TAKİP
Yeni bir okul günü sabahı odamda öylece oturmaktaydım. Dün geceki partiden kalma bir şekilde. Herkes gibi, Emery gibi…
Sorun şuydu ki bugünkü dersler de fazlasıyla gerekli, gelinmesi; gidilmesi gereken derslerdi.
O yüzden kolları sıvama ihtiyacı duymuştuk.
İnşaatçılar gibi, aynen öyle.
Aceleyle oturduğum yerden kalktım.
‘’Derse bir buçuk saat var hadi!’’ Anlaşılan bugün de kahvaltı yoktu. Duş, giyinme ve süslenme derken yolu da ekleyince zaten tam dakikasında okulda olacaktık.
O yüzden biraz acele etmemiz gerekiyordu. O da derse geç kalmamak içindi.
Biliyorsunuz ki akademisyenden sonra dersliğe giriş yapamıyorduk. Akademisyen iyi bir ruh halinde değilse yani.
Ve şu ilk dersimizin okutanı ise neredeyse hiç havasında olmazdı.
O ders için asla ama asla geç kalınmamalıydı, kalmamalıydık!
Yani… Moleküler biyoloji dersine!
…
‘’Hadi ama Emery şimdi de sen çok yavaşsın!’’ Sözlerime karşın Emery saçlarını yoklayıp ayna da küpesini takmaktaydı. Hiç de keyfini bozmayarak benim ardımdan ekledi, söylene söylene!
‘’Bekle biraz küpemi takıyorum, hem sen kendine bak daha makyajın duruyor!’’ Emery’in bu sözlerine göz devirdikten sonra yanına ilerlemiştim.
‘’Tek bir makyaj masası olduğundan olabilir mi acaba!? Ve sen karşısında sadece küpe takmak için duruyorsun Emery!’’ Emery ayna üzerinden bana bir bakış attıktan sonra sırıtmıştı.
‘’Haklısın.’’ Sonrasında da eşyalarını aldığı gibi yatağına ilerledi. Gardıroptaki boy aynasında küpe takma işlemine devam ederken ben de sonunda basit tonlu bir makyaj yapmak adına makyaj masasına oturabilmiştim.
Bugünkü kıyafetlerim gerçekten basitti. Dün giymek için bir şey seçmemiş bugün ise eve zaten sabah girmiştim. Yani… Aslında elime ilk geçenleri giyivermiş gibi olmuştum. Uzun bol paça yüksek bel açık mavi kot pantolon ve üstüne basic beyaz yazı baskılı kısa kollu bir tişört.
Saçlarımı yanlardan tel toka ile tutturmuş ve taramıştım. Makyajımı ise aynen şu şekil yaptım.
Yüze renk gelmesi açısından ve güneşten her daim korunmak adına serumlar, yüz güneş kremi, fondöten, kontür, kapatıcı, aydınlatıcı, allık.
Ve sırada ise makyaj aşamaları.
Turuncu bir göz farı, Maskara, parlak yine turuncu bir lipgloss. Allığım ise hafif pembelik saçmaktaydı yanaklarıma.
Ve işte hazırdım.
Emery ile hızlı bir hazırlık sürecinden (!) sonra doğruca yurttaki odamızdan çıkarak okulun yolunu her zamanki otobüs seferi ile tuttuk.
Okula varır varmaz derse on beş dakika kalmıştı.
Laboratuvara bir an önce ulaşmamız gerekiyordu.
Ve biz de…
Biraz koşmak zorunda kalarak güzelim parfümleri ve tertemiz kıyafetleri mahvetmiş, yıpratmıştık. O kadar maşalı saçlarımız da bozulacaktı haliyle.
Ama moleküler biyoloji için değerdi, değmesi gerekirdi.
Değmişti de. Öğretmenden bir dakika kala derse girmenin ardından yoğun bir ders temposu bizleri karşılamıştı. Sonrasında da her zamanki gibi kendimizi öğle arası vaktinde kantinde ödüllendirecektik.
…
Onar dakikalık üç saatlik uzun soluklu bir dersin ardından nihayet kantindeydik.
Nihayet!
‘’İkinci sınıf bir bitsin başka hiçbir şey istemiyorum!’’ Kahvemi yudumlarken Emery’in sözlerine başımı salladım. Gerçekten öyleydi bu ikinci sınıf biter bitmez rahattık. Yaz tatili geliyordu, seneye eve çıkıyorduk ve sonrasında okulumuzun bitmesine sadece iki yıl kalıyordu.
Zaten son sene de staj olduğundan pek de bir okula gitme zorunluluğumuz bulunmayacak gibi bir hisse kapılmaktaydım. Bu da şuna işaretti:
Sadece bir yıl!
Bir yıl daha okumak…
Ve sonrasında mesleğimize atanabilecek kapasiteye gelebilirdik!
‘’Hey nereye dalıp gittin, ne düşünüyorsun?’’ Emery’in sözleriyle kantin ortamına geri döndüğümde gülümsedim.
‘’Kesinlikle senin düşündüğün şeyleri! Bu okulun bitmesi…’’ Emery beni başıyla onayladığında kahvelerimizi içmeye kaldığımız yerden devam ettik sonrasında ise Emery tekrar söze girmişti.
‘’Bir tane daha?’’ Kahveden bahsediyordu tabii ki.
Başımla Emery’i onayladıktan sonra ayaklandım.
‘’Bu sefer ben alırım.’’ Az önceki kahveleri Emery getirmişti. Şimdiki kahve sırası da bendeydi.
Masadan ayaklanıp kahve makinesinin yolunu tuttuktan sonra Emery de masada kalmıştı.
Kahveleri alıp masaya geri dönecektim ki arkama döndüğüm gibi kuyruktaki bir öğrencinin bana sertçe çarpmasıyla kahvelerin üstüme boca olması bir olmuştu.
‘’Hay aksi!’’ Öğrenci kollarımdan tutmuş beni süzerken elleri arasından kurtuldum.
‘’Çok özür dilerim, size bir kahve borçlandım, hatta iki! Kusura bakmayın.’’ Öğrenciyi başımla onayladıktan sonra hızlıca tuvaletlerin yolunu tuttum.
‘’Tamam sorun değil, bir ara… Hallederiz! Off üstümde bembeyazdı mahvoldu!’’
Tuvalette hızlıca üstümü çıkarıp tişörtü lavabo içinde sabunla yıkamaya başladıktan sonra artık suyu sıktıktan sonra hızlıca lekeye tekrar baktım. Çıkmamıştı.
Ah berbat durumdaydım!
Aslında tişört bol olduğu için sorun teşkil etmemişti. İçimdeki askılı atlette bir şey gözükmüyordu. Sanırım bir süre böyle gezmem gerekecekti.
Aynada son kez kendime baktığımda el kurutma makinesi ile tişörtümü kuruttuktan sonra dışarı çıktım. Saate baktığımdaysa bir sonraki derse kırk beş dakika vardı. Yurda gidip tişört alma düşüncesi aklımda uçuşurken yurt ve okul arası otobüs mesafesini tekrardan göz gezdirdim. On beşer dakikalık yolu git gel yapıp yurttan bir tişört alıp yetişebilir miydim ki derse?
Bütün bunları düşünürken koridorun sonunda Wilhelm’e çok benzeyen birisini gördüğümde acele ile peşine düştüm.
Burada olabilir miydi, buradaysa bu beni takip ettiğine mi işaretti?
Bütün bunları öğrenmek için onun peşine düştüm. Koridoru döndüğümde bir el belimi sarıp kendine çektiğinde ürkerek duraksamıştım.
‘’Beni mi arıyordun?’’ Soğuk nefesi ve yumuşak sesi kulağımı yalayıp havaya karıştığında ellerini belimden ittirip dönmüş ve yüz yüze bakmaya başlamıştım.
Tabii ki de Wilhelm’in ta kendisiydi.
‘’Peki ya sen!? Beni mi takip ediyorsun?’’ Omuz silkmişti sadece.
‘’Geçiyordum, bir uğrayayım dedim.’’ Kahkaha atmak üzereydim.
‘’Burası okul Wilhelm!’’ Yüzünde bir tebessüm oluşarak donduğunda sözleri de hemen ardından dökülmüştü ağzından.
‘’Bende onu diyorum ya işte. Burası okul. Peki ya neden buradasın güzelim, okul insanlar içindir?’’ Sözlerine kahkaha atmamak elde değildi.
‘’Peki ya ben neyim Wilhelm!?’’ Wilhelm gözlerini gözlerime dikip bir adım atarak bana yaklaştığında göz bebeklerinin içindeki ufak parıltıyı fark etmiştim.
‘’ Sen farklısın. Diğerlerinden farklı ve bence çok daha güzel.’’ Elini yüzüme sürttüğünde zorlukla nefes alıp vermiştim. Sonrasında hızlıca kendime gelerek başımı yana çevirdim. Avcunun içindeki yüzümü kurtardığımda da söze girdim.
‘’ Ah evet telkin edilemeyen insan. Burada insan dolu okulda yeterince güvendeyim.’’ Vampirler… Gerçekten acayipti. İki yıl sonra DNA’larını incelemek için mezun olmayı zevkle bekleyeceğim.
‘’Pek de insan dolu olduğuna inanma.’’ Ne!? Şaşkınlıkla yüzüne baka kalmamak için yutkundum ve aceleyle sordum.
‘’Vampirler… Vampir avcıları… Buradalar mı!?’’ Gülümsemişti. Dalga mı geçiyordu benimle!?
‘’Burada vampir avcısı yok. Ama evet birkaç tanıdık arkadaşlarım burada. Merak etme iyi çocuklar.’’ Gözlerimi devirerek iç çektikten sonra bakışlarımı gözlerine doğru kaldırarak sordum.
‘’Gerçekten ne yapıyorsun burada? Niye geldin, amacın ne?’’ Kollarını göğsünde bir süre birleştirdikten sonra nefesini tekrardan vererek kollarını bağladığı göğsünden çekti ve gülümsedi.
‘’ Okuldaki insanları izliyordum sadece. İnsanların ilgimi çekmesi zor değil sonuçta. Senin gibi güzel birinin olması ise işleri tamamen kâbusa çeviriyor.’’ Bu da doksanlardan kalma flört taktiklerinden birisi miydi yoksa? Ama söyleyeyim etkilenmemek elde değil o bakışlara ve temaslara…
‘’Ve bunun için birkaç kişiyle geldin?’’ Fısıltıyla çıkan sesime karşın normal bir ses tonunda sorumu cevapladı.
‘’Sadece biz Vampirler var güzelim, endişelenme. Seninle biraz daha vakit geçirirsem çok eğleneceğimizi düşünüyorum.’’ Vampir kelimesini vurgulamıştı. Üstüne bastıra bastıra söylemişti. Sanki… Sürekli ağzımda gezmesi gereken bir kelimeydi. Utanmadan söylemem gereken, alışmam gereken bir şey…
Wilhelm daha da yaklaşarak beni yakından incelemeye devam ettiğinde önüme düşen saçlarımı arkaya atarak ilk defa fısıltıya yakın bir ses tonuyla konuşmuştu.
‘’Bu yüzün çok güzel. Altın oranla mı tasarlandı hanımefendi?’’ Gülerek başımı çevirdiğimde hızlıca söze girdim.
‘’Konuyu dağıtıyorsun şu an!’’ Yanağımı elleri arasına aldığında artık bakışlarımı da kaçıramamıştım.
‘’Hangi konu?’’ Gözlerimi zorlukla devirip sonrasında göz bebeklerinin içine dik dik bakmaya başladığında gülümsedi, pes etmişçesine.
‘’Anladım… Buradayım, buradayız çünkü seni koruyorum, koruyacağım. Öyle işte bu kadar. Kafana takma, buralardayım.’’ Wilhelm söylediği bu sözlerden sonra ellerini yanağımdan çekip beni incelemeye başladığında güldü.
‘’İstersen o çocuğu bir şekilde halledebilirim.’’ Wilhelm neyden bahsediyordu böyle!? Hiç anlamamışken sordum.
‘’Hangi çocuk!?’’ Gülmesi daha da artmıştı. Ama mutluluktan mıydı yoksa başka bir şeyden mi hiç mi hiç bilmiyordum işte.
‘’Üstüne kahve bocalayan şu çocuk hani.’’ Ağzım açık kalmıştı adeta. Gerçekten ne zamandır izliyordu bu beni? Kahve dökülmesini gördüğüne göre sabahtan beri buradaydı ama ben onu daha şimdi görmüş ve burada olduğunun farkına varmıştım.
Kafamı iki yana salladıktan sonra üstüme bir bakış daha attım. İç çekerek tekrar Wilhelm’e döndüğümde şu an sırf onunla laf dalaşına girdiğim için vakit kaybetmekteydim ve her kaybedilen vakit benim üstümü değiştirmemi imkânsız kılıyordu. Sanırım zaman geçtikçe daha da imkansızdı.
Tamamen imkânsız!
‘’ Yardım edebilirim.’’ Wilhelm bunu söyleyerek elimden tuttuğu gibi ardından sürüklemeye başladığında direnmeye çalışarak bağırdım.
‘’Ne yardımı, nereye götürüyorsun beni!? Wilhelm sana diyorum!’’ Yüzünde büyüyen sırıtması taa arkasından bile görünüyorken sesimi yükselterek sorduğum bu soruyu da cevaplamıştı.
‘’Odana. Giysi yenilemen için. Ve sonra da… Okuluna. İnsan gibi derslerine girip sonra da ders bitimi yurduna geri dönebilmen için.’’
Gözlerimi devirerek peşinden gitmeye devam ettiğimde bahçeye çıkmıştık.
‘’Bunu bir daha yapma! Midemi bulandırıyor…’’ Her hızla yaptığı hareketi midemi bulandırıyor. Ve buradan yurda kadar gitmek… Yine beni kötü etkileyecekti. Bu kaçıncı ışınlanmam olacaktı bilmiyorum ama gerçekten de bir türlü alışamamıştım.
Alışabileceğimi de pek sanmıyordum. Akıl almaz bu varlık türüne karşın bir de akıl almaz yetenekler…
Ve ben sadece ikinci sınıf bir üniversite öğrencisiydim!
Tek artım biyoloji okumaktı. Ve de vampir sırrına sahip olmak.
İşte bu kadar.
İşte bütün mesele bu.
Tam olarak bütün mesele bundan ibaretti.
…