İçeriğe geç

VALERİEN

Bölüm 2 · 9 dk okuma

VALERİEN

Bölüm 2

Reyna

Reyna'nın aileye söylediğine göre bir plan vardı. Bu plan Lonalion'a ait. Eğer bu plan Lonalion'nun ise başarmaları gerekiyordu. Çünkü Lonalion onlar için çok önemli bir parçaydı.

Reyna ailenin önemli üyelerine planı anlattı.

Bu planda Nille'e verilen görev yaklaşık 30 ila 40 arasında insan öldürüp konağa getirmekti.

10 Vampir bir gece kulübüne saldırdı ve 40 ceset malikâne'ye getirildi.

Nille tüm cesetleri tek tek eve taşıdı.

Nille evin içinde Teresa'yı bir koltuğa oturup sigara yakarken gördü.

Nille "Oldukça rahatsın abla." dedi.

Teresa hiç bir tepki vermedi.

Nille tüm cesetleri talimat gereği yerlerine koydu.

Kapı açıldı ve içeriye giren Roman'dı.

Roman Nille ve Teresa'nın bir diğer abisiydi.

"Nasılsın Nille?" dedi Roman.

Nille Romanı uzun zamandır görmüyordu.

Boyu uzamıştı Roman'ın.

Nille "Oldukça iyiyim abi. Sen de iyi gözüküyorsun." diye cevap verdi.

Roman kafasını Teresa'ya çevirdi ve sigara içen Teresa'nın boşluğa daldığını gördü.

Roman getirdiği benzin bidonlarını yanabilecek yerlere döktü ve sonra kapıya yöneldi.

Roman "Teresa benzini ateşe ver ve dışarı gel. Birazdan yola çıkacağız." dedi

Roman ile Nille dışarı çıktı ve Teresa koltuktan kalktı ve bir perdenin yanına gitti.

Roman oraya da benzin dökmüştü.

Teresa bir sigara daha yaktı ama bu sefer içmedi.

Sigarayı benzinin uzerine attı ve alevler çıkmaya başladı.

Teresa kapıya yöneldi ve dışarı çıktı.

Onu bekleyen aile üyelerinin yanına gitti..

Planı belliydi.

Evleri yanacak ve Ran ailesi orada ölecekti...

Reyna için bu plan doğru gibi duruyordu.

Lonalion'a aileye nasıl inandıracağını sormuştu.

Lonalion ise bunu sadece Reyna'nın yapabileceğini, bu yüzden Reyna'yı seçtiğini söyledi.

Ran ailesinde olup tek bilinmeyen kişi Reyna'ydı. Çünkü Reyna malikâneden dışarıya hiç çıkmadı.

Dışarıya çıkıyordu fakat kimse onu görmemişti, göremezdi çünkü Lonalion Reyna'yı tam anlamıyla gizliyordu.

Sanki bu anın geleceğini bilir gibi..

Reyna Lonalion'nun kıskanç biri olduğunu düşünmüyordu ama kendisini hep böyle düşünerek mutlu etti.

Onun kendisini sevdiğini düşünerek..

Lonalion Reyna'yı kimseye ezdirmezdi. Bu evde onun yokluğunda kimse Reyna'ya birşey diyemezdi.

Geçmişini pek hatırlamıyordu. Fakat aile büyüklerinin Reyna'ya söylediğine göre;

Eskiden bu diyarda hüküm süren Edhar ailesindendi.

Edhar ailesi bir iç savaş yaşarken Reyna'nın annesi Reyna'ya hamileymiş. Babası, annesi Reyna'yı doğurduktan sonra onu Lonalion'nun babası Paul'a teslim etmiş.

Paul onu kendi kızı gibi büyüttü.

Reyna'nın Lonalion'dan hatırladığı en eski şey;

Reyna bir gün malikânenin bahçesinde Teresa ile oynuyordu. Teresa o kadar haraketli ve şımarık bir çocuktu ki Reyna'yı her zaman ezerdi.

Reyna 10 yaşlarındaydı. Lonalion Teresa'nın ona kötü davrandığını görmüş ve yanılarına gelip Teresa'ya babasının onu çağırdığını söyleyip Reyna ile başbaşa kaldı.

Lonalion "Seni burada ilk defa görüyorum. Kimsin?" diye sordu.

Reyna onu ilk gördüğü anda eli ayağına dolanmıştı. Bembeyaz saçları ve kırmızı gözleri vardı. Sert bir ifade takınmıştı fakat Reyna'ya göre çok tatlı görünüyordu.

Onun Teresa'nın abisi olduğunu bilmiyordu.

Reyna başını eğip ve kendi ellerini ovuşturup "Benim adım Reyna. Teresa'yla oynuyordum." dedi.

Lonalion "Gerçekten kardeşimle oynarken eğleniyormuydun? Öyle gözükmüyordun." dedi.

Onun Lonalion olduğunu o anda anlamıştı Reyna. Nille'i daha önce görmüştü o yüzden o olduğundan emindi. Tabi duymadığı Lonalion'un başka kardeşleri yoksa.

Lonalion Reyna'nın elini tutup bundan sonra ona her zaman destek olacağını söyledi. Reyna bunu duyunca şaşırmıştı. Bunu istemiyordu fakat ona karşı çıkamazdı.

O gün Paul Lonalion'a gelecekte Reyna ile evleneceğini söylemişti.

Bu yüzden Reyna'yı inceliyordu ve ona destek olma kararı almıştı.

O günden sonra Teresa Reyna'ya eskisi gibi davranmadı. Evdeki insanlar hep öncelikli davrandı Reyna'ya.

Lonalion Reyna'yı dışarı çıkartıp bana dövüşmeyi öğretirdi.

Lonalion'a göre Ran ailesinden olan herkes savaşmayı bilmeliydi.

Reyna şuan buradaysa Lonalion'nun sayesindeydi.

Bu yüzden bu plana gözü kapalı inanacaktı.

Reyna başaracaklarına tüm kalbi ile inanıyordu.

Reyna hamileydi..

O gün Lonalion ölmeden önce onu kabul etmişti.

Çocuğu Valerien ailesine götürmesini söyledi.

Ve Reyna'ya Matthew ile evlenip çocuğun onun olduğuna inandırmasını söyledi.

Reyna nasıl başaracağını sorduğunda sadece "öğreneceksin" demişti Lonailon.

Ona göre Reyna özeldi.

Reyna bu planı ne olursa olsun uygulayacaktı ve Lonalion'nun mirasını yaşatacaktı.

"Ne olursa olsun.."

Lonalion öldükten yaklaşık bir hafta sonra Marko tüm Ran ailesinin bir yangında öldüğünü öğrenmişti.

Sebebini bilmiyordu. Lonalion olmadığından hiyerarşi'yi eline almak isteyenler arasında bir savaş olabileceğini düşündü.

Marko cesetleri kontrol etme konusunda Matthew'e sordu fakat Matthew bunun artık onları ilgilendirmediğini söyledi.

Marko'ya göre herşeyden emin olmalıydılar ama abisinin kararı dışında hareket edemezdi.

Şöyle bir düşününce çok kolay olmuştu.

Kimse Valerien ailesinin böyle bir şey yapacağını tahmin edemezdi. Belki bu sebeple işleri kolaylaştı.

Ama büyük bir sorun vardı. Valerien atalarının koyduğu kuralı bozmuştu. Bunun illaki bir sonucu olacaktı.

Eğer kuralın bozulduğu bilgisi tüm ailelere yayılırsa tüm aileler Valerien ailesine saldırmak zorunda kalırdı.

Marko ve Steve birlikte Lonalion ile aralarındaki savaştaki aldıkları yaralardan dolayı Doktor Wellis'in yanına gidiyordu.

Doktor Wellis herhangi bir aileye bağlı değildi ve yaklaşık 120 yaşlarındaydı.

Bu zamana kadar o kadar şey görmüş ve bu tecrübesini doktorlukta kullanmaya karar vermişti.

Ormanın içinden ağaçların arasından yürümeye devam ediyordular

Steve "Doktor biriyle savaştığımızı anlamaz mı?" diye sordu.

"Evet, anlar." dedi Marko.

Steve "Peki bunun bir vampir olduğunu anlar mı?" diye sordu.

Marko "Bunu da anlar." dedi.

Steve "O zaman neden bu adamın yanına gidiyoruz? Kuralı bozduğumuzu göstermek mi istiyorsun?" dedi.

Steve doğal olarak bunları düşünüyordu ama bu doğanın bazı kuralsızları vardır.

Hiçbir kurala uymazlar ve karşısında kim varsa öldürmeye odaklanırlardı.

Hiçbir aileye bağlı değillerdi.

Onlar yetim ve öksüzlerdi.

Ve eğer karşına bir kuralsız çıkarsa kendini korumak zorunda kalırsın.

Doktor Wellis'e bir kuralsız ile savaştıklarını söyleyeceklerdi

En kolayı bu olurdu.

Marko yol boyunca kafasında senaryo kurdu.

Sonunda Doktor Wellis'in gizlendiği yere vardılar.

Doktor Wellis'in evi ağaçlarla kaplı sarmaşıkların arasında gizliydi.

Herkes kolay kolay bulamazdı burayı.

Marko sarmaşıkları çekti ve içeri girdi.

Doktor Wellis kendine yemek yapıyordu?

Marko şaşırmıştı.

Vampirler kanın dışında birşey içmezlerdi.

"Doktor Wellis?"

Doktor Wellis kafasını Marko ile Steve'e döndü.

"Marko, seni burada görmek ne güzel."

Marko "Evet. Uzun zamandır görüşmüyoruz. İyi misiniz Bay Wellis?" dedi.

Wellis "Büyümüşte gelip bizi soruyor. Her zaman olduğu gibi bir değişiklik yok. Neden geldiniz?" dedi.

Marko tişörtünü kaldırdı ve karnına isabet eden Lonalion'nun kanını gosterdi.

Wellis ilk başta duraksadı sonra ise tahtadan yapmış olduğu sandalyeyi gösterdi.

Marko sandalyeye oturdu.

Marko "Ciddi bir şey mi Bay Wellis?" diye sordu.

Wellis "Emin değilim Marko ama kokusu farklı ve tanıdık geliyor." dedi.

Wellis Marko'nun tişörtünü çıkardı ve bir kenara bıraktı.

Steve ayakta doktor Wellis'i izliyordu.

Wellis yarayı yakından inceledi.

"Bu yara nasıl oluştu?"

Marko "Bir kuralsız tarafından sıkıştırıldık, kendimizi korumak zorundaydık." diye cevapladı.

Wellis "Bana şimdi bu yarayı bir kuralsız mı yaptı diyorsun?" dedi.

Marko "Aynen öyle." dedi.

Wellis arkasını döndü ve bir odaya bağırdı.

"Natasha! Çantamı getir hemen!"

Marko Natasha'nın ismini duyunca şaşırmıştı.

"Natasha mı? Gittiğini sanmıştım. Natasha'yı okuldan tanıyorum. Bay Wellis'in kızı olduğunu biliyordum ama Wellis'in onu bir aileye bağışlayacağını sanmıştım" diye düşündü Marko.

Natasha bir aileye bağışlanacaktı fakat Wellis henüz karar vermemişti.

Marko "Natasha hâlâ burada mı?" diye sordu.

Wellis "Şimdilik burada." diye cevapladı.

Kapı açıldı ve 1.75 boylarında sarı küt saçlı ve yuvarlak bir gözlüğü vardı.

Gerçekten hâlâ buradaydı.

Kapıdan çıktığında Marko Natasha'ya gülümseyip ona el salladı.

Marko'nun elini salladığını gören Wellis hemen Marko'nun elini tuttu ve aşağıya indirdi.

"Ani haraketler yapamamalısın."

Natasha, Wellis'e çantayı verdi ve odaya geri dönüyordu. Odaya geri dönerken Natasha, Steve'i gördü ve ona eliyle selam verdi. Steve de aynı şekilde.

Marko Steve'e baktı ve neler oluyor tarzında kafasını salladı.

Steve de elini iki yana açtı ve omuz silkti.

Wellis çantasını açtı ve içini karıştırdı.

Sanırım aradığı şeyi bulamadı.

Wellis, Steve'e döndü.

"Bana gidip biraz Gref otu getir."

Steve "Gref otu da ne?" diye sordu.

Wellis "Mavi renkte tek yapraklı bir ot. Kokusu çok yoğundur." diye cevapladı.

Steve nasıl bulacağını bilmiyordu ama Wellis'e bir soru daha sorup onu kızdırmak istemiyordu.

"O zaman gidiyorum."

Steve evden çıktı ve otu aramaya gitti.

Steve evden çıkınca Wellis kafasını Marko'ya çevirdi be sert bir ifade ile Marko'ya baktı.

Wellis "Bunun Ran kanı olduğunu biliyorum Marko." dedi.

"Ne?!"

İşte şimdi Marko'nun sorgusu başlıyordu.

Steve ormanda koşturuyordu ve söylenene benzer bir ot arıyordu.

"Gref otu mu? Kim bulmuş bu saçma ismi?"

Steve ormanı kolaçan etti fakat hiç bir iz bulamadı.

Ama bir anda yoğun bir kan kokusu almaya başladı.

Steve kan kokusunun geldiği yere doğru koşmaya başladı.

Bir yolun kenarındaydı.

Bir kadın yolun kenarında yatıyordu.

Kadın vampirdi.

Steve kadına yaklaştı ve kadının omzunu dürttü.

Kadın bir anda soluk soluğa kalktı.

"Ha?! Sen de kimsin?" dedi kadın.

Steve "Korkmayın hanımefendi sizi kurtaracağım. Tanıdığım bir doktor var." dedi.

Kadın "Hayır! Doktor olmaz. Benim Valerien mâlikanesine gitmem gerek. Beni oraya götür." diye itiraz etti.

Steve düşündü.

"Valerien mi? Bu kadının bizim evimizde ne işi olabilirdi ki?"

Kadın "Falcon ailesindenim. Gerald beni sahiplendi." dedi.

Steve "Ne? Gerald mı? Gerald amca bunu neden bize haber vermedi." diye sorguladı.

Kadın "Matthew biliyor. Beni ona götürürsen kanıtlarım." dedi.

Bu kadın bazı şeyler biliyor gibiydi. Steve arada kalmıştı Doktor Wellis onu bekliyordu ama zaten otu bulamamıştı.

"Tamam. Seni malikâne'ye götüreceğim."

Steve kadını omzuna aldı ve malikâne'ye doğru yürümeye başladı.

Steve "Yaran sana sıkıntı çıkarmasın." dedi.

Kadın "Hayır bu yara kısa bir süre sonra iyileşecek." diye cevapladı.

Steve "Ah sormayı unuttum. Adınız neydi acaba?" diye sordu.

Kadın "Adım Reyna, senin adın nedir?" diye sordu.

Steve ise "Ben de Steve, tanıştığıma memnun oldum Reyna." dedi.

"Evet, ben de." dedi Reyna.

Yolculukları sessiz devam etti.

...

Steve malikâne'ye geldi ve Reyna'yı Matthew'e bıraktı.

Evin girişinde bir sandalyeye oturdu ve bekledi Steve.

Orada ne konuşuyorlar bilmiyordu ama göremediğinden önemli birşey olduğunu çıkardı.

Steve o gün Marko'ya ne oldu bilmiyordu ama eve yorgun bir şekilde gelmişti.

Gelir gelmez bir sandalye çekti ve Steve'in yanına oturdu.

"Ne oldu?" diye sordu Steve.

Marko "Wellis kuralı bozduğumuzu biliyor." dedi.

Steve "Ne?! Ne yapacağız?" diye sordu.

Marko "Sıkıntı yok Wellis ile Natasha'nın artık bizim aileden olması karşılığında anlaştım." dedi.

"Ne?"

Marko "Burda herhangi birşey oldu mu?" diye sordu.

Steve "Yol kenarında bir kadın buldum. Gerald amca onu yollamış." diye cevapladı.

Marko "Ha? Gerckten mi? Peki şuan nerde?" diye sordu.

Steve "Matthew ile özel konuşuyorlar." dedi.

Yaklaşık bir saat sonra Matthew bir toplantı için ailenin önemli üyelerini topladı.

Herkes yuvarlak masanın etrafına toplandı. Herkes Matthew'in ne söyleyeceğini merak ediyordu.

"Herkes burada ise başlıyorum."

Matthew derin bir nefes aldı ve nasıl açıklayacağını düşündü.

"Evleniyorum."

Evet düşüne düşüne bunu bulmuştu. Çok ani olmuştu. Herkes bir anda sustu ve birbirine baktı.

"Babam evlenmem için bir kadın yolladı. Ve eğer o evlenmemi istiyorsa başka seçeneğim yok."

Gray konuya müdahale etti.

"Babanın bu aile üzerinde bir hakkı kalmadı."

Matthew "En azından bir kere olsun babamın isteğini yerine getirmek istiyorum." dedi.

Marko "Kimle evleneceksin?" diye sordu.

Matthew "Bugün Steve bir kadın getirdi. Reyna adında biri. Falcon ailesinden. Babam onu sahiplenmiş." diye cevapladı.

Kimse hiçbir şey söyleyemedi.

Matthew toplantıyı bitirdi.

Geriye bir daha asla dönülmeyecek bir toplantı olmuştu.

15 YIL SONRA

Bir mart akşamı saat 21:00 alarm çaldı ve 14 yaşındaki Reyna ile Matthew'in oğlu yataktan kalktı.

Duş aldı ve kan içmek için mutfağa doğru koştu.

Koşarken bir anda biri çocuğu havaya kaldırdı.

Reyna "Burada koşulmayacağını bilmiyor musun Vernon?" dedi.

Vernon "Evet anne biliyorum. 15 yaşına gireceğim ama hâlâ bana çocuk gibi davranıyorsun." dedi.

Reyna "O zaman çocuk gibi bir dediğimi ikiletme." dedi.

Reyna Vernon'u bıraktı ve Vernon yürüyerek mutfağa indi.

Frances Vernon'u karşıladı.

Frances Marko'nun oğluydu. Vernon'un bu evdeki en yakın arkadaşıydı.

Frances Vernon'a hemen bir şişe verdi.

"Beni takip et Vern."

Bir yandan şişeyi dikerken bir yandan Frances'in peşine takıldı Vernon.

Vernon "Bugün büyük gün değil mi?" diye sordu.

Frances "Aynen öyle." diye cevapladı.

...

Frances ile Vernon bir dağın tepesindeydi. Aşağıda bir şehir ve bir parti vardı.

İnsanları görmek istiyorlardı.

Frances "Bugün başımıza bela almazsak iyidir." dedi.

Vernon "Bir sorun olacağını

sanmıyorum." dedi.

Vernon dağın üstünden aşağıdaki şehire baktı.

Canlı gözüküyordu.

Kafasında merak ettiği çok şey vardı.

Neden insanlarla aralarında bir duvar vardı.

Öğrenmek istediği çok şey vardı Vernon'nun.

Fakat beladan uzak durmalıydı bu özel çocuk.

İKİNCİ BÖLÜM SONU

DEVAM EDECEK..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.