Bu evrende vampirler yaklaşık 500 yıldır yaşam sürmektedir. Vampirler aileler olarak birbirlerinden ayrılmıştır.
Bu evrende 10 tane vampir ailesi vardır.
Ran ailesi.
Valerien ailesi.
Falcon ailesi.
Venditör ailesi.
Callidus ailesi.
Silentium ailesi.
Stella ailesi.
Tenebris ailesi.
Xavier ailesi.
Elgar ailesi.
Bu 10 aile hüküm sürmektedir.
Bu ailelerin ortaya çıkışı ilk vampire dayanıyor.
İlk vampirin hâlâ hayatta olduğu bilinmektedir.
Ran ailesi en güçlü kana sahiptir.
İlk vampirin, ilk oğlunun soyundan gelen bir ailedir.
Şuanda vampirler atalarının koyduğu kurallara bağlı kalır.
Vampirler sonsuza kadar bu kurallara bağlı kalsaydı aksi bir durum yaşanmazdı.
Bu kural bugün bozulacaktı.
Sebebi ise aktif en güçlü vampir Lonalion'nun, ablası Teresa'nın en iyi olma arzusuydu.
Lonalion tek başına tüm ailelerin üzerinde hüküm sürmezdi.
Bu yüzden bir varis konuşuluyordu.
Teresa o kadar fazla bu konuyu dile getiriyordu ki dışarı sızmıştı.
Bu konuyu ajanlar arağıcıyla ulaşan Valerien ailesi bir hamle yapmak üzereydi.
Yıl 2024
Saat 01:39 gece
Valerien ailesinin başında geçici olarak aile lideri Gerald'ın en büyük oğlu Matthew vardı.
Valerien ailesinden 14 yaşındaki Kyle uyanıp kan içmek için Valerien ailesinin yaşadığı büyük konaktaki mutfağa gitti.
Kyle temiz bir çocuktu. Valerien ailesine karşı bir bağı yoktu ama Gerald zamanında Kyle'ı sahiplenmişti.
Kyle 14 yaşındayken masmavi gözlü 1.80 boylarında sarışın ve fiziği yerinde bir çocuktu.
Kyle mutfağa inip dolabı kontrol etti fakat sadece iki tüp inek kanı bulmuştu.
Ailelerin içtiği her kan farklı bir hayvanın kanıdır.
Aileler için oldukça önemli olan kan tüketimi ailelerin ataları tarafından belirlenmişti.
Valerien ailesi inek kanı içerdi.
Kyle dolaptaki iki tüp kana bakakaldı.
O an içeriye Matthew ve Matthew'in kardeşi Valerien'in parlak geleceği "Marko" gelmişti.
Marko iki sandalye çekti ve oturdu.
Matthew ile beraber oturdular.
Marko, Kyle'a baktı.
Marko "Bize iki tüp kan verebilir misin Kyle?" dedi.
Kyle bir dolaba baktı bir Marko ile Matthew'e baktı.
Kyle gülümsedi.
Kyle "Zaten iki tane var." diye cevapladı.
Marko ile Matthew şaşkın bir şekilde birbirlerine baktılar.
Ardından Matthew, Kyle'a döndü.
Matthew "İki tüpü bize verip tek başına ava çıkabilirsin." dedi
Bunu duyan Kyle çok heyecanlandı.
Avlar tek başına yapılmazdı ama eline bir şans geçmişti. Tek başına ava çıkma sinyali ilerde av lideri olabileceğine işaretti.
Marko, Matthew'e döndü.
"Ciddi misin abi?"
Matthew "Bunu başarabilir." dedi..
Marko, Kyle'a döndü.
"E hadi git o zaman." dedi.
Heyecanlanan Kyle tüpleri vermeyi unutup hemen dışarı çıktı.
Matthew, Marko'ya baktı.
Marko kafasıyla onayladı.
Marko "Tamam ben alırım." dedi.
Marko kanları aldı ve abisi ile başbaşa oturup önemli bir meseleyi konuştular.
Kyle dışarda inek kanı arıyordu.
Ormanın içinde rastgele koşturuyordu.
İnek kanını nerede bulabileceğini bilmiyordu.
Bu nedenle sadece rastgele koştu.
Ormanın içinde hızlıca koşarken bir anda birini çarptı Kyle.
Kyle götünün üstüne düşmüştü ama çarptığı kişi sapasağlam ayaktaydı.
Çarptığı kişi Ran ailesindendi.
Lonalion'nun kardeşi Nille'di.
1.50 boylarında saçları beyaz ve kısaydı.
Beyaz saç Ran ailesinin işaretiydi.
Falcon ailesinde de nadir olsa da bulunabilirdi.
Ama Kyle çarptığı kişinin Nille olduğunu anlamıştı.
Nille elini Kyle'a uzattı.
Kyle Nille'nin elini tuttu. Nille Kyle'ın elini tutup yerden kaldırdı.
Nille "Daha dikkatli olmalısın dostum." dedi.
Kyle "Evet evet özür dilerim." dedi.
Nille "Ormanda başıboş dolaşıp ne yapıyorsun?" diye sordu.
Bu soruya heyecanlı bir şekilde cevap verdi Kyle.
"İlk kez tek başıma ava çıkıyorum."
Bunu duyan Nille şaşırdı.
Nille "Daha genç görünüyorsun." dedi.
Kyle "Bu fırsatı kaçıramazdım." dedi.
Nille, Kyle'a başarılar diledi ve yoluna devam etti.
Nille tam giderken Kyle ona seslendi.
"Nerede inek bulabilirim?"
Nille arkasını döndü.
"Kendini çok yorma bir kenara geç ve bekle." dedi.
Kyle "Ha ? Sadece beklemeli miyim?" diye sordu.
Nille başını aşağı yukarı salladı ve yoluna devam etti.
Kyle bir ağacın üstüne tırmandı ve haraketlilik bekledi.
Kyle yaklaşık bir saat olduğu yerde bekledi.
Kyle bu sabah kan tüketmemişti bu nedenle biraz halsizdi.
Kyle beklemeye devam ederken Kyle'ın tırmandığı ağacın üzerine Kyle'dan gizli çıkan Marko, Kyle'ı arkadan dürttü.
Kyle o anın korkusuyla ağacın üzerinden aşağıya düştü.
Kyle'ın yüzü toprağa yapışmıştı.
Marko ağaçtan indi.
"Oldukça odaklanmışsın." dedi.
Kyle yüzünü topraktan kaldırdı ve ellerinden destek alarak ayağa kalktı.
"Ama seni fark edemedim." dedi.
Marko "Daha oldukça genciz ilerde daha iyi olacağız." diye cevap verdi.
Kyle kafasını onaylar şekilde salladı.
Sonra şaşkın bir şekilde Marko'ya baktı.
"Sen neden burdasın?"
Marko "Önemli bir durum var. Konağa dönmen gerekli." dedi.
Kyle bunu duyunca şaşırdı.
Kyle "Benim ile alakalı mı?" diye sordu.
Marko "Hayır, aslında seni ilgilendirmez bile ama kimsenin dışarda olmasını istemiyoruz." diye cevap verdi.
Kyle "Neden peki?" diye sordu.
Marko "Bu sadece aile büyüklerinin bilmeye izni olduğu birşey." dedi.
Kyle üzgün bir ifade takındı.
"Peki o zaman dönüyorum."
Marko "Endişelenme sana bir şans daha veririz." dedi.
Kyle bunu duyduğunda az da olsa sevindi.
Kyle konağa doğru yol aldı.
Marko ağaçların arasında rüzgardan dolayı uzun saçları savruluyordu.
Yağmur yağmaya başlamıştı.
Marko giydiği siyah palto ile uzaklara bakıyordu.
Bugün Marko için bir dönüm noktasıydı.
Yaklaşık yarım saat önce Matthew konakta tüm aile büyüklerini topladı.
Aile büyükleri çoğunlukla akrabalardı.
Yaklaşık 40 kişinin olduğu toplantıda masaya yatırılan konu Lonalion'du!
Matthew konuşmaya başladı.
"Hepimiz biliyoruz ki babamın yaptığı yanlıştan dolayı geçici lider bendim."
Matthew'in babası onların gözünde yaptığı bir yanlıştan dolayı oy birliği ile sürgün edilmişti.
Yerine geçmesi gereken kişi Matthew'di ama Matthew'i kabul etmeyen bazı kişiler olduğundan dolayı Matthew geçici liderliği eline aldı.
Matthew: Bugün burda bir kuralın bozulmasını o kuralı bozarak engelliyeceğimizi haber vermek için hepinizi çağırdım.
Salondaki aile büyükleri Matthew'in ne dediğini anlamaya çalışıyordu.
Sonra eski aile lideri Gerald'ın kardeşi Gray öne çıktı.
"Hangi kuraldan bahsediyorsunuz?"
Matthew derin bir nefes aldı ve ağzını açtı.
"Aile üyesi vampirler birbirleri ile savaşamaz."
Salonu bir anda bir uğultu kapladı.
Gray'in kızı Veronica elini masaya vurdu.
"Geçerli bir sebep var ki bunu yapıyoruz." dedi Veronica.
Herkes gözlerini Veronica'ya çevirdi, Veronica da Matthew'e.
Matthew konuşmaya devam etti.
"Ajanlardan duyduklarımıza göre Ran ailesi asıl amaçları tüm aileleri öldürmek olan bir varis getirecekler."
Kalabalığın arasından Gerald'ın kuzeni yaklaşık 120 yaşında olan Samuel öne atıldı.
"Bir Ran ile mi savaşacaksınız?"
Salonda ki uğultu yeniden gelmişti.
Vampirler şaşırıyordu. Hem kural bozulacaktı hem de yenilmesi imkansız olan Ran ailesi ile savaşacaklardı.
Matthew "Hiç birinizden yardım istemiyorum." dedi.
Matthew kalabalığın içinden 15 yaşındaki basit görünümlü bir erkeği parmağı ile gösterdi.
"Steve hariç."
Steve şaşkınlık ve stresi aynı anda yaşıyordu. Neden oydu ki?
Steve'in babası Gray olaya el attı.
"Neden Steve?"
Matthew "Marko ile iyi bir ekip olurlar." dedi.
Gray "Ve bende oğlumun ölüme gitmesine izin mi vereceğim?!" dedi.
Matthew umursamaz ama aynı zamanda sert bir bakış ile Gray'e döndü.
"Lider benim. Sana fikrini sormadım Gray. Oğlun bu operasyonda bize yardım edecek."
Gray yumruğunu sıkıyordu. Kendini zor tutan Gray'in aklına aile arasındaki hiyerarşi geldi ve bunu yapmamaya karar verdi.
Gray kafasını öne eğdi.
"Buna karşı çıkamam efendim." dedi.
Yeğeni olan Matthew liderliğini göstererek amcası üzerinde baskıyı kurmuştu.
Matthew "Herkes dışarı çıksın. Marko ve Steve hariç." dedi.
Herkes dağıldı ve kalabalığın arasındaki Steve kendini gösterdi.
Steve "Neden ben Matthew?" diye sordu.
Matthew "Bana kendimi ikinci kez açıklatma!" dedi.
Steve bu soruyu hiç sormamış gibi davrandı.
Matthew "İkiniz Lonalion'nun sürekli devriye gezdiği bir yere gideceksiniz." dedi.
Steve, Lonalion ismini duyunca ürktü.
Marko "Orayı nerden bulacağız?" diye sordu.
"Veronica sizi götürecek." dedi Matthew.
Steve şaşırmıştı. Ablası da mı işin içindeydi?
Marko, Steve'e baktı ve gözüyle kapıyı işaret etti.
"Biz çıkalım." dedi Marko.
Matthew "Başarabileceğinize inanıyorum." dedi.
"Başaracağız." dedi Marko.
Marko ile Steve kapıdan dışarıya çıktı.
Yarım saat sonra Marko tekrardan yağmurun başladığı ana gelmişti.
Veronica Marko ile Steve'i mekana götürmüştü.
Marko Steve'i orda istemeye istemeye de olsa tek başına bıraktı.
Ormanın içinde bu gece kurduğu karga tuzağına gitti.
Marko küçük ama işlevli tahta parmaklıklı ağır bir kutunun içinde bir karga gördü.
Kutuyu kaldırdı ve hızlı bir şekilde kargayı tuttu.
Karganın iki ayağını ve kanatlarını birbirine bağladı.
Kargayı yere bıraktı ve dizini karganın ayaklarına bastırdı.
Karganın gagasını tutup açan Marko içine bir ot koydu ve parmağı ile en derine kadar itti.
Karganın yuttuğundan emin oldu ve karganın ağzını kapatıp gagasını bağladı.
Tamamen işlevsiz kalan kargayı paltosunun iç cebine koydu Marko.
Hesaplamalarına göre karga bir saat içinde ölecekti, Lonalion'da öyle.
Yemi alan Marko devriye alanına geri döndü.
Marko çalıların içine yatan Steve'in yanına çömeldi.
Devriye alanına daha detaylı bakan Marko buranın sıradan bir yer olduğunu söyleyebilirdi.
Veronica 3 hafta boyunca Lonalion'u izledi ve belirli günlerde buraya düzenli olarak geldiğini tespit etti.
Valerien ailesi varis olayını çok önceden duymuştu ama kesin haraket etmek istiyorlardı.
Marko'nun hesaplamalarına göre Lonalion beş dakika içerisinde burada olacaktı.
Marko cebindeki kargayı çıkardı.
Kargayı gören Steve merakını gizleyemedi.
"Bu da ne?"
Marko "Karga." dedi.
Steve "Orasını görebiliyorum ama neden karga?" diye sordu.
Marko "Tıpkı bizim sadece inek kanı içtiğimiz gibi Ran ailesi de sadece karga kanı içer." diye cevapladı.
"Ona yemek mi vereceğiz?" diye sordu Steve.
Marko "Son Akşam Yemeği" dedi.
Steve sürekli şaşırıyordu.
"Zehirli mi?"
Marko gülümsedi ve karganın kanatlarını, bacaklarını ve gagasındaki ipleri çözdü.
Kargayı tuttu ve gözlerini kapattı Marko.
Adım seslerini ve hesaplamalarını düşündü.
İçinden "Şimdi" deyip kargayı ileri fırlattı.
Karga özgürlüğün tadını çıkarır gibi uçmaya başladı.
Marko ve Steve meraklı bir bekleyiş içerisindeydiler.
Karga tekrar özgür olduğuna inanıyordu ama içindeki zehir öyle inanmasına engel oluyordu.
Havada tam ortadan kaybolurken bir anda bir gölge belirdi. Bu gölge göğe yükseldi ve karganın üstüne indi.
Bu Lonalion'du!
Lonalion kargayı havada kaptı ve yere indi.
Lonalion kargayı bir avucu ile tuttu. Diğer eli ile karganın kafasını tutup çekti. Karganın kafasını yere attı ve karganın boynundan akan kana ağzını dayadı.
Steve'in mutluluğu yüzünden belli oluyordu.
32 diş sırıtıyordu Steve.
Marko biraz bekledi ve çalılığın içinden çıktı.
Lonalion arkasını döndü ve Marko'yu gördü.
"Marko?"
Lonalion'nun bembeyaz saçları vardı bunun sebebi ise beyaz saç renginin Ran ailesine özel olmasıdır.
1.95 boyundaydı.
Marko "Nasılsın Lonalion?" diye sordu.
"Oldukça iyiyim." dedi Lonalion.
Marko "Beni tüm okulun önünde dövdüğün zaman nasıldın peki?" diye sordu.
Lonalion bezmiş bir surat takındı.
"Hâlâ onu mu düşünüyorsun? O olayı sende biliyorsun. Fiziğimizi test etmek için kavga etmemiz gerekiyordu. Senden güçlüydüm ve sonuç böyle oldu." dedi Lonalion.
"O an zevk alıyordun." dedi Marko.
Lonalion "Ben her zaman zevk alıyorum." dedi.
Marko "Peki sana bir şey soracağım. Bu dünyada zehire dayanıklı olan kaç vampir vardır?" diye sordu.
"Bir tane." diye cevapladı Lonalion.
Marko "Peki bu sen misin?" diye sordu.
Lonalion "Hayır. O ilk vampir." diye cevapladı.
Marko "Nasıl bu kadar eminsin?" diye sordu.
Lonalion "Onu kendi gözlerim ile gördüm. Onun gücünü görünce söylentilerin gerçek olduğuna inandım." dedi.
Lonalion bir anda şaşkın bir ifade takındı.
Lonalion "Bunları neden bana soruyorsun? Bunları zaten bilmen gerekmiyor mu?" dedi.
Marko paltosunun cebinden bir cep saati çıkardı.
Saate baktı.
Marko "Zaman akıyor. Ben kazanırken sen kaybediyorsun." dedi.
Lonalion o an herşeyi anladı.
Karganın ortaya çıkışı ardından Marko'nun ortaya çıkması. Zehirden bahsetmesi.
Lonalion zehirlendiğini anlamıştı.
"Neden?"
Marko kafasını saatinden kaldırdı.
"Bunun sebebini kendin bilmen gerekli." dedi Marko.
Lonalion olduğu durumu kavradı ve plan yapması gerektiğine inandı.
Lonalion ne yapmalıyım diye düşünüyordu.
Marko "Son kez savaşmaya ne dersin?" diye sordu.
"Kuralı dolaylı yoldan bozduğun yetmedi tam anlamıyla mı bozmak istiyorsun?" diye sordu Lonalion.
Marko kafasını yukarı aşağı salladı ve Lonalion'nun üzerine yürüdü.
Marko blok pozisyonu aldı.
Lonalion pozisyon almadan Marko'nun karşısında dikiliyordu.
Marko en iyi anı bekledi ama Lonalion umursamaz bir şekilde Marko'nun yüzüne bakıyordu.
Marko sağ elini yumruk yaptı ve Lonalion'nun çenesine yumruk salladı.
Lonalion sol kolunu hemen kaldırıp kolu ile yumruğu blokladı.
Marko sol eli ile aynı hareketi tekrarladı.
Lonalion bu sefer sağ koluyla blokladı.
Lonalion ayağını geriye çekti ve Marko'nun karnına düz tekme vurdu.
Marko 10 metre geriye uçup bir ağaca çarpıp durdu.
Lonalion Marko'ya doğru yürürken Steve çalılıkların arasından çıktı.
Steve, Lonalion'nun üzerine doğru koştu.
Arkası dönük Lonalion Steve'in ayak seslerini duydu ve arkasını döndü.
O an Marko ayağa kalktı ve Lonalion'a yöneldi.
Lonalion Steve ile Marko'nun arasında kalmıştı.
"İkiniz cidden beni yenebileceğinize mi inanıyorsunuz?"
Marko ve Steve aynı anda saldırmaya başladılar.
Lonalion Marko dan gelen ardı ardına yumrukları bloklarken yavaş yavaş geriye çekiliyordu.
Lonalion Marko'nun kıyafetini tutup kendine doğru çekip yere indirdi.
Steve Lonalion'a yumruğu vurmak üzereydi ama Lonalion Steve'in yumruğunu tuttu ve çevirdi.
Steve acı içerisinde dizlerinin üzerine çöktü.
Steve dizlerinin üzerine çöktüğü an Lonalion dizi ile Steve'in çenesine vurdu ve Steve bilincini kaybetti.
Marko ayağa kalktı ve Lonalion'nun vücudunun çeşitli taraflarına vurmaya başladı.
Lonalion bazı yumrukları bloklarken bazılarını es geçiyordu.
Marko Lonalion'nun midesine, karın boşluğuna, burnuna vuruyordu.
Lonalion bu hızlı yumruklara karşılık veremiyordu. Sebebi ise vücudundaki zehirin onun gücünü emmesiydi.
Zehir etkisini gösteriyordu.
Marko'nun Lonalion'nun burnuna vurduğu sert yumruktan sonra Lonalion geri çekildi.
Marko "Hissediyor musun Lonalion ? Gücün seni terk ediyor! Beni bugün burda yenemezsin." dedi.
Lonalion düşünüyordu ve burnundan yere düşen kan damlasını gördü.
"Başka şansım kalmadı." dedi Lonalion.
Marko Lonalion'nun neyden bahsettiğini anlamaya çalışıyordu.
Lonalion elini yumruk yaptı ve kendi burnuna vurdu.
Öyle sert vurdu ki kan fışkırmaya başladı.
Lonalion gözlerini kapattı.
Beyaz saçları parlamaya başladı.
"Kanını kaynat."
Lobalion kan kontrolünü yapmaya çalışıyordu.
İlk vampirin güçlerinden birini biliyordu Lonalion.
Lonalion kendi tabiri ile kanını kaynatıyordu.
Marko ise Lonalion'nun ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
Marko "Deli misin? Hahahaha! Ne yaptığını sanıyorsun?" dedi.
"Tamamdır!"
Lonalion'nun burnundan akan kan o an havada durmuştu.
Havada duran kanlar damla damla ayrılıyordu.
Yedi tane damlaya ayrılmıştı kan.
Lonalion iki elini de açtı ve ileri savurdu.
Damla kanlar mermi gibi Marko'nun üzerine gidiyordu.
Marko ani bir refleks ile kenara çekilmeye çalıştı.
Yedi damladan üç tanesini yemişti.
Üç damla Ran kanı Marko'ya yapışmıştı.
Marko kendini yere bıraktı ve acı içerisinde bağırmaya başladı.
"AGGHHH! BU NE LAN ŞEREFSİZ?! AGHH YANIYOR!"
Marko yerde acı içerisinde bağırmaya devam ediyordu. Lonalion arkasını dönüp ve Ran konağına doğru yürümeye başladı.
Yürürken aklında bir plan düşünüyordu.
Ran konağının içinde Lonalion'nun iki kardeşi oturuyordu.
Biri Nille'di diğeri ise Teresa'ydı.
Teresa sürekli varis konusunu açıp konaktakilerin kulaklarının içine ediyordu.
Lonalion o an kapıyı açtı ve içeri girdi.
Lonalion'nun o halini gören Nille hemen abisinin yanına gitti.
"Abi ne oldu sana?"
Lonalion cevap vermedi.
Lonalion'nun burnu yamulmuştu ve zehirden dolayı rengi solmuştu.
Lonalion "Odama gireceğim. Reyna'yı odama çağır." dedi.
Nille hemen yukarı Reyna'yı çağırmaya gitti.
Reyna, Ran ailesinin sahiplendiği hanımefendi bir kızdı.
İlerde Lonalion ile evlencekti.
O yüzden sahiplenilmişti.
Reyna, Lonalion'nun odasına girdi.
Evin dışında Veronica gizli bir şekilde evi dinlemeye başlamıştı.
Veronica Lonalion'nun öldüğünden emin olmak istiyordu.
Veronica kulakları ile içerdekilerinin nefes seslerinden ne kadar stresli olduklarını anlayabiliyordu.
Nille düşünüyordu "Bunu kim yapabilirdi ki? Kim abimle kafa kafaya dövüşebilir ki?"
Veronica dinlemeye devam ediyordu ve sonunda Lonalion'nun kapısı açıldı.
Çıkan kişi Reyna'ydı.
"Lonalion öldü!"
Bunu duyan Nille inanamadı.
"Bu nasıl olabilir!?"
Teresa hemen Lonalion'nun odasına girdi ve ağlamaya başladı.
Veronica artık Lonalion'nun nefes sesini duymuyordu.
Veronica artık emin olduğundan dolayı Marko'nun yanına doğru yol aldı.
Reyna durdu ve Nille'e baktı.
"Tüm aileyi topla."
Nille "Ölüm haberi için mi?" diye sordu.
Reyna "Hem ölüm için hem de büyük plan için." dedi.
Nille büyük plan derken neyden bahsettiğini anlamaya çalışıyordu.
"Büyük plan ha!"