı adımlarla çıkışa ilerlemiş beni fırlatırcasına kapı dışarı etti. Dört ayağımın üzerine düşsem de yerde birkaç tur yuvarlanmaya engel olamadım.

Vakit kaybetmeden yeniden ayaklandım hava kararıyor gri bulutlar siyaha dönüyordu. Bedenim soğukla beraber titremeye başlamış tüylerim çamur yüzünden kuruyup yapışmıştı.

Ne kadar süredir yürüyordum bilmiyorum ancak küçük vücudum ruhuma ihanet ediyor yere yığılıp yığılmamak arasında savaş veriyordu.

Hayalet halindeyken fark etmediğim onlarca zorluk şimdi yaşayan bedenimin omuzlarına yüklenmişti.

Gökyüzü şimşeklerle aydınlandı. Hissettiğim yorgunluk ruhumu bitap düşürüyor, ıslanan tüylerim bedenime ağırlık yapıyordu.

Sonunda saatlerdir yürüdüğüm sokaklar bitmiş şeytanın kollarına geri dönmüştüm.

Ruhumu öldürerek çıkardığım prangaları şimdi kendi ellerimle yeniden geçiriyordum bileklerime.

Karanlığın arasında kaybolarak köpek kapısına doğru ilerledim. Gecenin sessizliğine güvenip yorgun bedenimi ve ruhumun kırık parçalarını gölgelere gizledim.

Beyaz rengimden eser kalmadığını göremesem de biliyordum. Ancak bunların hiçbirinin önemi yoktu. Kendimde bulduğum son bir güç ile koltuğa çıkarak yorgun bedenimi bıraktım, biliyordum saniyeler bile sürmeyecekti zihnimin rüyalara karışması.

"Burada olmamalıydın."

Yorgundum.

Bir enkazın altında uyuyan ruhumu toplayamıyordum. Zihnim direniyor, uyanmak istemiyordu.

"Uyan, pire torbası."

Sonunda gözlerimi aralayarak karanlıkta gezdirdim. Kywan belli ki henüz eve gelmemişti ve Roxy burada oluşumdan hiç memnun görünmüyordu.

"Bu duvarlardan geçebilmek için ruhunu parçalara ayırdın ve şimdi duvarların arasına geri dönüyorsun." Dedi hırlayan bir sesle.

"Biliyorum." Dedim. Sözleri bir başka ağızdan duymak ne kadar aptalca olduğunu kanıtlar nitelikteydi.

"Kywan dönmeden git buradan."

Sağ patimi kaldırarak gözlerimi ovuşturdum. "Gidemem. Dışarıda hayatta kalamayacak kadar zayıf bir bedenim var."

"Burada hayatta kalabileceğini düşündüren nedir?"

Sözleri canımı sıkmıştı. Aslında canımı sıkan doğru olmalarıydı. Düşününce dışarıda yaşamak burada hayatta kalabilme ihtimalimden daha yüksekti.

"Bilmiyorum."

Uzandığım koltuktan kalkarak hırlayan Roxy'e baktım. Onu kızdırmıştım. Salonun loş ışığı görüşümü kısıtlarken çoktan gecenin geç saatlerinde olduğumuzu anlayabiliyordum.

"Şeytanı da peşinde buraya getiriyorsun. Her ne kadar bu canlı bedene saklansan da çoktan ölmüş bir hayaletsin, en azından yaşayanları rahat bırak."

Oturduğum koltuktan kalkmadan bakışlarımı açık pencereye çevirdim. Gecenin serin esintisi içeriye doluyor, ayın beyaz ışığı parkeleri boyuyordu.

Şeytanın karanlığını yeniden hissettim gecenin soğuğunda. Sanki ruhuma sürekli olarak cam parçaları batıyor canımı yakıyordu.

"Buraya gelmenin intihardan farksız olduğunu biliyorum...ama-"

Anahtarın takırtısıyla ikimizin de bakışları aniden yavaşça aralanan kapıya kaymıştı.

Kywan yorgundu, çökmüş gözleri gecenin gölgesi ile daha da koyulaşmış adımlarını bir cesetmiş gibi cansızca atıyordu.

Yarı karanlık oda, köşe lambalarından birini açmasıyla aydınlanırken bakışlarım yüzünden göğsüne kadar akan kan lekelerine kaydı.

Mavi gözlerimi, donuk ve duygusuzca bakan siyah gözlerine kilitledim. Soğuk esintiye karışan kan kokusu midemi bulandırmaya yetmişti.

Ses çıkartmıyordu, merdiven basamaklarını acelesiz sakin adımlarla tamamlayarak üst katın karanlığında kaybolurken arkasında sadece yere damlayan kan izlerini bırakmıştı.

Kanın metalik kokusunu küçük adımlarla takip ettim ve hızlıca merdivenlere yönelerek çıkmaya başladım. Yanından geçip gittiğim soğuk zemine damlamış kan izleri, koyulaşıp kurumaya başlıyordu.

Başına ne geldiğini bilmiyordum ancak nasıl bu derecede yaralanmıştı anlayamıyordum. Ölümcül bir yaraya sahip olup olmadığından bile emin değildim.

Adımlarım temkinliyken yere attığı kanlı gömleğin yanından yavaşça geçerek karanlıkta banyo kapısından sızan turuncu loş ışığa doğru ilerledim. Aralık kapıdan girdiğimde Kywan çoktan küvete girmiş gözlerini kapatarak arkasına yaslanmıştı. Banyoyu saran kan kokusu midemi altüst ediyordu.

Başından sızan kan önce gözlerini geçmiş ardından dudaklarını sıyırarak adem elmasına inmişti. Çenesinden yol alan kanın dilinde bıraktığı o metalik tadın vücudunu ele geçirişini görebiliyordum.

Başını yavaşça kaldırıp kısık gözleriyle bana baktı. Gözleri öyle derin bakıyordu ki bir an sahte bedenimin altında ki gerçek ruhumu görebildiğini düşündüm.

"İyiyim." Dedi karanlık yalanlarla doluydu gözleri.

Kıpırdamadan endişeyle ona bakmayı sürdürdüm. Belki de yüzündeki kan izlerinin bugün şirkette olanlarla bir ilgisi vardı. Aklımda binlerce soru dolaşıyor, hepsi yanıtsız kalıyordu.

Hafifçe gülümsedi beyaz dişleri kırmızıya bulanmış dudaklarının arasından birkaç saniye gözüktü ardından hızlıca küvetin içinde kayarak üzerime doğru uzandı. İnce parmakları küçük bedenimi kavradığında korkuyla ona baktım.

Küvetin içinde tekrar geri yaslanırken beni çıplak göğsüne bırakarak tek eliyle arkamdan destekledi.

Boşta kalan eli sıcak suyu avucuyla tüylerimde gezdirirken kaşlarını hafifçe çatarak bana baktı. Kalbim neredeyse duracak gibiydi.

"Çamurda mı yuvarlandın sen?"

Tekrar gülümsediğinde dudaklarında kurumaya başlamış kan, içimde güçlü bir kaçma isteği uyandırıyordu.

Kanın yoğun kokusu burnuma dolarken tırnaklarımı biraz daha çıkartarak kendimi geriye doğru ittim ama ince uzun parmaklarının vücudumu daha sıkı kavramasına neden olmuştum.

Ellerinde ki kanı ruhuma bulaştırıyordu.

"Korkma, sakin ol ufaklık. Kanı sevmiyorsun değil mi yoksa suyu mu?"

Bir eliyle küvetten aldığı suyu yavaşça yüzüne dökerken kan yavaşça aktı, önce gözlerinden ardından çenesinden ve göğsünden sızarak beyaz patilerimi kırmızıya buladı.

Bir yandan ince uzun parmakları bedenimde geziyor, nazikçe tüylerimi okşuyordu.

"Geçmişimin kanı ve gözyaşıyla geleceğimi yıkadım. Artık kan ve gözyaşı kokuyorum sadece."

Sözleri karşısında yalnızca korkuyla nefesimi tuttum.

Dehşete kapılma hissi beynimi ele geçirirken yine Camelia'nın kanlı bedenini Kywan'ın kollarında uzanırken düşündüm.

"Seni de kendim gibi kirlettim." Dedi fısıltıyla.

Mavi gözlerimi kana bulanan patilerime çevirdim ardından yeniden gözlerine diktim.

"Ama korkma ufaklık.." dedi başını yavaşça kulağıma yaklaştırırken.

Akıp giden suyla yüzündeki bütün kan temizlenmişti. Artık kana dair yüzünde hiçbir iz yoktu.

"Bu kan bana ait değil."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.