İçeriğe geç

Valentina Roza

Bölüm 30 · 5 dk okuma

Valentina Roza

Bölüm 30

Kraliçe Olmak İçin Doğmak

Bölüm 29: Kraliçe Olmak İçin Doğmak

Bugün Veliaht Prenses Valentina Roza, yani ben kendi krallığıma veda edecek ve düğün törenimi gerçekleştirecektim. Dün iki kız kardeşimi de en güvenli bölgeye göndermiş olanın rahatlığı vardı üzerimde. Kraliçe Fiona henüz yokluklarını fark edememişti çünkü kendisi bizzat bu törenle ilgileneceğini iletmişti Kraliçe Adelaya.. Bugün baş düşmanım olan Veliaht prens aynı zamanda general Ethan da ailesi ile buraya gelecekti. Leydi Maria olduğumu anladıklarında ne tepki vereceklerini merak ediyordum en çok da Kraliçe Adela'nın tepkisini çünkü bana gereksiz bir güven besliyordu.

Hizmetliler kapıdan bir bir ellerindeki elbiseler ve takılarla girerken ben de yeni yıkandığım için ıslak saçlarımı havluya sardım.

Önce bakım yapılmaya başlanmıştı. Her yerim yara ve dikiş izleri ile dolu olduğundan bazıları korkuyla bazıları ise iğrenmiş bir şekilde yaralarıma bakıyordu.

Yüzüme sürdükleri ıslak bir şeyin kuruması beklenirken diğerleri gül yapraklarını bir sıvıya batırıp kollarımı ve bacaklarımı o sıvıyla siliyorlardı açıkçası çok güzel kokan bir sıvıydı ve parlamamı sağlıyorlardı. İki tane adam ise bu sefer saçlarımı taramaya ve şekil vermeye başlamışlardı.

Elinde kahverengi bir tozla gelen kadın pamuğa batırdığı tozu köprücük kemiğimin üzerindeki dikiş izine getirdiğinde elimle engelledim.

"Hiçbir yara izim kapatılmayacak. Anlaşıldı mı?" kaşlarımı çatarak söylediklerimle hepsi titreyerek başını sallasa da baş yardımcı kadın itiraz etmişti.

"Veliaht prenses ancak bunu Kraliçe Fiona istedi."

"Ben ne diyorsam o olacak anlaşıldı mı? Aksi halde olacakların sorumluluğunu almayacağım." kararlı çıkan sesimle beraber o da başını indirdi ve tozu kapatarak bıraktı.

Yüzümdeki sıvının kuruduğunu gerginleşen suratımla beraber hissederken onlar da fark etmiş olacak ki ıslak bir havluyla yüzümdeki kurumuş sıvıyı sildiler.

"Bu sıvı neyden yapılıyor?" çatık kaşlarım aynadaki aksime bakarken garipti.

Savaş alanlarında dahi kimliğimi gizlemek için Güneşten çok etkilenmezdim ancak yine de kızarıklıklar olurdu ve geçmezdi. Şimdi ise bembeyaz olmuştu yüzüm üstelik vücudumla aynı renge dönüşmüştü.

"Saray hekimi halkın ihtiyacına göre yeni reçeteler yazarken bulmuş bunu. Çok etkili öyle değil mi?" diyen hizmetliye cevap vermeden tekrar arkama yaslandım. her yerim gül kokar diye beklerken portakal gibi kokuyordum o halde o yapraklar gül değil miydi? Pekala, ilk defa bakım yapıyorlardı bana..

"Peki şu taze portakal kokusu da ne?" dediğimde kadın korksa da gözlerini kaçırarak çekinircesine konuştu.

"Prenses Carrol sizin hep portakal gibi koktuğunuzu söylüyordu saçınıza kullandığınız sabun da aynı kokuya sahip olduğundan size bu kokuyu arttıracak bir öz sürdük." dediğinde garipçe gözlerimi yapraklara çevirdim.

Ben ne zamandan beri portakal gibi kokuyordum ve neden bundan benim haberim yoktu?

Başka bir hizmetli elindeki kırmızı boyayı dudaklarıma sürerken başka bir hizmetli yanaklarıma renk veren pembe bir tozla yüzümü ölüm beyazlığından kurtarıyordu.

Her şey bittiğinde burnumun ucu parıldarken göz kapaklarımdaki soluk pembe ile yanaklar, göz kapaklarım ve burnumun üstünden geçmişti. Uzun süre soğukta kılıç çalıştığım zaman yüzüm soğuktan kızarırdı şimdi ise yüzüm aynı haldeydi ancak iki fark vardı biri şu anda kiraz rengine bürünmüş olan dudaklarım ve bütün bunların soğuktan değil boyadan dolayı olmasıydı.

Saçlarım ise dalgalı ve uzun süredir kesilmediğinden belime kadar iniyordu. Saçımla işi biten iki adam ve bir kaç hizmetli çıkarken geriye odada ben ve iki hizmetli kadın daha kalmıştı.

Bugün törende beyaz ve fazlasıyla kabarık ve incilerle bezenmiş beyaz ayakkabılarla eldivenler..

Her şey o kadar süslü ve ağırdı ki bugün nasıl geçecek bilmiyordum.

İki kadın korsemi sıkı sıkıya bağlarken nefessiz kaldığımı hissettim bir an. Her ne kadar korse ile yaşasanız da alışmak imkansız gibiydi.

Korseden sonra o ağır elbiseyi giydiğimde iki kadında şok içerisinde birbirine baktı.

"Ne oldu söylesenize." sakin olmaya çalışırken ikisinin yüzündeki korkuyu anlamıyordum.

"Özür dileriz majesteleri.. Sizin ölçülerinizi Kraliçeden almıştık ancak daha da zayıflamış görünüyorsunuz bu yüzden bel kısmını ekstra iple bağlamak gerekecek." dediğinde göz devirdim.

"Bu telaş bunun için miydi?" dedim sabrım tükenirken. Ben gün bitsin diye hızlandıkça insanlar yavaşlıyor gibiydi.

"Yeniden özür dileriz." önümde eğildiklerinde ellerimi arkamda birleştirdim.

"Sadece hızlıca bitsin artık bu hazırlık anlaşıldı mı?"

"Emredersiniz majesteleri."

Biri elbisenin üzerine iğnesi ile beyaz kalın bir ip geçirirken diğeri ipleri sıkıyordu. Elbisenin arkası aynı korse gibi iple bağlanıyordu.

Sıkı sıkıya elbiseyi bağladıktan sonra neredeyse benim boyum kadar olan kuyruğu düzelttiler ve eldivenlerimle ayakkabılarımı giydim. Son olarak cam kutuda saklanan tacım getirildiğinde parıldayan kırmızı taşlı altın rengi tacımı taktım. Üzerine örttükleri dantelli beyaz örtü ile her şey hazırdı sonunda şu saçma karmaşa bitmişti.

Bu taç hep bana aitti ama bu ilk takışımdı. İki kadın da büyülenmiş bir şekilde bana bakarken açık kalan omuzlarım, gerdanım ve sırtımdaki ip detaylarının arasından yaralarım gözüküyordu aynı şekilde kaşımın altındaki küçük çukur..

Bu iki kadın beni güzel bulmuş olabilirdi ancak bir çok erkek korumaya ihtiyaç duyan, yaralara sahip olmayan kadınlardan hoşlanırdı ve birazdan beni gördüğünde tiksineceğine emin olduğum general Ethan zaten ben nefret ederken bir de tiksinmiş olacaktı. Büyük bir zevkle ben tiksinişine şahit olup aramızdaki nefret duvarını güçlendirecek ve ölümünü beklemeden gerçekleştirecektim. Sabahtan beri rahat olan tavırlarımın nedeni buydu.

"Kraliçe olmak için doğmuşsunuz.." hayranlıkla fısıldayan kadına örtünün altından gülümsedim dantelli örtü sayesinde yani duvak sayesinde yüzü mü göremezlerdi. Sonra kadın konuşmuş olduğunu yeni fark etmiş olacak ki hemen eğildi.

"Üzgünüm majesteleri hayranlığıma engel olamadım." dediğinde bir şey demedim.

"Artık çıkabilirsiniz yardımlarınız için teşekkürler." dediğimde ikisi de hızla odayı terk etmişti.

Dışarıdan gelen at arabalarının sesleriyle büyük pencereme doğru adımladım. Kraliyet sarayının önündeki geleni karşılayan ve duyuran kadın gür sesiyle bağırdı.

"Kraliçe Adela ve ailesi geldi! Hera selamında durun!" tam üç kere duyurduğunda herkes Hera selamında durmuştu.

Ve evet kadınların üstün olduğu bir yerde Kraliçe varken tabii ki de bir kralın geldiği duyurulmayacaktı ki annem de onlara Kral Harold, Ethan ve Leon demezdi. Herkes gibi Kraliçe Adela'nın ailesiydi onlar bizim krallığımızda..

Zarif adımlarıyla eşinden önce inen Kraliçe Adela büyük bir gülümseme ile eşinin inmesini bekledi sonrasında kol kola girerek onlara eşlik eden hizmetlilerin gösterdiği şekilde sarayın bahçesine girdiler.

Sonrasında kılıcı ve giydiği süslü takımla Leon indi başka bir arabadan. Kılıçlarının üzerinde krallıklarına ait damga vardı. Aklıma kendi kılıcım gelirken hızla yatağımın üzerindeki kırımızı renkli kraliyet damgamızı ve General Roza damgasını taşıyan kılıcımı belime taktım. Onlar henüz general Roza ile Valentina'nın aynı kişi olduğunu bilmiyorken Maria'nın da ben olduğumu öğreneceklerdi ve bam! Yüzlerindeki komik görüntüyü merak ediyordum.

Aklıma Ethan gelirken düşmanımın yüzünü merak ederek cama baktığımda arabalar çoktan kapının önünden ayrılmışlardı.

Birazdan zaten göreceğim diye düşünerek tekrar etrafa baktım belki Ares de gelmiştir diye ama yoktu. Sonuçta Kraliyet ailesi buradayken Kralın sağ kolu orda olsa da Ares de aynı şey için orda kalmış olabilirdi.

Bir krallığın başında Kraliyet ailesi yok iken krallığın bir savaşa girmesi veya başka bir krallık tarafından saldırıya uğraması imkansızdı çünkü bir çok krallık bu maddeleri okuyarak büyük ve katı bir antlaşma imzalamıştı.

Kapım çalındığında artık gitme vaktinin geldiğini anlamıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.