
Diana 'nın anlatımından
Çıktığım evden acı dolu çığlıklar yükselince dudaklarım yana doğru kıvrıldı. Ben gülümserken birden sokaktan ayak sesleri yükselmeye başladı. Gelmişlerdi gene. Bir kerede geç gelseler olmuyordu sanki. Daha yeni keyifleniyordum. Oflayıp arkamı döndüm ve duvara tırmandım. Ayaklarım öteki tarafta ki yere değdiğinde cebimden telefonumu çıkarıp "canım patronumu" aradım. Çünkü aramazsam beni çiğ çiğ yerdi. Ve şu an onun bana kızmasını canım hiç istemiyordu. Lakin bir türlü telefonunu açmayınca yürüdüğüm yerde durdum. Genelde ilk çalışta açardı ama şu an bilmem kaç çalış olmuştu gene de açmamıştı. Bir şey mi olmuştu acaba ? Ama kendini koruyabilirdi sonuçta o bir en üst vampirdi. Ya koruyamadıysa? Ya şu an yerde acı içinde kıvranıyorsa ? Aklıma bu düşünceler doluşmuşken koşmaya başladım. Onu kaybedemezdim. O benim tek dostumdu. Tek ailemdi. Bana sırt çevirmeyen tek kişiydi. Onu kaybedersem ben bir hiçtim. Tamam kendim de ayaklarımın üstünde durabilirdim ama ona da ihtiyacım vardı. Umarım öldürülmemiştir.
Yarım saat sonra
Koşarak sığınağa geldiğimde acı dolu bir çığlık attım. Yere ellerimin üstünde düştüm. Düşen bir tek ben değildim. Zihnim ve ruhum da çökmüştü. Ayrıca yıllar sonra ilk kez ağlamaya da başlamıştım. Her şey bitmişti. Sığınak saldıraya uğramıştı ve kalan tek şey küllerdi. Ellerimle külleri aradım. Ondan bir işaret bir eşya aradım. Ama yoktu. Hiç bir şey yoktu. Onu saray görevlileri alıp götürmüştü. Artık tek başımaydım. Onu kurtarana dek. Evet onu kurtarmam lazımdı.
Ve güçlü olmam da. O beni bu hâlde görse sitem ederdi bana. Kızardı. Bende omuz silkerdim. Böyle bir anın gelmesi bile beni gülümsetti. Yıkıldığım yerden kalktım. Gözyaşlarımı sildim. Güçlü olmam gerekti. Bu kararı aldıktan sonra arkamı döndüm. Yürümeye başladım. Elli yaşındayken Amaris ile yaptığımız ağaç evine doğru gidiyordum. Orasını sadece ben ve Amaris biliyordu. Orada güvende olacaktım. Oraya gitmem en güvenlisiydi.
Ormanının içine girdim , beynimde onu nasıl kurtaracağıma dair fikirler dönerken. Aslında bir çok plan vardı ama en iyisini seçmem lazımdı. Çünkü bu yolda tek başınaydım ve geri gönüşü olmayan bir yola girmiştim. Onu kurtarmak demek kendi canımı da ortaya koymaktı. Aslında onun için canımı bile ortaya koyardım ancak o bunu asla kabul etmezdi. Bu yüzden işe yarar bir planı seçmem gerekti.
Ben bu düşünceler içinde ilerlerken bir anda kendimi yerde buldum. Yerde ki kütüğe takılmıştım. Elim ile alnıma okkalı bir tokat attım. Bu kadar sakar olmak zorunda mıydım ? Amaris bana sakar vampir derken haklıydı. Bu lakabı bana ilk tanıştığımız zaman takmıştı. Aklıma o gün geldi ;
Ağaca tırmanmak istiyordum. Ama bir türlü çıkamıyordum. Bu diğer çocuklar nasıl çıkıyordu ağaca ? Ben niye beceremiyordum ? Beceriksizin teki miydim ? Gerçi o kadar beceriksiz değildim ki. Annem mutfakta çok becerikli olduğumu söylerdi. Babam bahçe işlerinde. Abim ise ortalığı karıştırma konusunda becerikli olduğumu söylerdi. Ama niye ağaca çıkamıyordum ? Ofladım ve bir daha denedim. Bu sefer oluyordu. Yarısına kadar çıkmayı başarmıştım. Çok az kalmıştı. Ta ki o sese kadar ; "Sakar bir vampir olmak nasıl hissettiyor ? Bu ses ile neye uğradığımı şaşırdım. Bu çocuk ne diyordu. Aklım karışmıştı. Ayrıca elim de aynı yerde kalmaktan gevşemiştim ama bunu fark ettiğimde çok geçti artık. Düşüyordum. Ve de düştüm. Ama bilin bakalım neyin üstüne ? Evet tam olarak onun kucağına düşmüştüm. Hani beceriksizdim ya becerdiğim bir şey varmış ; tam kucağa düşmek. Hem de mahallenin en korkulan vampir ailesinin oğlunun kucağına. Cidden batırmıştım. Ayrıca o da şaşkın görünüyordu. Böyle olmaycaktı , bende gözlerimi onun gözlerine çevirdim. O da bana bakıyordu. Keşke bakmasaydım. Çünkü gözlerimizle bağlanmıştık birbirimize. Sanki o anda kilitlenmiştik. Etrafta hiç bir şey kalmamıştı. Tek biz vardık. Ya da ben öyle sanıyordum çünkü o " Kucağımdan inmeyi düşünüyor musun ? Biraz daha böyle kalırsan kucağıma ve bana meraklı olduğundan emin olacağım," dedi. İçimden şerefsiz diye söylenirken kucağından indim. Ve boğazımı temizleyip " Ne sana ne de kucağına meraklıyım. Beni düşüren sensin , tam düştüğüm yerde de sen vardın. Bende senin üstüne düştüm bu kadar basit." O ise kafasını arkaya atarak gür bir kahkaha attı. En sonunda kahkahasını bitirdiğinde " O zaman bir teşekkür almalıyım . Sonuçta ben olmasam yere düşecektin," dediğinde "Hı sen olmasan hiç düşmeyecektim. " O bu cevabım üzerine eli ile çenemi tuttu ve kendisine bakmaya zorladı beni. Ona baktığımda " Sakar vampir bir de trip atarmış. Ne de komik..." Daha devam edeceği sırada çenemi elinden kurtardım ve arkamı dönüp uzaklaştım.
Arkamdan "Sakar vampir ," diye söylendiğini duysamda arkamı dönmedim ve yoluma devam ettim.
Bu anıların aklıma gelmesi mutlu oldum. O gün iyi ki beni düşürmüş bende iyi ki onun üstüne düşmüşüm. Yoksa onun gibi bir arkadaşım olmayacaktı. Sonuçta benimle arkadaş olmak istemeyen vardı. Bir de üstüne bana zorbalık yapıyorlardı. Ama Amaris ile arkadaş olunca kimse bana karışamamıştı. Hatta bana zorbalık yapanları bir güzel dövmüş , hastanelik etmişti. O gün de aklıma doluştu ;
Sokak kaldırımın ucuna oturmuş Amaris'i bekliyordum. Elimde de en sevdiğim lolipop vardı. Çilekliydi. Bu yüzden de benden mutlusu yoktu. Hem yalıyor hemde Amaris geliyor mu diye onun evlerine giden sokağı gözlüyordum. Ama onun aksine vampir sokağının en sevilmeyen erkek grubu geliyordu. Anneler çocuklarına bunlarla arkadaş olmamasını öğütlüyordu. Gerçekten de haklılardı. Çok kötü çocuklardı bunlar. Lakin o da ne ? Yanlarında sokağımızın popüler kız grubu vardı. Herkes bunlarla arkadaş olmak isterdi. Bunlar bu kötü çocukların yanında ne işi vardı ? Aman neyse ne. Umurumda değiller. Lolipopumu yalamaya devam ettim. Ta ki oturduğum yer gölge olana kadar. Kafamı kaldırdığımde hepsinin başıma toplandığını fark ettim. Lakin kızlar bir adım ötelerinde duruyordu. Niye böyle durduklarını merak ettiğimden gözlerimi liderleri gibi önlerinde duran çocuğa diktim. O ise " Ne oldu ? Amaris'i yok mu ? A ne kadar yazık tek başına kalmışsın burda," deyip güldü. Onun gülmesi ile diğerleri de gülmeye başladılar. Ben ise omuz silktim ve "Beni rahat bırakın..." Daha ben cümlemi tamamlamadan liderlerinin yanındaki çocuk elindeki kovayı başımdan aşağı döktü. Soğuk. Buz gibi. Donuyordum. Çok soğuktu her yer . Ben donarken onlar kahkaha ile gülmeye başladılar. Ama bir anda sesleri kesildi. Noluyor diye başımı kaldırdığımda Amaris'i gördüm. Ve de yerde yatan çocuğu. Sonra da Amaris'in "Siz hangi cüretle ona zarar veriyorsunuz . Ha siz ne zannediyorsunuz ? Sizi öldürürüm oğlum. Bir daha ona zarar verin bakın noluyor. Duydunuz mu beni ?" Diyen gür sesi. Ayrıca bunu derken de bütün çocuklara tekme , yumruk ya da kafa atıyordu. Kızlar ise ciyaklıyordu. Her zaman ki hâlleri işte. Lakin Amaris hâlâ vuruyordu. Biraz daha vurursa çocukları hastanelik edecekti. Araya gitmem lazımdı. Amaris'in benim için hastanelik olmasını hiç istemezdim. Bu yüzden oturduğum yerden fırladım ve araya girmeye çalıştım. Bir yandan da " Amaris tamam sakin ol. Lütfen. Çocukları öldüreceksin. Lütfen sakin ol. Amaris lütfen," diye ona sesleniyordum. Ama ne mi elde ettim ? Hiç bir şey. Aksine Amaris yavaşlayacağına tüm gücüyle devam ediyordu. Kızlar hâlâ ciyaklıyordu. Yerdeki çocuklar "Yeter," diyordu ama sesleri Amaris'i durdurmuyordu. En son yavaşladığında duracağını düşündüm ancak o çocukların liderlerinin yakasından tutmuş ayağa kaldırmıştı. Çocuk tir tir titriyodu ayrıca ayakta da duramıyordu. Fakat Amaris bir yumruk daha atmış ve bağırarak " Seni öldüreceğim, sen bittin , " diyip çocuğa bir daha yumruk atmıştı. Yutkundum. Amaris'i nasıl katil olmaktan kurtarabilirdim ki ? Aklıma bir fikir geliyordu ama yapsam bir şey olur muydu ? Aman diyip çocukla Amaris'in arasına girdim ve kollarımı Amaris'in boynuna doladım. Bütün gücümle sarıldım. Bu anı sarılmam karşısında şaşırmıştı. Genelde armaızda hiç tensel bir temas olmazdı. Sadece o gün kucağına düşmüş ve elleri belime dokunmuştu. O günden beri birbirimize bir daha dokunmamıştık. Şimdi ise ona tüm gücümle sarılmıştı. Sanki vücutlarımızı birbirine yapıştırmıştım. Ben böyle bir haldeyken onun kolları ise hâlâ iki yanında sallanıyordu. Bir müddet böyle durduktan sonra tam ayrılacaktım ki o da bana sımsıkı sarıldı. Bu böyle devam ederken ayak sesleri duymam ile ayrılmam ve onun elini tutup koşmam bir olmuştu. O da ne yaptığımı anladığında peşimden koşmuştu. Ormanın içine girmiş ve en sevdiğimiz ağacın altına oturup konuşmuştuk. Akşam ayrıldığımızda eve gitmiştim. Kimse yoktu. Sonraki gün Amaris'in dövdüğü çocukların hastane de olduğunu duymuştum. O günden sonra bir daha beni asla rahatsız etmemişlerdi beni.
Bu anı ile artık gülümseyi bırakmış ve kahkalara boğulmuştum. Bu anı en sevdiğim günün anısıydı. O günden sonra Amaris benim gizli kahramınım olmuştu. Hep o bana yardım etmişti. Şimdi de ben ona yardım edecektim. Bu yüzden düştüğüm yerden kalktım ve yoluma devam ettim.
Ağaç eve giderken çoğu kez düştüm , tökezledim , çarptım ve tekrar tekrar düştüm. Buraya geleli baya olmuştu. Yolu hatırlasam da burdan uzun zamandır kimse geçmediği için yolu sarmaşıklar , kütükler ve ağaçlar kaplamıştı. Benim gibi sakar biride tabi bunların hepsine takılırdı.
Yirmi dakika sonra
Sonunda ağaç eve gelmiştim. Ama yerde kanlar ve sürünme izleri vardı. Buraya biri yaralı bir şekilde gelmişti. Ya da sürüklediği şeyin kanıydı. Ve çok yeni görünüyordu. Panikledim. Şu an ağaç evde biri vardı. Hem de yaralı. Korkarak ağaç evin yanına geldim. Zamanla dışını sarmaşıklar ve yosunlar kaplamıştı. Tahtalar yer yer çürümüştü. Bu yüzden bastığın yerlere dikkat ederek ilerledim. Kapının girişinde kan artıyordu. Kan gölü var diyebilirdim hatta. Ona basmamaya özen gösterek içeri girdiğimde ağzımdan " Amaris," sesi çıktığında kendime bile inanamadım. Amaris yerde kanlar içinde uyuyor gibiydi. Başında da biri vardı. Yüzü kapalıydı. Ondan dolayı temkinli bir şekilde Amaris'e yaklaştım. Yüzü kapalı insanda adımları gözleriyle takip etti. Evet yüzü kapalı olsa da gözleri açıktı. Masmavi gözleri beni izlerken bir an bile olsa korkuya kapılmadım. Çünkü şu an Amaris'in bana ihtiyacı vardı. Temkinli adımları bırakıp aceleyle Amaris'in başına geldim. Yanına oturdum ve karnında ki yaraya baktım. Sargı sarılmıştı. Büyük ihtimalle yüzü kapalı sarmıştı. Başka yarası yoktu. Bu yüzden de uyandırmamaya çalışarak yüzü kapalıya döndüm ve "Sen kimsin ? Niye bize yardım etin ?" Yüzü kapalı sorduğum soruya karşılık yüzünü açtı. Bu bu Amaris'in kardeşiydi. Saray muhafızı olan. Ne ? Bir dakika burda ne oluyordu ? Yüzümden de şaşırdığımın belli olduğundan emindim. Zaten bu da onu fark etmişti. Bu yüzden " Diana biliyorum şu an çok şaşkınsın ama öncelikle sakin ol - o sırada farkında olmadan dudağımı ısırdığımı fark ettim ki ben sinirliyken dudağımı ısırırdım- hâlâ hatırlıyorum o özelliğini , şimdi Amaris'in nasıl bu hâlde olduğunu anlatacağım." Derin bir iç çekti ve devam etti ;
" Bugün normal bir gün olacağını sanıyordum. Her zamanki gibi evden çıktım , saraya gittim. Nöbetime devam ettim. Öğlene kadar her şey çok normaldi. Lakin sonra bir araba geldi. Bu araba saray arabalarındandı. Üstünde ama kan ve iş lekeleri vardı. Hemen nöbet yaptığım yerde park ettiler. Sonra arabadan önce vampir kralı ve eşi çıktı. Hemen sonrasında ise Amaris'i sürüklediler muhafızlar. Onun üstünde daha fazla iş ve kan vardı. O zaman anladım ki sizin kaldığınız yeri bastıklarını. Ama sen yoktun. Onu da sen orda değildin olarak yorumladım. Demek ki doğru yorumlamışım. Neyse. Sonra kral beni çağırdı. Beni genelde özel işlerde kullanırdı. Bu seferde Amaris'in kaldığı yerde nöbet tutmamı istedi. Bende tuttum. Beş gibi herkesi öldürdüm. Amaris'i çıkardım. Ve bana buraya getirdiğiniz geldi. Buradan başka bir yer de yoktu zaten. Buraya getirdim. Yarasını sardım ve o zamandan beri uyanmasını bekliyorum. "
Sözlerini bitirdiğinde gözlerimden yaşlar akıyordu. Ben bunu elime göz yaşım düşünce anladım. Hemen göz yaşlarımı sildim , ona döndüm " Teşekkür ederim , onu kurtarman çok tuhaf ne de olsa işinden kovuldun. Sen işini çok severdin." Bu sözlerim karşısında acı ile gülümsedi. Gözünden bir damla göz yaşı düştü, o bunu umursamadı . Derin bir sessizlik oldu sonrasında o " Ailemin işimden daha önemli olduğunu fark ettim, özellikle ailemden son bir kişi kaldığını düşünürsek. Keşke daha önce fark etseydim ," dedi. Bu sırada ağlaması şiddetlendi.
Daha önce Amaris harici hiç bir erkek benim önümde ağlamamıştı. Bu beni tuhaf hissettirdi. Ne yapacağımı bilemedim. O da bunun farkına varmış olmalı ki " Ben yemek bulmaya gideceğim. Dikkatli ol." Bu sırada ayağa kalkmış , kapıya gitmişti. Kapıda bana bir daha baktıktan sonra gitti.
Şimdi sadece ben , Amaris ve derin bir sessizlik kalmıştı. Mükemmel üçlü. Ne kadar mükemmel. Elimi yavaşça Amaris'in saçına daldırdım. Yavaş yavaş oksadım. Saçları yumuşacıktı. Onun yanına kıvrıldım. Elini tuttum. Uyuyan yüzünü inceledim. Çok yakışıklıydı. Burnu , kirpiği, dudakları hatta göz kapakları. Evet göz kapakları. Her bir detayı mükemmeldi yüzünün. Aslında daha önce böyle yakınlaşmıştık ama sürekli hareket ettirdiği için inceleme fırsatım olmamıştı. Şimdi ise en küçük detayını bile bilecek kadar onu incelemiştim. Mesela burnunun sol kenarında aya benzer bir beni vardı. İsmiyle ne kadar uyumlu bir bendi. İsmi ay çocuğu anlamına gelirdi. Şimdi de benini gördükten sonra Amaris onun için çok uygun bir ad olarak gözüküyordu. Beninden sonra sağ gözünün altında bir çizik vardı. Çok küçüktü. Uzaktan fark edilmesi imkansızdı. Sağ kulağı ile gözünün arasında şimşeğe benzeyen bir yara vardı. Bunu hatırlıyordum. Çok üzücü bir günün anısıydı. Hatırlamak hiç istemezdim ancak beynim çoktan oraya gitti ;

