İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 4 · 21 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 4

Dört

Sahne- Basit Düşüncelerin Korkudan Sanılması

Mekan-Hesabı Olanın Hesap Vermediği Yer

Kişiler- Zebanilerin Sakladıkları

Zaman- Başlangıç Gerisindeki Sayımın Vakti

BÖLÜM: Dört

Bir Gün Sonra

Adreanna uzun kipriklerini birbirinden ayırıp göz kapaklarını açtı. Saat öğlen on iki sularıydı, düne göre daha sıcak bir gündü. Bahara karışmış yaz günlerinden birini yaşadıklarını düşündü. Siyah yarım atleti ve taytıyla ağacın dalında tutunarak barfiks çekmeye ara verdi. Alnından boncuk boncuk dökülen terler ile yaptığı sporun sonuna yaklaştığı, vücudunu zorla yukarı çeken kolların tatlı acısı ve yüzündeki yansımasından anlamıştı.

Daisi balkondan elinde meyve suyu ile kızına seslendi. “Linda biraz dinlenlenmek ister misin? Bak senin için meyve suyu hazırladım, tadına bakmalısın.”

Annesine bakıp huzurla tebessüm ederek yürümeye başladı. “Çok huzurlu değil mi anne, ne dersin?”

Bundan ikiside şüphe etmiyordu, kesinlikle öyleydi. Artık son bulan hayatlarından sonra başlangıçtaydılar. Dün gece çukura eski hayatlarını koydular. İki kadın birlik ve güçle yaptı. Annesi ona karşılık verir gibi gülümsediğinde bahçe dışından motorları güçlü araba sesleri gelmeye başladı. İkisi de garipseyerek yüz idafelerini değiştirdi. Huzurdan bahsettikten sonra bunu yaşayacakları akıllarına gelmez. Alnında çizgiler oluşan Adreanna beklenmeyen misafirlere karşı çok temkinli olması gerektiğini biliyordu. Arabaların bahçe kapısında yaklaştığını anladığında annesine eve girmesini işaret etti.

Ne bahçe duvarı, ne büyük kapısı hiçbir şey göstermiyordu. Bu evin tek güzelliği olan içindekileri dışa açmayışıydı. Ama şimdi kendi aleyhlerine dönmüştü. Gelenlerin polis olup olmadığını merak ediyordu. Annesi eve girince aklına arka bahçede duvarlara yakın ağaçlar geldi. Hızla oraya doğru koşarken duvara çıkıp gelenleri görmeyi amaçlıyordu.

Bu sırada demir kapı çalınmaya başladı, her kimse hiçte kibar olmadığını ya da iyi niyetler beslenemediğini belli ediyordu. Adreanna merdiven olarak kullanıp duvara çıkacağı ağacı ararken annesi alt kattaki çamaşırlığın penceresinden ona silah uzattı. Bunu dün Jason’ın odasından almışlardı ve buldukları diğer malzemelerle kendilerine küçükte olsa bir cephane çıkarmışlardı.

“Linda al bunu ve dikkatli ol.”

Annesine büyük bir minnetle bakıp silahı aldıktan sonra beline sıkıştırdı. Demir kapıdan artan seslerle elini hızlı tutup bir an önce geleni öğrenmesi gerektiğini biliyordu. Ağaca çıkarken onu izleyen annesine “Hazır ol.” dedi. Bu hazırlık beklenmedik bir şey sonrası kaçmak içindi.

Eğer polisler geldiyse kaçarlardı, Jason’ın işlediği suçları çekmeye niyetleri yoktu. Örme taş duvara ağacın yardımı ile çıkıp dikkatlice yürürken ön bahçeye yaklaştıkça görünmemek için temkinli oldu. Birden fazla araba görmeye başladığında çömeldi eğer ayakta durursa onu görebilirlerdi. Ama yine de yaklaşıp kim ve kaç kişi olduklarını öğrenmeye çalıştı. Takım elbiseli adamlar özel korumaya benziyordu. Belindeki silahı alarak her an hazır olabilmek için emniyetini indirdi. Övünmeyi aklının ucuna getirmesede çok iyi silah kullanırdı. Bunu öğrenmemiş olmayı yeğlerdi, çünkü daha çocukken Jason bunu zorla öğretmişti. Yediği dayak ve eziyetler silah konusunda iyi olmaya zorlamıştı.

Üç araba vardı, hepsi aynı marka ve aynı modeldi. Etrafı kolaçan eden yaklaşık altı adam vardı. Ortadaki arabadanın yanında duran esmer ve iri adam, arabanın içerisindeki birinden emir aldı. Bahçe kapısını çalan iki adama işaret verdiğinde açmak için zorlamaya başladılar. Çalmayı bırakıp kırmaya çalışıyorlardı. Kapının onlara fazla dayanmayacağını bilen Adreanna geriye dönüp annesinide alarak buradan uzaklaşmanın iyi bir plan olduğunu düşündü. Bu adamlar polis değildi ve polisi aratacak gibi duruyorlardı.

Tam arkasını dönüyordu ki ortadaki aracın arka kapıları açıldı. Bir tarafından Bradley diğer tarafındanda Büyük Adler’in çıktığını gördüğünde durdu. Büyük bir öfke ve kin ile dedesine baktı. Onu bir kaç defa görmesine rağmen yüzünü hiç unutmuyordu. Açık alnı ile kalın kaşlarının altında iri ve mavi gözleri vardı. Uzun boyu ve normal kilosu nedeniyle irileştirmesede giydiği takım elbise onu heybetli gösteriyordu. Yaşlı olmasına rağmen omuzları dik tutabiliyor ve gözleri dinç bir şekilde etrafta dönüyordu.

Bir keresinde annesiyle kaçtıklarında ondan yardım istemişlerdi. Annesinin ona yalvarmasının işe yaramayacağını küçük yaşında anlamıştı. Çok geçmeden yardım etmeyen Büyük Adler birde kendi elleri ile oğlunun kucağına atmıştı onları. Buraya iyi bir iş için gelmiş olamazdı. Eski iş birlikçiler Bradley ve James Adler kendi aralarında konuşmaya başladığında karar verdi. Yaşlı adamın çocukken ona acımayışının intikamını almak istedi. Yakalanmaktan korkmayarak ayağıya kalkıp nişan aldı.

Babası zorla ateş etmeyi öğretirken ağlamıştı ama şimdi zevkle gülüyordu. İyi atış yapabiliyordu ama zaten amacına ulaştıktan sonra merminin nereye gittiğinin onun için bir önemi yoktu. Büyük Adler’in ayaklarını yakınlarına doğru namluyu çevirip derin bir nefes aldıktan sonra silahı iki eliyle kaprayıp yumuşak tetiğini çekti.

Beklenmedik silah sesi herkesin korkuyla irkilmesine neden olurken korumalar geldiği yeri bulmaya çalıştı. James’ın yakınlarına gelen merminin kanıtı siyah ayakkabılarının üstündeki tozlardı. Yaşlı adam artan kalp atışını kontrol etmeye çalışarak arabanın kapısını kendine siper etti. Çok geçmeden korumalar duvarın üzerinde gördükleri kızı fark edip silahlarını doğrulttu. Tetiği çekmemelerinin nedeni kızın silahını indirmiş onlara doğru yaklaşıyor olmasıydı. James’ta genç kızı fark etti. Gerilen ortam yavaşça ciddiyetini kaybetti. Yukardan onlara gülen Adreanna alay ederek, bağırıp sordu.

“Bir bürokrata ateş etmekten yargılanır mıyım, Bay James Adler?”

Torununu en son ne zaman gördüğünü bile hatırlamayan James onun bu kadar büyümüş olmasına şaşırdı. Daha cılız ve sünepe olur diye tahmin ediyordu. Oysa Adreanna cesurca dikilirken zayıflık bulacağı tek bir noktayla karşılaşmadı. Hatta alay ederek konuşmasına bile anlamsız bir hayranlık duydu. James korumalarına emir verip “İndirin silahlarınızı.” dediğinde barışçıl bir adım atmıştı. Bilmesine rağmen sanki bunu kendine şüphesiz inandırmak için seslendi. “Adreanna, bu sen misin?”

Genç kız cevap vermeden ve pozisyonunu değiştirmeden öylece bakarken araya endişe dolu Bradley girdi. “Adreanna kapıyı aç, konuşmamız gereken şeyler var.”

Yine hiçbir iletişimde bulunmayan genç kıza korumlardan en genç ve kıdemli olanı silahını doğrulttu. Bu yaptığı Adreanna’yı ne korkuttu ne de etkiledi. James sakinlikle en güvendiği korumasını durdurdu.

“Silahını indir Alex, o benim torunum.”

Koruma denileni yapsada gözleri genç kızın elindeki silaha odaklanmıştı, sesini çıkarmadan tetikte bekledi. Adreanna derin bir nefes alıp ciddi tavrını koruyarak onları uyardı.

“James Adler, mülkümü hemen terkederseniz iyi olur.”

Arkasını dönmeden önce parmağı tetikte oynayan adının Alex olduğunu anladığı korumayı fark etti. Ateş edeceği hissedercesine biraz sonra duyacağı sesten irkilememek için bedenini kastı. Yürümeye başladığında düşündüğü gibi, uyarı atışı yapılan silah sesini duydu. Tepki vermeden yoluna devam etti, korkmamıştı. Çünkü onları buraya getiren kıymetli şey, ona gücü teslim eden ilaçtı. Gözlerinde küçük ve aciz bir çocuk olmaktan çıkmıştı. Artık onun büyüdüğünü ve güç arzuladığını kavramışlardı. Bu kadarı ile kalmayan Adreanna, bunun için hazırlıkta bulunmuştu. James bu oyunda etkisiz kalacaktı.

Buraya çıktığı ağaçtan tekrar yardım aldığında ön bahçeye ilerlerken evden fırlamış, korkuyla etrafa bakan annesini gördü. Onu yatıştırmak ister gibi gülümsedi, bakışları sorun yok diyor gibiydi. Ama olduğu kesindi. Demir kapıya doğru yürürken annesinin “Kapıdakiler kim?” sorusunu canlı cevaplamak istedi. Eğer kapıyı açmazsa zaten zorla girmeyi başaracaklardı. Bu konuda direnmeyip onlarla anlaşabilecek kadar makul olmaya çalıştı.

Demir kapıyı açıp arkasından gelen annesine tanıtır gibi takım elbisesi içinde dik duran yaşlı adamı sundu.

“Jason Adler’ın biricik günah ortağı ve saygıdeğer bürokrat James Adler.”

James, oğlunun karısına torunundan daha çok güveniyordu. Haklıydıda, Daisi bu düşüncesini boşa çıkarmayıp misafirperver davrandı. Gerektiğinden fazla saygı ile buyur etti. “İçeriye buyrun.”

James, torununun önünden geçerken gözlerini onun üzerine takmış bir kaç saniye delercesine bakmıştı. İçinden genç kızın cesaretini sorgularken cürretkârlığı ile tanıştı.

“Anneme teşekkür etmelisiniz Bay Adler. Yoksa benim bulunduğum yere girmeniz mevkinizi aşardı.”

James bu sözleri duymamazlıktan gelip ilerlediğinde arkasından adamları kapıya yaklaştı. Adreanna’nın kimseye güvendiği yoktu, sayı üstünlüğünü onlara verecek değildi. Kararlı bir şekilde evin sahibi olduğunu vurgulayarak konuştu.

“Korumalar içeri giremez, burada beklemelisiniz.”

Bunu kabul etmeyip homurdanmaya başladıklarında olaya James karıştı. “Sadece Alex. Diğerleri beni dışarıda beklesin.” diyerek verdiği emir, torunu içinde görüşmeye sunulmayan bir anlaşma gibi olmuştu.

Diğer korumalardan sıyrılan genç adam uyarı ateşi yapan kişiydi. Başına buyrukluğu beklide güvendiği konumundan olabilir diye düşünen Adreanna, sadece onun ve Bradley’in geçmesine izin verip arkalarından kapıyı tekrar kilitledi.

Kilitler her zaman olduğu gibi; dışarıdan korunmak için değil, içeriyi sıkı sıkıya tutmak içindi. Hep birlikte eve doğru ilerlediklerinde annesinin James’a karşı çekingesi ve saygısı utandırıcı geldi. Bu yaşlı adam cehennem sahibiydi, genç kız ona karşı nefret ve öfke doluydu.

Salona geçtiklerinde etrafı karışlayan gözler Adreanna’yı rahatsız etti. Pespaye bir evin neyine bu kadar bakıyorlardı bilmiyordu. Ama dedesinin bakışlarında bilhassa oğlunu aradığını biliyordu. Rahat davranmaya kendini zorlayarak oturmaları için koltuğu gösterdi. Kendide onları sorguya çekmek ister gibi daha düzene oturmamış salonlarında, yemek masasının etrafındaki sandalyelerden birini karşılarına çekip oturdu.

Herkes otursada ayakta kalıp etraftan bilgi koparmak isteyen Alex gözleriyle baktığı yerleri eşeliyordu. Bu rahatsız ediyordu. Genç kız bizzat üzerinde baskı kurmak için yerinde kalkıp sandalyenin birini salonun ortasına çekti. Gözlerinin bahçeye değmesini istemediği genç adama emir verir gibi söyledi.

“Otur.”

Koruma onun bu göze batan halinde bahçeye doğru sırtını dönmenin tüm görseli kapatacığa inanarak reddetti. Kafasını iki yana hafifçe salladı. Sonrada Adreanna’nın kaçacağı soruyu sordu.

“Arabanız neden bahçenin ortasında?”

Tüm gözler oraya döndü. Daisi panikleyip titreyen ellerini bacakları arasına sıkıştırırken bir şey belli etmemeye çalışıyordu. Bahçenin ortasında kötü bir park denemesi gibi duran araba gereken yerde olmayınca merak edilmesi normaldi. Normali şüpheye çevirense yanında dünkü çukuru oluşturmak için çıkarılan toprak yığını olmasıydı. Adreanna yakalanma korkusu ya da tek bir endişe hissetmiyordu. Her duygusunun önünde korku varken şimdi tam tersi olmaya başlamıştı. Artık güçlü bir insandı ve korkularının onu terk ettiğini düşünüyordu. Bu düşünce fark ettirmeden gülümsettiğinde James’ın içini şüpheler kapladı.

“Jason nerede?”

Sorusunun içindeki endişe ve stres o kadar belliydi ki Adreanna ona bu duyguları tattırmaktan hoşnut oldu. Jason’ı durdurmak yerine sürekli arkasını toplayıp günahlarını örterek yeni ölümlere sebep veren adamı böyle görmek nefretini hoşnut ettirmişti.

Genç kız boşta kalan sandalyenin dün geceki olaya şahitliğini tam burada yaptığını anımsadı. Orada oturan babası gözünde şeytanın buğulu nefesinden bir buharla sandalye üzerinde belirdi. Bir anı canlanıyordu gözünde, taze ve sıcak bir anı. Jason dün gece aynı yerde aynı sandalyede oturmuş ona bakıyordu. Adreanna nefretini daha çok hoşnut ettirecek bir şey söyledi.

“Öldürdüm ve bahçeye gömdüm. Taze toprak yerini belli etmesin diye de çukurun üstüne arabayı çektim.”

Dün Gece

Olağan sessizlik tüm garipliklerini örtmek ister gibi yemek masasının üzerine çökmüştü. Bir saniyelik resmedilişleri, onların gerçek bir aile gibi akşam yemeğini birlikte ve huzurla yediklerini düşündürebilecek esere dönüşebilirdi.

Adreanna, babası ile masanın iki başında karşılıklı otururken kendini set gibi ortaya çekmiş anneside yan tarafında bulunuyordu. Jason’ın mutfakta söylediği şeyden sonra kızını ondan uzak tutmaya çalışıyordu.

Kibarlık ve saray gösterişi içinde çatal ve bıçağını bırakan Jason kızına baktı. “Adreanna bu aile yemeğini neyin şerefine yiyoruz çok merak ettim doğrusu.”

Babasının merakı durgun suratını bozdu, kolundaki saate baktıktan sonra gülümseyip su dolu bardağını havaya kaldırdı. Onun bir konuşma yapacağını anlayan Jason bir çocuk heyecanı içinde üstün rol yeteneğiyle ellerini birbirine çarpıp “İşte en heyecanlı yeri, bu bölümleri hep sevmişimdir.” diyerek sabırsızlığını gösterdi.

Babasının alayını ilk olarak göz devrisede keyfini bozmayan Adreanna suyundan bir yudum alıp masaya bıraktı. Babası da ona karşılık şarap kadehini kaldırıp yudumunu almıştı.

“Çukur güzelmiş.”

Adreanna kinaye ile söylediği sözün ardından bahçeye kısa bir bakış attı. Yüzündeki her an kahkahaya yer bırakılmış boşluk hazırda bekliyordu. O boşluğunda katili olmaya hevesli babası gülümsetmemeye and içmişti.

“İstersen bu gece ve sonsuza kadar orada kamp yapabilirsin. Sana severek yardım edebilirim, canım kızım. Denemeye ne dersin Adreanna?”

“Kamp? Güzel olabilir, denenmeli bence.”

Adreanna’nın korkusuz sözleri hepsini ciddileştirdi. Annesi elinin onunkinin üzerine koyup babasını kışkırtmaması için yalvarır gibi baktı. Oysa bu Jason için geçti, bugün kızı tarafından çok fazla sınanmıştı. Olmayan sabrının boşluğunu öfke kaplamıştı. Ellerini masanın üzerine bastırıp kalkacakken kızı parmakları arasında bir şişe salladı.

“Bunun ne olduğunu biliyor musun Jason?”

Jason kaşlarını çatarak bakarken şaşkınlığı suskunluğa neden olmuştu. Kızı gülümseyerek cümlesini düzeltti. “Bunun ne olduğunu hatırlıyor musun Jason?”

“Zehir mi?” diyerek kızını küçümserken neyden bahsettiği aklının ucuna bile gelmemişti. Fakat kızının özgüvenine bir kaç darbe vurmak biraz daha iyi hissettirebilirdi.

“Kamp işini ciddiye mi alsak? Mesela annen bu gece orada mı kalsa?”

Daisi kızını ve kendini tehlikeye sokan bu restleşmeye daha fazla dayanamayıp ayağıya fırladı. Yemeği sonlandırmak ve Jason’ın sakinleşmesi için yanlız bırakmaları gerektiğine inanıyordu. Bir şey demeden kızının elinden tuttu. Onu hala daha altı yaşında görmenin hatasını kaldırmak için tuttuğu kızının onu oturtmak için çekmesiyle anladı. Adreanna’nın bir istediği vardı ve pençelerini çıkarmış avcıdan korkmadan ilerliyordu. Babasının sarı tenindeki tere bakıp aklından geçirdiklerini merak etsede daha fazla sürdürmedi. Gireceği savaşta tetiği çekti.

“Bradley’i hatırladın mı, Jason?”

Tırtılın son bir nefes kozasına çekilmesi gibi Jason’ın gözlerinde her daim meşalesini yakan öz güveninde zayıflık oldu. Çattığı kaşları eski yerini alırken endişenin bedenini kaplaması kısa sürdü.

“Sen onu nereden tanıyorsun?” diye sordu. Gözbebeklerinde soğukluk yeşermişti, onu sonlandıracak korkunun milimindeki çizimi gören Adreanna cevap vermedi. Karşı tarafın savaş borusu çalmadan yenilgisine destan düzdüğünü hissediliyordu.

“Yanlış soru baba. Doğru soru bu şişenin içinde ne olduğu.”

Jason hızla ayağıya kalkıp yırpanmış kumaşlı sandalyeyi geriye düşürdü. Kızının bu blöfü yapamayacak kadar korkak olduğunu biliyordu. Her şeytan onu yakan alevi kimse bulamasın diye cehennemin derinliklerinde saklardı. En derine sakladığına çok emindi.

Gözü az önce içtiği kadehe ve yemeğine takıldı. Eğer bunların içinde bir damla varsa geçmişe geri dönecek demekti. Her şeyin böyle kolay son bulmasına izin vermeyecekti. Gözlerindeki bin cehennemin yangınından kalma öfkeyle kafasını kaldırıp kızına baktı.

“Hâlâ daha sizi öldürmek için vaktim var Adreanna.”

Sanki soğuk mavilerinde, buz tutmuş denizleri yakmış ve kaynayan suyunda ruhları buharlaştıraracak bulutlara azabı yolluyordu. Ellerini sertçe masaya vurup örtüsünü kavrayarak hızla çekti. Masadakiler büyük bir gürültüyle yeri boylarken Daisi çığlık atmıştı.

Adreanna ise durgundu. Yaptığını değil kendini sorguluyordu. Daha önce kendini hiç böyle hissetmemişti. Yüz yüze savaşırken karşı koyacağı bir direniş olmasını garipsiyordu. Boyun eğmemek güzel gelmişti. Jason “Ver onu bana.” diye bağırarak üzerine geldiğinde ayaklandı. Avucunun arasında aldığı şişeyi canı pahasını korur gibi parmaklarıyla sardı.

Hayatının direnişi, savaşa boyun eğmekti. Öfkeden deliye dönen Jason ne yapacağını şaşırmışken bundan fayda sağlamaya baktı. Tüm gücünü koluna verip sert bir yumruğu yanağına indirdi. Darbeyle sendeleyip ayağı yere düşürdüğü sandalyeye takılan Jason devrildi. Yanındaki kumaşı eksimiş sandalye bile intikamını alıyordu. Ama en çok intikamı hak eden Adreanna sırayı kimseye verecek gibi değildi. Toparlanmaya çalıştığını gördüğünde karnına tekme savurdu.

Tekrar yere serilen Jason’ın hızlanan kalbi nefeslerine de yansımıştı. Elini sıkışan kalbine koydu, göğsünden içeri girip kalbini parçalamaya çalışan her neyse onu durdurmak istedi. Biraz uzağında duran kırılmış şarap kadehiyle karşılaştığında ilacın bu kadar hızlı etki edeceğini düşünmemişti. Belki bu eskiden ona verilen ilaç değilde bir zehir diye düşünerek korkuyla gözbebeklerini büyüttüğünde parmaklarındaki karıncalamayı hissetti.

Göğüs kafesinin kemikleri daralmaya başladı, tuhaf bir şekilde kemikleri etine batıyordu. İç organları süngere dönmüş büzüşüyor gibiydi... Ciğerleri solunumda zorluk çektiğinde yaklaştığı sondan kaçmak için son bir kez daha çabaladı. Artık sadece onu izlemekle yetinen Adreanna’ya gözlerini dikerek bakıyordu.

Daisi korkuyla ağzını kapatmış şaşkınlık içinde kızının neler yaptığına bakıyordu. Sanki baba kız ruhlarını ve hayattaki yerlerini değiştirmişlerdi. Jason’ı saran terler lambanın ışığında tenini parlatırken onun güçten düştüğünü anlayan kızı yaklaşıp çömeldi. Yüzleri aynı hizada olduğunda iki çift mavi göz birbirine denkleşleştiler. Karışan ruhların ve bakışların, nefesleri birbirlerinin yüzüne batıyordu.

Jason titreyen elini kızının yakasına kadar zar zor getirdi. Ağzını konuşmak için zorla açarken içindeki dili şişmiş ve ağırlaşmış geldi. Hareket ettiremiyor hatta hissetmiyordu aynı üzerinde oturduğu ayakları gibi. Sinirden belirginleşen alın damarları silinmeye başladı, saniyeler içinde yok oldu. Bedeninin hükmü bir ağacın devrilmesi gibi yol alıyordu.

Adreanna yakasındaki eli sakinlikle karşıladı. Üzerine kendi parmaklarını getirdi. Babasının elini hayatındaki büyük bir kara leke gibi kendinden uzaklaştırıp havada bıraktı, kucağına düşmesini izledi.

Yaşamın elinde olmasıyla kendine güç biçen adamın, elini kaldıracak gücü yoktu. Keyifle sırıtıp son savunmasını da yok etmek istedi. Elini Jason’ın atan kalbine bastırıp geriye doğru itti. Bir yaprak gibi havada süzülürcesine durduğu yerden zemine düşen Jason toprağına kavuşmuştu. Adreanna’da keyifle marifetini anlattı.

“Kadehte bir şey yoktu Jason. Yarım saat önce aldın ilacı, hani odanda içtiğin su var ya, ondaydı.”

Korkusuna hükmedip kendine gelmeyi beceren Daisi titreyen sesi ile konuşmaktan korkar gibi sordu. “Neler oluyor Linda?” Çömeldiği yerden ayağıya kalkan Adreanna annesine baktı. Babasından çaldığı alaycılıkla cevap verdi. “Sevgili babacığım yok oluyor.”

Gözleri bile parkeden kalkamayan Jason’ın vahşi ruhunda koca bir çığlık yükseldi. “Adreanna!”

Artık bu kızın yaşamasına izin vermenin en büyük hatası olduğunu anladı. En başından onun yaşamasına izin vermemeli, son dileği gerçekleştirmemeliydi. Kana doğan kızını yaşatmasaydı bunların hiçbiri olmazdı. Olanlardan hiçbir şey anlamayan Daisi kızına daha anlaşılır bir soru sordu. “Öldü mü?”

Adreanna sırıtarak babasının iki kolundan tutup zorlanarak çekmeye başladı. “Hayır ölmedi. Hatta şu an kamp yapmaya gidiyor.” Jason’ı salonun içinde ilerleterek bahçe kapısına doğru sürüklüyordu.

“Banan güven anne ne yaptığımı biliyorum.” diye devam ettiğinde annesini gözleri onda çakılıp kalmıştı. Babasının kolundan tutmuş büyük bir keyifle çekiştiren kızı yabancı geldi. “Daha ben altı yaşındayken seni gözlerimin önünde böyle sürüklemişti.”Kızının söylediği doğruydu ama onun yaptığı gibi intikam peşine düşmeden önce gördüğünü sindirmeye çalıştı. Olacaklardan korkuyordu ve aynı zamanda Adreanna’nın babasının bir kopyası olmasından korkuyordu. Gözlerini bu sefer sürekli benim kızım diyen adama çevirdi.

Yok olma kelimesi Jason gözlerinde var olmamıştı. Bu durumdayken yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tek gücü göz kapaklarını kaldırabilmekti ama yine de kötü kaderlerinin değişeceğine inanmıyordu.

Jason her şeyi duymasına ve anlamasına rağmen gerçekleşen olaydan kurtulamıyordu. Ama daha önceden aldığı bu ilacın tesirinin geçeceğini biliyordu. İşte o zaman; gücü tekrar gelip bedeninde uyanışınca bunları ödetmek için gözünü kan bürüyecek kadar öfkeli olacaktı.

Bahçeye kadar yardım etmeye ikna olan annesi ile Jason’ı çektikten sonra garajdan arabayı çıkarıp yan koltuğunda zincirlerle birlikte çukurun yanına kadar getirdi. Arabanın farları sayesinde daha da ışıklanan bahçe, karanlık ağaçların arasındaki ormanda leke gibi duruyordu.

Adreanna tekrar sürüklemeye başladı, nefes nefese kalsada kendini gayet dinç ve heyecanlı hissediyordu. Vahşiden kurtuluyor olmak güç veriyordu. Çukurun yanına geldiğinde Jason’ı içine itmeden önce söylemek istediği bir şey vardı. Ona eziyet ettiği ve öldürdüğü diğer insanları hatırlatmak istedi.

“Çiçekler; su toprak ve güneşle büyürler ayrıca gübreyle. Değil mi Jason? Hani senin evlerimizin arkasına öldürdüğün insanları gömerek yaptığın gübreleme gibi. Çiçeklerimin büyümesine yardım etmek ister misin?”

İçine dolan nefretle hızla onu aşağıya itti. Çukuru boylamasını keyifle izledi. Jason yuvarlanarak çukura düştüğünde sağ kolu bedeninin altında kalıp bacakları ortak bir gövdeyi paylaşmıyor gibi ayrık durdular. Gecede araba farının aydınlatmaya çalıştığı çukurda saçlarına ve kıyafetlerine bulaşan toprak, Jason'ın sonunun geldiğini hissettiği korku dolu bakışlarıyla doluydu.

Çukurun başında Daisi'nin donuk hâlâ kurtuluşlarının geldiğine inanmayan bakışları vardı. Adreanna'nın ışıkla parlayan mavi gözlerinde ve yüzündeki sırıtış tüm sonu belirliyordu.

ŞİMDİ

James inanamadığı cevap yüzünden sorusunu kalın sesiyle ve belirttiği ısrarı ile tekrarladı. “Jason nerede diye sordum?” Konuşma şeklindeki emir ve tehtitle Adreanna ciddiyete bürünerek cevapladı. “O iyi...”

İnce bir dalda şeytanların dansından gelebilecek ziyanları görebilen Bradley, onları sakinleştirmeye ve mevzunun kökünde buluşturmaya çalıştı. “Neden sakin olup konuşmuyoruz. Adreanna bize burada tam olarak neler gördüğünü anlatır mısın? Baban nerede, ilacı verdin mi?”

Adreanna bu soruların kaçışı olarak gözlerini saatine kaçırdığında hesaplamalarının ve beklediği anın geldiğini düşünüyordu. Bunu doğrulayan uğultular yavaşça puslu bir havadan süzülürmüş gibi bahçeden salona geldi. Biri cehennemin kapısındaki yedi dilsiz zebaniye şarkılar öğretiyordu. Anlaşılmayan bu şarkıdaki azap hissediliyordu. Sadece kendi nezlindeki insanlara çağrılar vardı. Gelen inilti herkesin kafasını karıştırdığında Alex tabancasını eline alıp sesin geldiği yere odaklanmaya çalıştı. Herhangi bir sorun için hazırlanmış tetikte duruyordu.

Adreanna’nın iki yaşlı adama karşı olan şansı genç koruma karşısındakinden daha fazlaydı. Hızlıca düşündü, dikkatini bahçeden gelen uğultuya vermiş Alex’e bakıp hazırlıksız anını yokladı. Kendinden iri ve güçlü adama baktığında onun karşısında ister istemez hazırlıksız oluveriyordu. Ona karşı hiçbir şansı yoktu hızlı bir kararla hedefini değiştirip Büyük Adler’a yöneldi. Belindeki silahı çıkarır çıkarmaz emniyetini indirip yaşlı adamı kendine çekerek başına dayadı. Boynunu kolu arasında sıkıştırıp baktı uyguladı. Etrafta oluşan panik ve endişe kalbine yansıyıp hızlı atmasına neden olurken elini titretiyordu. Ama bu yaptığı onun için doğruydu.

Önündeki yaşlı adama teslim olmak, Jason’ın önünde diz çökmek kadar kendini yem etmekti. Annesinin, Bradley’in ve korumanın sakin olması için söyledikleri sözleri tam olarak işitemiyordu. Ne kadar anlamaya çalışsada kelimelerin üzerinde yatan sessizlik bazı harfleri yutuyordu.

Kolunu dahada sıkıp James’in nefes almasını zorlaştırırken salondakilerden uzaklaşmak için geriledi. İşinde iyi olduğunu sezdiren ve panik yapmak yerine olayı kontrol altına almaya çalışan Alex’e karşı mesafeyi artırıyordu.

“Silahını bırak!”

Ademelmasını tırnaklayarak geçen sesi ile korumaya bağırdı. James kolunun altında sürekli hareket ediyordu ve genç kız onunn kurtulabileceğini düşünmek dahi istemiyordu. Büyük Adler kıvranırken bu yapılana öfkelenip korumasına emir verdi.

“Annesini öldür.”

James’in kesik ve kısık sesi yine kötülük ve hinlik fısıldarken koruması denileni yapıp bırakmak üzere olduğu silahı ağlamakta olan Daisi’ye doğrulttu. “Bırak yoksa anneni öldürürüm.”

Annesinin gözlerindeki korku ve titremeyi derisinin altına kadar hisseden Adreanna bunun Rus ruleti şekline döneceğini düşünmemişti. Her şey kaderin yazgısından geç kalmış gibi hızlıca oluyordu.

Adreanna titreyen elinin arasındaki silahı sıkıca kavradı. Tek bir düşüncesinde dahi bu silahı bırakmak yoktu. Hayatlarının teminatı, bu soğuk demirin üzerindeki ince parmaklarıydı. Onlara güvenemeyeceğini çok iyi biliyordu. Annesini kurtarmak isterken birlikte ölüme gitmeleri aptallık olurdu. Yeni ve hayal ettikleri bir yaşama henüz kavuşmuşken asla böyle bir şey yapmayacaktı.

Kafasını iki yana salladı, annesinin gözlerinde hayal kırıklığını gördüğünde kalbi acıdı. Ama daha dün gece ondan güvenmesini istemişti. Daisi kızına güvenmek yerine, hayatından vazgeçtiğini düşünerek yok oluşa atlayan gözlerle bakıyordu.

“Ben bu silahı ne pahasına olursa olsun bırakmayacağım. Ama kimin kafasında tutacağım size bağlı.”

Debelenen ve gittikçe boğazını daha çok sıkan kolu gevşetmeye çalışan James, onun ne demeye çalıştığını düşünüyordu. Hiçbir şey anlamamışken Adreanna’nın konuşmaya devam etmesi yardımcı oldu.

“Bu silah Jason’ın başında dayalı olabilir ama öldürmek için değil zaptetmek için. İstediğimiz olacak Jason sorun çıkarmayacak. Ne siz onun arakasını toplamak zorunda kalacaksını ne de bizim hayatımız mahvolacak.”

Nefesleri yudumlar gibi her içini çektiğinde yutkunan, boğazına çökmüş koldan ve başındaki silahtan kurtulmak isteyen James durdu. Arkasındaki kızı kışkırtacak hiçbir harekette bulunmazken korumasına silahını indirmesi için elini kaldırdı. Karşı tarafın silahını indiğini gören Adreanna yine de onlara güvenmiyordu. Alex’e dönüp baksın bir sesle “Silahını bırak.” diye bağırdı.

Bunu gerçekleştirmeden önce patronuna bakan Alex, gözleriyle geri çekilme emrini veren patronu üzerine denileni yaptı. Kendinden uzaklaştırmak içinde ayağıyla Adreanna’ya doğru sürdü. İstediği olmuştu sıra onun silahının inmesine geldiğinde Adreanna kararsız davrandı. Yaşlı adamın şakağından iki santim uzaklaştırdığı namluyu tekrar doğrulttu. Tenine iğne bastırır gibi değdirip ön konuşmasını yaptı.

“Eğer yanlış bir şey yaparsanız bunun bedelini size ödeyeceksiniz. Jason’a ilacı sizden öğrendiğimi, ayrıca onu kullanmam için sizin ısrar ettiğinizi söyledim. Şu an Jason benim kadar sizi de öldürmek istiyordur ve ne deseniz inanmaz.”

James’ın gözleri hayretle açılırken genç kızın onu bırakmasıyla daha rahat nefes aldı. Eğer dedikleri doğruysa ve bunu yapmışsa oğlunun ona karşı nasıl öfke duyduğunu kestiriyordu. Yıllar önce onu karşısında aldığı bir kaç olay sonrası Jason’ın verdiği ziyanları düşünmek başına ağrılar saplarken yeniden eskiye dönecek olurlarsa neler olacağını saptamak mümkün bile değildi.

Boğazını onu sıkan kol geri çekildiğinde ovuşturarak Adreanna’ya döndü. Genç kız korumanın ona doğru yolladığı silahı yerden alıp kendisininki ile beraber beline sokmuştu. Büyük Adler bu yaşına kadar hayatta olmasının nedenini merak ederdi ama şimdi anlayabiliyordu. Bu kız düşündüğünden güçlü ve zekiydi. Yaşadığı hayat onu köşeye kıstırıp itaat kölesi yapmamış cesur bir savaşçı haline getirmişti.

Adreanna ona güvenmesede ortak paydada bir anlaşmaya varabileceğini düşünüyordu. Büyük Adler oğlunun yaşamasını istiyordu, sürekli sorun çıkaran oğlunun durmasını istiyor olmalıydı. Genç kızında tam olarak yapacağı buydu. Jason yaşayacaktı aynı şekilde durduracaktıda. Adreanna ne zamana kadar sürerse sürsün bunu başaracak ve onu hayatta tutup içine dahil olmadığı bir hayat yaşatacaktı.

Adreanna “Oğlunuz... Orada.” diyerek parmağıyla bahçedeki arabanın altını işaret ederek gösterdikten sonra devam etti. “Arabanın altında bir çukur var. Dün mezar olsun diye kazmıştı. Şimdi orada zincirlere bağlı, hareket edemiyor. İlacı verdim ve sizinde bu işte olduğunu söyledim. Artık onun için hepimiz düşmanız.”

James nefesini tam olarak düzene sokmaya çalışırken koltuğa oturdu. “Neden böyle bir şey yaptın?”

“Eğer Jason’ı oradan çıkarırsanız ilk sizi öldürsün diye.”

Torununun verdiği cevabın doğruluğunu tartışılmazdı. Jason söz dinlemez ve bunu yaptığına hemen inanırdı. Zaten ilacı ondan başka söyleyebilecek kişi yok gibiydi. Adreanna’nın da bunu nereden öğrendiğini çok merak ediyordu fakat hemen bu soruyu sormak kışkırtmak olabilirdi. Onun yerine sakin başladı.

“Tam olarak ne istiyorsun genç kız?”

“Sadece Jason’ı zaptetmek.”

Kendinden eminliği ve hiç yoktan yere güç sergilemesi Büyük Adler’e komik geldi. Dudakları alayla yana kıvrılırken onun hevesini kırmak için iyi düşünmesi gereken soruyu yöneltti. “Bunu gerçekten yapabileceğine inanabiliyor musun?

Net bir cevap Adreanna’nın yüreğinden çıkamayacak kadar belirsizdi. Onu durdurmak istemesi bir inançtı, yapıp yapamayacağı ise meçhuldu. Fakat yine de küçümsemeyi öldürecek bir hayatı vardı ve bu onu güçlü kılabilecek antreman gibiydi.

“Onunla yirmi yıldır yaşıyorum beni sakın küçümsemeyin.”

Büyük Adler ciddiyetle bu işi düşündü. Artık ilacı kullandığına göre bu işin geri dönüşü yoktu, fayda sağlamak akıllıca olurdu. Jason’ın polisler tarafından kimliği bilinmesede robot resimle arandığı bu dönem içinde durdurulması iyi olacaktı. Karşısında duran genç kızın güvendiği ve bildiği şeyleri merak ediyordu. İlacı nereden öğrenmişse bu teklifi kabul edilebilecek olduğunuda oradan ön görmüş olabilirdi.

“Peki benim kârım ne? Oğlumun beni öldürmemesi mi?” diyerek ağzını aradığında Adreanna arkasındaki masaya dayanıp rahat tavırlarla cevapladı.

“Hayır, hâlâ daha yasadışı işlerinizde Jason ve benim kimliğimi kullanabilecek olmanız.”

Yaşlı adamın şaşkınlıktan yerinde sıçrarmış gibi dikelmesine karşı güldü, alaycı sırıtış bu sefer Adreanna’ya geçmişti. Dahası da var der gibi devam etti.

“Bunu yaptığınızı biliyorum. Jason söylediğine göre hesabına aktırdığınız yüklü miktar parayı o da sizden çalarak başka yere saklamış. Size o paraları geri verebilirim.”

İş gittikçe kâra yansıyan bir anlaşmaya dönüşüyordu. Eğer kız dediğini yapar ve paralarını getirirse oğlunun yaşamı hakkında bu kadar ısrarcı olmasını gerektiren bir unsurda olmazdı. Bu zamana kadar Jason’ın tehtidi bu yüklü müktardaki para içindi.

James onları ülkeye sokarken ne zorluklar çekmiş ancak oğluna kaptırmıştı. Sürekli vereceğini vaad eden Jason hiçbir zaman sözünde durmamıştı, bu yüzden ortaklarıyla sorun yaşıyordu. Bu parayı elinden aldıktan sonra yaşayıp yaşamaması önemli olmayabilirdi. Eğer polis tarafından yakalanırsa ülke gündemine bomba gibi düşer ve onun siyasi adınıda lekelerdi.

Bir karar almaya çalışırken bahçeden daha kuvvet dolu çıkan bağırışlar artık anlam verebilecekleri bir kelimeye dönüşmüştü. Jason dirilmişçesine taze bir güçle bağırıyordu. Arka arkaya tek bir adı ağzından geçiriyor kin ve öfkeyle içinden fırlatıyordu.

“Adreanna!”

Bölüm sonu

5 yorum