RUH VE BEDEN
‘’Söylesene sen niye buralarda gezip duruyorsun?’’ Bahçeye çıktığımızda elimi çekerken Wilhelm’e sorduğum ilk şey bu olmuştu ama Wilhelm umursamadan omzunu silkti ve beni o şekilde cevapladı.
‘’Dediklerimden farklı bir şey yok. Bir de… Senin şu okuldaki derslerini izlemeye bayılıyorum açıkçası.’’ İster istemez sırıtmış hatta sonrasında da kahkaha atmıştım.
‘’Bundan emin misin? Dersleri mi yoksa başka birisini mi?’’ Sorduğum bu soruya Wilhelm’in cevabı fazlasıyla netti.
‘’Ah kesinlikle seni!’’ Sanırım bu vampirlerde yalan denen bir şey yoktu. Gözleri gözlerimde delici bakışları da aynı şekilde üzerimde iken derince bir nefes alıp verdim. Wilhelm ise sözlerini sürdürmüştü.
‘’Okuldayken çok daha çekici bir hal alıyorsun çünkü.’’ Az kalsın sabahki yaşadıklarım gibi tükürüğüm boğazıma kaçacakken son anda durumu kurtararak birkaç kez öksürmeye başladım. Wilhelm benim bu durumuma sadece gülmüştü sonrasında da aklına başka kur yapıcı cümleler gelmiş gibi sinsice gülümsedi ve ardındansa söze girdi.
‘’Be? Seni rahatsız mı ediyorum, yoksa insan içinde seninle kuracağım yakından temas düşüncesi mi seni heyecanlandırıyor? Belki e bu vampir çocuk elini kalçana atmak istiyordur?’’ İşte bu sefer tükürüğüm fazlasıyla boğazıma kaçarken olabildiğinde yüksek sesle, bağırarak konuştum.
‘’Çıkar onu aklından!’’ Wilhelm kahkahalara boğulmaktayken ben ise öksürmekteydim. Fazlasıyla sıcak basmıştı beni. Ne ara hava bu kadar sıcak olmuştu? Ah cayır cayır yanıyordum!
‘’Aslında hayal ettiğin şu şeyden daha güzel olan şey ne biliyor musun? Onu gerçekleştirmek!’’ Artık Wilhelm’in bu sözlerinden sonra omzuna atabileceğimin yarısı kuvvetinde bir yumruk attığımda dudağının kenarı keyifle kıvrılmıştı.
‘’Sert olmak istiyorsun… Eh bu iyi bir şey. Bende istediğin zaman sert olabilirim özellikle de yatakta.’’ Wilhelm’in yüzü yüzüme iyice yaklaşırken gözlerimi kapattım.
‘’Sen bir vampirsin.’’ Karşı koymak istiyordum. Bu saçma kombinasyona bir dur demek istiyordum. Aklım tamamen reddederken kalbim ise tamamen sessiz kalmak istiyordu. Akıl mantık çatışması içerisinde iken kalbinin çarpıntıları kulağıma doluyordu. Kapılıp gidemezdim, o bir vampirdi!
Wilhelm sözlerimden sonra bana daha da sokulmuş ve dudaklarını kulağımın hizasına getirdikten sonra fısıltı kadar sessiz çıkan bir ses tonuyla konuşmuştu.
‘’Evet bir vampirim. Ve sen de herhangi bir insandan fazlasısın. Benim için daha da özel ve fazlasısın.’’ Derin bir nefes alarak gözlerimi açtığımda Wilhelm’in nefesi kulaklarımdan boynuma hareket ederken dudakları da kulak hizamdan geriye çekilmişti. Gözlerimiz birbirimizin gözlerinde kenetliyken ona cevap vermiştim.
‘’Sen bir avcısın ve bildiğim kadarıyla hayvanat bahçesi buradan bir 4 kilometre ötede!’’ Sözlerimden sonra gözlerime odaklanmıştı sadece. Ne bir gülme vardı ne de bir sırıtış. Yüzü duygusuzca bakarken konuşmasını sürdürdü.
‘’Peki bayan harita! Vampirim diye, kan içiyorum diye vahşi bir hayvan olmuyorum. Ayrıca bir katil asla değilim! En azından hak etmeyenler için. Hak edenler ise… Onlar kendilerine saklanacak bir yer bulsun çünkü dehşetin ta kendisiyim!’’ Biliyorum… O gece beni öldürmediğinden sırrı güvenle verdiğinden beni iki defa kurtarmasından biliyordum. Kötülere dehşet saçtığını aslında vahşetin ta kendisi olduğunu biliyordum!
Bunların hepsini biliyordum ama en kötüsü de şuydu ki o da sırrı koruyamazsam bana ne olacağıydı. Ya vampir kimlikleri ortada dolaşırsa ya avcılar beni bulup benden bilgi toplarsa ya vampirler için kötü sonuçlar doğuracak bir şeyin parçası olursam? Ölecek miydim!? Ölsem bile bu asla acısız olmayacaktı biliyordum!
‘’O gece…’’ diyerek söze girdim. Devamı istemsizce gelivermişti. Ama zaten devamını getirmek en çok istediğim şeylerden birisiydi. ‘’Gerçekten kanımı içmiştin değil mi?’’ Ve ardından ekledim, ona cevaplama fırsatı vermeden hemen önce. ‘’Hani beni o canavardan kurtardıktan hemen sonra!’’
Wilhelm olumluca başını salladıktan hemen sonra cevabımı da hızlıca bana fazlasıyla iletmişti tekrardan.
‘’Evet. Gerçekten kanını içmiştim. Çünkü durdurulamaz kadar çekiciydi. Damarlarından akıp gidiyordu ve ben o kanın konusunu birkaç oda öteden alıp da gelmiştim. Kendimi tutamadım ve yaptım. Ardındansa… Hızlıca sana kendi kanımdan verdim ki boynundaki yara bir an önce iyileşsin. Unutman için bir de telkin yapacaktım ama biliyorsun ki başaramadım çünkü sen…’’ Daha fazla konuşmasına fırsat veremeden hızlıca sözlerinin arasına girdiğimde o da susmak zorunda kalmıştı. Ve fazlasıyla odaklı bir şekilde beni dinlemişti.
‘’Telkin edilemezim biliyorum!’’ Ani çıkışım Wilhelm’i bir süre duraklatsa da Wilhelm başını olumluca sallayarak sözlerine devam etmişti.
‘’Adelya bak biliyorum içindeki kendini yiyip bitiren şeyi. Önemli değil hiç önemli değil. Tek amacım…’’ Daha fazla devam etmesini istememiştim o yüzden bir müdahalede bulunmuştum ben de.
‘’Evet gayet iyi anlıyorum. Amacın şu: Kanımın tadına baktın ve artık benden kopamazsın çünkü kanıma aşıksın! ‘’ Normalden biraz fala çıkan bu yüksek sesime karşın Wilhelm’den de aynı oranda bir karşı atak gelmişti. Hiç beklemiyordum diyemem çünkü gerçekten de bekliyordum.
‘’ Seni korumaya çalışıyorum! Seninle olmak!.. Burada bulunmamın amacı da bu. Evet sırrımıza ortak oldun ama bunun dahası var Adelya! Seni sadece sır için mi yanımda tuttuğunu sanıyorsun? Sadece bir sır için mi asla senin yanından ayrılmıyorum ben? Hayır Adelya, asla bu yüzden değil!’’ Wilhelm’in sözleri içimi daha da mahvederken derin bir iç çektim.
Peki ya ne içindi Wilhelm?
Tüm bu olup bitenin sebebi tam olarak neydi?
Tüm bu anlamlı sözler ve manalı derin bakışlar…
Altında ne yatıyordu Wilhelm?
‘’Beni etkiliyorsun evet! Her ne kadar telkin edilemiyor olsam da vampir cazibene kapılıp gitmem an meselesi. Neyin gerçek ve neyin sahte duygular olduğunu ayırt edemiyorum. Sana kapılıp gidemem bu tam bir aptallık olur. Lütfen… Beni daha fazla etkilemeyi kes.’’ Wilhelm iç çekerek bana doğru bir adım daha atarak yanaştı.
‘’Aptallık olduğunun bende farkındayım ama yanılıyorsun, yanlış düşünüyorsun. Kanın değil. Hayır kanını falan arzulamıyorum. Gözlerinden, bedeninden, ruhundan etkileniyorum. Her şekilde kusursuz ve cezbedici olandan. İşte tüm bu halinle beni deli ediyorsun.’’ Ne yani vampirlerin aşkı yıldırım kadar hızlı mı olurdu? Vampirler yıldırım aşkına mı tutunurlardı. Aşk için bu kadarı yetiyor muydu? Wilhelm bir anda, ilk görüşte benden etkilenip sonra da bana aşık mı olmuştu? İmkanlı mıydı ki böyle bir şey gerçekten?
‘’Sen kendine sadece ayaklı bir kan torbası istiyorsun işte o kadar!’’ Wilhelm’e sırtımı dönüp gidecekken elleri ellerimi tutmuştu. Beni tekrar eski yerime bıraktığında gözlerimin en içine bakmaktaydı.
‘’Sen kendini bir kan torbası olarak mı görüyorsun? Bir vampirin bir insan ile derinden duygusal bir bağla bağlanabileceğini bilmiyor musun? Eş demek kan demek, ruh demek, beden demek, aşk demek. Gözlerinde gördüğüm, bedeninde hissettiğim şeyleri hiçbir kadında hissetmedim, hissedemem ne vampirde ne de bir insanda. Sadece sen… Gözlerim, kulaklarım, bedenim, vampir ruhum… Tam anlamıyla ben, bütünüyle seni arzuluyor olabilirim.’’ Wilhelm’in sözleri aklımı allak bullak ederken şaşıp kalmıştım. Gözlerinde takılı kalmışken ağzım da yarım bir şekilde açık kalmıştı. Etkilenmiştim, beni etkileme dememe rağmen beni daha fazla etkilemişti. Ruhum alev almış ve kalbim ise gümbür gümbür ateş etmekteydi. Daha fazla karşı koyamamıştım, elimde değildi, vampir cazibesiydi işte!
Wilhelm bakışlarımdaki değişimi fark etmişçesine gülümsediğinde ister istemez tebessüm etmiştim. Tebessüm etmiştim ki aklıma bir anda gelen bir şeyle elimi elleri arasından çektim.
Bildiğim tek bir şey vardı. O da dersi birazdan kaçıracak oluşumdu. Ve hala aklımı bulandıran bazı soruların zihnimde cevapsız kalışıydı.
‘’Ben… Gitmeliyim, üzgünüm ders vakti!’’ Ona cevap hakkı bile tanımadan yanından gidecek iken arkamdan hızlıca bağırdığında bir süreliğine duraksadım.
‘’Burada bekliyorum seni, öğle yemeği için ama en önemlisi de bu konuşmaya devam etmek için harika bir yer biliyorum!’’ Wilhelm’in bu sözlerinden sonra yürümeye devam edip hızlıca sınıfın yolunu tuttuğumda Wilhelm’i de geride, bahçede bırakmıştım. Artık derslikteydim ve artık derslikte olduğuma göre rahattım.
Wilhelm’in giremediği tek yerde!
…
Aklımda yol boyu tek bir kafa karıştırıcı bir problemin kurbanı olmuştum. Kafam allak bullak bir şekilde dersliğin yolunu tutarken aklım bambaşka yerlerdeydi.
Aklım Wilhelm’de, onun söylediği bu kalp ritmini bozup nefes alıp vermeyi zorlaştıran türden olan sözlerindeydi!
‘’Seni sadece sırrımıza ortak olduğun için mi yanımda tuttuğumu sanıyorsun?’’
‘’Tam anlamıyla ben, bütünüyle seni arzuluyor olabilirim.’’
Ne demek istiyordu, benim hakkımdaki planları neydi, her şeyi bir an önce bilmek istiyordum!
…
‘’Neredeydin sen!? Beni ekip gene nerelere gittin?’’ Sınıfa girdiğimde Emery’in delip geçen, delici bakışlarıyla karşılaşmayı elbette ki bekliyordum.
‘’Anlatırım sonra.’’ Diyerek ders için hazırlanırken Emery aklına bir anda bir şey gelmiş, kafasının üstünde ampul yanmış gibi sırıtmaya başlamıştı.
‘’Şu çocukla mı karşılaştın yine!? Hani şu mühendisler partisi! Ah ne zaman anlatacaksın artık, hani biz sır saklamıyorduk birbirimizden? Darılıyorum ama artık bak.’’ Emery iki duygu değişimini aynı anda yaşamıştı. Önce kötü bir ruh halindeydi ve sırıtmaya başlamıştı. Şimdiyse de bir anda dudak büzmeye başlamıştı.
Artık bu kızın tüm duygularının sahte olduğunu düşünmek üzereydim. Bu kadar hızlı ruh değişimi başka hiçbir kişide, hiçbir yerde görmemiştim; bu kadar hızlı olmazdı yani!
…