Ateş, malikanenin devasa, soğuk girişinden adeta kaçarak hızla odasına çıktı. Üzerindeki pahalı takım elbiseyi bile çıkarmaya tenezzül etmeden, yatağına yattı. Tavanı izlerken, lüksün ve yalnızlığın keskin kokusunu içine çekti. Parmaklarının arasında bir sigara yaktı. Duman, odanın yüksek tavanına doğru kıvrılırken, gerçeklik de eğilip bükülmeye başladı.Oda birdenbire dönüştü.Duvarlardaki klasik tablolar yerini neon ışıklı, soyut cam panellere bıraktı. O anki yatak odası, Ateş Karadağlı’nın zihnindeki Gizli Daire’ye dönüşmüştü.Hemen yanında, omzuna yaslanmış, elindeki sigarayı usulca dudaklarından çeken bir kadın vardı. Saçları tarçın rengi, gözleri ise okyanus kadar derin.
"Bir gün kendini yakacaksın bu izmaritle, Ateş."
Ateş, kadına baktı. Sesi, uzun zamandır beklediği bir melodinin tınısındaydı."Rüya... Sen misin gerçekten? Yoksa yine mi kâbus görüyorum?"Rüya, anlamazca kaşlarını çattı. Gözlerinde saf bir endişe vardı."Ne diyorsun Ateş? İyi misin?""Değilim, Rüya. Sensiz kalmak... çok zor."Rüya gülümsedi, Ateş'in yanağına bir öpücük kondurdu. "Bensiz değilsin ki, ahmak. Hadi, uyu, dinlen biraz.""Uyumayalım, Rüya. Uyumayalım... Uyanışı çok kötü oluyor.""Hadi ama Ateş. Yarın sergi açılışı var, biliyorsun. Ateş'in Rüyası o serginin en güzel eseri olacak."Ateş, bu sözlerle teselli bularak Rüya'ya sımsıkı sarıldı ve gözlerini kapattı. Huzur, saniyeler sürdü.Onu uyandıran, camı çatlatırcasına sert, tok bir sesti."TAK!"Ateş, hızla yerinden fırladı. Gözleri panikle açıldı. Elinde sıkıca tuttuğu şey, rüya değil, soğuk ve keskin bir bıçaktı.Kapıda, uzun boylu, grileşmiş saçları ve çelik gibi bakışlarıyla bir heykel gibi duran, otoriter adam Cengiz Karadağlı vardı. Ateş'in babası. Cengiz'in güçlü yüzü ilk kez bu kadar çaresiz ve paramparça görünüyordu. Gözleri oğluna değil, hemen yanındaki yatağa odaklanmıştı.Yatakta, Rüya yatıyordu. Boğazı, defalarca aldığı bıçak darbeleriyle dehşet verici bir şekilde mahvedilmişti. Kırmızı, iğrenç bir leke, saten çarşaflara hızla yayılıyordu.Cinayet silahı Ateş'in elindeydi.Ateş'in bilinci, kâbusun pençesinde çırpınırken, bıçağı dehşetle fırlattı.Cengiz, titreyen sesiyle hızla emirler yağdırmaya başladı. Sesinde ne bir babanın şefkati ne de bir otoritenin sağlamlığı kalmıştı; sadece soğuk bir profesyonellik vardı."Şamil'i çağırın. Olay yerini kurgula. Üstlenecek birkaç kişi bul. Sonra Ateş'i al ve Londra'ya yolla!"Boğazındaki keskin, yakıcı bir sıcaklık hissiyle irkilen Ateş, gözlerini açtı.Yine yatağındaydı. Oda eski haline dönmüştü. Yanında Rüya yoktu. Boğazına düşmüş olan, yere fırlattığı sönmüş bir sigara izmaritiydi.Bu gerçeklik, kâbusun kendisinden daha acıydı.Ateş, o anki yalnızlığın, suçluluğun ve çaresizliğin verdiği ezici yükle, kısa ama yaralayıcı bir çığlık atarak ağlamaya başladı. Gözyaşları yastığa damlarken, o yirmi üç yaşındaki genç adam, babasının ona yüklediği lanetli geçmişin altında bir kez daha eziliyordu.

