İçeriğe geç

Vahşetin Çağrısı

Bölüm 7 · 21 dk okuma

Vahşetin Çağrısı

Bölüm 7

5.Bölüm

5.Bölüm

"Pusu"

Akrep ve yelkovan bir yarışa girdiğinde saat ve dakikada arka arkaya yıkılmaya başlardı.Zamanı ertelemek veya durdurmak ya da her insanın istediği zamanı geriye almak imkansızdı.İnsan her zaman için imkansızı isterdi,bu imkansızın ne olduğunu bilmeyip üstelik olması için dua da ederdi.

Ancak imkansızlıklar parantez içinde detaylıca bile açıklanacak olsaydı insanoğlu yine anlamazdı.Yani insanoğlunun yapısında vardı,imkansıza oluşturmaya çalışmak.

Sol omzunda başlayan acı aşağısında tam göğsünde bitiyordu.Kalbine doğru yayılmaya başlayan tarifsiz acı ona çocukluğunu hatırlatıyordu.

"Bazı şeyleri görmemezlikten gelmelisin ki,senin onlardan bir farkın olsun."

Annesinin önceden kurduğu bu sözün şimdi yaşadıkları ile bir bağlantısı olacağını bilseydi şu an ki durum içinde ne yapması gerektiği hakkında daha fazla şey öğrenmeye çalışırdı.

Zino'nun başlattığı bu savaşı kencinde sonlandırmaya çalıştığında yine kendi canı yanıyordu.İstisnasız,böyle bir savaşın durması gereksede kimse kendi canının yanmasını istemezdi.

Göğsüne doğru yayılan tarifsiz acı,ayılmaya başladığı andan beri daha çok alevlenir olmuştu.Yattığı yerden doğrulmaya çalıştığında soğuk teninde sıcak dokunuşları hissetti."Yatın lütfen." Aralarında pekte bir mesafe bulunmayan kadına baktı.Beyaz mini eteği ve üzerindeki kırmızı gömleği ile karşısındaydı sarışın kadın.Başını arkaya doğru yatırdığında hemşire olduğunu düşündüğü kadının işini yapmasına müsaade etti.

Elindeki tentürdiyotlu bezi yavaşça yaralı bölgesine sürmeye başladığında sessizce konuşuyordu."Kanamanızı on beş dakika önce anca durdurabildim." Şömineden yükselen hafif çıtırtı sesleri rahatlatıcıydı.Kadın elindeki bez ile yarayı temizlemeye başladıktan sonra da yarayı tekrar kapattı.

Gözünü omzundan çekip perdesi açık camdan dışarı baktığında yağmurun durduğunu gördü.Şömine yanıyordu,oda sıcaktı ancak teni hâla buz gibiydi.Neden soğuktu?

Çıplak göğsünün kandan arındırıldığını gördü.Hâlâ camdan dışarıya bakmaya devam ederken çıplak göğsünde,kaslarının üzerinde gezinen parmakları hissetti.Gözlerini usulca hemşirenin adeta okşayarak hareket ettiği parmaklarına çevirdi."Amacın ne?" Diye sordu,fısıltı gibi çıkan sesiyle.

Hemşire, ne yaptığının yeni farkına varmış gibi elini çektiğinde büyük çantada duran acil yardım malzemelerinin içinde bir şırınga doldurdu.Küçük tüpü petidin ile doldurduğunda onu kenara koyarak,Valerio'nun kolunu kendine çekti.Damar yolunu bulduğunda,"Ağrı kesici." Dedi ve şırıngayı etine batırdı.

Hemşire,Valerio'nun kolunu sımsıkı tutan elini yavaşça çekerek eşyaları toparlamaya başladığında konuştu.

"Saat kaç?"

"Beş buçuğa geliyor." dedi.Yerinden hafifçe doğruluğunda unuttuğu yarası canını yakmış ve bu da yüzünü ekşitmesine sebep olmuştu.Ancak hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktığında arkası dönük olan hemşirenin kolundan tutup kendine çekmişti.

Dudaklarının arasında pekte bir mesafe yokken yarım bir gülüşle,"Oldukça sinsisin." Dedi."Amacın ne?" Diye sordu tekrar.Yine cevap vermesini beklemedi,dudaklarına küçük bir temasta bulunduğunda kadında hemen karşılığını vermişti.

Öpücüğü karşılıklı olduğunda bu anın alevlenmeye başladığını fark etti.Dudakları iç içeyken pişkince güldü,kadının aceleyle öpücüğüne karşılık vermesine.

Elleri kadının koluna gitti,bu hamlesiyle kendisine daha çok 0 çektiğinde son kez sert bir baskıyla öperek ayrıldı.Öpüşmenin erken bitmesinden dolayı dumura uğrayan kadın Valerio'ya bakmakla yetinebilmişti."Ağrın var sanıyordum."Dedi,Valerio gibi alaylı bir gülüşte dudaklarına peydah olduğunda.

"Ağrı kesici hemen etkisini gösterdi." Dedi umursamaz ifadesiyle.

Elleri hâlâ kadının iki kolundan tutarken aralarında on santimlik mesafeyi daha da açarak geriledi.

Kadının yüz ifadesi gittikçe değişirken Valerio ile arasında yaşanan az evvel ki şeyin yanlızca öpüşmeden ibaret kalmayacağını düşünüyordu.

Sarı saçlarını geriye savurduğunda Valerio'ya doğru yaklaştı.Elleri usulca kasıklarına doğru kayarken gözlerini ondan ayırmıyordu.

"Portego,hemşire ne demek bilmiyor sanırım." Dedi alaylı ve kinayeli bakışlarıyla.Başını iki yana salladığında az evvel uzandığı yere oturdu.

"Rahatsız etmedim umarım." Kapının açılıp bu rahatsız edici odadaki sesi başka bir ses böldüğünde Portego odaya girmişti.İyi insan lafın üstüne gelir sözü bu olsa gerek ki,saniyeler sonra Portego gelmişti.

Gözlerini,kendisine sinirle bakan açık kahvelerden çektiğinde başını Portego'ya çevirip gel anlamında başını salladı.Bazıları görmezden gelinmeyi ve kullanılmayı hiç sevmemiş olmalı ki,eşyalarını aldığı gibi odadan çıkmıştı.

Giden kadının arkasından baktığında,"Ona ne yaptın? Fazla sinirli duruyor."Dedi Portego.

"Hemşire olduğunu unuttu herhalde," dedi ve başını kapının olduğu yerden çekip tekrar karşısında ki adama baktı.

"Hemşire mi bulamadın oğlum?" Dedi.

"Ne oldu ki?" Dedi safa yatarak,açıkça Valerio'nun ağzından laf almaya çalışıyordu.Valerio da bunun farkına vararak istediğini Portego'ya vermişti.

"Amacına ulaşıyordun ama beni hâlâ mı tanımadın?"

Omzunu silken Portego koltuğa oturduğunda,"Seksin insanı rahatlattığını duymuştum."

"Hangi anlamda?" Ters bir bakış atarak Valerio'ya baktığında konuştu.

"Bak,yanlış anlayan sensin.Ben stres atma anlamın demiştim,rahatlarsın diye(!)"

Başını koltuğa yasladığında kısa süreliğine gözlerini kapattı.Bir süre sessizliğin sefasını sürerken Portego yine bu anı bozmuştu.

"Biraz da olsa iyi misin?" Başını salladı,yattığı yerden hareketlenmeden.

Ardından gözleri kapalı olan bitenden haberdar olmak için sorularını sıralamaya başladı."Beni vurdurttuğumuz adam nerede?"

"Onu sahildeki eve gönderdik,birkaç gün orada saklansın.Daha sonra gidebilir.Halk çıldırmak üzere Valerio.Sen vuruldun,hemde çarşıda polislerin gözü önünde.Bu yüzden halk çıldırıyor,nasıl yakalanmadın diye."

Başını salladı,bu yaşanılanlar şu an için en hafifiydi,daha fazlası vardı.Ve onların yaşanmasına da az kalmıştı.

"Polisler hangi bölgede?"

"Tüm İtalya'da." Derin bir nefes aldı ve,"Korkmasalar Bay Antonio'nun da evine arama yapacaklar." Dedi,"Ama merak etme,şu an için en güvenli yerdeyiz,bulamazlar bizi."

"Yakalanmaktan korkmuyorum Portego.Utanıyorum,bu olaylardan sıyrılmak için yaptığım onca şeyden sonra yakalanırsam eğer yerin bin kat aşağısına batmak isterim.Anlıyor musun?"

Anlaşılmak ve anlayışla karşılanmak istiyordu."Seni anlıyorum," dedi ve bu konunun kapanması için,"Zino eminim ki şu an deliriyor.Gözünün önündeki adam vuruldu ve kaçırıldı,en azından onlar öyle biliyor." Dedi ve gülümsedi.

"Onu düşünemiyorum bile." Dedi kahkahası dahada arttığında.

Yattığı yerden hemencecik dikleşerek ellerini önde bileştirdi.Bir kaşı havada,şahin bakışları adamın üzerindeyken keskin bir sesle konuştu.

"Babam..." dedi ve ardından yanlış demiş gibi hemen düzelterek,"Bay Antonio." Dedi.

"Onunla konuşmam gerek,bu olanlara bu kadar sessiz kalamaz.Oğlunun amacı ne,bunu biliyor olması gerek.Tamam...Beni yıllar önce evlat edindi ancak şimdi de böyle bir hiçmişim gibi davranamaz,en azından böyle yapacaksa evlat edinmemeliydi!"

"Sen çok akıllı ve güçlüsün Valerio.Daha göreceğin,yaşayacağın bir çok şey var.Unutma:ağaç yaş iken eğilir.Karşılaştığın her soruna "neden" deme,onu benimse.Nasıl alt edeceğini öğren ki bir sonraki çölmede kalkman zor olmasın."

Kendisine böyle diyen babası,bu olanların yaşanayacağını biliyor muydu? Onu bu yüzden mi böyle bir hayata katmıştı,savaşçı olabilmesi için ya da mağdur?

"Olmaz," dedi tek düze bir sesle."En azından ortalık biraz dinene kadar buradan ayrılma,en iyisi bu senin için."

Dedi.

"Burada böyle saklanıp durmamam,Portego!"

"Yapman gerekeni zaten yaptın,haline bak!" Dedi uyarı dolu ve ima dolu bakışıyla.Ve ilk defa Valerio'ya karşı bu kadar sesini yükselttiğini fark etti,Valerio'nun bu duruma tepki göstereceğini düşünmüştü ancak onu dudakları düz çizgi,bakışları ifadesiz olan bir adam karşıladığında tekrar afallamadan edememişti.

"Her neyse," dedi tekrar,"Bir şey olursa biz yine yapmamız gerekeni yapacağız.Buradan gitmen gerekirse gideceksin.Halkın önüne çıkman gerekirse de çıkacaksın.Sen merak etme kardeşim ama şu an Bay Antonio ile de konuşman için seni riske atamam.O gelirse,gelir." Daha sakin bir sesle konuşmasını bitirdiğinde Valerio'nun da konuşmasını bekledi ancak Valerio sessizliğini sürdürerek tekrar başını arkaya yasladı.

Sessizlik sürmeye başladığında bununla on beş dakikayı devirmişlerdi.Yorgun gözlerini araladığında karşısında duran Portego'ya baktı ve,"Halkın tepkisi ne? En azından bana destek olan insanların tepkisi?"

"Şaşkınlar ve seni kim vurduysa o kişinin de cezalandırılması konusunda ayaktalar.Bir nevi kıyasa kıyas yapmaya çalışıyorlar.Böylelikle de senin cezanı düşürmeye çalışıyorlar." Tek nefeste konuştuğunda derin bir nefes aldı ve sona sürprizi saklamış gibi,"Her şey istediğimiz gibi,yolunda!"

Diye parladı.

İşlerin kendi yollarında ilerlemesi durumuna oldukça mutlu ve keyifliydi.

Tekrar konuşacağı esnada,"Valerio?" Dedi ve aklına bir şey gelmiş gibi hemen konuşmaya başladı.

"Şirket hisseleri ne durumda?"

Diye sorduğunda,karşısında ki adamın da kaşlarının havalanması pek uzun sürmemişti.Bunu unutmuş olacakki,yüz ifadesini bozmadan ancak üzerindeki rahat halinden de vazgeçmeden konuştu."Şirket yönetimini bir süreliğine Brian'a verdim." Dedi ve ardından,"biliyorsun,işinde oldukça başarılı bir adam.Bir aksaklık olacağını sanmıyorum."

"İçim rahat etmiyor,bu olanlar için de sence Zino hisselere dokunmaz mı?" Dedi ve ardından gözlerini irice açarak,"Hiç sanmıyorum! Şirket hisseleri için de bir özet isteyeceğim."

Portego'nun aksine,rahat bir ifadeyle başını salladığında kabul etmesinde ki tek sebepte yine Portego içindi.Yoksa biliyordu,kabuk etmese konuşup duracağını.

"Zino'dan bir haber var mı peki? Onu takip ettiriyor musun?"

"Aci Trezza'da en son arabasının konumu gördük,peşine adam takmadım.Kendisinin sayıca adamı var zaten." Dediğinde,Portego'nun bu sözleri üzerine bir şey demedi.Derin bir düşünceye daldığında gözleri eskiyi aradı.

Pek anlaşamasalarda,abiliğini yapmayı her zaman sevdiği günleri...Ve şimdi,en büyük düşmanı küçüklüğü,kardeşiydi.Herkesi diken üstüne koyan Valerio Catolino,kardeşine nasıl bir karşılık dahi vereceğini bilmiyordu.Kendini ilk defa mağdur ve çaresiz hissediyordu.

Ancak farkındaydı,kardeşinin her zaman kendisine olan kıskançlığı,onu taklit etmesi ve bazen sert sözleri her şeyi onu ele veriyordu.Ancak o,annesinin sözünü dinleyerek hiçbir zaman yapılan çirkin şeylere de öyle karşılık vermemişti.

Ancak bu seferde annesine kızıyordu,böyle merhametli bir çocuk yetiştirmeseydi bu olanlara anında son verebilirdi.Gözlerini boyayan:merhameti ve sabrıydı.

"Bu arada Portego," dedi ve bakışlarını daldığı yerden koparmaya çalışır gibi gözlerini kırpıştırdı ve ona baktı.

"Brian ile bir görüşme ayarla,haftaya cuma." Dediğine başını sallayan Portego,Valerio'yu daha fazla rahatsız etmemek amacıyla"Ben gideyim artık." Dedi ve odadan usul adımlarla ayrıldı.

Yine kendi başına kaldığında,bundan sonra ki izlemesi gereken yolu daha temkinli ve tekrarlı atmamalıydı,ancak yapılan bir hatanın tekrarı olmazdı.

Yapması gerekenler için fazlasıyla geç kalmıştı bile.Bundan sonrasına başlamalıydı.

🎲

Başını hızla kaldırdığında,zamanla arasında olan yarışın sonunda bitirdiğini düşünmüştü.Aceleyle başını kaldırdığında,gözleri belirsiz bir yere dalmış olan kadına kaymıştı.Omzuna dokunup onu kendine getirdiğinde,"buldum." dedi.

Kaşları havalanan Veronika,inanmak zormuş gibi bir bakış atarak,adamın sözleri karşısında desteği,"Ne?" olmuştu.

"Duydun işte,orada olan ünlü bir mağazanın kamera bloklarından bir tanesinin şifresini kırarak erişime ulaştım." Dedi ve bakışlarına kadının bir tepki vermesini bekleyen ifade yerleşti.

"Doğru mu,emin misin?" Dedi,uzun uğraşlar sonucu herhangi bir hayal kırıklığına uğramaktan korkarak.

"Eminim,bak," dedi ve bilgisayarı kadına doğru çevirdi.Hacklenen kamera kayıtlarının bir kısmının görüntüsünü baştan aldığında ellerinde bir günün kaydı vardı.

Gerekli olan zaman dilimini açıp ayarladığında kayıtı başlattı ve izlemeye başladı.Valerio ve yanında Portego'yu gördüklerinde yabancı bakışları ekranda gezinmeye başlamıştı."Yanında ki adam,koruması sanırım?"

"Hayır,eski avukatı Portego Rizzo." Dedi ve başını Nathan'a çevirip küçük bir bakış attı."Eski..." dedi ve aklına bir şey gelmiş gibi,elindeki kayıtı dahada netleştirmeye çalışmıştı.

"Sence neden eski avukatı oldu dersin,Nathan?" Omuz silken adam,Veronika gibi derin düşüncelere dalmayarak,"Bilmiyorum.Bu durum şu anda da umurumda değil."

Dediğinde,Veronika'nın da umursamaması için,"Bunu düşünmeyi bırak,şu an ki işe odaklan." Dedi ve durdurttuğu kamera kayıtlarını tekrar başlattı.

Kısa bir süre sonra,ekranda gördükleri bir adamın hızlı adımlarla Valerio'ya doğru gelmesinin ardından çetrefilli bir kavgayı izlemişlerdi.Kavga zorla ayrıldığında,yanlızca dakikalar sonra daha şiddetli bir kavga başlamıştı bu sefer farklı biri ile.

Ardından,saniyeler sonra Valerio'ya doğrultulan silah göğsüne patlayarak yerini almış,hedefini vurduğunda saniyeler sonra yere devrilen adamla vuran kişi de geri geri giderek kaçmıştı.

Polislerde kamera açısına girdiğinde araya siyah bir araç gelmişti.Yerde yatan Valerio'yu kollarından tutarak arabaya bindiklerinde yanında ki adamını da zorla bindirmişlerdi.

"Oha," dedi ağzından kaçan ince bir nidayla şaşkınlığını gizlemeyerek.

"Gerçekten kaçırılmış,buna ihtimal vermemiştim." Dedi ve başını koltuğun arka kısmına yasladığında sıkıntıyla nefes vermişti.

"Nathan," dedi ve ardından tekrar doğrularak önündeki ekrana doğru yaklaştı."Şu arabanın plakasını öğrenebiliyor muyuz?" Nathan,omuzunu silktiğinde bilgisayarı tekrar kendine çevirdi ve kamera kaydını biraz daha geriye alarak ekranı yakınlaştırdı.

"Plaka pek gözükmüyor,ancak arabanın modeli belli." Dedi ve ardından daha dikkatli baktığında,"Siyah Porsche,model Cayenne.Plakanın başı I 7 ile gözüküyor,yan açıdan." Dedi daha sonra,"Bu kadarı okunuyor." Dedi ve bilgisayarı Veronika'ya doğru çevirdi.

"Peki...I ve 7...Bu aracı bulabilir miyiz? Eğer bulursak Valerio'nun yerini bulmamız zor olmaz?"

Aklına gelen soruları demekten çekinmeyen Nathan,bu sefer sorularını yönelten kişi olmuştu."Valerio'nun yerini bulursan ne yapacaksın? Onu kaçıran kişilerin elinden Zino mu alacak? Daha sonra ne yapacak peki,adama işkence mi yapacaksınız? Ya da...Yerini bulursak,polise mi diyeceksiniz?"

"Saçmalama Nathan! Elbette hayır,sadece Zino'ya çalışıyorum ben.Ve şu an onun benden istediği Valerio'nun yerini bulmak.Polis bu işin içinde yok." Son sözü ile Nathan onun anlayacağı bir bakış attığında gözlerini kaçırarak sözünü düzeltti.

"En azından bizim işimizin içinde yok polis." Dediğinde,gözlerini Nathan ile buluşturmamaya özen göstermişti.

Telefonun çalması ile koltuğa koyduğu telefonu aldı,ekranda gördüğü yazı ile kısa bir süreliğine duraksasada kendini toparladı.

Başını kaldırdığında Nathan'ın kendisine baktığını gördü,bakışları ne olduğunu sorgularken bir şey demedi.

Sahte bir öksürükten sonra telefonu açtığında,karşı tarafın konuşmasını beklemişti."Bayan Veronika?" Dedi karşı taraftaki kişi,sorgulayıcı bir şekilde.

"Evet,benim." Dedi,teyit etmek amaçlı.

"Ben kız öğrenci yurdunun müdürü Matteo,Kız kardeşinizin burs ödemesi hâlâ yapılmamış,beş gün oldu." Dedi.

Yüzünü buruşturduğunda alnını sıvazladı."Aahh..." Derin bir nefes verdi,mahcup bir şekilde konuşmaya devam ederken.

"Unutmuşum...Kusura bakmayın,yarın parayı yatırırım."

"Peki o halde,rahatsız ettiğim için kusura bakmayın lütfen." Dedi,samimiyetten uzak soğuk bir sesle.

Telefonu kapattığında sinirle yan tarafa koydu,bu halinden ödün vermediğinden,"Ne oldu?" Nathan'ın sorusu pekte geç kalmamıştı.

Umursamaz görünmeye çalıştı,zira hatırladığı veya çok düşünmeye başladığı her vakitte daha çok sinirleniyordu.

"Yurda para yatırmayı unuttum,bir şey yok." Dediğinde konuyu üstü kapalı bir şekilde söylemişti hiç açılmasını istemediğini belirterek.Başını sallayan adam,oturduğu yerde geriye yaslandı.

"Nathan," dedi dakikalar sonra uzun bir sessizliğin ardından,çatallaşan sesiyle.

Başını çeviren adam ne oldu der gibi baktı.

Oturduğu yerden hemen dikleşti ve açık kahvelerini adamın üzerine ditki.

"Bu uygulamayı bende takip etmek istiyorum,bana da yap." Dediğinde adamın kaşları çatılmıştı.

"Ne?"

"Duydun işte,Valerio'yu bende takip etmek istiyorum,her adımını bilmek istiyorum.Senden öğrenene kadar,ben öğrenip hareket ederim." Dedi kararlı sesiyle.

Ardından yan tarafına koyduğu telefonu alarak adama uzattı."Al,ne yapman gerekiyorsa yap."

Elindeki telefona havalanmış kaşları ile bakarken,kararsızlık içerisindeydi.

Bunu fark ettiğinde,ikna etmeye çalışarak,"eski bir hackersin,yap şunu.Hadi." Dedi.Ardından elinden telefonu alan adam ile rahat bir nefes bıraktı.

"G-mail şifren ne?" Diye sorduğunda,Veronika'nın verdiği yanıt ile sisteme şifreyi yazdı.Kendi bilgisayarına gelen onay bilgisi ile Veronika'nın hesabının girişini kabul etti.

"Sistemime girişini kabul ettim,G-mail'de ki linke tıkladığında normal,anlaşılmayacak bir site seni karşılayacak ancak daha sonra oradaki," dedi ve telefon ile gösterdi.

"Sağ üst köşedeki arama butonuna 28N1024 yazarsan sisteme giriş yaparsın.Tüm bilgiler orada zaten."

"Çıkış yapmadığım sürece bilgi gelir,değil mi?" Başını salladı usul usul.

"Peki,teşekkürler Nathan." Diyerek ayağa kalktı,"Eve gidip biraz dinleyeceğim." Diyerek kapıya doğru ilerledi.

Nathan'ın yanından ayrıldıktan sonra rezidansına sürdü arabayı.

♔

Güneşin ışıkları erkenden evin büyük camlarından içeri sızdığında gözlerini daha erken bir güne açmıştı.Merakla dün Nathan'ın kurduğu sisteme giriş yaptığında,Valerio hakkında hâlâ bir şey yoktu.

Civarlardaki tüm araba plakalarını dünkü gibi yine taratmış,bir çok mekanın sistemine Nathan sayesinde kolaylıkla ulaşmıştı.Ancak elde,sıfırdı.

İçmeyi unuttuğu kahve fincanını eline alarak mutfağa koyduğunda hemen üzerini değiştirmişti.

Üzerine saten,zümrüt yeşili bir gömlek giydiğinde ilk dört düğmesini açık bırakmış içindeki dantelli braletin gözükmesini sağlamıştı.Altına,bol kumaş bir pantolon giymiş ve bir kemer takarak hazırlanmıştı.Sade bir malyajla,ihtiyacı olabileceğini düşündüğü eşyalarını çantaya doldurduktan sonra evden çıkmıştı.Otoparktaki arabasını alarak çıkış yaptı.

Hızla sürdüğü için,yirmi dakika içinde geldiği yurdun bahçesinin önünde arabasını durdurmuştu.Derin bir nefes aldığında,bu gününü kız kardeşi ile geçirmeyi planlamıştı.Hemde müdür ile konuşup,unuttuğu borcu ödeyecek ve kardeşinin,Laura'nın eğitimi hakkında bilgiler alacaktı.En azından,gününü böyle geçirmeyi hedefliyordu.

Arabadan indiğinde,adımları büyük demir kapıya doğru ilerledi.Bahçede koşturup oynayan bir çok kız çocuğunu gördü,içindeki yanma hissine anlam veremedi.Buraya ilk gelişi değildi.Böyle de hissetmemeliydi.

Ancak...geçmiyordu.Her geldiğinde böyle hissediyor,yarım tarafını nasıl doldruracagını bilmiyordu.Güvenliğin kapıyı açtığını fark ettiğinde içeri girmiş,çekingen adımları ile ilk defa ne yapacağını bilmeyen,çaresiz yanı yine baş göstermiş bahçede ilerlemeye başlamıştı.

Kim olduğunu bilip,ona el sallayan çocuklar ile gülümsemiş el sallamıştı.Birazda olsa,küçük çocukların sıcak gülümsemesiyle rahatlıyordu.Adımları taşlı zeminden geçerken kulağını çocukların şen kahkaları ve ayağındaki topuklunun doldurduğu ses varken ona tezat bir ses

daha doldurdu.Telefonuna gelen ard arda bildirim sesi ile çantasından çıkardığı telefonu ile ekrana baktı.

Ekranda kırmızı ışık yanarken,gördüğü bildirim ile adımları kesildi.

Valerio'nun yerini bulmuştu.Kaşları havalanırken hemen konumuna baktı.Buradan yanlızca birkaç dakikalık uzaklıktaydı.Hemen hemen bir saate yakın,kırk dakikalık bir yolculuktu.Derin bir nefes verdiğinde bakışları yurdun binasında gezindi.Şimsi gitmezse belkide geç kalabilirdi,Laura'yı bir daha ziyarete gelebilirdi.

İçten içe,bu gününün planladığı gibi gitmeyeceğini bilsede plana sadık kalmaya çalışmıştı son dakikakaya kadar.Adımları az evvel geçtiği taşlı yolları tekrar ederken,ayağındaki topukluya rağmen adımları hızlı ve büyüktü.Güvenliğin az evvel kapattığı kapıyı gördüğünde,"Kapıyı aç!" Diye bağırdı,aceleci bir şekilde.Kendisine şaşkınlıkla bakan güvenliği umursamadan açık kapıdan çıktığında kaldırım kenarına park ettiği arabasına bindi hemen.

Dar sokaklardan hızla geçtiğinde arkasında bıraktığı yerler toz duman olmuştu.Şimdi olmamalıydı...Bu adamı şimdi bulmamamlı,eline şimdi geçmemeliydi.

Kendisini bekleyen kardeşi Laura'yı yine hayal kırıklığına uğratmıştı.Gelmesini dört gözle beklediği ablasını,camın önünde izlediğini ve geldiğini ancak birkaç saniye içinde koşarak gittiğini gördüğünde hissettiği duyguyu nereden bilecekti? Terk edilmişlik ve hiçbir zaman ihtiyaç duyulmayan...

Bu hissi biliyor muydu Veronika?

"Sikeyim böyle işi!" Sinirle direksiyona vurduğunda araba biraz yoldan şaşmış ancak o bunu hiç umursamadan hakimiyeti sağlamıştı.

Ya hayatın oyunuydu ya da bir kaderdi bu,kardeşiyle hiçbir zaman saatlerce ilgilenemememiş hep bir aksaklık olmuştu.

Yolun yarısındayken,kesmediği hız ile arabaları sallamaya devam ediyordu.Arabanın bilgisiyarında gösterdiği navigasyon hiç bilmediği,ıssız bir dağ yoluna gidiyordu.

Evet,bu yüzden günlerce onu bulamamışlardı.Bu yüzden bu kadar geç kalmışlardı.Ancak şu anda da fark ediyordu da,onu yakalamak ve cezalandırmak içinde henüz erken değil miydi?

Konumdaki eve yüz metrelik bir mesafe kaldığında arabayı durdurmadan önce Nathan'ı aradı.Aceleci bir sesle konuştuğunda sesi endişeden uzaktı.

"Nathan,Valerio'nun yerini buldum."

"Biliyorum,bende şimdi gördüm." Dedi,Veronika gibi sakin ancak daha sonrasında ne olacağını merak eden bir sesle.

"Nathan," Derin bir nefes aldı.

"Valerio'nun yanına gidiyorum,yoldayım şu an."

Şaşkınlık ve endişe dolu ses,hemen rolleri değiştirdiğinde Nathan'ın sesi doldurmuştu arabayı."Ne saçmalıyorsun sen? Kendi başına neden gidiyorsun? Ya bir şey olursa sana,ya bir şey yaparsa o adam?!"

"Sakin ol!"

"Teklikeli! Aklınımı kaybettin?!" Dedi sözlerinin aksini yaparak bağırmaya devam ederken.Ancak bu bağırışların tek nedeni onun için endişenlendiğinden dolayıydı.

Derin bir nefes aldığını işittiğinde tekrar konuştu.

"Oraya gidip ne yapacaksın? O adama gücün yetecek mi Tanrı aşkına,Veronika?"

"Umrumda değil Nathan.Beni hafife alma." Nathan'ın küçük görücü sözleri onu sinirlendirmeye yettiğinde fazla zaman harcadığını düşündü.

"Artık çok geç geldim bile." Arabayı ani bir fren ile durduğunda bedeni sallanmıştı.Otuz metrelik mesafede,konumdaki eve uzak bir yerde araba durduğunda telefonu kapatmadan önce son kez konuştu.

"On beş dakika içinde seni yine aramazsam polisi ara,Nathan."

Sinirli nefesleri işittiğinde Nathan'ın karşı çıkacağını anlamıştı.Bu yüzden hemen aramayı yüzüne kapattığında derin bir nefes aldı.Koltukta geriye yaslandığında gözlerini kapattı birkaç dakikalığına.

Oturduğu yerde dikleştiğinde ekrana kaydı gözleri,saate baktı:09:32.

Tekrar derin bir nefes aldığında hazır hissediyordu kendisini,yan koltuğa eğilip torpidoyu açtığında gördüğü silahı aldı.Hazneyi kontrol etti,dolu olduğunu görünce beline koydu.

Yüzünü tanımaması için siyah maskeyi aldığında yüzünün yarısını kapattı,aynadan kendisine bakarak saçlarını toparladığında hazır olduğunu bilerek arabadan indi.Bagaja doğru ilerledi,bagajı açtı ardından ayağındaki topukluyu çıkartarak siyah botu giydi.

Gömleğinin açık bıraktığı düğmeleri kapattı,bagajında kapısını kapattığında artık hazırdı.

Arabadaki bu eşyaları,her zaman vardı.

Ani görevler için her zaman hazırlıklı olmalıydı.Yıllardır görevde olduğu bu işte,tek kaybetmeyeceği:çevikliği ve her zaman alışık olduğu göreviydi.

Adımları çamurlu yoldan geçerken geride bıraktığı ayak izleriydi.Hızlı adımlarla evin çevresine geldiğinde cam kenarlarından sakınarak,aşağı doğru eğilerek yürüdü.Kapının önüne geldiğinde,kapının açık olup olmadığını anlamak için kulpu yavaşça aşağı indirdi.Açılan kapı ile gülümsediğinde içeri girdi sessizce.

Altındaki ahşap zeminde ses çıkarmamaya özen gösteriyordu.Dağ evi sıcaktı.Burada biri yaşıyordu ancak adımları gibi evde oldukça sessizdi.Kimse yok muydu?

Ya da geldiğini görmüşler miydi? İmkansız,oldukça sessiz ve kenarlardan ilerleyerek gelmişti.

Saniyeler önce eline aldığı silahı sessizce hazır ettiğinde,kulağını şömineden gelen çıtırtı sesleri doldurdu.Salona doğru kafasını eğdiğinde,etrafi kontrol etti.Amerikan tarzı bir mutfak olduğunu gördü.Burada da kimse olmadığını anladığında sessizce,kapısı kapalı olan üç odaya doğru ilerlemeye başladı.

İlk sağdaki kapının önünde durdu,kulağını kapıya doğru yaklaştırdığında herhangi bir ses duymaya çalıştı.Ancak hiçbir şey duymadığında yine de kontrol amaçlı kapıyı açtı.

Silahı hemen doğrulttu,odada gezdirdi ancak burasıda boştu.Sinirle gözlerini yumdu.Bir oyuna mı kanmıştı? Valerio,bunun yapılacağını bilerek konumu bulmaları için bir oyunmu düzenlemişti?

Diğer odaya doğru ilerledi,kapının önünde durdu.Yine aynı şeyleri yaptığında kapıyı açtı.Bir çalışma masası,küçük bir şömine ve tekli üç tane koltuk,masanın etrafında da dört tane sandalye vardı.

Ve oradaydı.Oyun değildi.Oyuna gelmişti.Tuzağındaydı.Valerio Catolino'yu bulmuştu.

Şöminenin önündeki koltukta uyuyordu,derin ve sakin nefesleri gibi göğsü sakince inip kalkıyordu.Ayağını

ahşap küçük sehpaya uzatmıştı.Bir kolu başının altında,diğeri kucağındaydı.Silahını adama doğrultusunda aynı şekilde sessiz adımlarla yanına ilerliyordu.

Çokta ince olmayan yapılı kaşlarına kadar gelen kirpiklerini inceledi uzun bir süre,derin bir uykuda olduğunu anladığında zamanlamasına sevinerek tuzağa düşen adamla keyfi yerine geldi.

"Buradasın," sessizce konuşuyordu,bu sözleri her zaman ona demek istiyordu.

Ve zaman,bu zamandı.

"Gerçekten kaybettin Valerio Catolino." Alaylı bir gülüş dudaklarına peydah olduğunda,"Zino'nun dediği gibi,gerçekten aptalmışsın."

Dışarıda bir cehennem yaşanırken bu adamın ayağını ayak üstüne atarak,yayıla yayıla yatmasını,bu rahatlığını anlayamıyordu.Başka birisi olsa bu olaydan kurtulmak için bin yol arar,kaçacak bir delik arardı.Ancak Valerio'nun bu rahatlığından ödün vermeyen halini gördüğünde,delirdiğini düşünüyordu.

Gözleri sessizce odada gezdiğinde camın arka cepheye baktığını gördü,belkide bu yüzden geldiğini görmemişti,ki zaten uyuyan adam daha düşmanının dibinde olduğunun farkında değildi.

İndirdiği kolunu tekrar kaldırdığında silahı tam anlına yasladı."Sonun geldi." Dedi.

Büyük bir sessizlik oldu.Belkide fırtınadan önceki son sessizlikti bu.

Belki de,son rüzgardı bu;her taraf alev almadan saniyeler öncesi.Alaylı gülüşü Valerio'nun yavaşça açılan gözleri ile son bulduğunda neye anlam vereceğini şaşırdı.

Umursamadı.Gücünü ve hırsını kaybetmedi.Horozu aşağı indirdi,tetiğe şu an bassa hedefi asla şaşmadan beyninde patlayacak belki de yeni bir geçiş yaparak duvarda duracaktı.

Kolundan tuttu,kendine doğru çekti.Silahı tuttuğu kolu eli arasındayken kolunu ters çevirdi ve kucağına düşen kadınla silahı kendisi aldı.Hırıltılı nefeslerini işittiğinde hırsına yenik düştüğünün hâlâ farkında değildi.

Her şey saniyeler içinde olmuştu ki,kim olsa eylemsiz kalırdı.Başı göğsünde olan kadının boynuna bir kolunu doladığında nefes almasını zorlaştırıyordu.Roller değiştiğinde bu sefer şafağında silah olan kişi Veronika'ydı.Kadının hızlı nefes alışverişleriyle gözü hızla inip kalkan göğsünde takılı kaldı.Çatık kaşlarını hiç bozmadan,bir koluyla boğazını sıktığı kadını ters çevirerek sırtını ahşap sehpaya gelecek şekilde yatırttı.Ayakları yerdeyken,bacak arasına sıkıştırdığı kadına baktı.

"Kimsin?" Soğuk sesi,aslında her şeyin farkında olduğunu ve düşmanının dibine kadar girmesine izin verdiğini anladığında sinirle gözlerini yumdu.

Oyuna getirtmemişti:oyuna gelmişti!

"Cevap verecek misin yoksa beynini dağıtayım mı?" Silahı tekrar kadına doğrulttu.Yarım ağız sırttı.

Oturduğu yerden biraz daha dikleşti.Elindeki silaha rağmen bacak arasında ki kadının bacağından tutarak kendisine çekti.Korkmadığının farkındaydı,sadece endişeli gözüküyordu:peki ya endişesi ne içindi?

Kadının sadece sırtı ve başı sehpada kaldı.Yüzüne düşen saçlarını silahın namlusuyla geriye attığında,silahı bir kez daha yüzünde gezdirdi.

"Bu dediğimi inanki hiç çekinmeden yaparım? Cevap ver,kimsin? Kimin köpeğisin?"

Kadının açık kahvelerine baktı.Konuşmayacağını anladığında derin bir nefes aldı.Silahı birden cama doğru çevirdi,patlayan silahla kadının bir tepki vermesini bekledi.Ancak silahın yüksek sesinden dolayı gözlerini kırptığını gördü.

Sarjörü kontrol ettiğinde,tekrar kadına doğru çevirdi."Daha mermimiz var,bununla beynini dağıtabilirim."

Kadının başını yana çevirmesiyle sertçe çenesinden tutarak kendisine çevirdi.

Aralarındaki birazcık mesafeyide kapattığında gözlerinde kendi yansımasını görüyordu;öfkeli olduğunu ilk o an fark etti."Bana zoru kullandırma,kimsin?!"

Yüzünü kapattı siyah maskeden pek yüzünün aldığı hali göremesede sıktığı çenesiyle dudağının büzüştüğünün farkındaydı.Sinirli bir nefes verdiğinde bu sefer kadının saçından çekerek öfkesini dindirmeye çalıştı. Hayır hayır...Bu kadına dokunmayacaktı.Dokunamazdı.Hiçbir zaman,durum ne olursa olsun kadınlara zarar veren birisi olmamıştı.

"Konuşsana!" Kadının konuşmayacağını bildiği halde ona bir şans tanıyordu.Yumruk yaptığı elinin yüzüne ineceğini fark ettiğinde kadının tuttuğu başını itekledi.Ayağa kalktığında öfkesini duvarı yumruklayarak çıkartmaya başladı.

Konuşmamalıydı,daha çok konuşursa belki şimdi tanınmasa bile sesinden tanırdı.

"Valerio!" Yumrukları durmadı,daha sert indirmeye başladı.

Veronika birisinin daha geldiğini anladığında,botunda ki bıçağı çıkardı tek hamleyle.

"Ne oldu burada?" Portego'nun yakından gelen sesi,odada son bulduğunda hızla içeri daldı.

Gözleri odada gezdi.Yerde duran kadını gördü,büyük bir şaşkınlıkla kadına baktı.Hangi ara gelmişti? Kimdi? Kimin adamıydı?

Duvarı yumruklayan Valerio'ya döndüğünde hızla yanına ilerledi ve elindeki silahı beline koydu.

"Seni öldürürüm."Dedi tek nefeste,kadına döndüğünde.

"Madem Zino'nun adamısın,nerede lan onun diğer köpekleri? Seni tek mi yolladı?"

"Zino'nun adamı mı?" İyice şaşıran adam,birazdan yaşadığı şoklar yüzünden bayılacaktı.Bakışları sürekli iki kişi arasında gidip duruyor,elinde tuttuğu silahı kadına doğru hedefliydi.

"Maskeni indir." Dedi,emir veren bir tonlamayla,zorlamadan kadının dediğini yapmasını bekledi.Ancak hayır,kadının açık kahveleri Valerio'ya inatla bakıyor,konuşmasına bile gerek kalmadan onu dinlemeyeceğini söylüyordu.Başını salladı usul usul.

Kadının yola gelmeyeceğini anlamıştı,o halde zoruda kullanmaktan çekinmeyecekti.

"Neden seni tek yolladı?" Sakin sesinin aksine,onu tanıyan biri şu an kendisini ne kadar sakin tutmaya çalıştığını anlardı.Portego'nunda gözünden kaçmamıştı bu.

Kadına baktı uzun bir süre.Konuşmasını bekledi.Ancak konuşmayacağını anladığı kadınla gür bir bağırış bıraktı."Delireceğim! Delireceğim lan! Kimsin sen? Amacınız ne lan sizin?"

Önündeki tekli koltuğa ayağıyla sert bir tekme vurduğunda koltuk geriye düşmüş,büyük bir ses çıkarmıştı.Elindeki çakı bıçağı avucuna saklayarak ayağa kalktığında geriye doğru gitti."Hâlâ anlamadın mı?"

Diye sordu,sorgular bir şekilde tek kaşı havadayken.

"Zino'nun amacını hâlâ anlamadın mı?"

Diye sormaya devam ettiğinde,Valerio'nun sorularına cevap vermenin yerine onu hafife alarak karşılık vermişti."Sen beni aptal mı sanıyorsun?" Diye sordu,kadına doğru ilerlerken.

"Sen kendini ne bok sanıyorsun?"

Kadının yanında durduğunda,tam gözlerine bakıyordu."Zino'nun amacı bana acı çektirmek,aylardır tek işi gücü benim...Peki,tamam." Başını salladı.

"Yerimi buldunuz,buraya geldin.Sürünün devamı nerede?"Derin bir nefes aldığında elinden gelecek her türlü zararı durdurmaya çalışıyordu.

"İstediğini yapsın,istediğinizi yapın.Ancak zararlı olan siz olacaksınız." Elindeki silahı kaldırdığında kadına hedef aldı,aralarında çok az bir mesafe varken silahı patlattı.

Sağ tarafından sıyırıp giden kurşun duvarı deldiğinde tiz bir çığlık koptu Veronika'dan.Saniyelerdir korkmazken,ölümü şimdi bu kadar yakınında hissetmesi onu korkutmuştu.

Endişeliydi ancak endişesi kendisi için değil kardeşi içindi.Valerio bu gözlerde ki endişeyi görmüştü ancak neden olduğunu bilemeyecekti.

Eliyle kulağını kapattığında,gözünün önünden bir film şeridi gibi geçen geçmişle kendine lanet etti.Hayır korkmuyordu! İlk defa bir silah patlamıyordu.İlk değildi,alışmıştı. Alışmalıydı.

Kadının yavaşça yere egilmesiyle alaylı bakışlarla baktı,titreyen bedenine.

"Korkuyorsun." Derin bir nefes aldı.

Gözleri odada gezindiğinde Portego'nun camın önünde olduğunu gördü.Bakışları,bir şeyi çözmeye çalışırmış gibi bakıyordu.

"Ona rağmen deli bir yürekle buraya gelip bana silah doğrultuyorsun.Acizsin." Boğazından çıkan alaylı ses,ona acıdığını ve halini komik bulduğunun göstergesiydi.Ancak hissettiği:öfkeydi.

"Valerio,siren sesleri geliyor.Polis geliyor,buradan ayrılmalıyız hemen."

Portego'nun sözleri ile kaşları çatıldı.

Karşısındaki kadına dik dik bakmaya başladığında,"Polis misin?" Diye sordu.

"Valerio gitmeliyiz.Sesler çok yakında!"

Karşısında,yerde duran elleriyle kulağını kapatan kadının pekte kendinde olmadığını anlamıştı.Ya rol yapıyordu ya da gerçekten iyi değil,korkmuştu.

Elindeki kadına ait silahı koltuğa fırlattığında,son kez kadına baktı.

Odadan çıktığında,Portego da hemen çıkmış ve kapıya ilerlemişti.Dışarı çıkmış,duvardan biraz başını sarkıtarak yola bakmıştı.

"Polis gelmiş bile,buraya doğru ilerliyorlar." İçeriye tekrar girdiğinde Valerio'nun beline silahı yerleştirdiğini gördü."Onu kullanmayacaksın değil mi?"

Portego'ya yandan bir bakış attığında önüne döndü.Montuda giyindi ve arka kapıya doğru ilerledi.Hâlâ arkasında duran Portego'ya seslendi."Orada durup,nezarethaneye mi gitmek istiyorsun?" Omzunun üzerinden baktıktan sonra dışarı çıktı.Portego da kendisini toparladığında Valerio'nun peşinden,arka kapıdan çıktı.

Polisin sesi kulaklarını doldururken,sürekli onlara teslim olmaları için bağırıyordu."Ön tarafı polisler çevirdi,şu yoldan aşağı inmemiz gerek." Dedi eliyle gösterirken.

Valerio'nun gösterdiği yere baktı.Ev dağın bir tepesinde olduğu için,yokuş aşağı olan yolu diyordu.Başını salladı,"Benim için tamam ama sen yaralısın.İnebilecek misim?"

"Hızlı ol Portego!" Dedi sorusuna farklı bir cevap vererek.Başını sallayan Portego,Valerio'ya gülümseyerek baktı.

Önden giden Valerio'yu korumak amaçlı elindeki silahla etrafa bakarken evin arka tarafına doğru gelen polisleri gördü.

"Hızlı ol,Valerio.Bizi gördüler." Yarasına rağmen yokuş aşağı yoldan,kaymamaya çalışarak hızla yürüdüğünde arkalarındaki polisin gür sesi kulaklarını doldurdu.

"Teslim olun!" Daha hızlı ilerlemeye başladılar.Polis ile aralarında büyük bir mesafe varken onları yakalaması imkansızdı:ancak poliste hızlıydı.

"Teslim olun Dedim size!" Portego omzunun üzerinden arkasına baktığında polisle aralarında otuz metreden de fazla olduğunu gördü.

"Son uyarım!"

Durmadılar.Yapılan uyarıları dinlemediler.Eğer dururlarsa onlar için bir son asıl şimdi olurdu.Daha bir son için bile erken iken,insanın tüylerini ürperten ses adımlarını dahi kesmedi.

Polisin silahı onlara doğru hedef almışken,patladığında da onları şaşırtmadı.

5.Bölüm Sonu.

Düzeltme yapılmamıştır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.