Dışarda yağmur yağıyordu. En sevdiğim olay. Bu yüzden de kahvemi almış kanepeye oturmuştum. Pencere önünde olan kanepeye. Perdeleri açmış , penceredeye düşen yağmur damlacıklarını izliyordum. Çok güzellerdi. O sırada yanımda birini hissettim. Vanilya ve çikolata karışımı bir koku hissettiğimde gelenin Amaris olduğunu anladım. Bundan dolayı da başımı onun omzuna koydum. O da ben kafamı omzuna koyduğum anda elini saçlarıma koydu. Yavaş yavaş okşuyordu. Beraber böyle oturmak çok güzeldi. Keşke her zaman böyle oturmaya vakit bulabilseydik. Ne güzel olurdu ama. Ben onun rahat ve geniş omuzlarına kafamı koysam , o da saçlarımı oksasa. Mükemmel olurdu.
Ben bunlara dalmışken bir anda kapı kırıldı. Amaris ve biz ayağa fırladık. Amaris'in eli çoktan silahını bulmuş ve gelenlere doğrultmuştu. Bende elime masanın üzerinde bulduğum bıçağı almıştım. Bu sırada kapıdakilerde bizi kurşun yağmuruna tutmaya başlamışlardı. Ben masanın altından onların durduğu yerde ki kanepeye doğru emeklemiş ve onlara arkadan saldırmıştım. Ben onların arkasındakilerle saldırırken Amaris de önden saldırıyordu. Tabiri caizse ortalığı kan gölüne çeviriyordu. Bende ondan aşağı kalmıyordum. Önüme gelen düşmanı bıçaktan geçiriyordum. Hepsi bir bir yere düşüyordu. Ama bir sorun vardı. Onlar düştükçe daha fazla geliyordu kapıdan. Giderek zorlanmaya ve yorulmaya başlamıştık. Amaris'in zaten yarası vardı. Daha yeni yeni iyileşiyordu. Benimde elimde yaram vardı. Bıçak tutarken çok zorlanırken bir saldırı gelmesi beni çok kötü etkilemişti. Her ne kadar güçlü durmam gerektiğini bilsemde olmuyordu. Giderek elimde ki bandajın kandan dolayı ıslandığını ve açıldığını hissediyordum. Eğer elim açılırsa çok kötü olurdu. O zaman bıçak tutamazdım ve Amaris'i yalnız bırakırdım. Onunda ne kadar güçlü olduğunu bilsemde yeni yaralanmıştı .
Ben bunları düşünürken bir yandan da dövüşüyordum. Birine yumruk attım , birinin karnına bıçak sapladım , birine uçan tekme savurdum. Sonrasında çeneme bir yumruk yedim. Bana gelen bu yumrukla önce bir yıldızları saysamda silkelendim ve bana yumruk atanı bıçakladım. Benim etrafımda hiç biri kalmamıştı. Hepsi Amaris'in etrafındaydı. Ama Amaris onların hepsini püskürtüyordu. Hepsi bitmişti. Ay sonunda. Bir türlü bitmiyorlardı. Ama sonunda hepsi cehennemi boylamıştı. Elime bakıp tekrar Amaris'e baktığımda birinin onun arkasından yaklaştığını fark ettim. Bunu fark etmemle ağzımdan "Amaris arkanda , " diye acı dolu bir ses yükseldi. O hemen arkasını görse de gözünün yanından bir bıçak sıyrıldı.
Bunu hatırladığım an gözümden yaşlar döküldü. Bu yara böyle olmuştu. Her ne kadar iyileştirmeye çalışsamda bir türlü geçmemişti. Benim ne zaman bu ize baktığımı gören Amaris derdi ki " Bak bu benim zafer işim," deyip dalga geçerdi. Beni neşelendirmeye çalışırdı her zaman. Hayatım onsuz çok eksikti. Bunu o yaralanıp yatarken daha iyi anlıyordum.
Bir kere daha ona zarar gelmesine izin veremezdim. O hayatımın bir parçası olmuştu artık. Onsuz eksiktim. Arkamı toplayan , beni mutlu eden , eğlenebileceğim ve birlikte avlanmayı da çok özlemiştim. Bana kızmasını da özlemiştim.
Gözlerimden yaşlar dökülürken ağzımdan " Nolur iyileş , " kelimeleri fısıltı hâlinde döküldü. Elini tuttum ve yanına iyice yanaştım.
Ben böyle ağlarken dışardan bir ses geldi ; dal kırılma sesi. Ne oluyordu ? Burasını bulmuş olmaları çok imkansızdı. Elim hemen silahıma gitti. Tetiğini çektim ve ayağa kalktım. Yavaşça dışarıya çıktım. Daha doğrusu kapının ordan dışarıya bakıyordum saklanarak. Yarım içerde yarım dışardaydı. İyice bakarken dışarıya benim durduğum yere bir ok fırlatıldı. Ok tam kapının yanına saplandığında bende okun geldiği yere silahı doğrulttum ve oraya bir kurşun gönderdim. Ormanın içinden acı dolu bir ses çıktı. Evet kurşun olması gereken yere ulaşmıştı. Mutlulukla okun geldiği yere doğru silahımı ayarladım ve bekledim. Onun yerine öteki taraftan koşarak gelen Amaris'in abisini gördüm. Hızla içeri girdi ve "Geliyorlar," diye beni uyardı. Ardından "Gitmemiz gerekiyor." Derken bir yandan da kolumu çekiştiriyordu. Ama benden bir hareket göremeyince "Senin derdin ne be kadın ? Ölmek mi istiyorsun?" Diye bağırdı. Bende ona dönerek " Derdim sizi korumak , hiç bir yere gitmiyorum. Geliyorlarsa ölürler zaten." Derken sesimi olabildiğince yüksek çıkartmaya çalışmıştım. O bu net tavrım karşısında bir iç çekti ve silahını çıkardı ve diğer kapı eşiğinde durup nişan aldı. Bir ok daha büyük bir hızla gelip kapı eşiğine saplandı. Ardından da kurşun yağmuruna tutulduk. Bende bu durumda boş kalmayıp kapı eşiğinin en yere yakın yere yatıp kurşunları onlara göndermeye başladım. Benim bu kararlı davranışlarım karşısında Amaris'in abisi de yere yatıp benim kurşunları attığım yere doğru nişan aldı ve silahını peş peşe sıktı. Bizim bu karşılıklı savaşımız sırasında bir anda karşı taraftan kurşun gelmeyi bıraktı. Ama arkamızdan bir ses geldiğinde o zaman bu savaşın bitmediğini anlamıştım.