İçeriğe geç

Vahşinin Kızı

Bölüm 2 · 24 dk okuma

Vahşinin Kızı

Bölüm 2

İki

Sahne- Ölmenin Kolay Olduğunun Sanılması

Mekan- Tek Çizgide Bin Kürkün Sarıldığı Yer

Kişiler- Adem’in savurup Havva’nın Doğurdukları Şeytan’ın Çaldıkları

Zaman- Yaşam için Savaşan Olduğu Vakit

Bölüm: İki

RÜZGÂR ÇANI

“Neyi elde edersen et, günün birinde birazcık nefes için her şeyini vermeye razı olacaksın.”

Kolları hareketsizce suda dalgalanırken suyun yaptığı baskıyla ciğerleri ezilmeye başladı. Ağzını açtığında denizi tadıyordu ve ciğerleri su değil nefes istiyordu. Ölüm meleğini görebilmek için gözlerini açtı, tek yapmak istediği onu babasıyla kıyaslamaktı. Sadece hangisi daha korkunç olabilir diye merak ediyordu. Göz kapakları aralandığından şeytandan emanet gülüşüyle dalgalarının arasında su damlalarına işlemiş babasını gördü.

Korkuya çırpınmaya başladı. Ölüm insan için kabus ise seyrederken ölmeliydi fakat buna dayanamazdı. Mavisi soğuk denize bakındı, çırpındıkça çıprındı ve Jason’ın sülieti dalgalarla yayılıp büyüdü. Ölüm meleği kabul görürdü ama babası tarafından öldürülmek dayanılmazdı. Kollarına hükmedip yüzeye doğru kaldırdığında bacaklarını kullanarak kendini yukarı itti. Suya ait olmadan suda kalınamazdı. Belki de saf su şeytandan gelenleri kabul etmiyordur. Öyleyse neden babası su tanecikleriyle bezendi? Korkusu, ötesinde bi güçle hep beliriyordu.

Parmakları ilk olarak denizin alışılmış sıcaklığını terk ettiğinde daha sonra kafasıda sudan çıktı. Burnuna kaçan suya rağmen derin bir nefes aldı. Başlangıçta genzine kaçan su öksürmesine sebep oldu ama daha sonrasında, insan doğasıydı hemen alışabildi. Telaşla ıslak saçlarını etrafa savurarak bakındı. Babasını arıyordu, şeytanın oyunu gibi gösterilen hayalini değil. Onun karşısına geçip bir son dilenmekten fazlasını yapıp sonu kendi getirmek istedi.

Çözülen alacakaranlık dünyada kalmak için kıvransada artık kıyı daha net görülüyordu. Bitkinliğine rağmen zaman kaybetmeden yüzmeye başladı. Kulaçları kaçıştan kurtulmak içindi. An evvel dünyadan kaçmış olan kendisi değilmiş gibi bir an önce gitmek istiyordu. Denizden kurtulup kendini kumların üzerine sırt üstü attığında içini sızlatan her şeyi hissediyordu. Gördüğü bir yanılgıyı tamamen anlamıştı. Gökyüzüne bakarken korkak olduğunu kabul etmek istemedi. Kimse oradan atlamazdı, dibi bilinmeyen kuyuya kimse girmezdi. Ama o şu an Jason'a karşı korkudan başka hiçbir şey duymuyordu.

Nefret bile...

Yorgundu, eve gitmesi gerekiyordu ve bacakları acıyordu. Ayaklanması zor oldu, sürekli yalpalayıp durdu. Suyun beton etkisi yapması onu etkilemişti, etleri acıyordu. Ama ayağa kalktığında evinin olduğu yöne baktı. Tomurcuklanmaya başlamış kahverengi ağaçlardan yani ormandan sonraki açıklıktaydı. Buradan görünmeyecek kadar uzaktı, bu kadar uzaklaşabilmiş olması tuhaf geldi. Bugünlerde yaşanan tuhaf olarak görünen, ama şüphe uyandıranlara benzemiyordu.

Yeni taşındıkları yer; iki katlı ahşap, geniş bahçeli ve etrafı uzun duvarlarla çevrili olan bir evdi.Hemen bitişiğinde büyük bir garaj vardı. Artık yapılar farklı gelmiyordu. Yeni evleri, yine yeni evleri halini almıştı. Bu seferkinin diğerlerinden küçük bir farklı vardı. Taşınacakları yeri bulması için Jason onu görevlendirmişti. Jason şaşılacak bir şekilde hiç karışmamıştı. Büyüdüğü için mi bilinmez ama artık ayak işlerini ona bırakıyordu. Arada Adreanna onun ortağı gibi olduğunu düşünmekten kendini alamıyordu.

Jason’ın değişen ve şüpheleri yer edinen tavırları kızı tarafından sürekli sorgulanıyordu. Adreanna bir oyunun içine çekiliyor diye korkuya kapıldı. Uçurumda düşmeyi beklemek uçuruma atlamaktan daha delirticiydi. Yavaş adımlar atıp üzerinden damlayan sularla yola koyuldu. Evin yerinden emin değildi ama kendine güveniyordu. Gerçi başka çaresi olmadığından...

Buraya dün gelmişlerdi evleri kasabaya bir buçuk saat uzaklıktaydı. Bu onlar için iyi bir noktadaydı. Babasının komşu severliğinden(!) mahrum kalması diğer insanlar için hayati güzellikteydi.

İtiraf etmesede bu durumdan dolayı annesi ve kendi için kötüydü. Bunu kendine söylemek onu canavar yapardı diye aklına geldiği anda telaşa kapılıyordu. Başka insanların ölmesiyle hayatını biraz daha sürdürebilmek istemesi onu babası gibi kötü bir insan yapardı. İyi insanlar kötülük yapmadığı gibi kötüler gibide düşünmezlerdi. Gerek ki insan olabilmesi buna bağlıydı, hayvani bir hayat ve yaşam mücadelesi için birilerini yeme atan korkak sırtlanlar gibi olmamalıydı.

Hem artık Jason’ın yaptıkları farklılaşıyordu. Zevke düştüğü sadistliği oyuna bağlamıştı bu tehlikeyle dans etmekti. Kafasında öldürdüğü Tanrı’nın kader oynamaktan çok hoşlanıyordu. İnsanların kaderlerini çiziyordu yaşam ya da ölümlerine karar veriyordu.

En son topladığı üç kurbanının arasında bir kader oyunu oynadı. Birinin yalvarmasına şans verip hayatı bağışlayarak salıverdi. Diğerine, ötekini öldürürse kurtulmayı vaat etti. Kendi hayatı için öldürene vaat edilen özgürlük verilmedi, onu öldürdü. Ama günahkâr olarak; artık kurban değil kendi için başka hayatı kurban eden bir günahkâr olarak kaderini bitirdi.

Kader oyununa katılmış ve ölünce açık bir yerde sergilenen iki insan Jason’ı ele vermeye hazırdı. Bulan polisleri sıkı bir iş başı yapmış ve etrafta katili hızla aramaya koyulmuştular. Adreanna polisin onları bulması için dualar bile etmişti. Fakat bu duada kabul olmayanların yanına gitti.

Jason'ın koruyucu şeytanı devreye girmiş olayın üzerini örtmüştü. Hatta hediye paketi içinde sahte bir katili polislere verdi. O koruyu şeytan dahasını da yapacaktı, daha çok yardım edecekti. O koruyucu şeytan Jason’ın babasıydı. Büyük Adler... Ama Jason onun sadece oğlu değil, ayrıca kara para akladığı bankasıydı.

Adreanna bu olayda sadece bu suçu kabul edene şaşırdı. Kim aranan ünlü bir vahşi olmak isterdi diye düşündü, ucunda para olsa bile. Meğer dünyada tek manyak şeytan o değilmiş. O ruh hastası adam bu ünden zevk duymuş.Adreanna her zaman koruyucu şeytanı suçluyordu, kin ve nefretle. Belki de şeytan değilde sadece babaydı. Oğlunu korumak isteyen bir baba ama Adreanna bunu anlayamazdı o baba kelimesini sadece Jason'a yalvarırken diline alıyordu. Baba kelimesi onun ağlaması ve korkuyla yalvarmasından başka bir şey değildi.

Ormanı ortalayan toprak yoldan ilerlerken bu yaptığı için kendine kızdı. Evden öylece koşarak çıkmamalıydı, daha sakin davranmalıydı artık. Annesini düşünmesi gerekirdi, kendini de. Jason verdiği özgürlük yeni bir mahkumluğun nedenidir. Mesela dışarı çıkabilirsin dedikten sonra karşılığında yapacağı şeylere katlanmak gerekirdi. Bu hep kabul edilemez bir teklif olurdu.

Gerçi Jason teklifte bulunmazdı, o arzuda bulunan bir sadist. Onun bu denli vahşi olmasının yanı sıra onun suçlarını saklayanlar neden bu kadar canavardı, genç kız bunu bir türlü anlayamadı.

***

Yorgun bir şekilde eve ulaştığında bunu belli edemeyecek kadar tedirgindi. «Ben yokken neler oldu evde? Bir şey oldu mu?» diye düşünmekten başına ağrılar saplanmaya başladı. Salonun bahçeye açılan kapısını itip içeri girdi. İçeride onu endişeli bir şekilde bekleyen annesi hemen ayaklandı.

“Linda! Ne oldu? İyi misin?”

Annesinin sorusuna cevap vermedi. Bu sorunun karşılığı ve anlamı onun için yoktu. İyi olmak fiil olarak ya da sıfat olarak herhangi bir tanımla onların hayatında yer bulamazdı. Annesi onun sadece ıslanmış, vücudunda herhangi bir sorun yaşamayıp iyi olduğunu görünce rahatladı.

Adreanna salondan çıkmak için ilerleyecekken vazgeçip durdu. İleri sokulan adımlarını kesti ve sakinlik içinde geriye döndü. Salonun köşesine kadar uzanan hemen solundaki masaya dayandı. Annesini ince ince izlemeye başladı. Bir bakıştan bin anlam değil, bir bakıştan milyonlarca ağlamanın sessizliği dökülüyordu. Annesi Daisi, aslında güzel bir kadındı. Aslında...İnce bilekleri, küçük elleri ve siyah dalgalı saçları vardı. Büyük gözlerinin içindeki kahverengi göz bebeklerini dalgalandıran uzun kirpikleri onu masumluğunu dışarıya bağırıyordu. Yuvarlak yüzünde tenine yakışan küçük bir de burnu vardı.

Adreanna annesinden bakışlarını çekip yere indirdi. Düşüncelerinin gideceği yerde önlerini kesip başka bir yöne çekti. Kendini düşündü, yüzünü ve görünüşünü. Siyah saçları ve güya kahverengi gözleri var ama asıl olan açık tonda kahverengi saçlar ve mavi gözler. Babası gibi uzun ince parmaklar ve uzun boylu ile aynı babasına benziyordu. Saçlarını boyarak ve lens takarak sadece aslını gizliyordu. Bariz bir şekilde Jason’ın kızıydı.

“Linda?”

Annesinin endişe dolu sesi düşüncelerinden ayırırken tekrar annesine baktı. Sesindeki pürüzden dolayı bu sefer gözlerini düşüncelerinin gideceği yere bıraktı. Bu sefer annesindeki Jason'ın kalıntısına baktı, es geçtiği yere odaklandı. İnce dudaklarında tüm güzelliğini arka plana atan dik bir kesik vardı. Derin olmasa da kalıcı olan bu iz iki dudağını ortasından kesmişti.

Bu Jason'ın iziydi. İşaretiydi...

«Eğer bir daha kaçmayı denerseniz bu sefer yarım bıraktığımı tamamlarım ve sizi öldürürüm» demesi, korkutup sindirmesiydi. Adreanna kafasını sallayıp düşüncelerini yere düşürmek isterdi. Ona üzüntü içerisinde bakan annesine yılgınlıkla "Sessiz ol, Linda dediğini duymasın." diye uyardı.

Linda... Annesinin kızı olması demekti ama Adreanna olması babasının Jason olmasını anlamına geliyordu. Adreanna, sadistin kızı... Kimlikte yazmasada Jason'ın zoraki kabul ettirdiği ismiydi. Çünkü kızına karanlık diyerek onu çekmek istediği noktaya götürüyordu.

“Evde değil, dışarıya çıkmış olmalı.” diye cevap veren annesi hâlâ korku ile etrafa bakıyordu, kocasının yakınlarda olabilme ihtimalide vardı. Adreanna evde olmamasından dolayı rahatladı. Yeni kurbanlar aradığını bilsede, bu bencillikle rahatlattı. En azından ona bulaşmayacaktı. Böyle düşünmesi kendini karanlığa saplıyordu.

Annesi çekinerek konuya girdi. “Sabah uyandığımda yerde kuş-” Adreanna umutsuzlukla annesinin sözünü kesti. İçinde dolup taşan hisleri kendini uçurumdan bıraktığı gibi bıraktı.

“Hiçbir zaman durmayacak. Her zaman birilerini öldürecek ve bu birilerin arasında bizimde yerimiz var. Neden bizi öldürmesini bekliyoruz, anne?”

Annesinin gözlerinin içine baktı. Kızına kıyamayıp bu hayatı ona layık görmeyen Daisi, kızının içini yine umutla doldurmak istedi. “Kaçalım Linda. Belki bu sefer-” dediğinde kızının cümlesi değil gülümsemesi sözlerini yarıda kesti. Duruma ve hayatlarına yabancı olan bu gülümsemeye annesi anlam veremedi. Adreanna'da gülmek istemiyordu ama kendini tutamadı. Çünkü bu fikir artık acıyı seven mazoşistler gibi oldukları düşündürüyor ve bu konuyu komik yapıyordu. Hem annesi onu bir çocuğu avutur gibi söylemişti.

Kendini toparlayıp gülmeyi bıraktıktan sonra ciddileşti. “Bulamaz mı? Akıllanmadın mı, anne? Geride kimin var? Annen, baban, kardeşin ya da arkadaşın? Ben sana söyleyeyim hiç kimsen, Jason hepsini öldürdü. Hemde gözlerimizin önünde. Sen ne zannediyorsun, bizi sevdiğinden mi öldürmüyor?.. Bizi öldürmüyor çünkü tadını çıkarıyor. Aslında biz onun en büyük, en zevk aldığı, en arzu duyduğu avıyız. Bizi bir son için saklıyor. Anladın mı? Bizi bekleyen bir son var!”

Yükselen sesi ve sözleri annesinin canını yakmıştı. Doğruları her zaman kalbini ümitle doldurduğu kızından duyunca içi kan ağlamıştı. Onunla konuşmak çocukluğundaki gibi başka bir hayata kavuşacakları masalına inandırmak istedi. O anda salonda birinin gülümsemesi duyulmuştu.

Onlar gülümsemiyordu.

Anne kız birbirine bakarken gülüşün sahibi gurur duyduğu belli olan bir sesle konuştu. "İşte benim kızım." Kapıdan içeriye ilerleyen Jason'a baktılar, ikiside kendine çeki düzen verip hiçbir şey yokmuşçasına tepkisizleşti. Ama Jason, büyük bir mutlulukla sohbeti sürdürdü. “İşte benim kızım. Jason'ın kızı Adreanna. Kızım senden akıllı Daisi. Neler olacağını senden iyi biliyor.”

Anne kızın söyleyecek bir şeyleri yoktu, daha fazla beklemeyip onun yanından gitmek istediler. Adreanna kapıya doğru yürürken babası hızla onun kolundan tutup sarsarak durdurdu. Arkadan kalan Daisi'ye baktı.

“Adreanna, anneni odaya kilitlemeyi unutmadın mı? Ya onu öldürürsem..." deyip kinaye içinde gülmeye başladı. Kızını kışkırtmak istiyordu. Başardı da... Adreanna hızla kolunu ondan kurtardıktan sonra annesinin elini tuttu. Gözlerinden ateşler vardı.“Sana söz veriyorum Jason, annem bir gün bu koltukta kahvesini korkuyla değilde, zevkle içerken sen sadece onu izleyeceksin!”

Bu kafa tutmayı hiç kimse beklemiyordu öyleki Jason’ın şaşkınlığı bir müddet yüzünde asılı kaldı. Daha sonra duygusunu şeytan emip her hücresinden içeri sızdırdı. Adreanna meydan okur gibi diktiği gözlerini gitmek için ayırdığında az önceki ümitsiz halinden eser yoktu. Kendinden emin ve kimsenin bilmediği güçle doluydu. Salondan annesi ile çıkarken babası arkasından bağırdı.

“Nasıl olacak bu, yoksa beni öldürecek misin? Tabii bunu yapacaksın, çünkü sen ben kızımsın!”

Bunu vurgulamasından nefret ediyordu, bunu bilerek yaptığınıda iyi biliyordu. Jason’ın onu ağacın meyvesi olarak görmesi ve alttan alta sende benim gibi olacaksın vurguları delirtiyordu. Asla onun gibi olmayacağını katı bir şekilde içinden geçirdi. Canavar olmayacağına yemin ediyordu. Adreanna yukarı kata çıktığında annesine döndü. Bu zamana kadar babasından koruduğu için ona minnettardı. Ama korunaklı bir hayatın yaşamak için yetmediğini düşünüyordu. Diğer insanları gibi huzur ve güven içinde yaşamak istiyordu. Sadece nefes almaya çalışarak bir hayat sürdürmek onda kabul görmüyordu. Hayatı yaşamak istiyordu.

Annesinin elini avuçlarının arasına alıp öptü. Sonra yumuşak sesiyle tembihledi."Odana git anne. Ben diyene kadar çıkma, olur mu?”Annesi ona sarılmaktan başka bir şey yapamamanın hüznüyle odasına gitti. Adreanna’da kendi yeni odasına gittiğinde kapıyı kapatır kapatmaz yılgın hali geçti, durgunluğu bitti. Hızla döşeği olmayan yatağın üzerine koyduğu valizine yöneldi. Açar açmazda yeni giyeceği kıyafetlerini çıkardı. Her şeyi yetişmesi gereken bir yer varmış gibi hızlı yapıyordu. Kendinden emin değil telaşlıydı. İçinde iç çamaşırları, kepi, kot pantolonu ve siyah kazağı olan kıyafetlerini eline alıp odanın kapısına yaslanarak giyindi. Soyunduğunda beyaz tenindeki yaralar açığa çıktı. Çoğu zaman tişörtün altına girecek yerdeydiler yaraları, insanların arasında dikkat çekmezdi. Pembe derin yaralarında bir kız çocuğunun bez bebekleri ve bulutlarla dolaşan hayalleri vardı. Ruhu, şeytana buyruk izlerinin ağında bir avdı. Bir vahşinin en saldırgan heyecanı kar teninde çürük pembe kuyuların içine hapsedilmişti.

Üzerini değiştirir değiştirmez valizinin dibine sakladığı kağıdı aldı. Ona gönderilmiş melek mektubunu saklarken öyle yerlere sokmuştuki kağıt yıpranmış ve yırtılmaya yüz tutmuştu. Gözlerini yazıda gezdirip konrol ettikten sonra cebine soktu. Ona güvenmekten başka çaresi yoktu, bunu gönderen melekten başka kimse olmazdı. Odasından çıkıp aşağı katı kontrol ederek sessizce annesinin odasına gitti. Kapıyı açtığında hayatının her anını tetikte geçiren Daisi ayaklandı. Tedirginliğini kızını görünce uçup gitti. Adreanna odaya girmeden kapı arasından "Anne kapını kilitle olur mu?" diye tembihledi. Az önceki tehditi yüzünden annesinin aklında kötü şeyler belirdi. Endişe kesik dudaklarının bulunduğu yüzünde tahterevallisini kurmuş, bir tarafına korkuyu diğer tarafına acıyı oturtmuştu. Merakla "Neden?" diye sordu.

Annesinin endişesini gözleri ile gidermek isteyen genç kız gözlerindeki derinlikte sakinliğini yüzdürdü. Onu kötü bir şey olmadığına ikna edercesine konuştu. “Kasabaya gideceğim anne. Alışveriş için, artık Jason böyle işlerle ilgilenmeyecekmiş. Sen dikkatli ol tamam mı? Ben çabucak dönerim zaten. Yiyecek bir şeyler alacağım.” Annesi onaylayınca kapı arasından sıyrılıp gitti. Kepini düzelttikten sonra ellerini hırkasının cebine koyup bir şey yokmuşçasına merdivenlerden indi. Sakin görünüyordu ama değildi. Merdivenler bitince salona girip bakındı. Babası yeni yerleşilmeye başlamış salonda koltuğa yer bulmaya çalışıyordu.

Geldiğini fark etmeyince kapıya yaslandı. Bu sabah babasının durduğu gibi durup onu bir süre izledi. Normal bir baba gibi ev eşyalarının yerini dert edinmişti. Hâlbuki onun dert edindiği daha farklı şeyler olurdu.

“Mutfakta da hiçbir şey yok.” dedi yerini belli ederek. Jason yavaşça kızına dönüp kaşlarını kaldırarak alaylı gülümsemesini ortaya çıkırdı. “Bugün Tanrılığım üzerimde değil yaratamam.” Adreanna doğrulup ellerini cebine koyarak “Kasabaya gidip bir şeyler satın alabilirsin." dedikten sonra arkasını döndü. Kasabaya gitmek için niyetli olsada öyle davranmıyordu. Eğer isteği buysa Jason tam tersini yapardı.

“Hey,dur!” Babasından gelen komutla durdu. Yüzündeki memnuniyeti belli olmaksızın ona doğru döndü. «Ne var?» der gibi baktığında babası arka cebinden cüzdanını çıkarıp ona doğru fırlattı. Adreanna yakalamaya bile çalışmadı, ellerini cebinden çıkarmayıp istifini bozmadı. Jason ona zorla bir şeyler yaptırmayı seviyordu, tadını çıkarmasına izin verdi. Yerdeki cüzdana memnuniyetsizce bakarken babası "Sen git." dedi. Adreanna omzunu silkip tekrar gitmeye yeltenirken “Annemi yalnız bırakamam.” diyerek yapmacık bir bahanede bulundu. Bu oyunu sevmişti, Jason’ı elinde hissetmek; parmaklarına takılı iplerler kuklaymış gibi oynamaktan hoşlandı. Eşikten dışarı adım attığında babası tekrar seslendi. “Korkma bir şey olmaz, annene.”

Hızla babasına döndü, garip bir heyecan ve dirilik nefesine kadar sokulmuştu. “Sana neden güveneyim ki? Bir katilin sözüne itimat eder miyim?" deyip üsteledi. Jason nazikliği bırakıp emir verdi. “Sana gitmeni söylüyorum Adreanna!”

Buna zorunlu tutulmanın sahte siniriyle yerden cüzdanı alan Adreanna aslında tamda bunu istiyordu. Ne ara bu kadar iyi bir oyuncuya dönüştüğü hakkında kendininde bir fikri yoktu. Babasının görmediğine emin olduğu bir anda gülümseyip cüzdandan banka kartını aldı. Sonra cüzdanın gelişi gibi iadeside aynı oldu. Jason’ın gözlerini dikmiş bakarken bir anda cüzdanı ona fırlattı. Babası cüzdanı havada yakalamıştı ama bu cürretkâr hareketin bir bedele ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Cüzdanını arka cebine koyarken bir yandan yavaş hareketlerle çaktırmadan araba anahtarını çıkardı. Dikkatini banka kartına vermiş olan kızına doğru hızla anahtarı fırlattı.

Adreanna kendine doğru gelen nesneyi anlamasada refleksle kaçtı, gerçi bir kâr sağlamadı. Anahtar göğsüne hızla çarpmıştı. Elini acıyan yere koyup ovuşturduğunda Jason sanki önemsiyormuş gibi sahte bir endişeye büründü. “Aa! Gördün mü, bak aksiliğe. Sana mı çarptı!?”

Kızından sert bakışlar alıncada sırıtmaya başlayıp uğurlar gibi el salladı. Adreanna sinirle yerden anahtarı alıp ilk salondan sonrada evden çıktı. Gün tam anlamıyla gelmişti. Çimenlere düşen çiğler kaybolmuştu. Ama yemini hâlâ tazeydi. Soğuk bir alev damarlarında şarkılarla gezinip ruhunu ararken Adreanna yolu göstermek için kıvranıyordu.

Garaja giderken «Annemi burada onunla bırakmak iyi bir fikir olur mu?» diye kendini sorguladı. Kafasını çevirdi ve eve baktı. Annesi üst katta onu izliyordu, tam altındaki camdan da Jason’ın mavi gözleri. Babasını fark edince ürperdi, «Neden bakıyor?» diye geçirdi içinden. Babası cama yaklaşıp sıcak buharlı nefesini üzerine kondurdu. Bir buğunun hükümdarlığını yaparken kızının gözlerine dikti mavilerini. Sonra işaret parmağıyla buğuya dik bir çizgi çekti. Aslında kızı gitmeden son bir kez içine korku salmak istemişti.

Adreanna bu çizginin babasının öldürdüğü insanların dudaklarına bıraktığı derin kesik olduğunu anlayınca hızla kafasını yukarı kattaki annesine çevirdi. Olduğu yerden annesinin dudağındaki iz pek belli olmuyordu ama varlığını bilmek oradaymış gibi görmesine neden oluyordu. Annesinin sevgi dolu gözlerine bakıp daha sonra babasınınkilere baktı. Birinde sevgi, umut, yaşam diğerinde kan ve kana tutkulu haz vardı. Annesinin dudağındaki izi kendisine verilen son şans olduğunu düşündü ve meleğe güvenmeye karar verdi. Hayata gelmesi bile şanssızlığının göstergesiyken ilk defa karşılaştığı fırsatı denemek istedi. Kaybedeceği tek bir şey vardı, annesi. Kazanacağıysa çok şey...

***

Hediyelik eşya satan bir dükkana girdi. Artık böyle yerler sadece retro sevenlerin ilgisini çekiyordu. Modern çağda pek tercih edilen eşyaları satmazdı. Tabelasının silik yazısıyla yüzünü buruşturmuştu ama içinden bu kadar ümitsiz değildi. Mektupta buranın adresi yazıyordu. Dükkan eski eşyalarla bezenmiş, raflar karmakarışık ve düzensizdi. Etraftaki toz ve eski eşyaların oluşturduğu kokulara alışamayıp bir süre burnunu kapattı ve etrafa bakınmaya başladı...

Etrafta kimseyi göremeyince satılmayı uzun süre beklediği üzerindeki tozlardan belli olan, duvara asılı siyah renkteki rüzgâr çanına elini dokundurdu. Çanın titrek sesi mekanda yankılanırken dakikalar sonra bunu duyan yaşlı bir adam dükkanın iç kısmındaki odadan dışarı çıktı. Yaşlı adam loş ışıktan geldiği için ışığa alışamayıp çekik gözlerini kısarak baktı. Bu kasabanın yerlisiydi, çevreyi iyi tanır ve tanınırdı. Sarkık göbeği, ağarmış saçlarının seyreldiği yuvarlak kafası ile yaşının tahmin edilecebileceği bir adamdı. Altmış beş üstü bir yaştaydı.

Yüzünün bir kısmını kepi ile örtmüş bu kızı tanıyamayınca "Sen kimsin yabancı?" diye sordu. Adreanna yavaşça kepini çıkardı, ismini söylediğinde yaşlı adamın yüzündeki ve bedenindeki etkiyi net görmek istiyordu.

“Adreanna Adler.”

İlk kez babasının koyduğu ismi kullandı, bunu yaşlı adama özellikle yapmıştı. Adam duyduğu soyisimle gözlerini kocaman açıp ve “Adler!” diye tekrar ederek şaşkınca bakmaya devam etti. Uzun zamandır duymadığı bu soyismini işitince kalbine korku yerleşti. Zihnindeki geçmişe ait kesitler nefes alıp verdi. Gözlerinin içinde hayata kavuşmuş silik bedenlerdeki tüm koşuşturmaca korkudandı. Nefesi düzensizleşti, elleri titremeye başladı. Adreanna, yaşlı adamın verdiği tepkiden aradığı kişiyi bulduğunu anlayınca tekrar kepini taktı. Bu olmalıydı, eski bir doktora göre fazla sağlıksız gözüken vücudu vardı.

Yaşlı adam tahmininde yanıldığını ümit ederek, titreyen sesiyle sordu. “Kimin kızısın Adreanna?” Aslında ismini hatırlamıştı, sadece buraya geliş amacını bilmekten kaçıyordu. Aklında hızla hareket eden bin bir düşünce ithimallere sarkıntılık ediyordu. Adreanna yaşlı adamın göründüğü kadar aciz olmadığını düşünüyordu. Yola getirmek ve karşısındakini küçük bir kız olarak görmesini engelleyerek korkutmak istedi. “Sadistin kızı yani Jason Adler'ın kızı. Adreanna Linda Adler.”

Bir an kendinden irkilecekti neredeyse. Sanki babasının kızı olduğunu vurguluyor ve Jason’ın veliahtıymış gibi davranıyordu, bu mide bulandırıcıydı. Onun gibi asla olmayacaktı ama ne varki şimdi ondan faydalanmalıydı. Yaşlı adamın korkmasını istiyordu. Ölünün teslimsiz bakışlarını gözlerindeki ifadede kullanıp yaşlı adama tesir etmeye çalıştı.

Yaşlı adam, yıllarla damarları ortaya çıkmış ve kırışıklarla dolu elini kızın yanağına dokunmak için uzattı. Şimdi anımsamış gibi davranıyordu. Tuhaf bulacak kadar ahbaplık bir muhabbete girdi. “Adreanna... Jason'ın hayata tutunan güçlü kızı.”

Adreanna hızla geriye adım atarak yaşlı adamın elini havada bıraktıktan sonra kepini aşağıya doğru çekti. Bu saçma söz onu sinirlendirmişti. O babasının kızı değildi, az önce öyle olduğunu kendi dile getirse bile. “Daisi'nin zavallı kızı, Linda.” diyerek bu kez kendini farklı bir hitapla teyit etti.

“Sen zavallı olamazsın Adreanna. Senin gibi bir kızdan zavallı olmaz.”

Bu övgülerin gereksiz ve hatta yapmacık olduğunu düşünüyordu. Yaşlı adam derin bir nefes aldıktan sonra az önceki duvara asılı tozlu çanı işaret etti. “Rüzgâr çanı... O çanı neden çaldın? Yıllardır satılamadı ve kimsede dokunmamıştı.”

Adreanna omuz silkti onun için bir önemi yoktu, konunun çarpıtılmaya başlandığını seziyordu. Ellerini arka ceplerine koyarak vücudunu dikleştirdi. Adamın saçma muhabbetinden sıkıldığını açıkça belli ediyordu. Sadede bir an önce gelmezse öfkesini dışa vuracaktı.

“Bu çanın taşları özeldir. Süslü kelimelere gerek yok bu viranedeki en pahalı eşya ama daha önce bunu farkeden olmadı. Çünkü çok eski ve tozlu-” Yaşlı adamın dafa fazla gereksiz konuşmasına izin vermek istemeyen Adreanna fazla vakit harcadığını düşünüp direk konuya girdi. Bir bıçak kesiğinin tüm sözlere inerek hayatlarındaki tek meseleyi kanatmasını sağladı.

“Büyük Adler oğlunu bir süre durdurabilmiş. O nasıl zaptediyordu? ”

Günlerdir kafasını kurcalayan, hayatından bir çıkış bileti ve umutla bezenmiş bir şans olduğunu öğrendiğinden beri bunu düşünüyordu, meleğin mektubu bu konudaydı. Melek tarafından söylenen “Jason zaptedildi, bu daha önce yapıldı. Yine yapılabilir, bunu başarabilirsin.” cümlelerini okuduktan ve kayalıktan denize atlayıp ölmedikten sonra bunu bir an olsun aklından çıkarmamıştı. Sonra aklında sürekli dönen fikir, bunun nasıl yapıldığıydı. Buraya taşınmak düzmeceydi, riskli bir oyundu. Ama yinede bunu başarabildiğine göre korkmadan devam etmeliydi. Jason’ın onun için hazırladığını hissettiği sondan önce oyuna yeni bir kart katılmıştı. Ona bir kaç ipucu veren melek burayı ve bu yaşlı adamıda fısıldamıştı. Eğer bunu yaparsa güzel bir hediyeyi zevkle göndereceğini ve bir kaç Adler’ların sırlarını söylemişti.

Yaşlı adam duymamazlıktan geldi. İçinde kıvranıyor ve tüm damarları birbirine dolanıyormuş gibi aklında büyük bir kütle doğuyordu. Dükkanın köşesinde duran eski koltuk takımına doğru ağır aksak yürüdü. “Gel, otur Adreanna.”

Genç kız sızlanır gibi yavaş adımlarla gitti. Aklında bir an önce eve dönmek ve annesinin vahşi ile yanlızlığına bir son vermek vardı. Bu telaş onu aceleye sevk ederken yaşlı adamın yavaşlığı delirtecekti. İçinde derin bir çukur hissediyordu. Bir çukur... Sadistin durdurulabilmesinin küçük ümidi onu sarıyor olsada bir oyuk onun içinde genişliyordu. İçindeki çukura Jason’ı atıp topraklarla örterken umut üzerinde sarı çiçekler yeşertiyordu. Bu adamdan istediğini almadan dönmemeliydi. Meleğe inanmayı seçtiyse sonunda kadar gitmeliydi. Yanlış bir şey yapmaktan korkmamalıydı çünkü ilk tercihini hep yanlıştan kullanan insanlar arasındaydı.

Yanlışlara imkan verenler daha öncesinde buna göz yummuş olanlardır. Adreanna, belki doğruda bulunmuyordu fakat yanlışın içinde hiç saf almamıştı. O hayatı boyunca sadece doğrulara boyun eğip yanlış olmamaya çalıştı. Fakat eğer doğruya hükmedecekse yanlış yapmaya hazırdı. Kendini kaybetme pahasına hemde...

“Ben Bradley Cooper. Kasabadakiler bana Eskici’de der. Sen nasılsın, neler yapıyorsun?”

Yaşlı adamın şirin olmaya çabalayan konuşması ile düşüncelerinden sıyrılıp kendini zor sabrettiğini belli etmek için derin bir nefes aldı. “Oyalanıyorum. Sorduğum sorunun cevabını alabilir miyim artık!”

Yaşlı adam kafasını sallayıp kaçışı olmadığını anlayarak neredeyse lafları yutarcasına konuştu. “Söylerim ama bu imkansız. O bir dönemler zaptedilebildi ama daha vahşi oldu. Beni bulduğuna göre Adreanna, birçok şey biliyorsun demektir. Ama senin aklında ne var ben bilmiyorum. Bunu sana kim söyledi?”

Adreanna kendi gücüne olan güveninden çok, korkusuz yaşam için isteğiyle hareket etti. Diğer insanlar gibi huzurlu ve normal, önemsiz kaygılar taşıyan bir hayat istiyordu. “Benim için zor olamaz.” dediğinde gözlerindeki kararlılık yeminli zebanilerin görevlerindeki azap kadar emindi. Yaşlı adam “Peki o zaman anlatayım.” dediğinde öyle basit bir şekilde konuya girdi ki yalan söyleceği yüksek bir olasılıktı. “Büyük Adler bunu kısa bir süre yapabildi. Sonunda baban onu vazgeçirdi. Jason iyileşmiyor ya da durdurulmuyor.”

“Durdurulurdu. İlk cinayetinde durdurulurdu. Ama Büyük Adler bunu yapmadı. Neden yapmadı bilmiyorum ama ona sürekli müsamaha gösterdi. Sonra oğlu sadist oldu. Şimdi onu nasıl zaptediyordu. Söyle!”

Yaşlı adam başını eğip gözlerini yerde amaçsızca sürükledi. “Uyuşturucu... Daha çok bağımlı olduğu bir şey olunca kimseye bulaşmıyordu.”

Adreanna bir süreliğine gözlerini kapadı, yanlışa direnmişti ama başka anladıkları bir dil olmadığını gördü. O ki Jason’dan korkuyordu, onu korkutan şey olabilirdi. Gözlerini açtığında tek nefes niteliğinde bir hızla beline sokuşturduğu silahı çıkardı. Hiç tereddütsüz yaşlı adama doğrultu, tehtitkâr sesiyle dükkan içinde fısıldadı.

“Ben çocuk değilim, hele aptal hiç değilim. Jason uyuşturucu bağımlısı falan olmadı , başka bir şey vardı. Başka bir şey...”

Silahı görür görmez yerinde kıpranan adam ısrara rağmen direndi. Bir kurşunla ölmek ne bahtiyar edici gelirdi, ama ondan önce Adreanna’yı köşeye sıkıştırdı. “Bir silaha sahip olduğuna göre babanı durdurmak yerine neden öldürmüyorsun. Böylelikle ondan sonsuza kadar kurtulabilirsin.”

Bunun bir cevabı vardı elbet, fakat bu yaşlı adamında kurtuluşu olurdu. Mesela bu silahın aslında bozuk olduğunu Jason’ın gözden çıkarmış bir silahını ona boş olarak tuttuğunu söyleyecek değildi. Adreanna bu sefer başka bir şekilde tehtit etmeye başladı. “Buraya taşındık Bay Cooper. Jason'ın yeni kurbanlara ihtiyacı var. Eski dostluğunu ona hatırlatmama ne dersiniz. Gençken onu nasıl zaptettiniz bilmiyorum, ama o kesin biliyordur.”

Bu gizli tehdit Bradley'i korkutmuş olacak ki elleriyle oynamaya başladı. Adreanna daha fazla vakit kaybetmek istemedi silahın emniyet kilidini indirip dükkanda metal sesi duyurdu. Onu daha çok korkutmaya çalıştı. “Jason'la yaşamak nasıl bir şey biliyor musun Bradley?”

Bradley artık gizlemediği korkusuyla hareket etti. Ellerini öne doğru uzatıp teslim oldu. “Tamam dur, sakın yapma. Anlatacağım.” Sihirli kelimeleri söyleyince dileği gerçekleşti, Adreanna silahı geri çekti. Kepini çıkartıp ona doğru bakarken dinlemeye hazır ve istekli olduğunu gizlemiyordu. Yaşlı adam sırlarını ölüm karşısında saklamadı, genç kıza her şeyi anlattı.

“Bak Adreanna öncelikle söylemeliyim ki bunu yapmak sonumuzu getirebilir. Bir ilaç bulunmuştu o sene, daha çok yeniydi. Bir elin parmağını geçmeyecek sayıda kişilere denenmişti. Müthiş bir şeydi, bilim dünyası çılgına döndü. Bir damlası ile yarım saat içinde insanı donduruyordu. Sanki bu ilaç tanrının pause düğmesiydi. Yaratılanı saatlerce hemde uzun saatlerce donduruyordu. Felç gibi hiçbir noktasını hareket ettiremiyordu fakat bilinci devredeydi.”

Bu ilaç meselesi çok masalsı geliyordu. Böyle bir ilacın mümkün olmayacağını düşünen Adreanna onun yalanını yakalamak için “Neden üretildi?” diye sordu. Bradley yıllardır uzak durduğu mesleğine karşı sevgisini kaybetmemiş olacak ki gözlerinde beliren parıldama ile açıkladı. “Aslında savaşta kullanılmak için çok eskiden denenen bir ilaçmış. Savaş kazanılınca unutulmuştu sonra biri şansını tekrar denedi ve başardı.”

Bu coşkuda sahte olmayan inandırıcı bir nokta vardı. Biri derken ki gururdan kabaran göğsü. Adreanna ihtimalleri göz önünde bulundurdu. “O biri sen olmayasın?”

“Tüm bunları nereden öğrendin?”

Yaşlı adam gerginlik ve şaşkınlık ile yapacağı yanlışların sayısını azaltmak istiyordu. Bu kızın onu bulması tüm dengeleri bozmuş ya da bozacak demekti. Eğer bozulmacaksa buna olanak sağlayanın kendi olması suçlu durumuna düşürürdü.

Adreanna net bir şekilde silahın varlığını hatırlattı. “Soruları ben soruyorum, unuttun anlaşılan.”

“Daha neler söylememi istiyorsun, zaten her şeyi biliyorsun.”

“Neden devam etmediniz?” Eğer babası durdurulduysa neden bundan vazgeçildi bilmek istiyordu. En azından yanlış bir şey yapmadan önce her şeyi bilmeliydi. Büyük Adler için oğlunun farklı bir dokunulmazlığıda var mıydı öğrenmeliydi. Yoksa meleğin mektubunda yazan Jason’ın kasa olması yeterli geliyormuydu öğrenmek istiyordu. Tüm bunların sadece evladı için olduğunu sanmıyordu. İşin içinde para da vardı ama hepsi bu kadar mı bir türlü çözemiyordu.

“İlaç beynindeki saldırganlığın bulunduğu lobu tetikleme başlamıştı. On sekiz saat donuyor sonra kana susamış vahşi olarak etrafa saldırıyordu. Her gün için bir kurban istiyordu.”

Her şeyde olduğu gibi buna inanmakta da zorluk çeken Adreanna gözlerini kıstı. “Sizde vazgeçtiniz öyle mi?” sadiste karşı duyulan iltimasa nedenler arayıp beyninde sarsıntılarla cevap için kıvranırken bu insanlarında ondan farkı olduğunu düşünmüyordu.

“Son seçtiği kurban benim ailem olunca evet vazgeçtim.”

Yaşlı adam bunu söylerken boğazına takılan yumrunu, acısının her daim taze olduğunu gösteriyordu. Fakat bu Adreanna için pekte sağlam bir neden değildi. Denemek istiyordu. “İlaç? Onu bana bul.”

Bradley onun bu kararlılığına saflık ve cahillik diyordu. Başına geleceklerden kendi sorumlu olmalıydı, canının bu aile için tekrar tehlikeye atmak istemedi. Başını sallayıp dükkandaki odaya girdi. Açık bıraktığı kapıdan bir şeyi aradığı görünüyordu. Birbirine girmiş kolileri ve çekmeceleri karıştırdı. Sonunda eline aldığı küçük şişeyle bir süre sonra geri döndü.

Fazla şüphe edilecek bir itaatkârlıkla ona uzattı. Adreanna parmakları arasına aldığı şişeyi inceledi. Serçe parmağının boyunda olan içindeki renksiz sıvının belli olduğu koyu camlı bir şişeydi. Miktarı ve boyutu bile önemsenmesi güç duruyordu. Bradley bu ailenin kendi içindeki kıyımları ile son bulmaları gerektiğini düşündü. Bu nedenle ne biliyorsa genç kıza anlattı.

“Onu içmesi gerekir. Günde sadece bir damla, fazlası onun ölümü olur. Bu ilaç onun hareket edememesine sağlar, felç gibi. Tabii bir süresi var; tahmini on sekiz saat. Geriye kalan sürede ilaç vücuttan atılması için beklenmeli... İlacın tüm etkisi kalkar sanki hiç almamış gibi olur. Ama o zamanda dinç ve gayet sağlıklıdır, hatta içindeki canavar daha çok güçlenebilir ve bunu yaptığın için sana öfke duyacaktır.”

Adreanna içinden altı cehennem saati diye geçirdi. Eğer söylediği doğruysa ve ilacı verince onu bekleyen zorluk bu olacaktı. Ama Jason durdurulmuş olacaktı. Onu sıkıca bağlayarak zaptedebileceğine kendini inandırmaya başardı.

Adreanna yaşlı adama karşı kaşlarını çattı, kendini tehlikeye atmaktan da korkuyordu aslında. Bradley’e güvenemiyordu. Yeni bir hayat için ahmaklık gösterip hemen atılırsa canından olabilirdi. “Madem onu zaptedebileceğimiz bir ilaç vardı. Neden onca cinayete izin verdiniz?” diye sordu.

Yaşlı adam gözlerinde dolanan sakinlikle geriledi. O zamanlara geri dönermiş gibi iç çekti. “Diğer altı saati sadece öldürmek için yaşarda ondan. On sekiz saatin acısını çıkardı.”

Adreanna elindeki şişeye bakıp “Benim yaşadığım yirmi zehir yıl varken sadece on sekiz saat vahşiliğini saklı tutacak. Geriye kalan altı saatte bize hiçbir şey yapamayacak. Bence bu durum gayet makul. Bu ilacın devamını isteyeceğim kesin." diyerek ayaklandı. Silahı beline sokup arkasını döndü. Buradaki işi bitmişti. Eğer aklı bu ilacın doğruluğuna takılırsa gelip bu yaşlı adamda deneyecek kadar gözü dönmüştü. Ama şimdilik annesinin yanına gitmeliydi. Kapıya doğru ilerlerken yaşlı adamın seslenmesi ile durdu. Yine usulca sokulan sesi ile konuşmaya başladı.

“Adreanna... Baban caniliğini, kan arzusunu gidermezse kafasının içinde sesler duyuyor. Bu seslerde ona acı veriyor." Genç kız ona doğru döndüğünde parmağıyla rüzgar çanını işaret edip konuşmasına devam etti. “Beyninin içindeki ses; şu çanın bin çeşidinin aynı anda çalınmaya başlaması gibi olur. Biz anca o ses için böyle bir tanım yapabiliriz ama baban... O tüm bunları yaşıyor.”

Adreanna şişeyi cebine koydu, yaşlı adamın dediğini düşünüp saçma bir empati yapacak değildi. Çana doğru yaklaşıp onu asılı olduğu çividen çıkardı. “O zaman çanıda alıyorum.” dediğinde yaşlı adamın bir itirazı olmadı. Ama rüzgar çânı kaçmak ister gibi yaydığı seslerinden yardım dileniyordu. Bunu duyabilecek ve umursayabilecek kimsecikler yoktu. Adreanna elinde rüzgâr çanının yalvarışlarıyla dükkandan çıkıp sokağa karıştı. Başlangıçtan önce olan ve oluşum denen evrenin sonundaydı, genç kız. Başlagıç çok yakınlarındaydı.

Bradley onun arkasından bakarken unuttuğu kepinin farkındaydı. Fakat ona yetiştirmek yerine rüzgâr çanını takılı olduğu paslı çiviye astı. Kep yerinden hoşnut gibi dururken cehenneme gidiyormuş gibi bağıran rüzgâr çanı ile yer değiştirmek kader değiştirmek gibi geldi.

Bölüm sonu

7 yorum