Şaşkın bir halde Darkness'in yerde yatan bedenine bakıyordum. Kıpkırmızı olan ve bu kırmızılığı tüm vücuduna yayan ateşe.
Her şey üstüme gelmeye başlamıştı. Bir tüydüm sanki, rüzgar yardımı ile uçarken rüzgar dindi ve yere düştüm. Yoldan geçen tanımadığım kişiler beni ezdi ve bunu fark etmedi. Sonra bir kişi beni gördü ve yerden kaldırdı fakat o benim en ucumdaki parçamı kopardı ve beni oradan ikiye ayırarak kırdı. Zarar verdi bana... Ben ne yapacaktım? Yeni bir rüzgar beklerken kendimi onarmaya mı çalışacaktım? Çok geç olurdu. Yoksa pes edip yerimi ölüme mi bırakacaktım? Çok kolay bir yenilgi olurdu. Peki... kendimi onarıp rüzgarı kendim oluşturursam? O zaman ne olurdu?
Birden aklıma X'in gönderdiği düşman geldi ve hızla gözlerimi Darkness' ten çekip etrafa baktım. Herkes uzaktan bize bakıyor ve düşmanım etrafım da değil...
Hızlı bir refleks ile arkama dönüp bana uçarak yaklaşan düşmanıma elimle dokundum. Kanatları yandı...
Diğer elimden eldiveni çıkartıp başına dokundum.
Kafası dondu...
İki elimle beraber karnına dokundum.
Ortalık küllerle doldu...
Bu sefer kolay bir şekilde yenmiştim düşmanımı. Oysa avantaj ondaydı. Sadece... çok kolaydı.
Ambulans geldiğinde Darkness' e doğru eğildim. Elime eldivenimi takarak onun kalbine koydum. Şaşkın bir şekilde, beni izleyen Chloe' ye baktım ve bağırdım,
"Darkness yaşıyor!"
Kolunda yanık izi vardı ve bu zehirli ateşim onu zehirlemesine rağmen bu kadar süre de ölmemişti. Savaşı bırakmamıştı. Beni vicdan azabıyla bırakmamıştı. Beni yalnız bırakmamıştı... Chloe mutlu bir şekilde yanıma geldi ve sarıldı. Bende kollarımı ona dolayarak sarılmasına karşılık verdim. Darkness' i hastaneye kaldırıyorlardı. Yaşıyordu!
Fakat bir sorunumuz vardı, X, Darkness' in beni ziyaret etmeye buraya geldiğini biliyordu. Bu yüzden Darkness' e ceza verecekti. Onu öldürmek isteyecek, bundan eminim...










