Koridora attığım ilk adımda, ayak seslerim mermer zeminde avluya ulaşan zincir şakırtılarına karıştı. Cassian elimi kavradı; parmakları buz gibiydi, ama tutuşu demir gibi sağlamdı.
“Marta hangi katta?” diye fısıldadım.
“Zemin, mutfak tarafında. Ama sen bana bak.” Beni kendine çevirdi. Alnında, şimdiye kadar hiç görmediğim ince bir çizgi belirmişti. İlk kez onu bu kadar gergin görüyordum. “İçeri girdiklerinde benimle konuşacaklar. Sen de Marta’nın yanına in.”
“Hayır.” Sözler ağzımdan, düşünmeden çıktı. “Burada kalmam gerekiyorsa—“
“Elara.” Adımı, bir uyarı gibi değil, bir yalvarış gibi söyledi. “Konsey benim babamı öldürdü çünkü emre karşı geldi. Senin varlığını öğrenirlerse, seni onlardan saklamak için yaptığım her şey—“
Avludan gelen sesler yaklaştı. Artık ayak seslerini de seçebiliyordum. Taşların üzerinde, ritmik, ağır adımlar.
Ve sonra, kapının eşiğinde bir gölge belirdi. Arkasından üç kişi daha.
Öndeki adam uzun boyluydu; omuzlarına dökülen gümüşi saçları, ay ışığında neredeyse beyaz parlıyordu. Bir adım öne çıktı, gözleri Cassian’ı buldu.
“Vane.” Sesi, kayalara çarpan dalgalar gibi çatallı ve soğuktu. “Konsey seninle konuşmaya geldi.”
Cassian’ın eli, arkamda sırtımın ortasına dokundu. Nazik bir itiş. *Git* der gibi.
Ama ben kımıldamadım.
Öndeki adamın gözleri, Cassian’ın omzunun üzerinden bana kaydı. Bir an, çok kısa bir an, duraksadı. Burnunu hafifçe çekti. Sanki havayı kokluyordu.
Ve yüzünde, hiç hoşuma gitmeyen bir gülümseme belirdi.
“Lord Cassian,” dedi, sesi yumuşayarak. “Misafirin var galiba. Bizi tanıştırmayacak mısın?”
Cassian’ın parmakları, sırtımdaki noktada kasıldı. Bana tek kelime etmedi. Sadece çenesini kaldırdı, gri gözlerini konsey liderine dikti ve o anda, o buz gibi soğukkanlılığın altında bir kıvılcım gördüm.
Korku değildi.
Öfkeydi.
“Bu,” dedi Cassian, sesi hiç titremeyerek, “benim gelinim.”
Koridorda buz gibi bir sessizlik oldu.
Öndeki adamın kaşları havalandı. “Öyle mi?” Dudaklarındaki gülümseme genişledi. “O hâlde babandan kalan sözleşmeyi görmek isteriz. Hemen.”
Cassian’ın eli, yavaşça belindeki kınına gitti. O anda, avludaki kurt ulumalarının aslında kurt olmadığını anladım. Onlar da vampirdi. Ve hepsi, tek bir emirle saldırmak için bekliyordu.
“Sözleşme,” dedi Cassian, “artık size ait değil. Babamın ölümüyle, mühür bana geçti. Ve ben bu kadını kendi özgür irademle seçtim. Konsey’in onayı olmadan.”
Öndeki adam, bir kahkaha attı. Kısa, keskin, tıpkı kırılan bir kemik gibi.
“Seçtin mi?” diye tekrarladı. “Güzel. Çünkü biz de bir seçim yaptık, Vane. Kızıl Lanet’in taşıyıcısı uyandığında, onu koruyacak olan tek güç konseydir. Sen değil.”
Gözlerini bana dikti.
“Ve sen, tatlım,” dedi, sesi bir fısıltıya dönerek, “büyükannenin ölümünden beri aradığımız parçasın.”